MEYBUDÎ

Meybudi Tefsir âlimi.
A- A+

Tefsir âlimi. Beşinci asırda dünyaya gelip, altıncı asırda vefat ettiği tahmin olunmaktadır. Hayatı hakkında bilgi yok denecek kadar azdır. 520 (m. 1126) senesinde yazmaya başladığı Farsça on ciltlik Keşfu'l-esrar ve Uddetu'l-ebrar adlı tefsiri ile tanınmıştır. Tefsiri işarî bir tefsir olmak itibariyle tasavvuf tarihinde mühim bir yer tutar. İşarî tefsire, Kuran-ı Kerim'in tasavvufî tefsiri de denebilir. Eseri Teftazanî'ye veya Hace Abdullah Ensarî'ye ait zannedenler de vardır. Şu kadar ki 481 (m. 1089) tarihinde vefat eden Ensarî'nin veciz ve kısa tefsiri, Meybudî'nin kaynakları arasındadır. Hatta Keşfü'l-Esrar'ın onun şerhi mahiyetinde olduğunu bizzat müellif beyan eder.

Keşfu'l-esrar, bilhassa tefsir ve tasavvuf konusunda yazılan eserlere kaynak olmuştur. Bunların başında Feridüddin Attar'ın Tezkiretü'l-evliya, İsmail Hakkı Bursevî'nin Ruhu'l-Beyan, Necmüddin Razî'nin Mirsadu'l-İbad, Molla Cami'nin Nefahatü'l-üns ve Minhacu't-talibin ile Mevlana'nın eserleri gelir.

Meybudî tefsirinde şöyle bir usul takip etmiştir. Önce birkaç ayeti ele alıTefsir âlimi.p, bu ayetler için bir meclis teşkil eder. Bu meclisler 445 tanedir. Her meclis vasati onbeş sayfadır. Her meclis üç nevbetten (bölüm) oluşur. İlk nevbette ayetlerin muhtasar meali verilir. İkinci nevbette kıraat ihtilaflarına, ayetlerin nüzul sebeplerine, sarf ve nahiv izahlarına, fıkhî hükümlere, tarihî hadise ve menkıbelere temas edilir. Bu ayetler hakkındaki hadis-i şeriflerle, sahabe ve müfessirlerin sözlerine yer verilir. Bu nevbet, eserin en geniş kısmını teşkil eder. Üçüncü nevbette ayetler işarî (tasavvufî) bakımdan tevil edilmiştir. Bu kısımda evliya menkıbeleri, hikmetli söz ve şiirler yer alır.

Keşfü'l-Esrar, Ali Asgar Hikmet tarafından 1946 senesinde çeşitli yazma nüshaları karşılaştırılmak suretiyle on cilt ve 6.500 sayfa olarak tasnif edildi. 1952-1960 yılları arasında Tahran'da basıldı. İkinci baskısı 1965 yılında yine Tahran'da yapıldı. Meybudî'nin ayrıca Fusul adında bir risalesi ve Erba'in Hadis adında bir eseri daha vardır. Ancak bunlar günümüze intikal etmemiştir.

Tefsirinden seçmeler:
“Ellerinizi savaştan çekin” (Nisa suresi: 77): Ellerinizi mahluklardan, dünyadan çekin. Allahü tealaya yönelin. Zira ihsan eden, hataları örten, sevgi ve cömertlikte eşsiz olan O'dur. Şehvet kapısını üzerinize kapatın. Mal ve dünya şöhretinden uzak durun. Haram olan dünya malı lanetlenmiş, helal olanı yük, fazla olanı ise sıkıntı verir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Bu dünya lanetlenmiştir, içindekiler de lanetlenmiştir, ancak zikrullah ve zikrullah'a yardımcı olanlarla âlim veya müteallimler hariç”.

“Beni anın, bende sizi anayım.” (Bakara suresi: 152) Bu ayetin tefsirinde Allahü tealanın şöyle buyurduğu belirtilmektedir: “Ey Kullarım taat ile beni anın bana kulluk ediniz. Ben de mağfiretimle sizi bağışlayayım.” Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Kim Allahü tealaya ibadet ve kulluk eder ve emirlerini yerine getirirse, her ne kadar az nafile namaz kılar, az oruc tutar ve az Kur'an-ı Kerim okursa da zikredenler cümlesinden olur. Her kim isyan eder ve itaat etmezse, her ne kadar fazla namaz kılar, fazla oruç tutar ve fazla Kur'an-ı Kerim okursa da unutulanlar cümlesinden olur.” O halde gerçek zikir, sadece sözü süsleme ve mücerred sözler değildir. Müfessirler bu ayetin tefsiri hususunda, değişik lafızlarla da olsa aynı mânâyı vurgulamışlardır.

Peygamber Efendimize; “En faziletli iş ve en iyi amel nedir?” diye sordular. Şöyle cevap verdi: “Yüce Allah'ı zikrederken dilin ıslak (diri) olduğu halde ölmendir.” Sonra şöyle buyurdu: “Amellerinizin en iyisini Rabbinizin huzurunda en temizini ve derecelerinizin de en iyisini, altın ve gümüş infak etmekten ve düşmanlarla cihat etmekten daha iyisini söyleyeyim mi?” Dediler; “O nedir ya Resulullah?” “Allah'ı zikretmek ve Kur'ân-ı Kerim okumaktan daha faziletli bir zikir de yoktur. Özellikle namazda okunan Kur'ân-ı Kerim…” buyurdu.

Namaz içinde Kur'an-ı Kerim okumak, namazın haricinde Kur'an-ı Kerim okumaktan daha faziletlidir. Namaz haricinde Kur'an-ı Kerim okumak, zikirden ve sadaka vermekten üstündür. Sadaka vermek, nafile oruç tutmaktan daha faziletlidir. Oruç, Cehennem ateşine karşı kalkandır. Amelsiz ve niyetsiz bir sözün değeri yoktur. Sünnete uymadan niyet, amel ve sözün de değeri yoktur.

“Allah'ın mescitlerinde Allah'ın adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zâlim kim vardır!” (Bakara suresi: 114): İbadet yerini şehvet ile harap eden kimseden daha zâlim kim var? Marifet yerini masiva ile harap eden kimseden daha zâlim kim var? Müşahede yerini başka düşüncelerle harap eden kimseden zâlim kim var? Marifet yeri ariflerin kalbidir. Müşahede yeri dostların sırrıdır. Nefsini şehvetten alıkoyan şahsın ibadet yeri abaddır. İsmi de zahitler listesindedir. Asıl ibadet yeri kalp, ruh ve sırdır. Kul nefsini şehvetlerden alıkoyduğu takdirde bu ibadet yerleri de abad olacaktır.

Bayezid-i Bistamî Arapça bir şiirinde buyurdu ki:
İnsanlar ruh ve rahatlık temin ettiklerinde,
Ben ise yalnız olarak seninle buluşmak isterim.

Şair Senaî de şu Farsça beyitinde der ki:
Herkesin her yerde bir mihrabı var,
Senaî'nin mihrabı da senin mahallendedir.

Meybudî, Kur'an-ı Kerim'deki harfler, bilhassa surelerin başında yer alan ve huruf-i mukattaa denilen harfler hakkında da tefsirinde şunları söylemektedir:
Besmele ondokuz harftir. Cehennem zebanilerinin sayısı da ondokuzdur. “Üzerinde on dokuz vardır.” (Müddessir suresi: 30) ayet-i kerimesi buna işaret etmektedir. Kim ihlasla Besmeleyi çekip Allahü tealaya yalvarırsa, her bir harfi karşılığında bir zebani ondan elini çeker ve cehennemden kurtulur.

Bismillah'daki be Allah'ın bekasına, sin Allah'ın senasına, mim Allah'ın mülküne bir remizdir. Marifet ehline göre de: Bismillah'daki be Ehadiyetin bekasına, sin samediyetin senasına, mim uluhiyetin mülküne işaret eder. Cenab- Hakk'ın bekası celal ile senası cemal iledir. Senası sevgi ve şefkatı artıran, mülkü ise bitip tükenmeyendir. Yine ba Hak tealanın velilerine olan iyiliği, sin dostlarına olan sırrı, mim aşıkları üzerine olan minnetidir. Şayet iyiliği olmasaydı, sırrına kavuşulacak yol bulunmazdı. Şayet minneti olmasaydı O'na ulaşılmaya yol bulunamazdı. O'nun celal dergahına hangi yol ile gidilebilirdi? Eğer ezel muhabbeti olmasaydı, Baki olan Allahü tealayı tanıma yolu nasıl bulunabilirdi?”

Bismillah'daki be Allah'ın bekasına, sin Allah'ın müminlere olana selamına, mim Allah'ın iyi ve temiz olan muhabbetine işaret eder.”

“Elif, lam, mim”: Bunlar dostluk şifresidir. Elif ilahi bir şifredir, herkesin onu anlaması mümkün değildir. Mânâsını ancak Muhammed Aleyhisselam biliyordu. Muhammed Aleyhisselam gitti; manasını da beraberinde götürdü. Elif Allah'ın isminden, lam Hazreti Cebrail'in isminden ve mim de Hazreti Muhammed'in isminden bir remizdir. Elif Allah'a, lam Cebrail'e mim de Hazreti Muhammed Aleyhisselam'a işarettir. Sehl-i Tüsterî hazretleri de elif lam mim harflerini tevil ederken buna benzer bir izahatta bulunur: Elif Allah tealaya, lam Hazreti Cebrail'e, mim Muhammed Aleyhisselam'a işarettir. Bu harflerle Hak teala kendi nefsine, Hazreti Cebrail'e ve Muhammed Aleyhisselam'a yemin etmiştir.” der.

İbn-i Arabî ise şöyle diyor: Elif lam mim'deki elif Hak tealaya, mim mahlukata delalet eder. Elif lam mim de Halık ile mahluk bir arada zikredilmiştir. Lam de Hak tealanın yaratmak için indiği makamdır. Elif, ene; Lam, Li; mim, Minni; Ene, ben benim ve Allah'ım, kula sezgi veririm, Nur ismim ve mesajımdır. Gönüllere can ve reyhanım, ruhlara dostluk ve huzur veririm. Li, olan ve olacak her şey benim mülk ve malımdır. Onları ben korurum. Minni, olan ve olacak her şey benim kudretim ile olur. Giden her şey de bilgimin dahilindedir. Hace Abdullah Ensarî de der ki: Elif bütün harflerin imamıdır. Çünkü hiçbir harfe bitişmez, harflerin hepsi elife bitişir. Elif'in hiçbir harfe ihtiyacı yoktur. Bütün harflerin elife ihtiyaçları vardır. Elif düzdür, başa da yazılsa sona da yazılsa şekli değişmez, hep aynı şekilde olur. Elif Allah'ı temsil eder.

“Elif, Lam, mim, sad”: Derler ki, her şeyin ilmi Kur'an-ı Kerim'de vardır. Kur'an ilmi, sure başlarında bulunan mukattaa harflerdedir. Harflerin ilmi, lam eliftedir. Lam elifin, ilmi eliftedir. Elifin ilmi noktadadır. Noktanın ilmi ma'rifet-i asliyededir. Marifet-i asliyenin ilmi evvel'dedir. Evvel'in ilmi meşiyyettedir. Meşiyyetin ilmi, gayb-i Hu'dadır. Gayb-i Hu ise “O'na benzer hiçbir şey yoktur. O işiten ve görendir.” (Şura suresi, 11) Hüseyin Mansur'a göre, ise, elif, ezel'in elifi; Lam, ebed'in lamı; mim de, ezel ve ebed'in arasındadır. Sad, da ona ittisal edene birleşmesi, ondan ayrılandan ayrılmasıdır.

“Elif, lam, ra”: Burada elif, Cenab-ı Hakk'ın “Allah” ismine; lam, Allah'ın “Latif” ismine; ra, Allah'ın “Rahim” ismine işarettir. Elif Allah'ın nimetlerine; lam, lutfuna; ra, rahmetine işarettir. Kısacası Cenab-ı Hak burada şöyle buyurur: “Ey kulum, nimeti benden bil, benden gör; rahmeti benden iste. Beni cimri değil, cömert bil, ben aciz değil, lütfu ve ihsanı bol ve nimeti noksan olmayan Allah'ım.”

“Kaf, ha, ya, 'ayn, sad” (Meryem suresi: 1): İbn-i Abbas bu harfleri şöyle te'vil etmiştir:
“Kaf, kaf; ha, sad; ya, Hâlim; 'ayn, Âlim; sad, Sadık; manasına yine kaf, Kebir; ha, Had; ya, Emin; 'ayn, Aziz; sad, Sadık manasına gelir”. Allahü teala bu harflerle kendi, kendisini sena ediyor ve bu harflerle kendi isim ve sıfatlarını mahlukata öğretiyor. Zira Allahü teala şöyle buyuruyor: “Kaf, Kebir ve Kerim benim; ha, ben Hadiyim; ayn, ben Azizim; sad, sadık ve musavvirim.” dir.

“Ta, ha,”: Said bin Cübeyr'e göre ta, Tayyib'ten; ha, Hadi'dendir. Ta, temizliğe işarettir. Temiz Allah'ın sıfatıdır. Ha, hidayete işarettir. Asıl hidayet sahibi Allahü tealadır.

“Ta, sin, mim” (Kasas suresi: 1): Ta, masivadan temizlenmiş olan ariflerin kalbine; sin, Allahü tealanın sırrına; mim, Allahü tealanın minnetine işarettir.

“Ta, sin”: Ta, Allahü tealanın latif ismine; sin Allahü tealanın Semi' ismine bir işarettir.

“Ya, sin” (Yasin suresi: 1): Ey insan demektir. Burada insandan kasıt da Muhammed Aleyhisselam'dır. Yasin surenin ismidir. Ebu Bekr Varrak ise “Ya, sin, Ey insanların efendisi manasına gelmektedir.” der.

“Sad”: Hak tealanın Samed ismine işarettir.

“Ha, mim”: Ha, Allahü tealanın Hay olduğuna; mim, Allah tealanın meveddetine bir remizdir. Yine ha, Hak tealanın Hay isminin anahtarı; mim, Hak tealanın Melik isminin anahtarıdır. Ha, Muhabbette; mim, minnete işarettir.

“Ha, mim, 'ayn, sin, kaf”: İbn-i Abbas'a göre, ha, Allahü tealanın hilmine; mim, Allahü tealanın mecdine; ayn, Allahü tealanın ilmine; sin, Allahü tealanın senasına; kaf, Allahü tealanın kudretine bir işarettir.

“Kaf”: Muhammed bin Ka'b el-Karazî'ye göre, kaf, Cenab-ı Hakk'ın, Kadir, Kahir, Kuddus, Kayyum ve Karib isimlerine başlamaktır. Yani burada Allahü teala şöyle buyurur: “Ben Kadir, Kahir, Kuddus, Karib ve Kayyum olan Allah'ım.” Burada Hak teala, bu isimleri bir harf ile kısaltarak zikretmiştir.

“Nun”: Mücahid, Mukatil, Süddî, Kelbî gibi bir kısım müfessirlere göre, nun yeryüzünün üzerinde bulunduğu balık demektir. Hasan Basrî, Katade bin Diame, ed-Dahhak ise nun yani balık mürekkep hokkasıdır. Zira bu nun kaleme daha uygundur. Meybudî bunu şu görüşler ile teyit etmektedir: Denilir ki bazı balıkçılar avladığı bazı balıklarda (mürekkep balığı) mürekkep gibi ve daha da siyah bir şey çıkarıyorlar ve onun ile yazı yazıyorlar. Demek ki nun, (balık) aynı zamanda mürekkep hokkasıymış. Ikrime'nin, İbn-i Abbas'tan yaptığı rivayete göre bu hususta İbn-i Abbas şöyle demiştir: “elif lam ra”, “ha mim” ve “nun” harfleri “er-Rahman” lafzının mukattaa harfleridir. Yine bazı görüşlere göre, nun, yemin harfi; bazılarına göre ise nun, diğer mukattaa harfleri gibi surenin ismidir. Bir diğer görüşe göre ise Cennet'teki bir nehrin adıdır.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası