Tefsir âlimi. İsmi Mukatil bin Süleyman el-Horasanî el-Belhî olup, künyesi Ebü'l-Hasan'dır. Belh şehrinde doğdu. Merv'de yetişti. Basra'da yerleşti. 150 (m. 767) senesinde orada vefat etti.
Nafi', Ebu İshâk, Zührî, Dahhak, Mücahid, İbn-i Sirin, Zeyd bin Eslem, Atâ, İbn-i Ebu Müleyke, Atiyye bin Sa'd gibi Tabiîn'in meşhur âlimlerinden ilim aldı. Buğye bin Velîd, Sa'd bin Salt, Abdüssamed bin Iyd gibi âlimler kendisinden ders görmüştür. Mukatil'in, bid'at fırkalarından birine mensup olan Cehm bin Safvan ile Horasan'da şiddetli münazaraları meşhurdur.
İmam-ı Mukâtil, tefsir ve hadis ilimlerinde mahir idi. ancak ilk devirlerde hakkında en çok söz söylenenlerden birisidir. Kendisini övenler olduğu gibi, ağır bir şekilde tenkit edenler de vardır. Şu'be, kendisini hayır ile yad ederdi. İmam Şafiî, “İnsanlar tefsirde Mukatil'in çoluk çocuğu gibidir.” buyurmuştur.
Halilî, Mukatil'in ehl-i tefsir nezdindeki mevkiinin büyük olduğunu söylemiştir. Tefsir hususundaki maharetini hemen herkes itiraf etmekle beraber, rivayet hususunda zayıf bir kimse olduğu ekseriyetin görüşüdür. Bunun sebebi de Mukâtil'in itikadda Mücessime bid'at mezheblerine temayülüdür. Zehebî, Mukâtil'e hadis rivayetleri bakımından itibar edilemeyeceğini; kendisinin metrukü'l-hadis olduğunu, tecsim (**"Allahü Teâlâ"**nın cisim olduğu) itikadında bulunmakla şaibelendiğini; ancak tefsirde mütebahhir, yani bir derya olduğunu söyler.
Mukâtil'in en mühim eseri ahkâm tefsiridir. Bunu İbn-i Abbas'dan Dahhak yoluyla rivayet eder. Bunu garipseyenlere, "Ben babam ile beraber Dahhak'e giderdim. Üzerimize bir kapı kapanırdı. Böyle iken benim ondan işitmemin için garipsiyorsunuz?” diye cevap vermiştir.
Mukatil'in, Kelbî'den rivayet ettiği söylenmişse de, kabule şayan görülmemiştir. Nitekim Hammad bin Ebu Hanife de, “Mukatil, Kelbî'den daha âlim olduğu iken, nasıl olur da ondan rivayet eder?” demiştir. Kelbî, 146 (m. 763) senesinde Kûfe'de vefat etmiş bir Şiî alimidir. İbn-i Abbas'tan rivayet ettiği söylenen tefsirinde çok sayıda zayıf, hatta uydurma rivayet vardır. Bu bakımdan ulema kendisinden rivayet etmeyi caiz görmemiştir.
Eserleri:
1- İmam Mukatil'in Et-Tefsirü'l-Kebîr adındaki ahkâm tefsiri günümüze kadar intikal etmiştir. İstanbul'da Sultan III. Ahmet Kütüphanesi'nde yazma nüshası mevcuttur. 1989'da Kahire'de basılmıştır. Ancak neşredilen bu nüshanın Mukatil bin Süleyman'a aidiyeti şüphelidir. Zira kendisinden küçük kişilerden rivayeti varmış gibi gösterilmektedir. Bu ise zor görülmektedir.
2- İngiltere'de British Museum'da bulunan Tefsîru Hamsi Mieti Âyetin mine'l-Kur'âni'l-Kerîm (Kur'ân-ı Kerîm'den Beşyüz Ayetin Tefsiri): Bu eserde, Mukâtil'den gelen tefsir rivayetleri toplanmıştır. Eserin müellifi hicrî dördüncü (miladî on birinci) asırda yaşamış olan Kadı Ebû Bekr bin Muhammed bin Akil bin Zeyd eş-Şehrezurî olup, Kadı Ebu Abdullah Muhammed bin Ali bin Zadelec, Ebu Muhammed Abdulhalık bin Hasen bin Ebu'r-Ru'be es-Sakafî, Kadı Ebû Muhammed Abdullah (Ubeydullah) bin Sabit, Sabit bin Ya'kub, Ebu Salih Hüzeyl bin Habib ed-Dendanî yoluyla Et-Tefsirü'l-Kebîr'i Mukatil bin Süleyman'dan rivayet etmiştir.
Mukatil, bu tefsirinde, Kur'an-ı Kerim'de, ahkam ile alakalı ayet-i kerimeleri fıkıh kitaplarının tertibi (abdest, namaz, zekat, oruç, hac) üzere yazıp; her bir ayet-i kerimenin fıkhî tefsirini yaptıktan sonra, mevzuyla alakalı hadis-i şeriflerle de destekler; zaman zaman İbn-i Abbas'ın mevzuya dair tatbikatına işaret eder. Mukatil'in tefsiri, bu sahada yazılmış eserlerin en eskisi olmak bakımından da ehemmiyet taşır. Eser Filistin'de 1980'de basılmıştır.
3- El-Vücuh ve'n-nezair: Birden fazla manaya gelen kelimelerin Kur'an-ı Kerim'de ne manaya geldiğini inceleyen eser, kendisinden sonra gelen kitaplara kaynak olmuştur. Eser 1992'de Kahire'de basılmıştır.
Mukatil bin Süleyman'ın kaynaklarda adı geçen diğer eserleri de şunlardır: El-Kıraat, Müteşâbihü'l-Kur'an, Nevâdirü't-tefsîr, En-Nâsih ve'l-mensûh, El-Cevâbâti'l-Kur'an, Et-Takdim ve't-te'hîr, El-Aksâm ve'l-lugat, Er-Red ale'l-Kaderiyye.
İmam Mukâtil tefsirinde diyor ki:
“Resulullah Efendimiz hutbede, münafıklara nasihat verirken, onlar anlamamazlıktan gelerek, Abdullah bin Abbas'tan sorarlar, “Bu ne demek istiyor!” derlerdi. Abdullah bin Abbas bazen bana sorarlardı diye, bunu haber veriyor. Adalet sahibi olan "Allahü Teâlâ", sadık olan, canla başla hizmet eden Müminleri, münafıklardan ayırarak, Muhammed suresinin on altıncı ayetini gönderdi. Bu ayet-i kerimede mealen, “Onlardan seni dinleyenler, yanından çıktıkları zaman, kendilerine bilgi verilmiş olanlara "Az önce ne demişti?" diye sorarlar. Bunlar, Allah'ın kalblerini mühürlediği, heva ve heveslerine uyan kimselerdir.” buyuruldu.
Eshab-ı Kiram'ı da, bundan sonraki ayet-i kerimede hidayet ve necat ile müjdeledi. Said bin Cübeyr diyor ki, Muhammed suresinin yirminci ayetinin, “Kalblerinde hastalık olanları gördün.” meali, münafıkları açıkça göstermektedir. Çünkü, üç türlü kalb vardır: Biri, Müminin kalbidir. Temiz ve sevgi ile **"Allahü Teâlâ"**ya bağlıdır. İkincisi kasî yani ölü kalbdir. Kimseye acımaz... Üçüncüsü, hasta olan gönüldür. Hastalık, münafıklık rahatsızlığıdır. "Allahü Teâlâ", bu üç kalbi de, Hac suresinin elli birinci ayetinde bildiriyor. Bu üçten, ikisi azaptadır. Biri, kurtulucudur. Müminin kalbi selimdir. "Allahü Teâlâ", kalb-i selimi meth ve senâ buyuruyor. Şuara suresinin seksen sekizinci ayetinde mealen, “O gün, mal ve çocuklar fayda vermez. Yalnız, kalb-i selim ile gelen faydalanır.” buyuruldu.
İmam Mukâtil yine tefsirinde diyor ki:
"Allahü Teâlâ" İsrâ suresinin 78. ayet-i kerimesinde “Güneşin dülûkundan, gecenin gasakına kadar namaz kıl! Kur'an'el-fecri de kıl! Zira Kur'anü'l-fecr şahitlidir.” buyurmaktadır.
Atâ, İbn-i Abbas'tan, o da Ömer bin Hattab'dan, o da Hazreti Peygamber'den rivayet etti ki, “Güneşin dülûku”, güneşin semanın ortasından zevali, yani kayması demektir. Bu sözleriyle salatu'l-ula'yı (öğle namazını) ve ikindi namazını kastetmektedir. “Gecenin gasakı” da gecenin karanlığı demektir. Bununla da, akşam ve yatsı namazlarını kastetmektedir. “Kur'âne'l-fecr” de sabah namazı demektir. “Kur'âne'l-fecr”in meşhûd (şahitli) olması da, sabah namazına meleklerin şahitlik etmesi demektir. Yani bu namazda gece ve gündüz melekleri hazır bulunurlar.
"Allahü Teâlâ" Hûd suresinin 114. ayet-i kerimesinde de mealen şöyle buyurmaktadır: “Namaz kıl; gündüzün iki tarafında.” Yani sabah namazını, öğle namazını ve ikindi namazını kıl. Ve geceden “zülefen”, yani gecenin birbirine yakın saatlerindeki akşam ve yatsı namazlarını kıl, demektir.
Yine "Allahü Teâlâ" Rum suresinin 17 ve 18. ayet-i kerimelerinde mealen buyurmaktadır ki: “O halde akşama vardığınızda Allah'ı tesbih edin! Sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğlene eriştiğinizde!” Yani akşama vardığınızda akşam namazını kılın; sabaha kavuştuğunuzda sabah namazını kılın; gündüzün sonunda ikindi namazını kılın, öğlene eriştiğinizde öğle namazını kılın."