NİZAMÜLMÜLK

Hasan bin Ali bin İshak bin Abbas Hadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.
A- A+

Hadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı. Künyesi, Ebu Ali olup; ismi, Hasan bin Ali bin İshak bin Abbas'tır. 408 (m. 1018) senesinin Zilkade ayında, Tus beldesinin bir kasabasında dünyaya geldi. 485 (m. 1092) senesinde Nihavend'de, Hasan Sabbah'ın fedaisi bir Batınî tarafından şehit edildi.

Hadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.
Başlık ResmiHadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.
Hadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.
Başlık ResmiHadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.

Nizamülmülk'ün İsfehan'da bulunan türbesinin girişi (sağda) ve türbenin avlusundan bir görünüş (solda). Aslında Melikşah Medresesi olan bu yer Nizamülmülk'ün kabrinin buraya nakli ile Nizamülmülk Türbesi olarak tanındı. Burada Nizamülmülk'ün, Sultan Melikşah'ın kızkardeşi ve Sultan ailesine mensup birkaç kişinin daha kabri vardır.

Nizamülmülk, kardeşi Ebü'l-Kasım Abdullah ile birlikte, çok iyi bir eğitim gördü. Fıkıh, hadis, tefsir, kelam, edebiyat ve fen ilimlerini çok iyi tahsil etmiş, zamanındaki meşhur âlim ve edipler ile devamlı görüşmüştür. Bu, onun idarecilik hayatındaki kabiliyet ve başarısının büyüklüğünde mühim rol oynadı.

Nizamülmülk; âlim, edip ve kadirşinas olduğu için, meclisi; âlim, edip, şair ve sanatkârların toplandığı bir yer hâline gelirdi. Abbasî halifesi de kendisine pek hürmet eder ve meclisinde bulunurdu. İlim adamlarına, sanatkârlara karşı çok ikram, ihsan ve iltifat ederdi.

Nizamülmülk, ilk tahsilini babasının yanında yaptı. Babası ona Kur'an-ı Kerim'i ezberletti. Daha sonra Şafiî mezhebinin fıkıh ilmini öğrendi. Birçok âlimden ders aldı ve hadis-i şerif dinledi. Belh şehrinde Ali bin Şazan'ın hizmetinde bulundu.

Devlet hizmetindeki hayatı, babası ile beraber Gazne Devleti'nin Horasan valisi, Ebü'l-Fazıl es-Surî'nin hizmetinde bulunmakla başladı. 432 (m. 1040) yılındaki Dandanakan Savaşı'ndan bir süre sonra Gazne Devleti Sultanı Mes'ud'un maiyetinde bulundu. Sonra Horasan'a dönerek, Alparslan'ın Belh valisi Ali bin Şandan'ın maiyetine girdi. Vilayet işlerinin yürütülmesi ile vazifelendirildi. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in vefatı ile, Alparslan ve kardeşi Süleyman arasındaki taht mücadelesi sırasında, yerinde görüş ve tedbirleri ile dikkatleri çekti. Alparslan'ın yanında çalışmaya başladı. Alparslan sultan olunca vazifeden aldığı vezirinin yerine Nizamülmülk'ü getirdi. Zamanının halifesi Kaim bi emrillah tarafından, Nizamülmülk ünvanı verildi. Bu ünvanıyla tanındı.

Nizamülmülk vezir olduğu 455 (m. 1063) yılından, şehit edildiği 485 (m. 1092) yılına kadar, aralıksız yirmi dokuz sene Büyük Selçuklu Devleti'ne tam bir dirayet ve adalet ile hizmet etti. Sultan Alparslan'ın vefatından sonra, veliaht Melikşah'ın tahta geçmesini sağlayıp, nizam ve asayişin korunmasına muvaffak oldu. Sultan Melikşah, devletin idaresinde ona çok büyük ve geniş yetkiler verdi. Nizamülmülk'ün akıllı, tedbirli ve adaletli idaresi sayesinde, Sultan Melikşah zamanı, Büyük Selçuklu Devleti'nin en parlak ve en şanlı devri olmuştur.

Nizamülmülk, Büyük Selçuklu Devleti'ne; idarî, adlî, askerî, malî, sosyal ve kültürel sahada pek çok yenilikler ve değişiklikler getirdi. Selçuklu Devleti'nde sarayı, merkezi hükûmet teşkilatını, İslam esaslarına dayalı mahkemeleri, toprak sistemini, sağlam esaslar üzerine dayalı olarak yeniden düzenledi. Gerçekleştirdiği yeni sistemler, bazı değişikliklerle beraber, bütün Türk-İslam devletlerince devam ettirildi. Ikta sisteminin ortaya çıkışı ve yerleşmesini sağlayarak, İslam devletlerinde, Batı Avrupa'da örneklerine rastlanan ve zulüm esasına dayalı feodalitenin doğuşunu önledi.
 

Hadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.
Başlık ResmiHadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.

Cevamiü't-Tevarih kitabında Nizamülmülk'ün Batinî fedaisi tarafından şehit edilmesini gösteren bir gravür.

Nizamülmülk'ten önce vezir olan Ebu Nasr Amidü'l-mülk Kündürî Mu'tezile olup, bu bozuk mezhebe çok sıkı bağlıydı. Özellikle, Şafiî mezhebinde olanlara karşı amansız bir mücadeleye girişmişti. Halk ve âlimler arasında büyük bir saygı ve itibara sahip Şafiî fıkıh âlimi Ebu Sehl bin Muvaffak'ı kendisine rakip olarak görüyordu. Bidat fırkalarının cami minberlerinde kötülenmesi için emir veren Amidü'l-mülk, Şafiî mezhebini de bidat fırkalarının içine soktu. Bununla da kalmayarak, İmamü'l-Harameyn ve Ebu Kasım Kuşeyrî'nin tutuklanması için emir verdi. Ebu Kasım Kuşeyrî ve kelam âlimi Fürakî yakalanarak, sokaklarda sürüklendi ve çok hakaret edildi. İmamü'l-Harameyn Ebu Muhammed Cüveynî Hicaz'a hicret etti. Ebu Sehl ise Nişabur'da bulunmadığı için yakalanamadı.

Ebu Kasım Kuşeyrî ve Fürakî kendilerini seven halk tarafından hapisten kurtarıldı. Bütün Şafiî âlimleri, Amidü'l-mülk'ün baskısına dayanamayarak İsfehan'dan Bağdat'a göç ettiler. Amidü'l-mülk'ün koruması altında Mu'tezile fırkası hızla yayılıyordu. Amidü'l-mülk'ün Alparslan tarafından vazifeden alınması ve idam edilmesiyle, Nizamülmülk vezir oldu.

Âlimlere hizmeti çok seven, aynı zamanda İslam âlimi olan Nizamülmülk, zamanında yayılmaya ve kuvvetlenmeye çalışan bozuk fırkalara karşı, Ehli Sünnet bilgilerinin sistemli bir şekilde öğretilmesini sağlamak için, çeşitli yerlerde kendi ünvanıyla anılan Nizamiye Medreselerini kurdurdu. Medrese kurdurduğu beldeler arasında; Bağdat, Belh, Nişabur, Herat, İsfehan, Basra ve Musul yer almaktadır. Beşinci asırda Ehl-i Sünnet'e muhalif cereyanların giderek yaygınlaşması sebebiyle, İslam âleminde ortaya çıkan karışıklıkların giderilmesinde, Nizamiye Medreselerinin çok büyük hizmeti geçti. İslam âlimleri hiçbir güçlükle karşılaşmadan Ehl-i Sünnet itikadını rahatça insanlara öğrettiler. Bu medreselerin en meşhurlarından birisi de, Bağdat'taki Nizamiye Medresesi olup, asrının büyük âlimlerinden birisi olan Ebu İshak Şirazî burada ders vermekle vazifeli baş müderris idi. Bu medresede İmam-ı Gazalî ve İmamü'l-Harameyn de ders verdi, birçok talebe yetiştirdi.

Nizamülmülk zamanında, hesap ve inşaat ilmini ondan daha iyi bilen yoktu. Arabîyi ve Farisîyi çok iyi bilirdi. Nizamülmülk hiçbir zaman abdestsiz olarak bulunmazdı. Her abdest alışından sonra, iki rekat namaz kılardı. Çok Kur'an-ı Kerim okurdu. Kur'an-ı Kerim'e çok hürmet eder, bir yere yaslanarak okumazdı. Kur'an-ı Kerim'i tazim ile okur ve nereye gitse yanında taşırdı. Müezzin ezan-ı Muhammedîyi okumaya başladığı zaman, her ne iş yaparsa yapsın o işi hemen bırakır ezanı dinlerdi. Pazartesi ve Perşembe günleri devamlı oruç tutardı.

İmam-ı Haremeyn hazretleri her hutbesinde Nizamülmülk'ü çok methetmiş ve şunları söylemiştir: “O, insanların büyüğüdür. Din ve dünya işlerini en iyi şekilde bir arada yürütendir. Bütün âlimlerin hizmetçisidir. Onun mülkünün gölgesi altına giren çok emin olur. Memleket, onun adaleti ile güzelleşti. Dünya onun fazileti, iyilikleri ve ikramı ile doldu. İnsanların doğru yolda gitmelerini sağlar, yanlış yola sapmaktan korur. Zulüm karanlıklarını, onun adaleti yok eder. Onun yaptığı ihsanlarla, fakirlik yok olur. Allahü teala, onun sancağını her tarafta dalgalandırsın. Onu güçlü ve kuvvetli kılsın. Tebeası ona itaat etsin.”

Hadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.
Başlık ResmiHadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.

Büyük devlet adamı, aynı zamanda hadis ve fıkıh âlimi olan Nizamülmülk'ün adına yaptırılan anıtmezar.


Nizamülmülk hazretleri her zaman, bir isteği ve dileği olanların yanına girmesine izin verirdi. Birgün yemek yerken, fakir bir kadın kapısına gelip yanına girmek istedi. Hizmetçileri, o kadının yanına girmesine izin vermediler. Sonra bunu duyan Nizamülmülk, kapıda duran hizmetçiye çok kızdı ve onu azarladı. “Ben sizlerin böyle kimselere yardım etmenizi isterim. Sizler böyle kimselerin yanıma girmeleri için kolaylık gösterin. Büyük kimseler zaten rahatlıkla yanıma gelip giderler.” dedi.

Emir Ebu Nesir şöyle anlatır: “Birgün ben Nizamülmülk'ün meclisine gittim. O sırada meclisine bazı ihtiyaç sahipleri de geldi. Aralarından biri, Nizamülmülk'e bir mektup uzattı. O esnada mektup, elinden mürekkep hokkasının üzerine düştü. Hokkasında bulunan bütün mürekkep, elbisesinin üzerine yayıldı. Her tarafı mürekkep içinde kaldı. Gördüm ki, hiç kızmadı ve yüzünün rengi dahi değişmedi. Ben bu hâli görünce çok korkmuştum. Nizamülmülk, hiçbir şey demeden elini uzattı ve mektubu yerden aldı. Ben o anda, onun hilmine çok şaşırdım.”

Daha sonra bu durumu, Nizamülmülk'ün baş hizmetçisine anlattım. Baş hizmetçi bana; “Sen neden hayret edersin ki, biz daha değişik hadiseleri gördük.” dedi ve şöyle anlattı: “Biz bir gece kırk hizmetçi ile nöbetçi idik. O yatağında yatıyordu. Çok şiddetli bir rüzgâr esiyordu. Tozlar, rüzgârın etkisiyle yatağının üzerine geldi. Ben, yatağı temizlesinler diye hizmetçileri aradım. Hiçbirini bulamayınca çok sinirlendim. Nizamülmülk bana; “Hiç kızma! Neden kızarsın? Onlar buradan, bir ihtiyaçları dolayısıyla ayrılmışlardır. İnsanların her zaman bir özürleri vardır. İnsanların bazı özürleri vardır ki, onları farz namazlarından dahi alıkoyar. O hizmetçi kimseler, bizim gibi insandırlar. Biz nelerden âciz olursak, onlar da aynı şeylerden âciz olurlar. O hizmetçilerin de bizler gibi ihtiyaçları olur. Allahü teala bizleri, onlara âmir kılmıştır. Biz ise, Allahü tealanın bu kadar büyük bir nimetini, o hizmetçilerin küçük bir kusuru ile mahvetmeyelim.” dedi.”

Hadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.
Başlık ResmiHadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.

Nizamülmülk tarafından Kazvin'de yaptırılan Nizamiye Medresesi kalıntıları. Nizamülmülk, zamanında yayılmaya ve kuvvetlenmeye çalışan bozuk fırkalara karşı, Ehli Sünnet bilgilerinin sistemli bir şekilde öğretilmesini sağlamak için, çeşitli yerlerde kendi ünvanıyla anılan Nizamiye Medreselerini kurdurdu.

Ebu Kasım Kuşeyrî hazretleri, Nizamülmülk'ün haşmet, azamet ve ilminden bahsederken şöyle anlatır: “Birgün ben, Nizamülmülk'ün meclisine gittim. Yanında, sağlı, sollu olmak üzere, seksen tane muhafız gördüm. O muhafızların üstünde çok kıymetli elbiseler vardı ve hepsi çok yakışıklı idi. Onlara bakıp, bu durumdan hoşlanmadığımı görünce, bana; “Ya üstad, şu gördüğün seksen muhafızın her birisinin üzerindekinin fiyatı seksenbin dinarın üzerindedir. Ben hayatımda hiçbir zaman haram bir şey giymedim ve yemedim. Fakat şu gördüğün durum ise: vezirlik ve saltanat makamı bunu gerektirdiği içindir.” dedi.”

Abdullah es-Savecî şöyle anlatır: “Nizamülmülk hacca gitmek için Sultan Melikşah'tan izin istedi. Sultan Melikşah izin verdi. Nizamülmülk hazırlanarak yola çıktı. Yanında ben ve bazı kimseler vardık. Dicle kenarına gelince, oraya çadırlarımızı kurduk. Bir müddet orada kalacaktı. Birgün ben çadırımdan çıktım. Nizamülmülk'ün çadırının kapısında fakir bir zat duruyordu. Hâlinden tasavvuf ehli olduğu anlaşılıyordu. Bana; “Nizamülmülk'ün bende bir emaneti vardır. Sana versem ona verir misin?” dedi. Ben evet deyince, katlanmış bir kağıt uzattı. Nizamülmülk'ün yanına varıp, o kağıdı kendisine verdim. Nizamülmülk kağıdı açıp okuyunca, ağlamaya başladı. Ben, kağıtta neler yazılı olduğuna, emanet olduğu için bakmamıştım. Nizamülmülk'ü böyle çok ağlar görünce; “Keşke kağıdı açıp okusaydım. Eğer kötü bir şeyler yazılı olduğunu bilseydim, ona hiç vermezdim.” diye düşündüm. Daha sonra bana dönerek; “Ey Şeyh! Bu mektubu kimden aldın?” diye sordu. Ben de; “Şöyle şöyle bir zattan aldım.” dedim. Bana; “O fakiri yanıma getirin.” dedi. Dışarı çıktım. O zatı aradım, fakat bulamadım. Tekrar Nizamülmülk'ün yanına girdim. O zatı bulamadığımı kendisine söyleyince, bana o kâğıdı okumam için uzattı. Kâğıtta şöyle yazılıydı: “Ben, Resulullah Efendimizi rüyamda gördüm. Bana buyurdular ki: Sen vezir Hasan'ın yanına git ve ona de ki: Neden Mekke'ye hac etmek için gider. Onun haccı buradadır. Ona dememiş miyim ki, bu Türk olan padişahın yanında kal. Benim ümmetimin ihtiyaç sahiplerine yardım et.” Bu kâğıt üzerine hemen oradan döndü ve hacca gitmedi. Daha sonra Nizamülmülk; “Eğer o zatı görürsen, yanıma getir. Onunla tanışalım.” dedi.”

Hadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.
Başlık ResmiHadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.

Nizamülmülk'ün hayatını, dönemini ve yaptığı işleri anlatan, Nizamülmülk isimli kitabın kapak sayfası.

Birgün, o zatı Dicle kenarında gördüm. Eski ve yamalı elbisesini yıkıyordu. Yanına gidip; “Vezirimiz Nizamülmülk sizi görmek istiyor.” dedim. Bana; “Ne ben onunla görüşürüm, ne de o benimle. Bende bir emaneti vardı. Onu kendisine verdim. Başka bir şey yapmadım.” dedi.”

Nizamülmülk'ün kardeşi olan fıkıh âlimi Ebu Kasım şöyle anlatır: “Birgün Nizamülmülk ile yemek yiyorduk. Yanında, yardımcısı ve bir de fakir vardı. Fakirin sağ eli kesilmiş idi. Fakir, Nizamülmülk'ün yanında sol elle yemek yediği için utanıyordu. Bunu fark eden Nizamülmülk, o fakiri daha rahat yemek yiyebilmesi için müsait bir odaya gönderdi.”

Ebu Hasan Muhammed bin Abdülmelik Hemedanî şöyle anlatır: “Nizamülmülk Bağdat'a geldiği zaman, saltanat sarayına gider, orada bir miktar kalır, fakat öğle namazına kadar kimseyi yanına kabul etmez, devlet işlerini görürdü. Öğle namazından sonra, istekleri olan halkı yanına kabul ederdi.”

Hadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.
Başlık ResmiHadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.

Sultan Melikşah'ın, Nizamülmülk'ün Siyasetname adlı eseri için kaleme aldığı kasidenin baş tarafı.

Hadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.
Başlık ResmiHadis ve fıkıh âlimi, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah'ın veziri, büyük devlet adamı.

Nizamülmülk'ün Siyasetname isimli eserinde bildirdiği; “Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evlerinizde ve emirleriniz altında olanları Cehennem'den korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmelisiniz! Öğretmez iseniz, mesul olacaksınız.” manasındaki hadis-i şerifin yazılı olduğu bir kıta.


Nizamülmülk'ün yanına birçok âlim gelirdi. Fıkıh âlimleri, yanında fıkhî meseleleri konuşur ve tartışırlardı. Müşkülatlarını hâllederlerdi. İlmî görüşmeler bitince, ihtiyaç sahiplerini sual ederdi. İhtiyacı olanların ihtiyaçlarını giderirdi. Âlimlere çok kıymetli hediyeler verirdi.

Birgün kendisine; “Neden tasavvuf büyükleri ve âlimler ile sohbet ediyorsun ve onlara ihsanlarda bulunuyorsun?” diye sorulunca şöyle cevap verdi: “Bana tasavvuf büyüklerinden birisi geldi. Ben, o zamanlarda bazı emirlerin hizmetinde bulunuyordum. Bana nasihatta bulundu ve dedi ki: “Hizmetini, sana fayda verecek kimselere yap. Yarın köpeklerin yiyeceği kimseye hizmet etme.” Ertesi gün öğrendim ki, o akşam vali evinden dışarı yalnız başına çıkınca, saldırgan olan köpekleri tanımayarak onu parçalamışlardı. Bu yüzden, hep âlimlere hizmet etmeye gayret ettim.”

Birgün Nizamülmülk hastalanmıştı. Büyük âlim Ebu Ali Kumesanî onu ziyarete geldiğinde şöyle buyurdu: “Biz hasta olunca, bütün salih amelleri yapmaya niyet ederiz. Fakat Allahü teala şifa verip de hastalıktan kurtulunca, tekrar hata ve isyana dalarız. Biz, korktuğumuz zaman Allahü tealadan yardımını ve merhametini bekleriz. O'nun azabından emin olup günahlara dalınca da, Allahü tealayı gazaplandırırız.”

Nizamülmülk'ün şehit edilmesi şöyle anlatılır: “Ramazan ayında bir iftar sofrasında, birçok âlim, evliya ve diğer insanlarla beraber bulunuyordu. Yemek bittikten sonra, Nizamülmülk tam odasına çekileceği sırada, bir gencin kendisine doğru yürüdüğünü gördü. Bir ihtiyacı vardır diye o genci bekledi. Genç, Nizamülmülk'ün yanına gidince, kılıcını çıkarıp ona saldırdı ve ağır yaraladı. Kaçmaya çalışırken, yakalanarak hemen öldürüldü. Nizamülmülk, hadiseden sonra bir saat kadar yaşadı. Vefat ettiğinde, başucunda birçok âlim, Sultan Melikşah ve yakınları bulunuyordu. Herkes arkasından gözyaşı döktü. İsfehan'da Mahalle-i Giran'da, ortasından su geçen güzel bir yere defnedildi.”

Nizamülmülk, Selçuklu Devleti'ndeki bütün düzenleme ve değişiklikleri bizzat tespit ederdi. Devlet idaresinde kendi görüşlerini, icraatını, bunların gerekçelerini gelecek nesillere intikal ettirmek maksadıyla, Farisî olarak yazdığı Siyasetname isimli eseri, bugün siyaset ilmi ile uğraşanların el kitapları arasında sayılmaktadır. Siyasetname'de, Türk-İslam devletlerinin idarî, malî, siyasî, askerî, sosyal ve kültürel yönlerini belirtmektedir. Tam, doğru metin ve ilavesiz nüshası, İstanbul'da Süleymaniye Kütüphanesi, Molla Çelebi kısmında 114 numarada mevcuttur. Birçok dile tercüme edilerek, yayınlanmıştır.

Nizamülmülk, Siyasetname kitabında buyuruyor ki:

“Âmirlerin ve padişahların, Allahü tealanın rızasının nerede olduğunu çok iyi bilmeleri gerekir. Allahü tealanın rızası, padişahın halka muamelesine bağlıdır. Bunun için de, onların arasında tatbik ettiği adalet kâfidir. Halk onun için hayır dua ederse, o memleket payidar olur ve her gün kudret ve kuvveti artar. Mülk, zulüm ile payidar olmaz.”

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte buyuruyor ki: “Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evlerinizde ve emirleriniz altında olanları Cehennem'den korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmelisiniz! Öğretmez iseniz, mesul olacaksınız.” Diğer bir hadis-i şerifte ise, Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Dünyada Allahü tealanın kulları üzerine hüküm sürenlerden her biri, kıyamet gününde elleri bağlı olarak getirilir. Eğer adil davranmışsa, onun adaleti ellerini çözer ve Cennet'e girer. Eğer zulüm etmiş ise, elleri bağlı olduğu hâlde Cehennem'e atılır.”

“Padişahların ve âmirlerin haftada iki gün; zulüm görmüş olanların şikayetlerini dinlemesi, zalimden onun hakkını alıp, zulme uğrayana vermesi ve halkının şikayetlerini kendi kulağıyla duyması zarurîdir. Kim böyle yaparsa, yönetimi altında olan yerlerde bütün zalimler korkar ve zulüm yapamazlar.”

“Zekat toplamak için vazifelendirilen memurlara, Allahü tealanın kullarına iyi davranmaları, aldıkları haraç ve öşrü, lütuf ve nezaketle talep etmeleri, mahsul elde edilinceye kadar mal istememeleri tavsiye edilmelidir.”

“Padişahların, memleket kadılarının iş durumlarını tek tek bilmeleri, onlardan her kim âlim, dindar ve kanaatkâr ise, gönlünün hıyanete kaymaması için, her birine liyakatleri ölçüsünde aylık vermeleri gerekir.”

“Din işlerini araştırıp sormak, farzları ve sünneti gözetmek, Allahü tealanın emir ve yasaklarını yerine getirmek, din âlimlerine saygı göstermek, geçim ve yaşamaları için gerekeni, Beytülmaldan ayırıp tayin etmek, zahitlere ve evliyaya hürmet etmek padişaha vaciptir.”

Nizamülmülk, A'lâ bin Fadl'ın annesinden şöyle naklediyor: “Hazreti Osman şehit edildiği zaman, malını mülkünü aradılar. Kilitli bir sandık buldular. Sandığı açtıklarında şu mektup çıktı: “Bu, Osman bin Affan'ın son sözleridir. Bunu yazmaya Besmele okuyarak başlıyorum. Osman bin Affan, bir olan Allah'tan başka ilah olmadığına ve O'nun ortağı bulunmadığına, Muhammed Aleyhisselam'ın Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna, Cennet ve Cehennem'in hak olduğuna şehadet eder. Allahü teala, vukuu şüphesiz bir günde, bütün kabirdekileri diriltecektir. Allah vaadinden dönmez. Herkes, o vaatle yaşar, ölür ve dirilir, İnşaallah!” Bu mektubun arkasında ise şunlar yazıyordu: “İnsan kendisini ihmal ederek, fakirlik yüzünden bir zarara uğrasa bile, tok gönüllülük, kendisini ulvîleştirir. Dünyada hiçbir güçlük yoktur. Şayet bir güçlükle karşılaşırsan, onu bir kolaylık takip edecek demektir. Bu sebeple, sabırlı olmalısın. Felaketlerle karşılaşmayan; sıkıntı, üzüntü nedir bilmez. İleride neler olacağı da belli değildir.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları