NİZAMEDDİN EVLİYA

Seyyid Muhammed bin Seyyid Ahmed bin Danyal bin Ali Buharî Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
A- A+


Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden. İsmi Seyyid Muhammed bin Seyyid Ahmed bin Danyal bin Ali Buharî olup lakapları; "Mahbub-i İlahî" (Allah'ın sevgilisi), "Sultanü'l-meşayıh" ve "Nizameddin Evliya"'dır. Nizameddin Evliya, 636 (m. 1238) senesi Safer ayının yirmi yedisinde Bedayun'da doğdu. 725 (m. 1325) senesi Rebiulahir ayının on sekizinde güneş doğarken Hakk'ın rahmetine kavuştu.

Nizameddin Evliya'nın babası Seyyid Ahmed Buharî, doğuştan veli idi. Doğar doğmaz Kelime-i şehadet söylediği bildirilmiştir. Aynı şekilde, annesi Bibi Züleyha Hatun, dindar bir hanımdı. Daima dua ve ibadetle zamanını geçirirdi. Duasının kabul olduğu meşhurdur. Nizameddin Evliya'nın baba tarafından dedesi Hace Seyyid Ali Buharî ile anne tarafından Hace Arap Buharî kardeş çocukları idi. Her ikisi de Hindistan'a Buhara'dan Sultan et-Tamis zamanında hicret etmişler, Lahor'da kısa bir müddet ikamet ettikten sonra daimi olarak yerleştikleri Bedayun'a gelmişlerdi. Birçok büyük ulema ve evliya, daimi olarak bu şehre yerleşmişlerdi.

Nizameddin Evliya doğduğu zaman, kendisine Muhammed ismi verildi. Şeceresi şöyledir: Seyyid Muhammed bin Seyyid Ahmed Buharî bin Seyyid Ali Buharî bin Seyyid Abdullah Hilmi bin Seyyid Ali Neşheddin bin Seyyid Ahmed Meşheddin bin Seyyid Ebu Abdullah bin Seyyid Ali Asgar bin Seyyid Ca'fer-i Sani bin İmam-ı Ali Nakî bin İmam-ı Muhammed Cevad bin İmam-ı Ali Rıza bin İmam-ı Musa Kazım bin Ca'fer-i Sadık bin Muhammed Bâkır bin Zeynelabidin bin Hazreti Hüseyin bin Hazreti Ali.

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden

Nizameddin Evliya hazretlerinin türbesinin 1890 tarihindeki bir resmi (sağda) ve dergah ve mescit girişi (solda).

Nizameddin Evliya'nın babası Hace Ahmed Buharî, manevî ilimlerin yanında, derin bir kelam ve fıkıh âlimiydi. Üstün hâlleri ve takvası ile meşhurdur. Bu hususiyetlerinden dolayı Delhi Sultanı Gıyaseddin Balban onu Bedayun'a başkadı olarak tayin etti. Hace Ahmed Buharî, bir süre sonra bu vazifesinden istifa ederek, kendini Cenab-ı Hakk'a ve O'nun dinini yaymaya adadı. Hace Ahmed Buharî, Nizameddin Evliya daha beş yaşında iken, Bedayun'da vefat etti ve oraya defnedildi. Nizameddin Evliya'nın babasının vefatından sonra onun eğitimi annesinin üzerine kaldı.

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden

Nizameddin Evliya hazretlerinin türbesi.

Anne-oğul, günlerce hiçbir yiyecek bulamadan günlerini geçirmek zorunda kaldılar. Yiyecek bir şey olmadığı zaman, annesi ona ümit vermek için: "Muhammed, bu gün Allahü tealanın misafiriyiz." derdi. Şiddetli açlık ve fakirliğin verdiği ızdırabı hissedeceği yerde, Nizameddin Evliya, böyle geçen günlerden zevk alır ve annesine; "Yeniden ne zaman Allahü tealanın misafiri olacağız." derdi.

Nizameddin Evliya'nın annesi Bibi Züleyha Hatun, dinine bağlı ve zeki bir hanımdı. Oğlunun eğitimine özel bir gayret gösterdi. Nizameddin Evliya'yı Bedayun'da, Mevlana Alaeddin Usulî'nin derslerine gönderdi. Nizameddin Evliya, çok kısa zaman sonra Celaleddin Tebrizî'nin halifesi Ali Molla Büzürk (Büyük) Bedayunî'nin elinden "Fazilet sarığını." giydi. Molla Büzürk ona, seçilmiş ulema ve evliyanın bulunduğu bir toplantıda hayır dua etti.

Allahü tealanın bir lütfu olarak, genç Nizameddin'in o yaşta kalbinde manevî bir ilerleme ve yüksek ilimler için ilahî bir kıvılcım vardı. Genc-i Şeker'in her tarafa yayılan şöhretini, Ebu Bekr Kavval'dan duyar duymaz, Nizameddin Evliya onunla görüşmeye karar verdi. Birgün hiçbir yol hazırlığı yapmadan, Genc-i Şeker ile görüşmek ümidiyle Bedayun'u terk etti. İlk durağı Delhi oldu. O zamanlar Delhi, ilim ve irfanın beşiği idi. Nizameddin Evliya, Delhi'ye annesi ve kız kardeşiyle vardığında yirmi yaşındaydı. Delhi Sultanı Balaban, zamanındaki âlimlerin ve evliyanın büyük bir koruyucusu idi. Delhi âlimler ile aydınlanıyordu. Mevlana Şemseddin, Delhi'nin büyük âlimlerindendi. Nizameddin Evliya, Mevlana Şemseddin'in derslerine devam ederek, çok kısa zamanda yüksek derecelere kavuştu. Bu arada Mevlana Kemaleddin Zahid'den hadis ilmini öğrendi.

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden

Nizameddin Evliya hazretlerinin dergahının planı. 1-Türbe, 2- Alaca Han Türbesi, 3- Muhammed Şah Rencile Türbesi, 4- Emir Hüsrev Dehlevî'nin türbesi, 5- Melike Cihanara Sultan Türbesi, 6- Cemaat Han Mescidi.

Nizameddin Evliya, Delhi'de iken, Hace Necibüddin Mütevekkil'e çok yakın bir evde oturuyordu. Bu zat, evliyanın büyüklerinden olup aynı zamanda Feridüddin-i Genc-i Şeker'in kardeşi idi. Nizameddin Evliya, bir süre bu zatın derslerine devam etti. Genc-i Şeker'in üstünlüklerini ondan dinledi. Daha sonra Genc-i Şeker ile görüşmek için Ecudehan'a gitmeye karar verdi. O sırada kendisine, üstün vasıflarından dolayı kadılık teklif edildi. O, Necibüddin Mütevekkil'e danıştığında; "İnşaallahü teala siz kadı olmayacaksınız, fakat başka bir şey olacaksınız, onu da ben bilmiyorum." dedi.

Bir gece Nizameddin, Delhi Camii'nde kalıyordu. Sabah erken vakit, müezzin şöyle sesleniyordu: "Müminlerin kalblerinin, Allahü tealayı zikretmeleri ve O'nun aşkıyla yanmalarının vakti gelmedi mi?" Bu sesleniş, Nizameddin Evliya'nın içinde Genc-i Şeker'e olan muhabbetini ateşledi. Derhal Delhi'yi terk ederek, Ecudehan'a gitmek için yola çıktı. 655 (m. 1257) senesi Recep ayının onbeşinde Ecudehan'a vardı. Hemen Genc-i Şeker'in yanına gitti. Genc-i Şeker, onu görür görmez Farisî bir beyt okudu:

Ayrılığının ateşiyle nice gönüller kebap oldu,
İştiyakının fırtınasıyla nice canlar harap oldu.

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
 

Nizameddin Evliya hazretlerinin türbesine her milletten ziyaretçi gelmektedir. Avludaki ziyaretçiler (sağda) ve türbenin penceresindeki kitabe (solda).

Genc-i Şeker, bu beyte ilaveten; "Ya Nizameddin! Hindistan'ın kutubluğunun mesuliyetlerini devretmeyi ciddi şekilde düşünüyordum. Allahü teala bize yol gösterdi ve senin gelişini bana haber verdi." dedi. Feridüddin-i Genc-i Şeker, Nizameddin Evliya'yı talebeliğe kabul etti ve ananevî yola giriş başlığını onun başına koydu. Nizameddin Evliya, 656 (m. 1258) senesi Rebiulevvel ayının üçüne kadar Genc-i Şeker'in yanında kaldı. Şihabeddin Sühreverdî'nin yazmış olduğu "Avarifü'l-mearif"'i ve Ebu Şekur Sülemî'nin "Temhid" adlı eserlerini okurdu. Lüzumlu eğitimi gördükten sonra ona "Hilafetname" verildi ve Delhi'ye gitmesi istendi.

Genc-i Şeker'in yanında iken, dergâhta bulunan bütün talebelerin hepsi gibi, günlük olarak verilen her vazifeyi yapmak mecburiyetindeydi. Talebelerden Mevlana Bedreddin İshak, mutfakta yakılan odunu ormandan getiriyor, Hüsameddin Kabulî su getirip kapları yıkıyor, Nizameddin Evliya da yemekleri pişiriyordu.

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden

Nizameddin Evliya türbesinin arkadan görünüşü (sağda) ve önden görünüşü ve içeri giremeyen kadınlar (solda)

Feridüddin-i Genc-i Şeker, Nizameddin Evliya'ya Delhi'ye giderken iki değerli tavsiyede bulundu: Birincisi; "Borçlanmak zorunda kalırsan, onu hemen öde.", İkincisi; "Daima düşmanlarını memnun etmeye çalış." idi. Nizameddin Evliya, hocasının bu sözlerine hayatı boyunca uydu ve her işinde muvaffak oldu.

Nizameddin Evliya, daha sonra Ecudehan'ı on defa daha ziyaret etti. Bu ziyaretlerinin üçünü hocası hayatta iken, yedi seferini de hocasının vefatından sonra yaptı. Bir ziyaretinde hocası Genc-i Şeker, onun için hususî duada bulunarak şöyle dedi: "Ya Rabbî! Nizameddin'in her arzusunu kendisine ihsan eyle!" Bu duadan sonra Allahü teala, Nizameddin Evliya'nın hiçbir isteğini geri çevirmedi.

Hocası hayatta iken yaptığı son ziyaretinde, hocası yine şöyle dua etti: "Allahü teala seni mesut ve bahtiyar eylesin. Sen dalları ve budakları ile geniş bir ağaç olacaksın. Sıkışan insanlık onun altında barınıp huzur bulacak." Allahü teala bu duada istenilenleri de ihsan etti. Nizameddin Evliya, takvası ve cömertliğiyle büyük bir üne kavuştu ve; "Mahbub-i İlahî" (Allahü tealanın sevgilisi) lakabını kazandı.

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden

Nizameddin Evliya hazretlerinin kabri.

Nizameddin Evliya, hocasının emri ile Delhi'ye gittiği zaman, ibadetlerini huzur içinde yapacak sakin ve uygun bir yer bulamadı. Çoğu zaman Delhi gibi çok kalabalık bir şehrin gürültüsünden kurtulmak için ormana gitmek zorunda kaldı. O günlerde, hocasının emri üzerine Kur'an-ı Kerim'i ezberliyordu. Bir süre sonra bu gün Delhi'nin bir mahallesi olan, o gün ise bir köy olan Kıyaspur'a taşındı. Burada bir müddet çok sıkıntı çekti. Birkaç gün arka arkaya yiyecek bir şey bulamadadan aç kalırdı. Bir keresinde, üç gün aç kalmıştı. Dördüncü gün, bir kişi kapıyı çalıp ona biraz pirinçten yapılan bir çeşit yemek verdi. Nizameddin Evliya bu yemeği yedikten sonra; "Bu yemeğin tadı o kadar lezizdi ki hayatımda böyle lezzetli yemek yemedim." buyurdu.

Bu sıkıntılı günlerde iki sadık talebesi Burhaneddin Garip ve Kemaleddin Ya'kub yanından hiç ayrılmadı. Bir defasında dört gün boyunca yiyecek bir şey bulamadılar. Komşulardan bir hanım, biraz un gönderdi. Kemaleddin Ya'kub onu bir miktar su ile karıştırıp toprak bir kap içinde fırına koydu. O anda yanlarına bir zat geldi. Onlardan yiyecek bir şey istedi. Nizameddin Evliya fırındaki kabı aldı ve tam bir feragatle o zatın yanına koydu. O zat, o yemekten bir iki lokma aldı, sonra kabı alıp şiddetle yere çarptı ve çıkıp gitti. Giderken Farsça olarak şöyle söylüyordu: "Şeyh Feridüddin Genc-i Şeker, batınî nimeti Şeyh Nizameddin'e çok ucuz verdi. Bugün ben de onun fakirlik çanağını kırdım. Artık bundan sonra o, zahirî ve batınî sultan oldu."

Bu zatın sözlerinden sonra Nizameddin Evliya'nın fakirliği bir anda yok oldu. O ve iki talebesinin günlerce yiyecek bir lokma bulamadıkları aynı dergâhta, mutfak bütün gün kaynamaya ve hiçbir ayrım gözetilmeden binlerce insan onun cömert sofrasında doymaya başladı. Kendisi gündüzleri oruç tutuyor ve çok sade bir hayat sürüyordu. Bütün yediği şey, arpadan yapılmış küçük bir parça ekmek idi.

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden

Nizameddin Evliya hazretlerinin Türbesinin Ümit Kapısı ve ve kitabesi (sağda) ve kabrin girişten görünüşü (solda).

Nasireddin Mahmud, bu bereketli günleri şöyle anlatır: "Nizameddin Evliya hazretlerinin âşıklarından, bir nehir gibi onun kapısına akan mallar, sabahtan akşama kadar ona zorlukla verilebiliyordu. Hatta bazıları hediyeler vermek için yatsı vaktinde geliyordu. Bunun yanında yardıma muhtaç olup dergâha gelenlerin sayısı, âşıklarının sayısını geçmişti. Nizameddin Evliya, gerçekte o âşıkların getirdiklerinden fazlasını muhtaçlara ve fakirlere dağıtırdı. Birgün zengin bir şahıs, o günün gümüş parasından yüz tane getirdi. Fakat Nizameddin Evliya bu paraları kabul etmedi. Fakat o şahsın üzüldüğünü görünce bir tanesini kabul etti. O kişi, geri kalan para ile Nizameddin Evliya'nın yanında otururken, kendi kendine; “Şeyh hepsini kabul etseydi, saadete kavuşurdum.” diye düşünüyordu. Nizameddin Evliya ona dönerek; “Ben onun hepsini kabul etmedim. Zira sana onların faydası olacak. Onu götür. Biz kâfi derecede zenginiz. Sol tarafına bak.” dedi. O kimse sol tarafa baktığında, hücrenin köşesinde, rastgele yerlere yığılmış vaziyette çok miktarda altın paraları görünce şaşırdı. O kişi giderken, Nizameddin Evliya, bu sırrı hiç kimseye söylememesini tembih etti. Fakat o dayanamayıp durumu olduğu gibi herkese anlattı."

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden

Nizameddin Evliya hazretlerinin Delhi'de Hümayun Şah Türbesi'nin kuzeydoğusundaki evi.

Sultan Gıyaseddin Balban'ın büyük oğlu Sultan Muizzüddin Balban'ın saltanatı döneminde, Sultan, Kıyaspur'a yakın bir yerde saray yaptırıyordu. Sultanın komutanları, şehzadeleri ve halk, Nizameddin Evliya'nın dergâhını çok sık ziyaret ediyorlardı. Bu durum Nizameddin Evliya'nın yaşayışında biraz karışıklığa sebep oldu. Bu yüzden, Nizameddin Evliya buradan da ayrılmak istedi. Tam Kıyaspur'dan ayrılacağı sırada bir genç oraya gelerek Farisî olan şu sözleri söyledi: "Her şeyden önce şöhretinin yayılmasından çekinmelisin. Şimdi bu kadar yaygın şöhretten sonra kıyamet gününde yüce Peygamber'in yanında seni gözden düşürecek işi yapmaya çalışma. Bir kimsenin inzivaya çekilip kendisini Allahü tealaya bağlılığa adayarak, dünyadan kaçıp kurtulması kolaydır. Fakat asıl cesaret ve mertlik, kalabalık halkın içinde inzivaya çekilip huzur bulmaktır. Böyle karışıklıklardan müteessir olmamaktır." Bu sözlerin üzerine, Nizameddin Evliya son nefesine kadar Kıyaspur'da kaldı. (Daha sonra buranın ismi Nizameddin olarak değiştirildi)

Nizameddin Evliya, Kıyaspur'a ilk geldiği zaman, orası küçük bir köy idi. O ve iki talebesi, damı sazla örtülü küçük bir kulübede kaldılar. Talebeleri, hocalarına bir dergâh bina etmeyi teklif ettikleri zaman, o daima bir sebeple geri çevirdi. Birgün Amidü'l-mülk'ün vekili Ziyaeddin, Nizameddin Evliya'dan bir dergâh yapmak için izin istedi. Fakat Nizameddin Evliya bu iş için izin vermedi. Hace Ebu Bekr, Hace İkbal ve Seyyid Muhammed Kirmanî'nin tavsiyeleri üzerine, Vekîl Ziyaeddin bu konuda ısrar edince Nizameddin Evliya; "Ya Ziyaeddin, teklifinizi kabul etmiyorum. Zira dergâhın buraya yapılmasında bir sır vardır. Buraya dergâhı kim inşa ederse ölecektir." dedi. Bu söz, Ziyaeddin'i teklifinden geri döndürmedi. Başını Nizameddin Evliya'nın ayaklarına koyarak; "Efendim! Sizin şeref ve itibarınızı düşünüyorum. Sizin rahat ve iyi hâlde olmanız, benim hayatımdan bile daha azizdir." dedi ve teklifini büyük bir çaba ile Nizameddin Evliya'ya kabul ettirdi. Dergâhın inşası tamamlanıp bitmesine yakın, Ziyaeddin hummaya tutuldu. O dergâha bir kere girmeden vefat etti. Hayatını, sevgili hocasının ve talebelerinin rahatlığı için feda eden Vekîl Ziyaeddin rahmetle anıldı.

Nizameddin Evliya'nın dergâhının saraya yakın olmasından dolayı, saray mensupları, şehzadeler, komutan ve subayların çoğu Nizameddin Evliya'ye talebe oldu. Onun manevî tesiri ve dinî eğitimi altında, onların ahlâkî ve içtimaî huyları çok değişti. Hepsi de Allahü tealadan korkan, yaşayışı intizamlı insanlar hâline geldiler. Bir mıknatıs gibi etkisi olan bu tesirden Delhi halkı da istifade etti.

Binlerce insan, yaşayış tarzlarını ve huylarını tamamen değiştirdiler. O bölgede, kumar, dedikodu ve iftira, içki içme, yalancılık ve tefecilik en düşük seviyeye indi. Binlerce insan, namaz, oruç ve diğer ibadetlerini titizlikle yapar hâle geldiler. Bu hususla ilgili olarak, "Siyerü'l-evliya"'nın müellifi şöyle demektedir: "O, içki, sefahat ve günah içine dalmış saray erkanı, şehzadeler ve zenginler, Nizameddin Evliya'nın manevî sözlerinden ve ahlâkî derslerinden o kadar etkilendiler ki günahkâr hâllerini terk edip yeni ve tertemiz bir hayata kendilerini uydurdular. Onların çoğu, ömürlerinin geri kalan kısmını Nizameddin Evliya'nın hizmetine vakfettiler."

Uzun bir ömür yaşayan Nizameddin Evliya, yükselen ve düşen yedi Delhi sultanı gördü. Bu sultanlardan bazıları, onun bağlılarından idi. Bazısı ise kısa görüşlü olup zalimdiler. Bunlar, Nizameddin Evliya'nın misafirperverliğini ve şöhretini kıskanıyorlardı. Nizameddin Evliya, kendisine bağlı olanlar dahil hiçbir sultanı ziyaret için saraya gitmedi. Sultanları da dergâhına kabul etmedi.

Sultan Celaleddin Halacî, Nizameddin Evliya'nın âşıklarındandı. Sık sık Nizameddin Evliya'ya hediyeler gönderirdi. Sultanın en büyük arzusu, bizzat onunla görüşmekti. Fakat bunu bir türlü başaramadı. Şair ve Nizameddin Evliya'nın talebesi Emir Hüsrev, sarayda sultanın maiyetinde idi. Sultan bir defasında onun yardımıyla Nizameddin Evliya'nın huzuruna girmek istedi. Fakat Emir Hüsrev, hocasından izinsiz olarak bu işi yapmak istemedi. Nizameddin Evliya, sultanla görüşmek istemedi ve o ara Ecudehan'a gitti. Sultan bunu haber alınca çok üzüldü ve Emir Hüsrev'den bir açıklama istedi. Emir Hüsrev şöyle dedi: "Biliyorum ki zat-ı şahanenizin memnuniyetsizliği, benim hayatımın tehlikeye girmesi demektir. Fakat yine biliyorum ki hocamın memnuniyetsizliği ise imanımın tehlikeye düşmesi demektir." Emir Hüsrev'in bu cevabı, sultanın çok hoşuna gitti ve meselenin üzerine daha fazla gitmedi.

Sultan Celaleddin Halacî'yi öldürerek tahta çıkan Alaeddin Halacî, din bilgisi az olmasına rağmen, zeki ve becerikli bir idareciydi. Saray erkanından bazıları yeni sultanı, Nizameddin Evliya'ya karşı yanlış yola sevk etmeye çalıştılar. Onlar, sultana: "Nizameddin Evliya'nın tesiri her gün büyük hızla artıyor. Böyle giderse birgün sizin makamınıza el koyar." dediler. Fakat zeki ve akıllı olan Sultan Alaeddin, acele bir karar vermeyi istemedi. Nizameddin Evliya'ya bir çeşit imtihan pusulası gönderdi ve pusulaya şöyle yazdı: "Sultanlığımda halli icap eden zor meseleler ortaya çıktığı zaman, zat-ı alinizle müşavere etmek istiyorum." Nizameddin Evliya, bu pusulayı okuduğuna pişman oldu ve cevap olarak şöyle yazdı: "Yolumuzun mukaddes ananeleri sebebiyle ve böyle bir müşavere, dinî vazifelerimin ifasını güçleştireceğinden, teklifinize rıza gösterecek bir hâli kendimde göremiyorum. Ne kendimi memleketin siyasî hadiselerine karıştırmak, ne de ilahî gayeye hizmetten başka bir şey yapmak istemiyorum." Bu açık cevap, Sultan Alaeddin'i memnun etti ve zihnindeki bütün yanlış anlama ve şüpheleri yok etti. Bilakis, o büyüğe karşı içinde bir aşk ve bağlılık hasıl oldu.

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden

Nizameddin Evliya hazretlerinin türbesinin ön kapıdan görünüşü.

Sultan Alaeddin, birgün ordusunu güney bölgesine sefere göndermişti. Bir süre bu sefer hakkında hiç haber alamadı ve endişeye kapıldı. Nizameddin Evliya'nın talebelerinden olan bazı komutanları ona göndererek, şu mesajı yolladı: "Sizin, İslam'a sevgi ve saygınız bizden çok fazladır. Eğer manevî gözünüzle, güneydeki seferin durumu ve sefer haberlerini öğrenip bize bildirirseniz, bizi çok sevindirmiş olacaksınız. Çünkü durumdan çok endişeliyim." Cevap olarak Nizameddin Evliya buyurdu ki: "Bu zaferden hariç, başka zaferler de sizi bekliyor." buyurdukları gibi, bir süre sonra ordu zafer haberi ile Delhi'ye geldi. Sultan, şükran ifadesi olarak, Kara Beğ ile Nizameddin Evliya'ya beşyüz altın gönderdi. Kara Beğ bu para ile dergâha vardığı sırada, dergâhta bulunan Horasanlı bir derviş; "Hediye müşterek" diye seslendi. Bunun üzerine Nizameddin Evliya; "Yalnız bir kişi alırsa daha güzel olur." diyerek, o beşyüz altını ona verdi.

Sultan Alaeddin'in, Nizameddin Evliya'ya karşı beslediği sevginin çok arttığını gören Kara Beğ, sultana; "Zat-ı alileriniz, ona karşı bu kadar hürmet ve muhabbet beslediği hâlde henüz onunla görüşmemiş olmanız hayret vericidir." dedi. Buna karşılık sultan; "Ey Kara Beğ! Bizim işimiz sultanlıktır. Biz, baştan ayağa kadar günaha batmışız. Bu yüzden o büyükten utanıyorum. O büyük zatla nasıl görüşebilirim?" dedi ve arkasından, oğulları Hızır Han ve Şadi Han ile Nizameddin Evliya'ya ikiyüzbin gümüş para gönderdi ve talebeliğe kabul edilmesini rica etti. Bu muazzam para, fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine dağıtıldı. Daha sonra Nizameddin Evliya'nın huzurunda bulunmak hususunda ısrar edince Nizameddin Evliya şöyle dedi: "Sultanın buraya gelmesine lüzum yok. Ben devamlı onun muvaffakiyeti için dua ediyorum. Fakat buna rağmen hâlâ buraya gelmekte ısrar ederse bu fakirin evinde iki kapı vardır. Sultan birinden girerse biz diğerinden çıkarız."

Sultan Alaeddin'in yerine, kardeşlerini öldürerek geçen Kutbüddin Halacî, Nizameddin Evliya'ya aptalca bir kin beslemeye başladı. Bu kin, daha sonra açık bir düşmanlığa dönüştü. O zaman Nizameddin Evliya'nın dergâhında günlük masraf, fakir, dul kadınlara, yetimlere ve muhtaç kimselere verilen sadakalar hariç, ikibin gümüş idi. Bu durumu kıskanan bazı kişiler, sultana; "Nizameddin Evliya, bu sadaka olarak dağıttığı ve harcadığı servetini, onu sık sık ziyaret eden şehzadelerden ve devletin resmî vazifelilerinden topluyor." diye şikayette bulundular. Ayrıca sultanı, herkesin Nizameddin Evliya'yı ziyaret etmemesi için bir emir çıkarmak üzere ikna ettiler. Bu durumu duyan Nizameddin Evliya, dergâhındaki harcamalarını iki katına çıkardı ve buradan istifade edenlerin sayısı onbinden, onaltı bine yükseldi. Bu yüzden sultanın çıkardığı emrin bir zararı olmadı. Sultan bu durumu işittiği zaman; "Yanılmışım! Şeyh, Allah'tan destek alıyor." demekten kendini alamadı. Bu keramete rağmen, sultanın Nizameddin Evliya'ya düşmanlığı devam etti.

Birgün sultan, onu huzuruna çağırdı. Buna cevap olarak, Nizameddin Evliya şöyle dedi: "Ben, sûfî bir kişiyim, dergâhımdan dışarı çıkmam. Daha da önemlisi her sûfî silsilesinin kendine mahsus değişmeyen ananeleri vardır. Bizim büyüklerimizden hiçbiri saraya gitmemişler ve herhangi bir sultanın maiyetinde bulunmamışlardır. Bu bakımdan, sultanın arzusunu yerine getiremeyeceğim. Lütfen beni kendi hâlime bırakınız."

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden

Nizameddin Evliya Dergahı her kesimden insanın ziyaret ettiği ve muhtaçların sığındığı bir kapıdır. Resimde dergahın kapısındaki dilenciler (sağda) Dergahın kapısının yandan görünüşü (solda).

Mağrur sultan, bu cevapla tatmin olmadı ve Nizameddin Evliya'nın her hafta iki defa huzuruna gelmesi için yeni emirler gönderdi. Bunun üzerine Nizameddin Evliya, sultanın hocası olan Ziyaeddin Rumî'ye haber göndererek, talebesini, hiçbir dinin, velilere ve masum talebelerine zulmedilmesine izin vermeyeceği hususunda ikaz etmesini istedi. Fakat bu haber Ziyaeddin Rumî'ye ulaşmadan, o vefat etti.

Sultan, Ziyaeddin Rumî'nin dergâhında "Fatiha" merasimi için bütün saray erkanı ile birlikte bulunuyordu. Nizameddin Evliya da birkaç talebesi ile bu merasime katıldı. Dergâha girer girmez, orada bulunanların hepsi, ona saygı göstermek için ayağa kalktılar. Nizameddin Evliya, sultana selam verdiğinde, sultan selamı almadı. Kendisinden fazla Nizameddin Evliya'ya saygı gösterilmesine çok kızdı ve merasimden sonra bir karar alarak, bunu emir olarak Nizameddin Evliya'ya gönderdi. Bu emire göre; Nizameddin Evliya'nın da diğer bütün saray erkanı ve devlet vazifelileri gibi, her ayın ilk günü, "Selam" için sultanın divanında bulunması isteniyordu.

Bu emir Nizameddin Evliya'ya; Şeyh İmamüddin Tusî, Şeyh Vahideddin Konduzî, Mevlana Burhaneddin ve başka âlimlerden kurulu bir heyetle gönderildi. Onlar, Nizameddin Evliya'nın huzurunda, sultanın isteklerine razı olarak bu ihtilafa son vermesini, bunun yapılmamasının, hem halk, hem de saltanat için tehlikeli neticelere sebebiyet vereceğini, yalvararak istirham ettiklerinde, Nizameddin Evliya; "Bakalım Allahü tealanın bu iş için izni ne olacak?" diye cevap verdi ve onların yanından ayrılmalarını istedi. Heyet sultanın yanına dönünce ona; "Nizameddin Evliya istenen tarihte huzurda olacak." dediler.

Fakat birkaç gün sonra Nizameddin Evliya talebelerinin yanında "Önce gelen büyüklerimizin adetlerine aykırı düşen hiçbir şey yapmayacağım. Selam alayına katılmayacağım." dedi. Bu durum gerginliği artırdı ve talebeleri de dehşete düşürdü. Kısa görüşlü Sultan, büyüklerin maneviyat gücünün ve onların duasının reddolunmayacağının farkında değildi. Halbuki Nizameddin Evliya, hakikatin yanında olduğundan emindi. Hakikat ama bu gün, ama daha sonra dünyanın geçici üstünlüklerine karşı şerefli bir şekilde galip gelecekti. Bu sebepten o, inanç ve sadakatiyle tam bir sükunet ve huzur içerisindeydi. Ayın yirmi dokuzuncu gecesi, mağrur Sultan Kutbüddin, sarayında uyurken en güvenilir adamlarından olan Hüsrev Han tarafından başı kesilerek öldürüldü. Farisî beyt tercümesi:

Zavallı korkak kedi niçin yerinde oturmuyorsun. 

Gücünü aslana karşı deneyip cezaya layık oluyorsun.

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden

Nizameddin Evliya hazretlerinin annesinin türbesi (sağda) ve kabri (solda).

Kutbüddin Halacî'nin yerine geçen Hüsrev Han'ın ömrü çok kısa oldu. Hazinede bulunan paraları ulema ve dervişlere dağıttı. Nizameddin Evliya'ya da beşyüzbin gümüş para gönderdi. Her zaman olduğu gibi, o büyük zat, bütün bu parayı fakirlere dağıttı. Mültan Valisi Gıyaseddin Tuğluk, sultanın öldürülmesinden sonra hemen ordusuyla Delhi'ye gelerek, Hüsrev Han'ı öldürüp sultan oldu. Gıyaseddin Tuğluk, hazineye bakıp hiçbir şey olmadığını görünce daha önceki sultanın dağıttığı bütün paraları geri istedi. Herkes paraları sultana gönderdi. Sadece Nizameddin Evliya, kendisine gönderilen paraları, yeni sultana vermedi ve buyurdu ki: "O paralar, Allahü tealanın malıydı. Allahü teala yolunda gitti." Bu cevap sultanın hoşuna gitmedi ve bu parayı geri alma yollarını araştırdı.

Nizameddin Evliya'nın büyüklüğünü kıskanan, Sultan Kutbüddin'in acı sonundan ibret almayan saray erkanı, bir kere daha Sultan Gıyaseddin Tuğluk'u o büyüğe karşı kışkırtarak, eski taktiklerini denediler. Ona olmayacak şeyleri söylediler. Sultana bağlı âlimler ile Nizameddin Evliya arasındaki münazarada, aralarında bir kırgınlık oldu. Bu âlimler, Nizameddin Evliya'nın naklettiği hadis-i şerifleri kabul etmedi.

Dergâhına geri dönen Nizameddin Evliya, üzgün bir şekilde talebelerine şöyle dedi: "Delhi âlimlerinin ve saray adamlarının içi, bize karşı kıskançlık ve düşmalıkla kaynıyor. Münazarada bana karşı açıkça saldırmalarından bu anlaşılıyor. Ayrıca onlar, yüce Peygamberimizin hadis-i şeriflerini dinlemeyi de reddettiler. Bunun gibi itirazı gayr-i kabil olan şeylerle münakaşa etmeye, ancak Hazreti Peygamber'in hadisine inanmayanlar cesaret edebilirler. Sultanın yanında bunlar, hadislerin en sahihini bile kabul etmeyi reddederek mağrur bir eda ile konuştular. Resul-i Ekrem'in sahih hadislerini kabul etmeyen bir âlimi ne görmüş, ne de duymuştum. İçinde, böyle mağrurane ve yanlış yollara sürükleyen münazaraların yapıldığı şehir, nasıl parlak vaziyette kalabilir? Onun tuğlaları birgün yıkılıp birbirine çarparsa şaşmamak gerekir. Sultan ve ona bağlı âlimler, hakkı söylemeyen kadılar, bu şekilde Hazreti Peygamber'in hadisine göre hareket etmeyecekleri işitildikten sonra alelade halk, Allah ve Peygamber'e olan imanlarını nasıl sağlam bir şekilde muhafaza edebilir? Korkarım ki şehrin bu şekildeki âlim ve dinî liderlerindeki inanç noksanlığı sebebiyle Allahü tealanın cezası, kıtlık, salgın hastalık ve sürgün şeklinde bu şehre gelebilir." Bir süre sonra Delhi'de büyük bir kıtlık oldu. Arkasından, salgın hastalık yayıldı. Halk çok zorluk çekti. Sultan ve yardakçılarının hepsi, bu hastalık ve kıtlıkta öldüler.

Nizameddin Evliya, hayatı boyunca her gün, hocasının şu emirlerine uyarak yaşadı: 1- Daima kendini mücahede ile meşgul eyle. Boş kalmak, şeytana çalışma alanı açar. 2- Bizim yurdumuzda oruç tutmak, muvaffakiyetin yarısıdır. Geriye kalan diğer yarısı da; namaz kılmak ve hacca gitme ile kazanılır. 3- Kendini ve talebeni terbiye et. 4- Bütün günahlardan kaçın. 5- Başkalarını düzeltmeden önce mümkün olan bütün gayretini, kendi hatalarını düzeltmeye sarf et. 6- Benden ne duymuş isen, onu hatırla ve her tarafa yay. 7- İnzivaya çekileceksen, onu namazın cemaatle kılındığı camide yap. 8- Nefsini istemez hâle getir. Dünyayı yok ve ehemmiyetsiz olarak düşün. 9- Hırstan ve bütün dünya arzularından vazgeç. 10- Senin yalnızlığın veya inzivan, seni Allah'a bağlılıkla meşgul etmelidir. Eğer böyle bir inzivadan ve mücahedelerden yorgun düşmüş isen, daha küçüklerini yap. 11- Eğer nefsinle bir meselen olursa onu uyku ile memnun et. 12- Sana kim gelirse ihsan ve inayetini, teveccüh ve keremini onun üstüne yağdır.

Nizameddin Evliya, otuz sene devamlı mücahede yaptı. Ömrü boyunca oruç tuttu. Günde yaklaşık iki yüz, üç yüz rekat namaz kılardı. Her gün sabah namazından sonra talebelerine vaaz ve nasihatta bulunurdu. Öğle namazından sonra kısa bir süre sünnet olan kaylule yapardı. Kayluleden sonra ikinci defa bir meclis kurulurdu. Bu mecliste taliplere en nazik ve ince dinî meseleleri açıklar ve en sahih dinî kitaplardan nakiller yapardı. İfade tarzı çok tatlıydı ve gönülleri cezbederdi. İkindi namazı ile akşam namazı arasında kısa bir süre dinlenirdi. Akşam namazından sonra iftar ederdi. Yatsı namazından sonra odasına çekilirdi. Bundan sonra yanına ancak talebesi Emir Hüsrev girebilirdi. Onun ayrılmasından sonra odasının kapısını kapatır, gecenin geri kalan bütün zamanında Allahü tealaya ibadet ederdi. Sahur vakti, hizmetleri gören talebesi içeriye biraz yiyecek getirirdi. O, yemekten birkaç lokma aldıktan sonra bu yemeğin fakirlere dağıtılmasını emrederdi.

İÇİNDE TOZ VAR

Birgün Delhi'de birkaç arkadaş, onun büyük şöhretine saygı gösterdikleri ve merak ettikleri için Nizameddin Evliya'ya gidip hürmetlerini arz etmeye karar verdiler. Onlardan birinin, evliyaya inancı yoktu. Onlarla beraber gitmeyi kabul etmedi. Arkadaşları onu ikna etmek için ısrar etmeleri üzerine o, sadece onun manevî gücünü denemek üzere oraya gitmeyi kabul etti. Giderlerken, yolda o büyük veli için biraz tatlı ve çiçek satın aldılar. Fakat onların inançsız arkadaşları, biraz toz alıp onu bir kağıt içerisine paketledi. Arkadaşları, Nizameddin Evliya'nın huzurunda tatlı ve çiçekleri koyunca o da tatlının yanına toz paketini koydu. Nizameddin Evliya'nın hizmetçisi tatlıları alıp kaldırırken, o büyük veli, toz paketini işaret ederek; "Bu paketi götürme, onun içinde toz var." buyurdu. İnançsız kişi bu sözü duyunca dehşete düştü. Boğulacak gibi olduğu utanma duygusu ile Nizameddin Evliya'nın önünde gözlerini yukarıya kaldıramadı. Onun ayaklarına kapanarak talebesi oldu.

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden

Nizameddin Evliya hazretlerinin annesinin yeniden yapılan kabri (sağda) ve kabrin baş tarafından görünüşü (ortada) ve kitabesi (solda).

Nizameddin Evliya, genelde bir parça arpa ekmeği ile biraz sebze çorbası yerlerdi. Bazen çok miktarda pirinç pilavı da alırlardı. Genelde yemeklerini hazır olanlarla birlikte yerler, kendileri çok az yemelerine rağmen, adab-ı muaşerete riayet ve diğerlerine refakat etmek için yemeye devam ediyormuş gibi görünürdü. Böylece, sofrada bulunan diğerleri yemeye devam ederlerdi. Yemek yerken, sık sık fakirlerin hâlini düşünür ve onların durumuna ağlamaya başlardı. Onun mutfağında, fakir, zengin herkes için lezzetli yemeklerin her çeşidi hazırlanırdı. Fakat kendisi asla bunlardan yemezdi. Akşam namazından sonra talebelerinden bazıları, her gün ona çeşitli yiyecekler gönderirlerdi. Fakat Nizameddin Evliya, bunların hepsini fakirlere dağıtırdı.

Nizameddin Evliya'nın hayırseverliği:

Nizameddin Evliya'nın hayırseverliği çok ve mükemmeldi. Bu da hocasının duasının bereketiyle idi. Hocası Feridüddin-i Genc-i Şeker, birgün Nizameddin Evliya'ya şöyle dua etmişti: "Ey Nizameddin! Bugün sevdiğimiz sebze yemeğini çok güzel pişirmişsin. Tuzu da uygun olmuş. Allahü teala, dergâhında çok tuz harcamaya seni muvaffak kılsın." Allahü tealanın ihsanıyla ve bu duanın bereketiyle, tenceresi devamlı kaynadı ve binlerce fakir, her gün onun mutfağından yemek yedi. Kendisine gelen bütün hediyeleri, her gün güneş batmadan önce muhakkak fakirlere dağıtırdı. Cuma namazına gitmeden önce dergâhın ve mutfağın her köşesine, hiçbir şeyin kalmadığı ve hepsinin sadaka olarak verildiğinden emin olmak için bakardı. Gezginler, misafirler ve onun dergâhına gelen her çeşit insan, tam bir misafirperverlikle karşılanır ve ihtiyaçları giderilirdi. Dergâhında yapılan sohbet meclislerinden sonra fakirlere dağıtılmak üzere, şehre yiyecek ve para gönderirdi.

Birgün Kıyaspur köyünde yangın çıktı. Evlerin yandığını gören Nizameddin Evliya, dayanamayarak ağladı. Yangın söndürüldükten sonra talebelerine; "Gidin yanan bütün evleri sayın. Her eve iki tepsi yemek, iki testi su ve iki gümüş dağıtın ve kayıplarından dolayı duydukları acılarını teselli edin." dedi.

Bir tüccar, Mültan yakınlarında eşkıyalar tarafından soyuldu. Bu tüccar, Behaeddin Zekeriyya Sühreverdî'nin oğlu Sadreddin'in tavsiyesi üzerine, yardım istemek için Nizameddin Evliya'nın dergâhına geldi. Durumunu anlattı. Nizameddin Evliya talebelerine, sabahtan kuşluk vaktine kadar gelen hediyelerin hepsinin tüccara verilmesini söyledi. O gün, o müddet zarfında 12.000 gümüş para geldi ve bu büyük miktarın hepsi tüccara verildi.

Birgün Nizameddin Evliya, akşam namazından sonra tam orucunu açacağı sırada bir derviş geldi. Sofra bezi Nizameddin Evliya'nın önüne serili ve üzerinde de birkaç kuru ekmek parçası bulunmaktaydı. Zira o gün mevcut yiyecek olarak sadece onlar kalmıştı. Fakat o gelen derviş, Nizameddin Evliya'nın orucunu açıp yemeğini yediğini ve şu anda da gördüğü kuru ekmeklerin kaldığını zannetti. Kötü bir şey düşünmeden, bütün bu ekmek parçalarını toplayıp gitti. Nizameddin Evliya, sadece gülümsedi ve kendi kendine: "Hâlâ Allahü tealaya bağlılığımızda bazı ciddi kusurlarımız var. Bu eksiklerin giderilmesi için bizim biraz daha aç kalmamız isteniyor." buyurdu.

Nizameddin Evliya'nın kanaatkârlığı:

Nizameddin Evliya, çok kanaatkârdı. Sultanlardan veya şehzadelerden biri hediye gönderdiği zaman; "Ah! Bunlar, bu fakiri harap etmek istiyorlar." derdi. Bir defasında, ona bağlı olan devlet erkanından bir kişi, ona iki bahçe, bir miktar arazi ve başka şeyler vermek istedi. Fakat o, tebessüm ederek; "Eğer bunları kabul etsem, halk; “Nizameddin Evliya bahçelerine gidiyor ve orada eğleniyor.” diyecek. Hayır, bu bana yakışmaz. Bizim yolumuzun büyükleri, böyle şeyleri asla kabul etmediler. Ben onların adetlerine sarılmalıyım." dedi.

Sultan Celaleddin, Nizameddin Evliya'nın Delhi'deki ilk zamanlarında, aşırı derecede fakru zaruret içinde olduğunu öğrenince ona bazı hediyeler gönderdi ve Nizameddin Evliya'yı bu aşırı fakirlikten kurtarmak için bir köyün gelirinin ona bağışlanmasına izin verip vermeyeceğini araştırdı. Fakat o, sultanın teklifini kabul etmeyerek; "Benim köye ihtiyacım yok. Ben ve benimle olanlar, Allahü tealaya güveniriz. O, bizim ihtiyaçlarımızı gözetir." buyurdu. Talebelerinden bazıları bunu işitince; "Efendim! Siz günlerce açlığa ve susuzluğa katlanabilirsiniz. Fakat yiyeceksiz bizim hâlimiz korkunçtur. Eğer sultanın teklifi kabul edilseydi, vücut ve ruhumuzu birlikte muhafaza etmemize faydası olacaktı." dediler. Fakat o, talebelerinin bu söylediklerini dikkate almadı ve hepsi onu terk etseler bile, kendisi yalnız olarak da bu yola devam etmeye karar verdi. Sultanın bu teklifi hakkında diğer sûfîler ile istişare ettiği zaman, onlar hep bir ağızdan; "Eğer sultanın teklifini kabul etseydin, senin dergâhında su bile içmezdik." dediler. Nizameddin Evliya, onların bu konudaki hassasiyetlerini tebrik ederek; "Cenab-ı Hakk'a şükürler olsun. Sizin gibi, prensiplerimize bağlılıkta bana yardımcı olan arkadaşların olduğunu görmek, beni mesut ediyor." dedi.

Nizameddin Evliya'nın sabrı ve affetmesi:

Nizameddin Evliya'nın sabrı ve affetmesi çoktu. Birgün dergâhına bir fakir geldi. Hiçbir sebep yok iken, küstahça onu kötülemeye başladı. O büyük veli, bütün bu saçma sözleri sadece sabırla dinledi. Ayrıca, o fakir ne istiyorsa hepsini verdi. Fakir dergâhtan ayrıldıktan sonra Nizameddin Evliya orada bulunanlara; "Bizi sevenlerin çoğu, hediye ile geliyor. Bizi kötülemek üzere gelecek olan birkaç kişi de bulunmalı. Birisi gelip bizi kötülerse biz ona, dünyada olduğumuz sürece yanlış işler yapabileceğimizi ve kötülemeye maruz kalabileceğimizi söyleriz." buyurdu.

Birgün meclisine gelenlerden bazıları Nizameddin Evliya'ya; "Halktan bazı kimseler, sizin hakkınızda o kadar kötü konuşuyorlar ki biz bunları dinlemeye tahammül edemiyoruz." dediler. Nizameddin Evliya onlara; "Bizim hakkımızda konuşanları affediyoruz. Sizin onlarla münakaşa etmenize gerek yok." dedi.

Kendisine düşmanlık besleyenlere karşı da çok sabırlıydı. İnsanlara, düşmanlarına karşı sevgi ve sabırla muamele etmeyi öğretiyordu. Kıyaspur'da yaşayan ve sebepsiz yere Nizameddin Evliya'ya karşı kin besleyen ve daima ona zarar vermeye çalışan, Şaşu isminde birisi vardı. Nizameddin Evliya, Şaşu'nun ölümünü işitince defninden sonra bir kenarda iki rekat namaz kıldı ve onun eski hâlini affederek, kurtuluşu için dua etti.

Nizameddin Evliya'nın talebelerine muhabbeti:

Nizameddin Evliya, talebelerini çok severdi. Talebesi Emir Hüsrev'e karşı olan muhabbeti çok meşhurdur. Talebelerini çok sevmesine rağmen, disiplini çok sıkı idi. Bir defasında en iyi talebelerinden olan Hace Burhaneddin Garîb, katlanmış bir battaniye üzerinde oturarak kendisini rahatlatmaya çalıştığından, dergâhtan çıkarıldı. Nizameddin Evliya, onun bu işi, nefsinin arzusunu yerine getirmek için yaptığını düşünmüştü. Uzun bir süre sonra Burhaneddin Garîb, Nizameddin Evliya tarafından affedilerek tekrar dergâha kabul edildi.

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
 

Nizameddin Evliya hazretlerinin dergahındaki mescidin içi.

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden

Nizameddin Evliya hazretlerinin yazdığı ve hocası Feridüddin Genc-i Şeker'in sözlerini ihtiva eden Rahatü'l-kulub adlı eserin Urduca tercümesinin kapak sayfası.

Hace Müeyyedüddin Kereh, Sultan Alaeddin Halacî şehzade iken, onun çok sevdiği bir kişiydi. Bu zat, sonra makamını terk ederek, Nizameddin Evliya'ya talebe oldu. Alaeddin Halacî sultan olunca Nizameddin Evliya'ya bir elçi göndererek, Hace Müeyyedüddin'in saltanat hizmetine verilmesi için izin istedi. Nizameddin Evliya, ona şöyle cevap verdi: “Hace'nin başka önemli bir işi var. Onu bitirmeye çalışıyor.” Bu cevaptan hoşlanmayan sultanın elçisi; “Efendim! Siz herkesi kendiniz gibi yapmak istiyorsunuz.” dedi. Bunun üzerine Nizameddin Evliya; “Sadece benim gibi değil, benden de iyi olmasını istiyorum.” diye cevap verdi. Sultan bu cevabı işitince bir şey söylemedi ve konuyu kapattı.

Hace Şemseddin, sarayda önemli bir mevkide idi. Daha sonra bu vazifesinden istifa ederek, Nizameddin Evliya'nın talebesi oldu. O büyük velinin mübarek sözlerini derleme vazifesini üzerine aldı. Hace Şemseddin birgün hocasından, seyyahlar ve misafirler için bir ev inşa etmeye izin istedi. Nizameddin Evliya ona; “Ey Mevlana Şemseddin! O iş, önce bıraktığın iş kadar değersizdir.” buyurdu. Nizameddin Evliya'nın talebeleri arasında, kelam ilminde büyük bir üne sahip Kadı Muhyiddin Kaşanî isminde bir zat vardı. Nizameddin Evliya, bu talebesini de çok severdi. Kadı Muhyiddin, Nizameddin Evliya'nın talebesi olunca hocasının huzurunda, bir yerin gelirinin kendisine verildiğini gösteren fermanı yırttı ve bir sûfî olarak fakirlik hayatına kendini uydurdu. Kadı Muhyiddin, manevî terbiyesini tamamladıktan sonra Nizameddin Evliya ona, şu yazılı emirle birlikte hilafet verdi: “Dünyayı terk edeceksin ve ona meyletmeyeceksin. Sultandan herhangi bir köyün gelirini veya maaş kabul etmeyeceksin. Sana bir misafir gelip de ona ikram edeceğin bir şey bulunmayabilir. Bu durumu Allahü tealanın bir teveccühü olarak kabul edeceksin. Uymanı istediğim bu emirlere riayet ettiğin takdirde benim halifemsin.” Hocasının yanından ayrıldıktan sonra Kadı Muhyiddin Kaşanî çok sıkıntılı günler geçirmek zorunda kaldı. Kendisi ve çocukları günlerce aç kaldı. Bu kötü durumu, birisi Sultan Alaeddin'e haber verdi. Sultan, bir köyün geliri ile birlikte, baş hâkimliği teklif eden bir ferman gönderdi. Kadı Muhyiddin, bu fermanı alınca hemen hocasının huzuruna gelip durumu bildirdi. Nizameddin Evliya bu duruma üzüldü ve; “Önce senin aklına bu geldi ki sultan böyle bir ferman gönderdi.” dedi ve bundan sonra teveccühünü Kadı Muhyiddin'den çekti. Bir yıl süreyle bu hâl üzere yaşayan Kadı Muhyiddin, daha sonra hocası tarafından affedilerek teveccühe mazhar oldu.

Nizameddin Evliya, talebelerinden Kutbüddin Münevver ve Nasireddin Mahmud Çerağ'a aynı gün hilafet verdi. Birincisine hilafetname'yi verdikten sonra camide iki rekat şükür namazı kılmasını istedi. O namaz kılarken, Nizameddin Evliya, halifesi olarak tayin ettiğini gösteren bir hırkayı Nasireddin Mahmud'a giydirdi. Sonra Kutbüddin Münevver'i çağırttı ve Nasireddin Mahmud'un hırkasını tebrik etmesini istedi. Daha sonra da Nasireddin Mahmud'dan, Kutbüddin Münevver'in hilafetnamesini tebrik etmesini istedi. İki mümtaz halifesinin karşılıklı tebrikleşmesinden sonra Nizameddin Evliya her ikisinin birbirlerini kucaklamalarını istedi. Onlar kucaklaşırken; “Her ikiniz kardeşsiniz. Halifeliğimin size ihsan edilmesinde asla bir fark düşünmeyin.” buyurdu. Bu sebepten her ikisi, bütün hayatları boyunca aralarında kurdukları samimî münasebeti devam ettirdiler.

Nizameddin Evliya'nın talebelerinden yüksek derecelere ulaşanlardan bazıları şunlardır: Nasireddin Mahmud Çerağ, Siraceddin Ahî, Kutbüddin Münevver, Burhaneddin Garîb, Mevlana Vecihüddin Yusuf, Şemseddin Yahya, Alaeddin Nilî, Müntehibüddin Zer-i Zerbahş, Şihabeddin İmam, Hace Musa, Hace Ebu Bekr Çeştî, Hace Azizüddin, Hace Ömer, Mevlana Kasım, Kadı Muhiddin Kaşanî, Fahreddin Zeradî, Hüsameddin Mültanî, Emir Hüsrev, Mevlana Muhammed İmam, Emir Hasan Sencerî, Kerimüddin Semerkandî, Nizameddin Mağribî, Ali Şah Kalender, Hüsameddin Suhte.

Nizameddin Evliya'nın insanlara muhabbeti: Nizameddin Evliya, daimi surette Allahü tealaya bağlılığı yanında, insanlara karşı olan vazifesini de asla unutmadı. Birgün Şeyh Bedreddin Semerkandî'nin meclisinde, bir zat alay edercesine; “Nizameddin Evliya bu kadar zenginliğini sadaka olarak dağıtıyor. Zira aile ve çoluk çocuk endişesi ve mesuliyeti yok.” dedi. Bunu işiten Şeyh Şerefeddin, bu sözün açıklanmasını istemek düşüncesiyle Nizameddin Evliya'ya geldi. Fakat o daha bir şey söylemeden, o büyük veli kendiliğinden şu açıklamayı yaptı: “Ey Şerefeddin! Benim çektiğim endişe ve ızdırabı belki de hiçbir kimse çekmiyor. Birisi bana endişe ve ızdırabını söylediği zaman, ben muhakkak surette, ondan daha fazla acı çekiyorum. Bu durumu anlatamam. Arkadaşlarının acılarını görüp de onların biçare hâline bir ah bile etmeyenler taş kalbli insanlardır. Onların bu hâllerine çok şaşıyorum.” Acı çeken insanların keder ve üzüntülerine böyle içten alaka gösteren bu büyük velinin, diğer insanların ızdırapları karşısında nasıl bir kalb taşıdığı düşünülmelidir. Her gün tuttuğu orucunu açarken bile, hiçbir şey yemezdi. Sadece getirilen yemeğin tadına bakardı. Hatta sahurda da hiçbir şey yemezdi. Birgün, hizmetlerini gören talebesi; “Efendim! Bu kadar az yemeği bile yemezseniz, zafiyet size galebe çalabilir.” dediğinde, Nizameddin Evliya gözyaşlarını tutamadan; “Birçok fakir ve muhtaç insan, şu anda cami köşelerinde veya mütevazı evlerinin köşelerinde yiyecek bulamadan aç uyuyorlar. Bu lokma, kolaylıkla benim boğazımdan nasıl geçebilir?” dedi.

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden

Nizameddin Evliya'nın sözlerini ihtiva eden Emir Ala Sencerî'nin topladığı Fevaidü'l-fuad adlı eserin kapak sayfası.

Nizameddin Evliya'nın vefatı: Sonunda, ilahî kanunun icabı olarak, Nizameddin Evliya'nın, Allahü teala ve insanlığa hizmet yolundaki parlak vazifesi, bu dünyada sona erdi. Yüksek hocaları gibi, Nizameddin Evliya da Resul-i Ekrem'e karşı dayanılmaz bir aşk ve muhabbet ile yanıyordu. Vefatından bir müddet önce rüyasında Resul-i Ekrem ona; “Nizam, seni bekliyorum.” buyurmuşlardı. O günden sonra Nizameddin Evliya hayatının son yolculuğunu dört gözle beklemeye başladı. Vefatından kırk gün önce yemekten tamamen kesildi ve bir şeyler yemesini istediklerinde; “Resulullah ile buluşmayı isteyen bir kimse, yemeğin lezzetini nasıl bulabilir?” buyurdu. Durumu ağırlaştığında ve ilaç alması için kendisine istirham edildiğinde, Emir Hüsrev'in şu beytini okudu:

Aşk derdiyle yanan hastaya, Sevgiliye, Kavuşmaktan başka bir şey fayda vermez.

Hayırseverlik ve takva, Nizameddin Evliya'nın hayatının derinliklerinde kök salmıştı. Zira kendisi, çocukluğunda ve gençliğinde, fakirlik ve mahrumiyetin en acılarını tatmıştı. Bu sebeple, o, Hindistan'ın fukarasının refahı için yaşadı ve bu yolda vefat etti. Vefatından bir gün önce hususî hizmetlerini gören İkbal'e, dergâhında ve erzak deposunda ne varsa hepsini fakirlere dağıtmasını emretti ve böylece; “Allahü tealanın huzurunda hesap vermekten kurtulayım.” buyurdu. Talebelerden birisi, dergâhta kalanlar için biraz yemeklik bırakmıştı. Bunu işittiklerinde; “Lütfen fakirler her şeyi alsın ve siz de erzak deposunun zeminini silin.” buyurdu. Bu emir, aynen yerine getirildi.

725 (m. 1325) senesi Rebiulahir'in onsekizinin sabahı, vefatından az önce hususî deri çantasından talebelerine çeşitli hediyeler dağıttı ve hakikati anlatmak için Hindistan'ın bütün köşelerine gitmelerini emretti. Altıyüz seneden beri Çeştiyye yolunun büyüklerinden gelip hocası tarafından kendisine verilen mukaddes emanetleri, Delhili Hace Nasireddin Mahmud Çırağ'a vererek; “Delhi'de otur ve insanların cefasına katlan.” buyurdu. Bundan sonra sabah namazını kıldılar. Güneş ufuktan yükselirken, bu büyük veli ve mana güneşi, Hakk'ın rahmetine kavuştu. Ömrü boyunca yanında bulunan talebeleri, halifeleri, arkadaşları, sayıları yüzbinlere varan bağlıları ve altmış sene onun emsalsiz misafirperverliğini görmüş binlerce fakir insan, kedere ve mateme boğuldu. Mültanlı Hace Behaeddin Zekeriyya Sühreverdî'nin torunu Şeyh Ebü'l-Fettah Rükneddin, onun cenaze hizmetlerini görmekle şereflendi. Sultan Muhammed Tuğluk, Nizameddin Evliya'nın mezarı üzerine büyük bir türbe inşa ettirdi.

Nizameddin Evliya'nın bazı kerametleri ve menkıbeleri: Şöyle anlatılır: “Nizameddin Evliya'nın dergâhının avlusuna bir su sarnıcı inşa ettirdiği sırada, sultan, sarnıç işine mâni olmak için aynı anda kendi inşaat işlerini başlattı ve şehirdeki bütün mevcut işçileri kendi işlerinde çalıştırmak için emir verdi. Fakat Nizameddin Evliya'ya kuvvetli bağlılıklarından dolayı, işçiler, gündüz sultanın işini bitirdikten sonra gece de Nizameddin Evliya'nın sarnıç işinde çalışmaya karar verdiler. Fakat böyle bir çalışma için gece aydınlatma icap ediyordu. Nizameddin Evliya, talebesi Nasireddin Mahmud vasıtasıyla, sarnıçtan çıkan suyu, yağ olarak kullanmalarını istedi. Allahü tealanın izniyle su, yağ gibi yanarak orayı aydınlattı ve Delhi'deki bütün herkesi hayretler içerisinde bıraktı. Sarnıcın inşaatı kısa sürede tamamlandı.”

Şöyle anlatılır: “Sultan Alaeddin devrinde, Delhi şehri, kuzeyden gelen zalim bir Moğol ordusu tarafından muhasara edilmişti. Targi adındaki kumandanın komutasındaki bu ordunun ilerlemesi sırasında, Sultan Alaeddin'in en iyi birlikleri güneyde harp ediyor ve o yüzden bu güçlü ordu karşısında Delhi'yi zayıf bir birlikle bir gün bile müdafaa edemeyecek durumda bulunuyorlardı. Bu durumda sultanın tek sığınağı, Allahü teala oluyordu. Sultan, Emir Hüsrev vasıtasıyla Nizameddin Evliya'nın himmetlerini talep etti. O, sultanın ve Delhi'nin bu acıklı durumunu duyunca sadece gülümsedi ve; “Sultana selamımı götürün. Endişe etmemesini söyleyin, İnşaallah Moğollar yarın sabah oradan çekilirler.” buyurdu. Nizameddin Evliya, sultana bu haberi gönderdikten sonra Allahü tealaya, hocasını vesile ederek münacatta bulundu. Allahü teala, Moğol komutanı Targi'ye, ülkesinin muhasara altında olduğunu gösterdi. Komutan, ülkesinin düşman tehlikesi altında bulunduğunu görünce dehşete kapıldı. Derhal, ülkesini kurtarmak için ordusunun geri çekilmesini emretti. Ertesi sabah sultan, muhasaranın kaldırılmış olduğunu ve bu velinin bereketi ile şehrin kurtulduğunu gördü.”

Şöyle anlatılır: “Birgün, Nizameddin Evliya kaylule yaparken, bir fakir bir şeyler istemek için dergâha geldi. Fakat ona verilecek bir şey kalmamıştı. Hizmetçiler onu, üzgün bir şekilde ve hayal kırıklığına uğramış vaziyette geri gönderdiler. O anda Nizameddin Evliya rüyasında, hocası Genc-i Şeker-i gördü. Hocası ona; “Senin kapında bir fakir vardı. Fakat bir şey alamadan geri döndü. Eğer dergâhta bir şey yoksa, en azından aşk verilmeli ve muhabbetle muamele edilmelidir.” dedi. Bu ikaz üzerine Nizameddin Evliya çok üzüldü ve hizmetçilerine, bundan sonra kendisi istirahat ederken herhangi bir kimse gelirse hemen haber vermelerini söyledi.”

Yine şöyle anlatılır: Birgün Feridüddin-i Genc-i Şeker'in küçük kardeşi Hace Necibüddin Mütevekkil'in oğlu Hace Ata, Nizameddin Evliya'nın yanına geldi ve bir âmirin kendisine bir şey vermesi için tavsiye kabilinden bir not yazmasını istedi. Nizameddin Evliya ona bunu yapamayacağını, çünkü bu âmiri tanımadığını izah etti. Bununla beraber, âmirden beklediğini, ona kendisinin verebileceğini teklif etti. Hace Ata kabul etti. Fakat ayrıca âmire bir not yazması için ısrar etti. Nizameddin Evliya, bunun, sûfîlerin prensibine aykırı olduğunu söyledi. Bu, Hace Ata'yı kızdırdı. Nizameddin Evliya'ya karşı hürmetsizlik ifade eden ve küçümseyici sözler söylemeye başladı ve; “Sen, ancak benim dedemin kölesisin. Ben, senin hocanın oğluyum ve sadece tavsiye mahiyetinde bir not istiyorum. Sen bunu reddediyorsun.” diye ilave etti. Sonra Hace Ata, mürekkep kabını hiddetle çarparak kırdı ve gitmek için ayağa kalktı. Fakat Nizameddin Evliya onun gitmesine mâni olarak; “Hoşnutsuzlukla gitme, memnun bir hâlde git.” buyurdular.

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden

Nizameddin Evliya'yı talebeleri ile gösteren bir minyatür.

Nizameddin Evliya'nın talebelerinden, Mevlana Vecihüddin tüberküloz hastalığına yakalanmıştı. Hayatından ümidini kestiği bir anda, arkadaşlarından bazısı, sıhhatine kavuşabilmesi için hava değişikliği tavsiye ettiler. Nizameddin Evliya'nın dergâhına gidip bir süre kalmasını söylediler. O, iftar vakti dergâha gitti. Nizameddin Evliya'nın talebelerinden biri, hocaları için tatlı bir ottan yapılmış yuvarlak tatlı getirmişti. Nizameddin Evliya, Mevlana Vecihüddin'in de kendisiyle birlikte sofraya oturmasını istedi. O da sofraya oturarak, o tatlıdan iştahla yedi. Fakat o tatlı, tüberküloz hastaları için zararlı bir yiyecekti. Lakin Allahü tealanın lütfu ile Mevlana'nın bu hastalığına şifa oldu.

Birgün bir idarecinin evi, ani bir yangında yanıp kül oldu. Evde bulunan saltanat fermanı da evle birlikte yandı. Delhi'ye giden bu kimse, çok büyük zorluklarla başka bir ferman aldı. Fakat evine dönerken, bu yeni fermanı da kaybetti. Ne kadar aradı ise bulamadı. Son derece üzgün bir hâlde Nizameddin Evliya'nın huzuruna geldi ve fermanın bulunmasında yardımcı olması için ona yalvardı. Nizameddin Evliya da ona; “Baba Feridüddin'in ruhuna Fatiha okursanız, Allahü teala sıkıntınızın giderilmesinde size yardım eder.” buyurdu. O kişi kabul etti ve bir miktar tatlı almak için tatlıcı dükkanına girdi. Dükkan sahibi, tatlısını sarmak için ona bir kağıt verdi. O, kağıdı yırtmak istediyse de tatlıcı buna mâni oldu ve onu öylece götürmesini istedi. O kişi, tatlıyı Nizameddin Evliya'nın huzurunda açarken, tatlıyı sardığı kağıdın, kaybettiği ferman olduğunu gördü. Büyük bir minnet ve şükranla Nizameddin Evliya'ye teşekkür etti ve sevinçle evine gitti.

Yine birgün bir zat, Nizameddin Evliya'ya bir tavsiye mektubu almak için geldi. Fakat onun bunu vermeyi kabul etmeyebileceğini düşünerek, huzurunda düşündüklerini söylemeye cesaret edemedi. Nizameddin Evliya, Allahü tealanın izni ile onun aklından geçenleri anladı ve ona geliş sebebini sordu. Esas geliş sebebini söylemeye cesaret edemeyen zat; “Efendim! Ben sizin talebeniz olmak için gelmiştim.” dedi. Buna karşılık Nizameddin Evliya gülümseyerek; “Zannediyorum, arzu ettiğin şey sana ihsan edilseydi, benim talebem olmayı teklif etmeyecektin.” buyurdu. O zat, onun bu sözü karşısında şaşkına döndü ve söylediği yalan sözden dolayı çok utandı. Sonunda; “Efendim! Gerçeği söylemek gerekirse Nagur Valisi için sizin şerefli tavsiye mektubunuzu almak için gelmiştim.” diyerek, geliş sebebini itiraf etti. Nizameddin Evliya, kâtibine, o zatın tavsiyesi mahiyetinde valiye bir mektup yazmasını söyledi ve neşeli bir tebessümle ona mektubu verdi.

Tarihçi Muhammed Kasım'a göre 748 (m. 1347)'de, Güney Hindistan'da meşhur Behmenî Sultanlığı'nı kuran Alaeddin Hasan Behmenî, hayatının ilk yıllarında çok fakirdi ve Delhi'de bir Brehmen'in hizmetinde bulunuyordu. Bu kimse birgün, Nizameddin Evliya'nın dergâhının kapısında dilenci olarak görüldü. O sırada içlerinde şehzade Muhammed Tuğluk'un da bulunduğu birçok insan, Nizameddin Evliya ile görüşüp yemeklerini yemişler, dergâhtan çıkıyorlardı. Aniden Nizameddin Evliya; “Bir sultan gitti, diğer sultan ise kapıda.” dedi. Orada bulunanlar bu ifadenin manasını anlamadılar. Daha sonra Nizameddin Evliya hizmetçilerinden birine, gidip kapıda duran bir dilenciyi içeri getirmesini emretti. Alaeddin Hasan içeri geldiğinde, yiyeceklerin hepsi tükenmişti. Ona verilebilecek, iftar için ayrılan bir ekmekten başka hiçbir şey yoktu. Büyük veli, bu ekmeği parmağı üzerinde bir şemsiye gibi tutarak; “Buraya bak Hasan! Bu, uzun zaman ve gayret sonunda sana nasip olacak sultanlığın, saltanat şemsiyesidir.” dedi. Bu hadiseden sonra Hasan'ın şansı yavaş yavaş açıldı ve büyük velinin dediği gibi, 748 (m. 1347)'de Behmenî Sultanlığı'nın sultanı oldu. Taç giyme zamanında onun ilk emri, Nizameddin Evliya'nın adına, o sırada Dekken'deki halifesi Burhaneddin Garîb tarafından fakirlere dağıtılmak üzere, 38 kilograma yakın altın ve 72 kilograma yakın gümüş verilmesini emretmek oldu.

Hindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan'da yetişen evliyadan ve Çeştiyye yolunun büyüklerinden

Nizameddin Evliya için her yıl yapılan ihtifallerden biri.

Eserleri: Nizameddin Evliya'nın mübarek sözlerini ihtiva eden beş önemli eseri vardır. Bunlar, Fevaidü'l-fuad, Efdalü'l-fuad, Rahatü'l-mükabin, Siyerü'l-evliya, Mıknatısü'l-vehdat'tır. Bunlardan Fevaidü'l-fuad, Hace Hasan Sencerî tarafından hazırlanmıştır. Sencerî, Nizameddin Evliya'nın Bedayun'da çocukluk arkadaşıydı. 73 yaşında iken, Nizameddin Evliya tarafından bu yola çekilmiştir. Bu durum şöyle anlatılır: “Birgün Nizameddin Evliya, bazı talebeleriyle beraber Hace Kutbüddin Bahtiyar Kakî'nin türbesini ziyaretten dönüyorlardı. Yolda bazı türbelerin yanında Fatiha okumak üzere durdular. O sırada çocukluk arkadaşı Hasan Sencerî'yi çok neşeli bir hâlde gördü. Sencerî, Nizameddin Evliya'yı ve yanındakileri görünce şu Farisî şiir tercümesini alaylı bir şekilde okudu: “Yıllarca beraber bulunduk, fakat senin sohbetinin bir faydası olmadı. Senin acıman benim günahkâr hayatımı düzeltmedi. O hâlde benim günahkâr hayatım, senin acımandan daha kuvvetlidir.” Nizameddin Evliya gülerek; “Hasan, insanın sohbetinin ve arkadaşlığının netice vermesi de zaman ister. Sohbetin etkisi, insandan insana değişir.” dedi. Bu sade ve doğru sözler, Hasan Sencerî'nin kalbine ok gibi işledi. O neşeli ve alaycı hâli birden kayboldu ve çocuk gibi ağlamaya başladı. Büyük velinin önüne çöktü ve geçmiş kötü hayatı için tövbe etti ve onun sadık bir talebesi oldu. 701 (m. 1301) senesinden 719 (m. 1319) senesine kadar hocasından duyduklarını kaydederek bir kitap yazdı ve bu kitaba Fevaidü'lfuad ismini verdi.”

“İnsanın imanı, dünyaya ve onun altınlarına bir deve pisliğinden fazla değer vermediği ve Allahü tealadan başka hiçbir şeye güvenmediğinde ancak tamam olur. Kendine Allah aşığı diyen bir kimse, dünyayı sever ve onu sevenlerle arkadaşlık yaparsa o bir yalancı ve münafıktır.”

“Bir talebe için Allahü tealaya bağlılığın şu altı esası vardır:  1- Nefsini yenmek için insanlardan uzak kalmalıdır. 2- Her zaman temiz ve abdestli olmalıdır. 3- Her gün oruç tutmaya çalışmalı, yapamıyorsa az yemelidir. 4- Allahü tealadan başka her şeyden uzaklaşmaya çalışmalıdır. 5- Hocasına sadık ve itaatkâr olmalıdır. 6- Allahü tealayı ve hakikati her şeyden üstün tutmalıdır.”

“Bir talebe, şu dört şeyden sakınmalıdır: 1- Dünya ehli ve özellikle zenginlerle görüşmekten, 2- Zikirden başka bir şeyden bahsetmekten, 3- Allahü tealadan başka bir şeye sevgi beslemekten, 4- Allahü tealadan başka bütün dünyevî şeylere kalbi bağlanmaktan.”

“Kalb kırmak, Allahü tealanın lütfunu incitmektir. Neye uğrarsa uğrasın, salih kimse, asla kimseye kötü söylememeli ve lanet etmemelidir. İnsanların kabahatlerini açıklamamalıdır.”

“Komşunuz borç isterse verin. Başka şeye ihtiyaç duyarsa verin. Hastalık ve felakete uğradığında, sizin güleryüzünüze ihtiyacı varsa ona güleryüz gösterin. Vefat edince cenazesine katılın ve kurtulması için dua edin.”

YEDİ TEHLİKE

Nizameddin Evliya buyurdu ki: “Tasavvuf yolunda yedi çeşit tehlike vardır. Bunlar, iraz, hicap, tefasil, selb-i merid, selb-i kadem, teselli ve düşmanlıktır. Aşıkın bir hareketi veya davranışı, “Sevilen” tarafından beğenilmezse, maşuk âşıktan yüz çevirir. Buna iraz denir. Aşık bundan pişman olup tövbe etmelidir. Pişmanlığı kabul edilmezse ikisinin arasına hicap (örtü, perde) girer. Bu hicabı kaldırmak için âşıkın tövbe etmesi lazımdır. Tövbesi kabul edilmezse arada tefasil (ayırıcı, bölme) yer alır. Bu hâlde iken de tövbesi tekrar kabul edilmezse o zaman âşık, itaat ve bağlılığının zevklerinden mahrum kalır ve bununla beraber, önceki bağlılığının bütün meyve ve faydalarını da kaybeder ve bu, âşıkla maşuk arasında uçurumlar açar, âşık şüphelere düşer ve aşkı düşmanlığa dönüşür.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları