Cizre'nin manevî önderlerinden. 1367 (m. 1948) yılında Cizre'de doğdu. Babası Şeyh Seyda diye meşhur olan Muhammed Said Efendidir. Nurullah efendi bütün tahsilini ailesinden yapmıştır. Babası bu oğlunun tahsiline büyük önem veriyor, bazen de çevredeki meşhur hocalara da gönderiyordu. Bu hocalardan birisi de Mela Abdurrahman Erzen idi. Kısa zamanda zekasının parlaklığı ve yüksek istidadı ve çalışması ile ilmî icazetini babasının halifesi Batmanlı Şeyh Fahreddin Efendi'den, tasavvufi hilafetini de babasından aldı. Babasından hilafet aldıktan sonra babasının talebeleri ile meşgul oldu. Babasının yolunda devam etti. Bu arada ilmî bakımdan bir çok talebe yetiştirdi. Silopili Mela Abdülhamid, İdilli Seyyid Ahmed, Midyatlı Mela Hacı gibi kimselere ilmî icazet verdi. Batmanlı Mela İsmet ile İdilli Şeyh Muhammed ve Süruçlu Şeyh Mustafa gibi zatlara da hilafet verdi. Nurullah Seyda eser telifi ile de meşgul olmuştur. Eserlerini Arabça olarak kaleme almış, bazıları Türkçeye tercüme edilmiştir. Mesela 20 yaşında iken yazdığı Esraru't-Tasavvuf adlı eseri tercüme edilmiştir.
Bu eserinin bir yerinde buyuruyor ki: İslamın emirlerine ve Resulullahın sünnetine uymak vecibelerin en kuvvetlisi ve vazifelerin en önemlisidir. Zira esas maksat budur. Dönüş Allahü tealayadır. Makbul de ancak O'dur. Bunun dışında kalan bâtıldır ve atılması gerekir. İslama teslim olmayan ona hizmet etmeyen kimsenin maksada kavuşması mümkün değildir. Şüphe yok ki Allahü tealanın rızası, istenilmesi ve her Müslüman tarafından gaye edinilip aranması gereken hedeftir.
Cizre'nin manevî önderlerinden Muhammed Nurullah Seyda.
Eserleri: Büzur ve Hakayık, Hizbü'l-hakayıki'l-irşadiyye, Es-Saihu'l-mütefekkir, Cemu'l Cevami, Hulasatü't-telhis, Sahifetü'l-ictihad, El-Akaid, Berahin ala haşri'l-insan, Delailü'l katia ala risaleti Seyyidina Muhammed, Sahifetü'l-ma'rife. Nurullah Seyda'nın 7 erkek ve üç kızı vardır. Kendisi 1404 (m. 1984) yılında genç yaşta vefat etmiş ve babasının yanına defnedilmiştir.
Nurullah Seyda'ya göre kendisine uyulması, bağlanması layık olan mürşid-i kâmilin alâmetleri şunlardır: Dinî açıdan bilinmesi zarurî olan ilimlere vâkıf olacak. İtikadda, amelde ve ahlâkda Ehl-i sünnete uygun olacak. Resullahın sünnetine sımsıkı bağlı olacak. Dünyaya ve dünya malına kalbine kaptırmayacak. Nefsinin kemâl seviyesine ulaştığı inancına varmayacak. Çünkü o da dünya sevgisinden bir parça sayılır.
Kâmil bir mürşidin sohbetinde belli bir müddet geçirmiş ve bir arifin terbiyesi altında eğitilmiş olacak ki maddî ve manevî sahada doymuş olsun. Kendisi ile muasır olan şeyh ve âlimler hakkında hüsn ü zan edecek. Avamdan çok, akıllı ve dindar, tahsilli kimseler ona rağbet edecek. Taliblere şefkatli olacak ve eksiklerini giderirken onları kendi hâline bırakmayacak. Feraset sahibi olacak. Meclisinde oturanlar kalblerinde dünya sevgisinin azaldığını ve Allah sevgisinin çoğaldığını hissedecekler. Tek kelime ile mürşid olan kimse Resulullahın Eshabına karşı tavrı ne ise onun da müridlerine tavrı o olmalıdır.
İslam âlimlerinden Cüneyd-i Bağdadî buyurdu ki, “İnsanı se'adet-i ebediyyeye kavuşturacak tek bir yol vardır. O da, Resulullahın izinde bulunmaktır.” Yine O buyurdu ki, “Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdığı tefsir kitaplarını okumayan ve hadis-i şeriflerin gösterdiği yolda olmayan din adamına uymayınız! Çünkü, İslam âlimi, Kur'an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin gösterdiği yolda olur. Selef-i salihin, doğru yolda idiler. Sadık idiler. Allahü tealanın sevgisine, rızasına kavuşmuşlardı. Onların yolu, Kur'an-ı Kerim'in ve hadis-i şeriflerin gösterdiği yol idi. Bu doğru yola sımsıkı sarılmışlardı.”
Muhammed Nurullah Seyda'nın son devirdeki resimlerinden biri (sağda) ve hücresinin içinden bir görünüş (solda).
Bayezid-i Bistamî buyuruyor ki, “Kerâmetler gösteren biri, mesela su üstünde yürüse, bir anda uzaklara gitse, havada uçsa, İslamiyyet'e uymadıkça, bunu velî sanmayınız.”
Nurullah Seyda buyurdu ki:
Bilesin ki, sen kendi dünyanda amelinin tohumlarını ekmektesin. Dünyan ise senin tarlandır. Ölüm anı hasat zamanın, ahiret de harmanındır. Ektiğinden başka bir şey biçemeyeceğin gibi, biçtiğinden başka bir şey de ölçüp tartamazsın. Evet; “Kim ahiret ekinini istiyorsa, onun ekinini (sevabını) artırırız. Kim dünya ekinini (menfeatini) istiyorsa, ona da dünyadan veririz. Fakat onun ahirette hiçbir nasibi yoktur” (Şura suresi 20).
Bilinmeli ki, gerçek zikir, sebeplerle değil, sebepleri, gerçek sahibi olan Allah'dan bilmektir. İbni Sem'un der ki: “Zikirden yoksun olan her söz, bâtıldır, boştur.” Bilinmeli ki, güneş bitki unsurlarını harekete geçiriyorsa, aynı şekilde zikir de, ruhî unsurları harekete geçirmektedir. Bitki unsurları, nasıl su ile gelişiyorsa aynı şekilde ruhî unsurlar da, murakabe ve tefekkürle gelişir. Bilinmeli ki, binanın mimarsız, emrin amirsiz, tedbirin müdebbirsiz, nizamın tanzim edicisiz, mahkemenin hakimsiz, sanatın sanatkarsız, etkinin etkensiz, fiilin failsiz mümkün olmaması, zarurî olarak bu kainatın da yaratıcısız olamayacağını gösterir. Evet atomdan taneye, çiçeğe, damlaya, hücreye ve bütün kainata kadar ne varsa hepsi bir yaratıcının eseridir. Yoksa varlıkların kaynağı bizzat kendileri değildir.
Muhammed Nurullah Seyda'nın Cizre'deki kabri.
Şüphesiz ki İslam'ın emir ve yasakları iki grupta toplanır. Bunlardan biri namaz, oruç, hac, zekat, ana-babaya hizmet gibi bedenin zahirine ve umumî hakikatlere tealluk eder. Bunlara memurat denir. Şirk, zina, hırsızlık, faiz yemek, içki içmek, yalancı şahidlik gibi şeylere de menhiyat denir. Diğeri de Batınî amellere tealluk eder. Bunlar da iman, sabır, şükür, tevekkül, kadere rıza, teslimiyyet, ihlas, kanaat, yumuşaklık ve hepsinin başı olan Allah ve Resulüne muhabbettir ki bunlara da memurat denir. Bunların dışında kalan ve kalble ilgili diğer salih amellere de faziletler denir. Ama evham, hurafe ve namaz kılmama gibi batıl inançlar, sabırsızlık, nankörlük, riya, kibir, kendini beğenme, kin, hased gibi kalbe doğan kirli düşüncelerle ruhun alçalması da İslamiyetin yasakladığı rezaletlerdir.