İslam âlimlerinin büyüklerinden. İsmi Vaiz Mehmed bin Ömer bin Hamza Antakî olup lakabı Muhyiddin'dir. Halep'ten Bursa'ya gelmiş olduğundan dolayı Molla Arab dendi. Bu isimle şöhret buldu. Yaklaşık 868 (m. 1464)'te Antakya'da doğdu. 938 (m. 1552) senesi Muharrem ayında Bursa'da vefat etti. Kabri, Bursa'nın kıble tarafında, dağa yaslanmış ve kendi adıyla anılan mahallededir. Kabrin bulunduğu yerden bir sokak sonra Molla Arab Camii bulunur. Bu cami, 1955 senesinde Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumu tarafından bugünkü şekline getirilmiştir. Şimdi iki kubbeli ve tek minareli olan bu cami, eskiden dokuz kubbeli ve üstü kurşun kaplı idi. Zelzelede kubbeler çökünce iki tanesinin duvarları ve bir kısım kemerleri ile dışarıda bir minaresi kalmıştır.
Molla Arab'ın dedesi Hamza bin İvaz, büyük âlim Teftazanî'nin talebelerinden olup Maveraünnehr'den Antakya'ya geldi. Babası da âlim, salih bir zattı. Molla Arab, küçük yaşta Kur'an-ı Kerim'i, Kenz ve Şatıbî ve bazı eserleri ezberledi. Fıkıh ilmini fazilet sahibi babasından, usul-i fıkh, kıraat ve Arabî ilimleri, amcaları Şeyh Hasan ve Şeyh Ahmed gibi âlimlerden öğrendi. Hocalarının feyiz ve bereketleriyle ilimde üstün bir dereceye yükseldi. Daha sonra Tebriz diyarına gitti. Birkaç yıl kalıp Tebrizli Mevlana Mezid'den ilim öğrendi. Sonra Antakya'ya döndü. Halep ve Kudüs'teki âlimlerle görüştü. Çok şey öğrendi. Şöhreti her yere yayıldı. Hacca gitti. Bir müddet mücavir olarak kaldı. Sonra Mısır'a gelip İmam-ı Süyutî ve Şa'bî'nin derslerinde bulundu. Hadis ilminde icazet (diploma) aldı. Vaaz, ders ve fetva verdi. Mısır'daki Çerkez sultanlarından Kayıtbay, onun sohbetlerine katıldı ve vaazlarını dinledi. Ona çok hürmet etti ve sevgisi sebebiyle Mısır'dan ayrılmasına müsaade etmedi. Onu vaiz ve müftü tayin etti.
Molla Arab, fıkıh ilmine dair Müstasfa ve Dürer Gurer kitaplarındaki meseleleri içinde toplayan Nihayetü'l-Füru adlı eseri yazıp Sultan'a hediye etti. Herkesten hürmet ve saygı gördü. 901 (m.1495) senesinde Sultan Kayıtbay vefat edince Molla Arab Bursa'ya gitti. Orada halk ve ileri gelenlerden çok hürmet gördü. Vaaz edip devamlı Allahü tealanın emir ve yasaklarını bildirdi. Halka, haram ve günahların öldürücü zehir olduğunu anlattı. Sonra İstanbul'a gitti. Burada da vaaz ve irşat ile meşgul oldu. Sultan İkinci Bayezid Han, Molla Arab'ın şöhretini işitip dersine geldi. Vaazını dinleyip tesirli konuşmalarına hayran oldu. Çok defa ziyaretine gelip devletin beka ve devamı için dualarını talep etti. Molla Arab, Tehzibü'ş-Şemail, Hidayetü'l-İbad ila Sebilü'r-Reşad adlı eserlerini yazıp Sultan Bayezid Han'a hediye etti. Ayrıca Sultan'ın gaza sevabına kavuşmasını istedi. Kur'an-ı Kerim'de, Nisa suresi 95. ayet-i kerimesinde mealen; “Müminlerden özür sahibi olmaksızın cihattan geri kalanlarla, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlar bir olmazlar. Allah, mallarıyla ve canlarıyla savaşanları, derece bakımından oturanlardan çok üstün kıldı. Bununla beraber Allah, ikisine de Cennet'i vaat etmiştir. Fakat Allah, savaşanlara, oturanların üstünde pek büyük bir mükâfat vermiştir.” buyurulduğu üzere, Sultan'ı gazaya teşvik etti. Ordu, Yundu Seferi'ne çıktı.
Molla Arab, Mora Yarımadası'ndaki Modon Kalesi'nin fethine katıldı. Kaleye ilk giren mücahitler arasındaydı. Gazadan dönüşünde, İstanbul'da vaazlarına devam etti. Sonra ehl ve ıyaliyle (çoluk çocuğuyla) Halep'e gitti. Orada Çerkez beylerinden Hayr Bey'den çok hürmet gördü. Hayr Bey onun bütün ihtiyacını karşılamak istedi. Fakat o, takvasından, onun zerre miktarı bir şeyini kabul etmedi. Halep'te üç yıl kadar vaaz, hadis ve tefsir ile meşgul oldu. Bidat ehli ve bozuk fırkaların zararlarını anlattı. Daha sonra İstanbul'a döndü. Yavuz Sultan Selim Han'ı, şiirlerle cihada teşvik ve tahrik eyledi. Bu maksatla Es-Sedad fî fedaili'l-Cihad kitabını yazdı. Çaldıran Seferi'ne katılıp askere vaaz ederek cesaret verdi. Muharebede dua eder, Padişah âmin derdi. Sarayköy ve Üsküp'te de on sene vaaz ve nasihat ederek, çok kâfirin hidayetine sebep oldu. Sultan Süleyman Han ile de Macaristan Seferi'ne katılıp zafer için yaptığı duaları Makbul-i İlahî oldu. Sonra Bursa'ya gelip çeşitli kitaplar yazdı. Kimya bilgisi de çoktu. İki mescid, iki de cami yaptırdı. Nafakasını ticaret yaparak kazanırdı. Kimseden bir şey kabul etmedi.
Hafızası çok kuvvetliydi. Tefsir ve hadis ilimlerine vukufu ile tanınan Molla Arab'ın güçlü bir ezber kabiliyeti bulunduğu ve sahih hadislerin tamamına yakınını ezbere bildiği nakledilir. Vaazlarında doğru bildiklerini pervasızca söyler, halkı sapkın fikirlere, özellikle Şia ve Şah İsmail'in taifesine karşı uyarır ve bid'atlerle mücadele ederdi. Bu sebeple Şah İsmail taraftarlarının mescitlerinde Molla Arab'a da lanet edildiği nakledilir. İstanbul'daki vaazlarında cahil tarikatçıları belirtip bunlara uyulmaması gerektiğini, müzik eşliğinde hay huy edenlerin din hırsızları olduğunu belirtmiştir.
Molla Arab'ın kimya ilmine derin vukufu bulunduğu hâlde bunu kullanmadığı kaydedilir. Geçimini ticaretle sağlamış, sultan ve emirlerin gösterdiği teveccühe ve gönderdiği ihsanlara rağmen kendi kazancı dışında herhangi bir şeye iltifat etmemiştir. Ayrıca birçok öğrenci yetiştirmiş, Arabzade olarak tanınan oğullarından Muhyiddin Muhammed (v. 969/1562) ve Abdürrauf (v. 1009/1600-1601) çeşitli yerlerde kadılık yapmış ve her ikisi de ilmî eserler kaleme almıştır.
Hayır müesseseleri de kuran Molla Arab, Rumeli'de kaldığı süre içinde Saraybosna'da bir cami ile mescit, Üsküp'te de bir mescit yaptırmıştır. Bursa'da inşa ettirdiği Molla Arab Camii, 18. yüzyıl sonlarına kadar faaliyet göstermişse de civarındaki yerleşimin dağılması yüzünden uzun yıllar harap kalmıştır. 1871'deki depremin ardından Vali Ahmed Vefik Paşa tarafından etrafına Tatar muhacirleri yerleştirilerek tamir edilip ibadete açılmıştır. Bugün merkez Yıldırım ilçesinde kendi adıyla anılan mahallede bulunan ve aslının dokuz kubbeli olduğu belirtilen yapı 1953 yılında iki kubbeli olarak yeniden inşa edilmiştir.
Eserleri:
1- Tehzibü'ş-şemail fi men hassahu bi-ekmeli'l-fezail: Tirmizî'nin Şemail'ini ihtisar edilip yeniden düzenlenmesiyle meydana gelen eser Sultan İkinci Bayezid'e ithaf edilmiştir. Süleymaniye Kütüphanesi Laleli Kısmı No: 1547'de bir nüshası vardır.
2- El-Makasıd fi fezaili'l-mesacid: İkinci Bayezid'e ithaf edilen kitap yedi bölümden oluşmaktadır. Bir nüshası Süleymaniye Kısmı No: 3447'de vardır.
3- Erbeune hadisen: Yine İkinci Bayezid'e ithaf edilen ve çeşitli konularda kırk hadis içeren eserde bunlarla ilgili bazı ayetlere ve hikayelere de yer verilmiştir. Bir nüshası Süleymaniye Kısmı No: 431'de kayıtlıdır.
4- Erbeune hadisen: Yukarıdaki eserin devamında yer alan ve girişinde bu esere atıfta bulunulan bu kırk hadis risalesinde ezberlenmesi kolay, veciz, biri tekrar olmak üzere kırk iki hadis bir araya getirilmiştir.
5- Es-Sedad fi fadli'l-cihad: Bir nüshası Süleymaniye Kısmı No: 1985'te kayıtlıdır.
Kaynaklarda Molla Arab'ın Sultan Kayıtbay'a takdim ettiği, fıkıhtan Dürer ve Gurer'in meselelerini ihtiva eden En-Nihaye, Hidayetü'l-ibad ila sebili'r-reşad ile Mevlidü'n-Nebi adlı eserleri yanında özellikle kimyaya dair çok sayıda risalesinin bulunduğu da kaydedilir.