MUHAMMED CİSR

Muhammed Trablusşam'da yetişen büyük velîlerden.
A- A+

Trablusşam'da yetişen büyük velîlerden. Babasının ismi Mustafa'dır. İsmi Muhammed, künyesi Ebü'l-Ahval'dir. Aslen Mısır'ın Dimyat kasabasındandır. 1206 (m. 1792) senesinde Trablusşam'da doğdu. 1262 (m. 1846) senesinde Filistin'de Led köyünde vefat etti ve buraya defnedildi. Kabri meşhur olup bereketlenmek için ziyaret edilir.

Babasının terbiyesinde yetişen Muhammed Cisr, küçük yaşta Kur'an-ı Kerim'i ve yazı yazmayı öğrendi. Babası ile birlikte evliyanın büyüklerinden Şeyh Abdullah Debba'nın sohbetlerinde bulundu. On sekiz yaşına gelince, ilim tahsiline devam etmek için Camiu'l-Ezher'e gitti. Mısır'da iken babası vefat etti. Burada Şeyh Muhammed Kütbî ve Şeyh Ahmed Savî'den icazet, diploma aldı.

Sonra memleketine döndü. İnsanlara, Allahü tealaya kavuşturan doğru yolu anlatmaya çalıştı. Muhammed Cisr, ilmiyle amil, zühd, vera, takva sahibi bir zattı. Doğruyu söylemekten hiç çekinmezdi. Vakitlerini, devamlı Allahü tealaya ibadet veya talebe yetiştirmekle geçirirdi.

Hacı Abdülkadir Efendi anlatır: Babam Hacı Osman bir sene Süveyş yoluyla Hicaz'a gittiğinde, Şeyh Muhammed Cisr bir gece bizim evi teşrif etti ve bizde kaldı. Otururken bir ara Muhammed Cisr'de bir hal meydana geldi. Sıkıntılı bir durumdaydı. “Ya Latif! Ya Hafiz! Ya Allah! Selamet ver.” diyordu. Bir müddet bu hâlde kaldı. Ben ise hiçbir şey konuşmuyordum. Fakat Muhammed Cisr'in bu hâli sebebiyle bende bir korku meydana geldi. Biraz sonra önceki normal hâline döndü ve bana; “Selametteler, selametteler, kurtuldular, korkma.” buyurdu. Onun bu sözlerinden acaba babamın başına bir şey mi geldi diye endişe ettim ve; “Efendim! Acaba babamın başına bir şey mi geldi?” diye sordum. Yine; “Korkma! Selametteler, selametteler, kurtuldular.” buyurdu. Artık bir şey sormadım. Fakat yine de babam için endişeliydim.

Aradan bir müddet geçtikten sonra babamdan mektup geldi. Mektubunda; “Falanca gece Kızıldeniz'de yolculuk ederken gemilerinin kayaya çarptığını, gemilerinin parçalandığını ve eşyalarla birlikte battığını, kendisinin ve yolcuların kurtulup, bir kaya üzerine, çıktıklarını, Allahü tealanın lütfu ile oradan geçen bir gemiye bindiklerini, fakat ellerinde hiçbir şey kalmadığını yazıyordu. O hadisenin gecenin geçtiği tarih ile Muhammed Cisr'in bizde kaldığı gecenin tarihini karşılaştırdığımda, aynı zamana denk geldiğini gördüm.

Muhammed Cisr bir ara İstanbul'a gitti. İstanbul'dayken Mekke Şerifi Abdülmuttalib kendisini üzmüştü. O gece rüyasında Şerif Abdülmuttalib Peygamber Efendimizi Muhammed Cisr'in elinden tutmuş olarak gördü. Bu esnada Şerif Abdülmuttalib onlara doğru yöneldi. Fakat Peygamber Efendimiz mübarek yüzünü ondan çevirdi. Şerif Abdülmuttalib; “Ya Resulallah! Mübarek yüzünü benden niçin çeviriyorsunuz?” diye arz etti. Peygamber Efendimiz, Muhammed Cisr'i işaret ederek; “Bunu niçin üzüyorsun? Sen benim evladım isen, bu da benim evladımdır.” buyurdu. Şerif Abdülmuttalib korku ile rüyadan uyandı. Sabah olunca, hemen Muhammed Cisr'in yanına gitti ve ona gördüğü rüyayı anlattı. Ondan af diledi. Peygamber Efendimizin mübarek soyundan olduğu kat'i belli olmamakla beraber bu hadise Muhammed Cisr'in Peygamber Efendimizin neslinden olduğuna delil gösterilir.

Şeyh Ahmed Abdülcelil'in ayağından rahatsızlığı vardı ve bir hayli muzdaripti. Doktorlar hastalığın tedavisinden aciz kalmış, hatta bazı tabipler vücuda sirayet edip yayılmaması için o ayağın kesilmesini teklif etmişlerdi. Muhammed Cisr İstanbul'dan yeni dönmüştü. Şeyh Ahmed Abdülcelil'i sorduğunda, durumunu arz ettiler. O da ziyaretine gitti. Ahmed Abdülcelil yatağında hareketsiz hâlde yatıyordu. Elindeki asası ile hasta ayağına vurdu. Bu sırada ayağındaki yara patlayıp, irin ve cerahat çıktı. Bundan kısa bir müddet sonra, ayağa kalkıp yürümeye başladı. Böylece Allahü teala ona Muhammed Cisr'in eliyle şifa ihsan etti.

Muhammed Cisr, vefatı yaklaştığında defnedileceği yeri bildirdi. Bir gün talebelerinden birine; “Benim falanca yerde bir evim var.” dedi. O talebe kendi kendine; “Acaba hocam bununla ne demek istiyor.” diye düşündü. Muhammed Cisr bir süre sonra vefat etti ve söylediği yere defnedilince, o talebe vefatından önce hocasının söylediği sözün mânâsını anladı. 1846 (H.1262) senesinde Filistin'de Led köyünde vefat etti ve buraya defnedildi. Kabri meşhur olup bereketlenmek için ziyaret edilir.

Muhammed Cisr hazretlerinin vefatından sonra, kardeşi Mustafa Efendi maddî bir sıkıntı içerisine düştü. Bir gün sabah üzüntülü ve kederli olarak evinden çıktı. Bir tarafa doğru gitmeye başladı. Akrabalarından birisi de onu takib ediyordu. Fakat ona nereye gittiğini sormaya cesaret edemedi. Nihayet yolda Hıristiyan bir ihtiyar ile karşılaştı. O Hıristiyan hayatta iken Muhammed Cisr'i çok severdi. Mustafa Efendi'yi görünce, gülümseyerek yanına geldi ve büyük bir hürmetle elini öptü. “Efendim! Ben de sizin yanınıza geliyordum. Bu akşam rüyamda ağabeyiniz Muhammed Cisr'i gördüm. Bana; “Kardeşim Mustafa'nın maddî sıkıntısı var. Ona bir mikdar para ver.” dedi. Uykudan uyandım. Daha sonra tekrar yattım. Rüyamda yine ağabeyinizi gördüm. Tekrar aynı şeyleri söyledi. Şeyhin emrini yerine getirmek için şimdi size geliyordum.” dedi. Sonra cebinden bir kese çıkarıp Mustafa Efendi'ye verdi. Oradan ayrılan Mustafa Efendi keseyi açtığında içinde yirmi beş altın olduğunu gördü. Sonra Mustafa Efendi, işin iç yüzünü, arkasından gelen akrabasına şöyle anlattı: “Ben iflas ettim. Dün gece kederli bir şekilde yattım. Sabah kalktığımda evden çıkıp yürümeye başladım. Fakat nereye gittiğimin farkında değildim. Gittiğim yöne sanki zorla çekiliyordum. Nihayet bu Hıristiyan ile karşılaştım.”

GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER

Beyrut'un o zamanki müftüsü faziletli âlim Şeyh Abdülbasit Efendi şöyle anlattı: Ben henüz gençtim. Beyrut'ta denize karşı bir dükkanım vardı. Bu sırada Muhammed Cisr gelip yanıma oturdu. İstirahat etmek için bir yer gösterilmesini istedi. Kendisine bir yer hazırladım. Biraz uyuduktan sonra uyandı. Yüzünde celalli bir hal vardı. Sonra denize doğru baktı. Bana; “Ey Abdülbasit! Şu gemilere bak! Denizde şuradan şuraya kadar nasıl da dizilmişler.” dedi. Halbuki denizde hiç gemi görünmordu. Buna rağmen denizde bir yeri işaret ediyor; “Sen gemileri görmüyor musun?” diyordu. Ben susuyor ve kendi kendime; “Acaba işaret ettiği gemiler nerede?” diyordum. Sonra; “Fransız askeri, buraya gemileriyle geldikleri gibi giderler.” buyurdu ve kalkıp gitti. Bu sözlerinden hiçbir şey anlamamıştım. Vefatından sonra Lübnan'da Hıristiyanlar ile Dürziler arasında bir anlaşmazlık çıktı. Bu hadiseyi Şam'da başka bir hadise takib etti. İşte bu hadiseler sebebiyle Fransız askerleri gemileriyle Beyrut'a geldi. Fransız gemileri daha önce Muhammed Cisr'in denizde eliyle işaret ettiği yerde dizildiler. Sonra Fransızlar bir şey elde edemeden memleketimizden çıkıp gittiler. Şeyh Muhammed Cisr'in sözünün mânâsını o zaman anladım. Bu karışıklıklar sebebiyle halk çok sıkıntı çekti.

ALLAH ADAMLARI, TERBİYE EDERLER

Kardeşi Mustafa Efendi şöyle anlatır: Bir gün ağabeyimle evde münakaşa ettik. Ona karşı edepsizlik yaptım. Bana; “Ey Mustafa! Edepli ol! Yoksa ehlullah, Allah adamları seni terbiye eder.” dedi. Kızarak yine ona karşı edebimi takınmadım. Beni huzurundan kovaladı. Gece yattığımda şöyle bir rüya gördüm: Ağabeyim ile ben kırlık bir yerdeyiz. Fakat o benden uzak duruyordu. Yerden bir taş aldı ve; “Ey Mustafa! Bunu yakala!” diyerek bana doğru attı. Taş böğrüme isabet etti. Korkarak uyandım. O gün, taşın değdiği yerde küçük bir çıban çıktı. Gittikçe büyüdü. İçi irin ve sarı su dolu olan çıban çok acı veriyordu. Ben durumu hanımımdan başkasına söylemiyordum. Fakat çıbanın durumu daha kötüye gidince, bazı dostlara gösterdim. Bunu görünce ağabeyim Muhammed Cisr'e karşı olan edepsizliğim sebebiyle bu işin başıma geldiğini söyleyerek beni ayıpladılar. Beni ağabeyimin yanına götürüp, benim namıma af dilediler. Ağabeyim beni affetti. Kısa süre sonra rahatsızlığım geçti.

Muhammed Cisr hazretleri bazı kitaplara talikatları varsa da toplanıp kitap haline getirilmemiştir. Oğlu Hüseyin onun sözlerini ve menkîbelerini toplayarak Nüzhetü'l-fikr adıyla kitap halinde toplamıştır.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası