Türkistan'da yetişen velilerden Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin talebelerindendir. Doğum ve vefat tarihleri belli değildir. Hayatı hakkında fazla bilgi olmayan Mevlana Hasan, onuncu asrın başında vefat etti. Ubeydullah-ı Ahrar'ın sohbetlerinde kemale geldi.
Küçük bir çocukken babası onu Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin sohbetine götürdü. Küçük Hasan odaya girdiğinde, Ubeydullah-ı Ahrar'ın yanında duran balı görünce hemen ona koştu ve yemeye başladı. Hace Ubeydullah gülümseyerek durumu seyretti ve Küçük Hasan'a; “Yavrum senin ismin ne?” diye sordu. Bal yemekle meşgul olan Mevlana Hasan; “Bal.” cevabını verdi. Hace Ubeydullah bu cevaptan çok hoşlandı ve; “Kabiliyeti, yeteneği çok kuvvetli. Zira küçücük bir bal lezzetini almakla ona kendisini öyle verdi ki onun sevgisinde eridi ve kendisini o zannetti. Başka bir şey tadınca onda da öyle olacak.” buyurdu.
BUbeydullah-ı Ahrar, babasından küçük Hasan'ı istedi. Kendi terbiyesi altına aldı. Mektebe gönderdi. Kur'an-ı kerimi hatmettikten sonra ona ilim tahsil etmesini emretti. İlim tahsili yanında, Ubeydullah-ı Ahrar'ın sohbetlerinde de bulunarak, kemale erdi.
Mevlana Seyyid Hasan'ın, talebe yetiştirmekte büyük kabiliyet ve kuvveti vardı. Fakat, hocasına hürmetinden, kendini hoca yerine koyacak böyle bir hareketten çekinirdi. Bir gün hastalandı ve yatağa düştü. Hace Ubeydullah, Mevlana Kasım'a, Seyyid Hasan'ı ziyaret edip etmediklerini sordu. Ziyaret etmediklerini öğrenince; “Sen onu ne sanıyorsun? O senin anlayışından çok yüksektir! Sen ki Mevlana Kasım'sın. Seyyid Hasan'a elli yıl hizmet etmek mevkiindesin!” buyurdu.