Son devir Osmanlı âlimlerinden. Yüzdokuzuncu Osmanlı şeyhülislamıdır. İsmi Refik olup Mehmed Refik Efendi diye bilinir. Bosnalı Hacı Abdullah Efendi'nin torunu ve Ali Efendi'nin oğludur. Bugün Bosna Hersek sınırları içinde Çelebipazarı kasabasında (bugünkü adı Rogatica), 1229 (m. 1814) senesinde doğdu. 1288 (m. 1872)'de İstanbul'da vefat etti. Fatih Sultan Mehmed Han türbesi civarında defnedildi.
İlk öğrenimini yaparken babası vefat ettiğinden yetim kaldı. Bosna Sarayı'na gelip hem tahsiline devam etti, hem de şer'iyye mahkemesinde memur olarak çalıştı. Bosna kadısı Ispartalı Hüseyin Efendi, Mehmed Refik'in zeka ve kabiliyetini takdir edip 1249 (m. 1833)'te İstanbul'a getirdi. Bu sırada Ispartalı Hüseyin Efendi'nin kızıyla evlendi. Zamanının âlimlerinin ders meclislerinde bulunup aklî ve naklî ilimleri tahsil etti. Aksakallı Müzellef Ahmed Efendi'den alet ilimlerini ve dinî ilimleri tahsil etti. Feraiz ilmini Mehmed Sakıb Efendi'den öğrendi. 1253 (m. 1837)'de kayın pederinin Şam kadılığına tayini esnasında onunla birlikte Şam'a gitti. Orada Şeyh-i ekber Muhyiddin-i Arabî hazretlerinin kabrini ziyaret edip eserlerini mütalaa etti. Muhyiddin-i Arabî'yi birkaç defa rüyasında gördü. Yine Şam'da medfun bulunan Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerinin seçkin talebesi, Abdülfettah-ı Bağdadî Akrî'nin sohbetlerinde bulunup ona talebe oldu ve manevî feyiz aldı. 1254 (m. 1838)'de kayın pederi Şam'da vefat edince İstanbul'a dönüp fıkıh ilmi tahsiline ve diğer ilmî eserleri incelemeye devam etti. Kendini daha iyi yetiştirmek için Evkaf (vakıflar) idaresi teftiş kaleminde vazife aldı. 1256 (m. 1840)'ta “Fetevahane-i aliyye”de vazifelendirildi. 1257 (m. 1841)'de Eyüp Şer'iyye mahkemesi kadı vekilliğine tayin edildi. 1260 (m. 1844)'te Varna kadı vekilliğine gönderildi. 1261 (m. 1845)'te müddetini tamamlayarak İstanbul'a dönüp “Fetevahane-i aliyye” yazı işlerinde vazifelendirildi. Fetva emini Meşrebzade Mehmed Arif Efendi'nin vazifeden ayrılması üzerine şeyhülislam olan Mekkîzade Mehmed Asım Efendi tarafından imtihan edilerek, âlim, fazıl bir kimse olması ve fıkıh ilmindeki üstünlüğünden dolayı, 1262 (m. 1846)'da fetva emini olarak tayin edildi. Aynı sene vefat eden Mekkîzade Mustafa Asım Efendi'nin yerine şeyhülislam olan Arif Hikmet Efendi de onun ilmine ve ahlâkına hayran olup vazifesine devam etmesini istedi.
1264 (m. 1847)'de, İzmir payesiyle, Bosna, 1265 (m. 1848)'de Edirne, 1266 (m. 1849)'da Haremeyn (Mekke ve Medine) kadılıklarında bulundu. 1270 (m. 1853)'te İstanbul kadılığına getirildi. 1272 (m. 1855)'te Evkaf müfettişliğinde bulundu ise de 1274 (m. 1857)'de tekrar fetva eminliği vazifesine getirildi. Aynı sene içinde Anadolu kazaskerliğine yükseldi.
1276 (m. 1859)'da Sevgili Peygamberimizin Ravdai Mutahharasının tamiri yapılıyordu. Şeyhülislamlık makamında toplanan âlimler meclisinde Ravda-i Mutahhara'nın kapısı üzerine; “Benim mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha efdaldir.” hadis-i şerifinin yazılmasını teklif etti. Bu teklif âlimler meclisinde kabul edildi. Bu vesileyle, Sultan Abdülmecid Han'ın takdir ve tasvibini kazandı. 1282 (m. 1865)'te Şer'iyye Hakimleri Seçim Meclisi başkanlığı (Meclis-i İntihab-ı Hükkam Riyaseti) vazifesiyle birlikte, “Meclis-i Valay-ı Ahkâm-ı Adliyye” üyeliğine getirildi. Aynı sene içinde Hicaz'a giderek hac ibadetini ifa edip Peygamber Efendimizin mübarek kabrini ziyaret etmekle şereflendi. Bu sebeple “El-Hac” ünvanıyla anıldı. 1283 (m. 1866)'da Şeyhülislam Atıfzade Ömer Hüsameddin Efendi'nin vazifeden ayrılmasıyla boşalan şeyhülislamlık makamına getirildi. 1 yıl 9 ay 9 gün bu şerefli ve yüce vazifeyi yürüttükten sonra 1285 (m. 1868)'de vazifeden alındı. Aynı sene içinde “Meclis-i Mahsus-ı vekile” (özel vekiller meclisi) üyeliğine getirildi. Bu vazifesi esnasında ateşli humma hastalığına yakalandı. Bu hastalıktan kurtulamayarak vefat etti. Kabri, sur dışında Mustafa Paşa dergâhındaki Şeyhülislam Meşrebzade Mehmed Arif Efendi'nin kabri yanında hazırlandı. Ancak Padişah Sultan Abdülaziz Han'ın emri ile Fatih Sultan Mehmed Han türbesi civarında defnedildi. Cenaze namazında zamanın vezirleri, devlet ileri gelenleri, âlimler ve kalabalık bir cemaat hazır bulundu. Ahmed Cevdet Paşa; “Fıkıh hazinesini buraya defnediyoruz.” dedi.
Mehmed Refik Efendi, âlim ve fazilet sahibi bir zattı. Dürüst, sözü özüne uygun, ilmiyle âmil ve vakarlı idi. İlim ehline uymayan davranışlardan kaçınır, yaptığı işlerde Allahü tealanın rızasına kavuşmayı dilerdi. Fıkıh ilminde özel ihtisası olup bütün fıkhî meselelere vâkıftı. “Ya hayır konuş veya sus.” hadis-i şerifini ön planda tutup pek az konuşurdu. Güler yüzlü ve tatlı sözlü olup herkes tarafından sevilir ve sayılırdı. Mührü üzerinde; “Ni'me'r-refik Muhammed” (Muhammed ne güzel dosttur, arkadaştır) yazılıydı. Ellidokuz yaşında vefat eden Mehmed Refik Efendi “Murassa-i Osmanî” ve “Birinci Mecidî” nişanlarına sahipti. Doğum yeri olan Çelebipazarı'nda bir cami ve bir sıbyan mektebi (ilk okul) yaptırmıştı. Fetava-i Feyziyye'den nakletmiş olduğu fetvalarını içine alan bir eseri vardır. Bir cilt olarak 1266 (m. 1849) senesinde basılmıştır.
Sicill-i Osmanî; cilt-4, sh. 415
İlmiyye salnamesi; sh. 596-598
Tarih-i Bosna; cilt-4, sh. 74