Hindistan evliyasının büyüklerinden. Feridüddin Şeker-Genc hazretlerinin kardeşi ve halifesiydi. Çok sıkıntılar ve riyazetler çekti. Zahir ve batın ilimlerinde mütehassıs oldu. Yetmiş sene insanları irşat etmek, doğru yolu göstermekle meşgul oldu. Çok sıkıntı çekmesine rağmen, tam bir tevekkül sahibiydi. Yetmiş sene şehirde durdu. Hiçbir yerden maaş cinsinden bir şey almadı. Halbuki çoluk çocuğu vardı. Ama onun hayatla sanki bağı yoktu. Bugün hangi gün, bu ay hangi ay, bu para kaç liradır bilmezdi. 669 (m. 1271)'de Delhi'de vefat etti. Hace Kutbüddin Bahtiyar Kakî'nin makamına giden yol üzerinde defnedildi.
Bir bayram günü, dervişler onun evinde toplandılar. O gün evinde hiçbir şeyi yoktu. Dama çıkıp ibadetle meşgul oldu. Kalbi ile de; “Böyle bayram günü geçiyor, çocuklarımın yemeği yok. Misafirler geliyor, bir ikram görmeden geri dönüyor.” dedi. Bu arada ihtiyar birinin dama çıktığını ve şu beyti okuduğunu gördü: “Kalbime dedim, gönlüm, sen Hızır'ı gördün mü? Kalbim dedi ki eğer görünürse görürüm.” O kimse bir yemek sofrası getirdi ve; “Senin tevekkül davulunun sesi, Arş'tan duyuluyor, senin kalbin ise yiyecek sıkıntısından bahsediyor.” dedi. Necibüddin; “Allah biliyor ki kendim için değil, misafirlerim için yüzümü döndüm ve söyledim.” dedi. O, gelen, Hızır'dan başkası değildi.
Şeyh Nizameddin Evliya buyuruyor ki: “Şeyh Feridüddin'in huzuruna kavuşmadan önce birgün Şeyh Necibüddin'in huzurundaydım. Kalktım ve: “Bir Fatiha ile İhlas okuyun ki ben buranın kadısı olayım.” dedim. Şeyh Necibüddin gözlerini yumdu. Sesimi duymadığını zannettim. Tekrar aynı cümleyi söyledim. Bu defa tebessüm etti ve: “Sen kadı olma, başka şey ol.” buyurdu.” Daha sonra Nizameddin Evliya, Feridüddin Şeker Genc'in talebesi ve zamanın en büyük evliyasından oldu.