MİMŞAD ED-DİNEVERÎ

Mimşad Ed-Dinveri Evliyânın büyüklerinden
A- A+

Evliyânın büyüklerinden. Irak âlimlerinden olup ilimde zamanın bir tanesiydi. Riyazet, hizmet, müşahede, halve hareketlerinde, eşi ve bir benzeri yoktu. Dinever’de doğup, orada ilim tahsil etmiştir. 299 (m. 911)’da Dinever’de vefat etti.

Mimşad-ed-Dineverî; Cüneyd-i Bağdadî, Rüveyb bin Ahmed ve Süfyan-ı Sevrî hazretleriyle aynı yıllarda yaşadı. Yahya el-Cela, Sırrîyi Sekatî ve Ma’ruf-i Kerhî hazretleriyle görüşüp, onların sohbetlerinde bulundu. Hübeyretü’l-Basrî hazretlerinin talebelerindendi. Hocasının vefatından sonra, hocasının yerine geçti.

Taliplere ilim öğretti ve nasihatte bulundu. İnsanların kalbine Allahü tealanın sevgisini yerleştirmek, onlara doğru yolu göstermek ve öğretmek için çalışan Mimşad-ed-Dineverî hazretlerinin en tanınmış talebesi, Ebu İshak Şami-i Çeş tî hazretleridir.

Mimşad-ed-Dineverî hazretleri, doğumundan ölümüne kadar bütün ömrünü oruç tutmakla geçirdi. Yalnız Ramazan Bayramı'nın birinci günü ile Kurban Bayramı'nın dört gününde oruç tutmazdı.

Mimşad-ed-Dineverî çok mal-mülk sahibi idi. Allahü tealanın sevgili kullarıyla tanıştıktan sonra, mallarının hepsini fakirlere dağıttı. Ondan sonra da hac için yola çıktı. Oradan ayrılırken; “Ya Rabbi! Ailem ve çocuklarımı sana emanet ettim!” diyerek dua etti. Mekke-i Mükerreme yolunda giderken çölde bir adam gördü. Başında bir tepsi yemek vardı. Mimşad-ed-Dineverî bunun ne yapacağını sordu. O adam da; “Ben ehli-gaipten bir kişiyim. Her gün senin evine böyle bir tepsi yemek götürürüm. Allahü teala bana böyle emretti.” dedi.

Hübeyretü’l-Basrî hazretlerinin derslerine devam ederken bir gün kendisine; “Git, abdest al gel.” buyuruldu. Daha sonra hocasının yanına geldi. Hocası elinden tutup; “Ya Rabbi! Mimşad-ed-Dineverî'yi dervişlik makamına eriştir!” diyerek dua etti. Bu duanın tesiri ile Mimşad-ed-Dineverî hazretleri kırk defa bayılıp, bir o kadar da ayıldı. Sonunda kendisine gelip ayağa kalktı. Hocasının ellerini öptü. Hübeyre hazretleri; “Arzu ettiklerine kavuştun mu?” diye sordular. O da; “Otuz senedir bunun için uğraşırım. Elhamdülillah, sizin himmetinizle arzuma bugün kavuştum.” dedi. Kendisine icazet verilip, talebe yetiştirmekle vazifelendirildi.

Tekkede ders verirdi. Tekkenin kapısını devamlı kapalı tutardı. Kapıya birisi gelse; “Misafirmisin, mukimmisin?” diye sorardı. “Eğer kalıcı isen içeri gir, şayet misafir isen, burası senin yerin değildir. Çünkü birkaç gün kalır, kendine bizi alıştırırsın da, sonra ayrılığın dayanamamayız.” derdi.

Bazen seyahatler yapan Mimşad-ed-Dineverî, gittiği yerlerde ki evliyânın sohbetinde bulunur, onlardan nasihat alırdı. Kendisinin bir seyahatinde yaşlı bir zattan aldığı nasihati şöyle anlatır:

“Seyahatlerimden birinde yaşlı bir zat gördüm. Hayır yüzünden okunuyordu. ‘Bana nasihat et.’ dedim. O zat bana şöyle dedi: ‘Himmetini koru. Himmet (niyet), bütün işlerin başlangıcıdır. Himmeti temiz olanın, gayreti iyiye yönelen kimsenin yaptığı işler de temiz olur. Haller ve ameller de düzelir.’”

Kendisi şöyle anlatır: “Bir zamanlar borcum vardı. Kalbim hep bu borç ile meşgul olurdu. Bir gün rüyamda birinin bana; ‘Yapmış olduğun bu borç bize aittir. Bize güven, borcundan dolayı hiç korkma. Senin görevin, borcunu bize havale etmek; bizim görevimiz ise borcunu ödemektir.’ diye söylediğini gördüm. Bundan sonra hiçbir zaman kasap, bakkal ve manav gibi yerlerdeki borçları düşünmedim. Zira bunlar hep bir vesileyle ödeniyordu.”

Şöyle anlatılır: Bir gün birisi Mimşad-ed-Dineverî’ye; “Bana işimin olması için dua et.” dedi. Bunun üzerine Mimşad-ed-Dineverî; “Git, Allahü tealanın razı olduğu filan mahalleye yerleş ki, Mimşad'ın duasına muhtaç olmasın.” dedi. Adam; “Allahü tealanın razı olduğu mahalle neresidir?” diye sorunca, Mimşad-ed-Dineverî; “İnsanların olmadığı yerdir.” dedi. Adam daha sonra halkın arasından çekildi. Bütün vaktini ibadet ve dua ile geçirdi. Bu hali ile yüksek mertebelere ulaştı ve Allahü tealanın sevgili kullarından oldu.

Bir gün şehrin sel basınca halk, Mimşad-ed-Dineverî'nin tekkesine sığınıyordu. Bu zat da, postunu selin üzerine sermiş, onun üzerinde oraya geldi. Mimşad-ed-Dineverî bu durumu görünce ona; “Bu hal nedir?” diye sordu. O zat da; “Hem bana bu halı verdin, hem de bu hal nedir diye soruyorsun. Mimşad'ın duası ile Allahü teala bana bunu verip, kendisinden başkasına ihtiyaç duymamamı sağladı ve gördüğünüz bu mertebeye ulaştırdı.” dedi.

Vefatı yaklaştığında ona; “Hastalıktan ne çekiyorsun?” dediklerinde; “Benden ne çektiğini gidin de hastalığa sorun.” dedi. “Gönlünü nasıl buluyorsun?” diye sorduklarında; “Gönlümü kaybedeli otuz sene oldu. Onu tekrara ile geçirmek istedim ama bulamadım. Bu süre içinde gönlümü bulamayınca, bütün sıddîkların gönüllerini kaybettikleri şuhal içinde, ben onunasıl bulacağım?” dedi ve ruhunu teslim etti.

Mimşad-ed-Dineverî’ye; “Aç kalan veline yapar mı?” diye sorduklarında; “Namaz kılar.” diye cevap verdi. “Peki onu yapacak gücü yoksa?” diye sorduklarında; “Uyur.” cevabını verdi. “Ya uyuyamazsa?” diye sorduklarında; “Allahü teala velî kuluna şu üç şeyi verir: Ya gıda, ya güç veya ecel!” buyurdu.

Mimşad-ed-Dineverî buyurdu ki:

“Hak tealaya ulaşmanın yolu uzundur, o yolda sabretmek zordur.”

“Talebene edebi, hocasına hürmet, kardeşlerine hizmet, dünya bağlarını kesmek ve dinin adabına göre kendi dinini korumaktır.”

“Salih kimselerle beraber olan salih olur, fasıklarla beraber olan fasık olur.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası