MUHAMMED SIDDİK ARVASÎ

Muhammed Sıddık Efendi Büyük âlim ve velî.
A- A+

Büyük âlim ve velî. Seyyid Fehim Arvasî hazretlerinin oğludur. 1296 (m. 1879) senesinde Arvas'ta doğdu. 1334 (m. 1916) senesinde Ermeniler tarafından şehit edildi.

Küçük yaşta ilim tahsiline başladı. Arvas Medresesinde ve Gevaş'ta babasının icazetli talebelerinden, Molla Abdülcelil'den bir müddet okudu. İlk bilgileri öğrendi. Daha sonra zamanın meşhur âlimi ve tasavvufta büyük rehber Seyyid Abdülhakim Arvasî hazretlerinden Başkale'de ilim öğrendi. Onun yüksek huzurunda ilmini tamamladı. Bundan sonra da tasavvufta yetişmek üzere çalıştı. Bu hocası onu layık olduğu feyz ve kemâl derecelere ulaştırdı. Hilafetle şereflenip irşad için önce Arvas'a gitti. Sonra hocasının emriyle Van Müftülüğünü kabul etti.

Ders arkadaşlarından Abdülmecid Efendi şöyle anlatmıştır: “Benim yazım düzgün ve güzel olduğundan hocamız Abdülhakim Efendi bana Muhammed Sıddik'ın hilafetnamesini yazdırdı. Bunu yazdırdıktan sonra bizimle bir hafta hiç ilgilenmedi. Muhammed Sıddik bu durum karşısında herhalde bir kabahatim var diye çok üzüldü. Üzüntüden başını kaldıramaz olmuştu. Bir gün hocamız Abdülhakim Efendi bana; “Muhammed Sıddik'a söyle at hazırdır, yarın atına binsin buradan gitsin.” buyurdu. Bunun üzerine ertesi gün Muhammed Sıddik gayet üzgün bir hâlde yola çıkacaktı. Beldenin eşrafı onu uğurlamak için toplandı. Abdülhakim Efendi hazretleri ise ona dönüp bakmadı bile. Nihayet yola çıkıp ayrıldı gitti. Çevkan Suyunun yanına vardığı sırada Seyyid Abdülhakim Arvasî hazretleri onu geri çağırdılar.”

Şeyh Muhammed Sıddık Efendi ile alâkalı; “Sâdâttan ve Meşâhir-i Ulemâ ve Fudâlâdan Müküslü Mutevâffâ Şeyh Fehim Efendi'nin Mahdûmu; Şeyh Muhammed Sıddık Efendi'nin oradaki medresede birçok talibine tedris-i ulûm ile Ahval-i Halkın Tehzib-i Ahlâkı, fevkalâde hizmet ve himmet etmek suretiyle ...” şeklinde devam eden bir arşiv vesikası.

Koluna girip iki aşık gibi beraber yürüyerek geri geldiler. Birbirlerini çok severlerdi. Herkes onları seyrediyordu. Muhammed Sıddik'a hilafetnamesini verdiler. Tekrar insanlara yaklaştılar. Muhammed Sıddik Efendi sevincinden tebessüm ediyordu. Hocası ona halkın gözleri önünde çok iltifat gösterdi. Sonra onu tekrar uğurlayıp, gönderdi. Ona önce gösterdiği sert muameleye temasla şöyle buyurdu: “Her şeyi tamamdı. Ancak kalbinde Seyyid Fehim Arvasî hazretlerinin oğluyum diye bir nokta vardı. Onu da bu muamele ile sildik.”

Muhammed Sıddik Efendi zahirî ve batınî ilimlerde yetişip hocası Abdülhakim Arvasî hazretlerinden icazet aldıktan sonra Arvas'ta ve Van'da hizmet etti. Van'da bulunduğu sırada bir gün Van Valisi Tahir Paşa zamanında, Van'a, ruhun bir insandan başka bir insana geçtiğine inanan sapık bir kimse gelmişti. Van'a geliş sebebini Vali Tahir Paşaya anlatıp, vali konağında misafir olmuştu. Vali Tahir Paşaya sapık düşüncelerini açınca, bir müddet münakaşa ettiler. Bu münakaşadan sonra Vali Tahir Paşa da Van'da bulunan büyük âlim Muhammed Sıddik Efendiyi vali konağına davet edip; “Şöyle sapık bir kimse geldi. Bozuk fikrini yayarsa zararlı olur ne edelim?” diye sordu. Bunun üzerine; “Ben şimdilik onu tam mânâsıyla susturup ikna edemem. Konuşma çok uzar. Onu birkaç sözle ancak hocam Seyyid Abdülhakim Arvasî hazretleri ikna eder.” dedi. Bunun üzerine Başkale'ye; “Muhammed Sıddik çok ağır hasta acele teşrifinizi dilemektedir.” diye bir tel çekildi.

Abdülhakim Efendi bu haberi alır almaz atına binip Van'a gitti. Talebesi Muhammed Sıddik ile buluşunca, Muhammed Sıddik; “Efendim benim hastalığım, sıkıntım şudur?” diyerek inkarcı, sapık kimsenin hâlini anlattı ve cevap verilerek onun ikna edilip susturulmasını arzu ettiğini söyledi. Bunun üzerine Abdülhakim Efendi; “O kimse ile bahçede görüşeceğim. Bir yer hazırlatın. Altı yaşında bir eşeği de bahçeye bağlatıp bir müddet aç ve susuz bırakınız.” dedi. Bu hazırlıklar yapıldıktan sonra sapık kimse ile bahçede görüşmek üzere bir araya geldiler. Konuya geçmeden önce Abdülhakim Efendi sapık kimseye; “Nerelisin? Evli misin, baban öleli kaç sene oldu?” diye sordu. Sapık kimse; “Siz şarklı hocalar birisi ile karşılaşınca, böyle fuzuli sorular sorarsınız. Buraya ne için geldiyseniz o konuda konuşalım.” dedi.

Abdülhakim Efendi hazretleri; “Davanızı duydum. Yalnız siz çok insafsız bir kimsesiniz. İnsafsızlarla ilmî münazara yapmayı tercih etmem.” buyurunca; “Neden insafsız mışım?” dedi. “İfadenize göre baban altı sene önce ölmüş ve o zaman deminden beri şurada anırıp duran şu eşek dünyaya gelmiş ve babanın ruhu bu eşeğe geçmiş! Böyle iddia ediyorum aksini isbat edebilir misin?” deyince, sapık kimse şaşırıp kaldı ve yenik düştü. Sapık bir düşüncede olduğunun farkına vardı. Seyyid Abdülhakim Efendinin büyük bir âlim ve velî olduğunu anladı, ikna oldu. Bundan sonra Seyyid Abdülhakim Efendi ilmî olarak gayet geniş açık ve anlayabileceği bir tarzda ruhun bir insandan başka bir insana geçmeyeceğini, bunun mümkün olmadığını anlattı. Sapık kimse gerçekten ikna olup, sapık fikrinden vaaz geçti. İtikadını düzeltti ve tövbe etti.

Seyyid Abdülhakim Efendi onu alıp Vali Tahir Paşanın yanına götürdü. “İşte bir iddia ile buraya kadar gelmiş bu kimseyi bir eşekten misal vererek Müslüman ettik.” buyurdu. Sonra bu kimsenin saptırdığı insanların itikadının düzeltilmesi için Tahir Paşanın gayret göstermesini ve yardımcı olmasını istedi.

Şeyh Muhammed Sıddık Efendi'nin medfun olduğu Gürpınar'daki Mejingir Kabristanı.

Muhammed Sıddik Efendi Van'da müftü olduğu sırada Birinci Dünya Savaşı çıkmıştı. Bu sıralarda bir gün Mejingir (Yukarı Kaymaz) köyünde Mejingir Suyu kenarında kollarını sıvamış abdest alıyordu. Sağ ayağını yıkamış sol ayağını yıkamak üzere iken o çevrede bulunan ermeni komitacılarından ikisi yakınında saklanmıştı. Ateş edip Muhammed Sıddik Efendiyi vurdular. Atılan kurşun sağ omuzundan girip sol böğründen çıkmıştı. Vurulduğunu hissedince, belindeki kundaklı silahı çekip ateş etti. Kendisini yaralayanı vurup öldürdü. Diğerini de yaraladı. Arkadaşları da o yaralıyı öldürdüler. Muhammed Sıddik hazretleri birkaç saat sonra şehid oldu. Bu arada vasiyetini yapmıştır. Kabr-i şerifi Mejingir köyündedir. Fehmi Efendi adında fazilet sahibi bir oğlu vardı. 1389 (m. 1969) senesinde vefat etmiştir. Kabri, babasının kabri yanındadır. Keramet sahibi bir velî idi.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları