Eshab-ı Kiram'dan. İsmi Nuaym bin Mes'ud bin Amir el-Gatafanî el-Eşcaî'dir. Künyesi Ebu Seleme'dir. Müslüman olmadan önceki hayatı hakkında fazla bilgi yoktur.
Nuaym bin Mes'ud; uyanık, zeki bir gençti. Herhangi bir problemi çözmede hiç güçlük çekmezdi. Allah'ın ona verdiği iyi tahmin etme, çabuk anlama ve aşırı zeka ile tam bir çöl çocuğunu temsil ediyordu. Fakat o, parayla eğlenceye düşkün bir kimseydi. Halbuki böyleleri daha çok Medine Yahudileri arasında bulunuyordu. Nuaym'ın canı bir cariye arzu etse veya kulağı bir çalgı sesi duymak istese, ta Necid'den çıkar, Medine yolunu tutardı. Orada daha sonra ona fazlasıyla vermeleri için malını Yahudilere sarf ederdi... Bundan dolayı Nuaym, Medine'ye çok gelir giderdi. Oradaki Yahudilerle, bilhassa Benî Kureyza ile sıkı ilişki içindeydi. Para ve eğlencelerine engel olmasından korktuğu için İslam dinine girmekten şiddetle yüz çevirdi. Kısa bir süre sonra da kendini İslam düşmanlarına katılmış ve İslam'a kılıç çekmiş kimseler arasında buldu.
Ancak Nuaym bin Mes'ud Hendek harbi esnasında İslam davet tarihinde kendisine yeni bir sayfa açtı. Hendek Harbi'nden önce, Medine'deki Benî Nadir Yahudilerinden bazıları gözden kayboldu. Onların ileri gelenleri, Müslümanlarla savaşmak ve İslam Dinini ortadan kaldırmak gayesiyle çeşitli kabileleri bir araya getirmek için çalışmaya başladılar. Mekke'deki Kureyş kabilesine gidip onları Müslümanlarla harbe kışkırttılar. Medine'ye geldikleri zaman onlarla birleşmek üzere anlaştılar. Bunun için bir de zaman tayin ettiler. Sonra onlardan ayrılıp Necid'deki Gatafan kabilesine gittiler. Onları da İslam'a ve Peygamber'ine karşı kışkırttılar. Onları, yeni dini kökünden kazımaya davet ettiler. Kureyş'le aralarında olup bitenleri ve yaptıkları anlaşmayı anlatıp o iş için tayin edilen vakti onlara bildirdiler.
Kureyş, atlısıyla yayasıyla toptan, liderleri Ebu Süfyan'ın komutasında Mekke'den Medine'ye doğru yola çıktı. Gatafanlılar da her şeyiyle Uyeyne bin Hısn el-Gatafanî'nin komutasında Necid'den çıktı. Gatafanlıların arasında Nuaym bin Mes'ud da vardı. Resulullah Efendimiz onların yola çıktığını haber alınca, Eshabını toplayıp durumu onlara açtı. Bu büyük ordunun Medine'ye girmesine engel olmak için şehrin etrafında bir hendek kazmaya karar verdiler.
Mekke ve Necid'den gelen ordular Medine yamaçlarına yaklaşınca, Benî Nadir Yahudilerinin liderleri hemen Medine'de oturan Benî Kureyza Yahudilerinin ileri gelenlerine gittiler ve onları Peygamber Efendimizle savaşa, Mekke ve Necid'den gelen ordulara yardım etmeye kışkırttılar. Benî Kureyza'nın ileri gelenleri onlara; “Siz bizi arzu ettiğiniz şeye davet ettiniz ama biliyorsunuz; biz Muhammed'e, aramızda barış yaptığımızda Medine'de rahat ve güven içinde yaşamamız karşılığında onunla iyi geçineceğimize dair söz verdik. Yine biliyorsunuz, onunla yaptığımız anlaşmanın daha mürekkebi kurumadı bile... Hem Muhammed bu harpte galip gelirse, bizi kıskıvrak yakalamasından ve ona hıyanetimizin cezası olarak Medine'den bizim kökümüzü kazımasından korkuyoruz.” dediler.
Fakat Benî Nadir'in ileri gelenleri, sürekli olarak onları anlaşmayı bozmaya teşvik ediyorlar, Peygamber Efendimize ihanet etmelerini ve bu defa felaketin mutlaka Müslümanların başına geleceğini söylüyorlardı. İki ordunun gelmesiyle de onların azimlerini artırıyorlardı. Benî Kureyza Yahudileri onlara uymakta, Resulullah'la olan anlaşmalarını bozmakta ve aralarındaki sayfayı yırtmakta gecikmediler. Böylece, O'nunla harbetmek için kabilelere katıldıklarını açıkladılar. Bu haber Müslümanların tepesine yıldırım gibi indi. Kabilelerin orduları Medine'yi kuşatmışlar ve halka gelen erzağı da kesmişlerdi.
Resulullah Efendimiz Müslümanlara kurulan tuzağı anlamıştı. Kureyş'le Gatafan, Medine'nin dışına Müslümanların karşısına ordugah kurmuşlardı. Benî Kureyza da Medine'nin içinde Müslümanların arkasında bekliyorlar ve hazırlık yapıyorlardı. Münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, içlerinde gizlediklerini açığa vurup şöyle diyorlardı: “Muhammed bize, Kisra ve Kayser'in hazinelerine sahip olacağımızı vaat ediyordu. İşte bugünkü durumumuz; bizler ihtiyaç için tuvalete gitmekten korkuyoruz!” Daha sonra harp çıktığında Benî Kureyza'nın yapacağı baskında kadınlarına, çocuklarına ve evlerine bir zarar geleceği iddiasıyla gruplar halinde Peygamber Efendimiz'in yanından ayrılmaya başladılar. En sonunda Resulullah Efendimiz'in yanında birkaç yüz gerçek mümin kalmıştı.
Yirmi güne yakın süren kuşatma gecelerinden birinde Rasulullah Efendimiz Rabbine sığınarak dua etmeye başladı. Duasında şu sözünü tekrar edip duruyordu: “Allah'ım! Senden, bana vaat ettiğin yardımı istiyorum. Allah'ım! Senden, bana vaat ettiğin yardımı istiyorum.”
İşte bu sırada Nuaym bin Mes'ud, o gece uyku tutmadığı için yatağında dönüp duruyordu. Gözleri bir türlü uyumak istemiyordu. Berrak gökyüzündeki yıldızlara bakarken, uzun uzun düşünmeye ve hemen kendi kendine şu soruları sormaya başladı: “Yazıklar olsun sana Nuaym! Seni Necid gibi uzak yerlerden, Müslümanlarla harbetmek için getiren sebep nedir? Halbuki sen O'nunla, ne gaspedilmiş bir hakkı geri almak için, ne de tecavüze uğramış bir ırzı korumak için savaşıyorsun. Sen sırf bilinmeyen sebeple O'nunla harbetmeye geldin. Senin gibi akıllı birisine, öldürmek veya sebepsiz yere öldürülmek için harbetmek yakışır mı? Yazıklar olsun sana Nuaym! Sana, kendine uyanlara adil olmayı, iyilik etmeyi ve akrabaya vermeyi emreden bu dürüst adama karşı kılıç çektiren sebep nedir? Seni, getirdiği hidayet ve Hakk'a uyan Eshabının kanlarını dökmek için mızrağını kullanmaya iten sebep nedir?”
Nuaym bin Mes'ud hemen Müslüman olmaya karar verip bunu yerine getirmek için gece karanlığında kavminin ordugahından çıkıp hızla Resulullah'ın yanına gitti. Resulullah Efendimiz, Nuaym'ın önünde durduğunu görünce; “Nuaym bin Mes'ud sen misin?” dedi. “Evet, benim ya Resulullah.” diye cevap verdi. Resulullah Efendimiz; “Bu saatte gelmene sebep nedir?” diye sordu. “Allah'tan başka ilah olmadığına, senin Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna, getirdiğinin hak olduğuna şehadet etmek için geldim.” diye cevap verdi.
Nuaym Müslüman olduktan sonra şöyle dedi: “Ya Resulallah! Hamdolsun, İslam'la şereflendim! Şimdiye kadar size karşı çarpışmıştım. Bundan böyle, müşriklere karşı çarpışacağım. Bana ne emir buyurursanız yapmaya hazırım. Benim Müslüman olduğumu kavmim dahi bilmiyor.” dedi. Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem; “Bu kafirlerin arasına girip, aralarına tefrika sokarak onları birbirinden ayırmaya çalışabilir misin?” buyurdular. Nuaym radıyallahu anh; “Allah'ın izni ve keremi ile bunu başarırım. Yalnız, her ne istersem söylememe izin verir misiniz?” diye sordu. Peygamber Efendimiz; “Harp hiledir. İstediğini söyleyebilirsin!” cevabını verdiler.
Nuaym bin Mes'ud, önce Benî Kureyza Yahudilerinin yanına giderek; “Benim size olan muhabbetimi bilirsiniz. Yalnız; size anlatacaklarım ve konuşacaklarımız gizli kalsın! Hiç kimse bilmesin!” dedi. Yahudiler; “Hiç kimse bilmeyecektir!” diye yemin ettiler. Hazreti Nuaym; “Şu Muhammed'in işi, muhakkak ki bir beladır! O'nun Benî Nadir ve Benî Kurayza'ya yaptıklarını biliyorsunuz. Onları yurtlarından, yuvalarından sürüp çıkardığını da hepiniz gördünüz. Şimdi de Kureyşliler ve Gatafanlılar gelerek Müslümanlarla çarpışmaya girişmişlerdir. Sizler de onlara yardım etmektesiniz. Günlerdir çarpışıyoruz. Fakat henüz bir netice almış değiliz! Böyle giderse kuşatma daha çok uzayacağa benzemektedir! Kureyş ve Gatafan kabilelerinin mal, mülk, yurt ve çocukları sizlerinki gibi burada değildir! Bu harpte galip gelip fırsat bulurlarsa ganimetleri toplar giderler. Şayet mağlub olurlarsa buradan çekip giderler! Siz yine Müslümanlarla baş başa ve tek başınıza kalırsınız! Halbuki sizler, tek başınıza Müslümanlara karşı çıkacak güce de sahip bulunmuyorsunuz! Harbin şu andaki gelişmesi de Müslümanların zaferiyle nihayet bulacağını gösterir mahiyettedir! Bu tahminim doğru çıkacak olursa Müslümanlar sizi kılıçtan geçirmeden bırakmazlar! Bunun içindir ki çok acele bir tedbir almamız lazımdır!”
Bu sözleri dinleyen Yahudiler korku ve heyecana kapıldılar ve ayrıca Nuaym'ın kendilerini bu derece düşünmesinden de memnun oldular: “Sen bize dostluğunu layıkıyla gösterdin. Nasıl tedbir almamız lazım geleceğini de sen söyle.” dedikleri zaman, zaten böyle bir soruyu beklemekte olan Hazreti Nuaym; “Doğrusu şudur ki; Kureyş ve Gatafan kabilelerinden rehineler almadıkça Müslümanlarla harbe girişmeyin! Rehineler sizde olduğu müddetçe onlar sizi Müslümanlarla baş başa bırakarak kaçıp gidemezler!” dedi. Bu fikri çok beğenen Yahudiler, Nuaym Hazretlerine teşekkür edip izzet ve ikramda bulundular.
Hazreti Nuaym Yahudilerin yanından ayrılıp doğruca Kureyş karargahına vardı. Kumandanlarına; “Benim Muhammed'e olan düşmanlığımı ve sizleri ne kadar çok sevdiğimi bilirsiniz. Dostluğumuzun gereği olarak, öğrenmiş olduğum bir şeyi size haber vermeyi büyük bir vazife bildim. Ancak; anlatacaklarımı hiç kimseye duyurmayacağınıza söz verip yemin etmelisiniz!” dedi. Onlar da söz verip yemin ettikten sonra; “Söyle! Seni dinliyoruz.” dediler. “Haberiniz olsun ki; Benî Kureyza Yahudileri sizinle ittifak kurmuş olduklarına pişman olmuşlardır. Muhammed'e müracaat ederek; 'Kureyş ve Gatafanlılardan boyunları vurulmak üzere rehine alıp sana teslim edelim. Sonra seninle birlik olup müşriklerin kökünü kazıyıncaya kadar çarpışalım! Yalnız, Nadiroğulları Yahudilerini de affederek yurtlarını bağışlamalısın.' demişlerdir. Muhammed de Yahudilerin bu isteklerini kabul etmiş. Şayet Yahudiler sizlerden rehineler isteyecek olurlarsa sakın ha! Kabul etmeyesiniz! Hepsini öldürecekler! Bilesiniz!” dedi. Kureyşliler, verdiği bu bilgiden dolayı Nuaym'e çok teşekkür edip iltifat gösteriler.
Nuaym bin Mes'ud onlardan ayrılıp Gatafanlılara gitti ve onlara da Kureyşlilere anlattıklarının aynısını anlattı. Ertesi gün, Kureyş kumandanı Ebu Süfyan, Benî Kureyza Yahudilerine; “Artık buralarda durmak bizim için çok zorlaştı! Zaten hava soğuk. Hayvanlarımız da açlıktan kırılıp gitmektedir! Bu gece çok iyi bir hazırlık yapıp yarından tezi yok, hep birlikte Müslümanlar üzerine şiddetli bir hücuma geçelim.” diye haber yolladı. Yahudiler; “Yarın Cumartesidir ve biz Cumartesi günü harpetmeyiz! Hem ayrıca, sizinle birlik olarak savaşa katılabilmemiz için ileri gelenlerinizden birçok kimseyi bize rehin olarak vermeniz icap eder! Şayet muhasara müddeti uzar ve sizler aciz kalıp geri dönerek memleketinize gidecek olursanız, bizi Muhammed'e teslim etmiş olursunuz! Ama bize rehine verirseniz o zaman bırakıp gidemezsiniz!” dediler. Bu haberi alan Ebu Süfyan; “Nuaym bin Mes'ud'un söyledikleri doğru imiş.” dedi ve tekrar Yahudilere şu haberi yolladı: “Biz size bir tek adamımızı bile rehin vermeyiz! Yarın gelip de bizlerle birlikte harp ederseniz ne ala; yoksa biz yurdumuza döneriz! Siz de Muhammed ve Eshabı ile baş başa kalırsınız!” Bu haberi işiten Kureyza Yahudileri; “Nuaym'ın dedikleri çok doğru imiş!” dediler ve Kureyşlilere; “Bu durumda bizler de sizinle birlik olup Müslümanlara karşı savaşamayız!” cevabını verdiler. Böylelikle her iki tarafın da kalplerine korku düştü. Birlikleri bozuldu ve aralarına ayrılık girmiş oldu.
Bunun akabinde Cebrail Aleyhisselam gelerek Peygamber Efendimize Allahütealanın müşrikleri kasırga ile perişan edeceğini müjdeledi. Bu müjde üzerine Rabbine yönelerek şükürler etti ve bu müjdeyi Eshabına da haber verdiler. O günden sonra Nuaym bin Mes'ud Resulullah Efendimizin güven kaynağı oldu. Resulullah'ın verdiği vazifeleri yerine getirdi. O'nunla birlikte harplere katıldı ve O'nun önünde sancaklar taşıdı. Medine'de ikamet etti. İbn-i Zü Lihye kabilesine elçi olarak gönderildi. Mekke'nin fethi günü Ebu Süfyan bin Harb, Müslüman askerlerini seyretmek üzere durduğunda, Gatafanlıların sancağını taşıyan bir adamı gördü ve yanındakilere; “Bu kim?” diye sordu. “Nuaym bin Mes'ud.” dediler. “Hendek Savaşı'nda bize yaptığı ne kötüydü. Vallahi o, Muhammed'in en büyük düşmanıydı. İşte şimdi o, Muhammed'in önünde kavminin sancağını taşıyor ve O'nun sancağı altında bizimle harbetmeye geliyor.” diyerek o günleri hatırladı.
Nuaym bin Mes'ud, Hazreti Osman'ın hilafeti zamanında 30 (m. 650) veya Cemel vakası sırasında Hazreti Ali Basra'ya gelmeden önce şehit edildi. Nuaym bin Mes'ud hazretleri Peygamber Efendimizden rivayette bulunmuştur. Rivayetleri daha ziyade oğlu Seleme ve İbrahim bin Hani kızı Zeyneb yoluyla bildirilmiştir. Hadisleri Buharî, Ebu Davud, İbni Mace ve Ahmed bin Hanbel'de yer alır.