Osmanlı şeyhülislamı. 1274 (m. 1858)'de Dağıstan'da doğdu. Dağıstan Lezgi ulemasından Mehmed Ali Efendi'nin oğludur. İlk dinî bilgileri memleketinde aldıktan sonra İstanbul'a gitti. Fatih dersiamlarından Meclis-i A'yan üyesi Manastırlı İsmail Hakkı Efendi'nin yanında derslere devam ederek icazet aldı. 23 Şaban 1304 (m. 17 Mayıs 1887)'de Bursa'daki Darülmuallimin'den mezun oldu.
19 Zilhicce 1304 (m. 8 Eylül 1887)'de Kirmasti Rüşdiyesi ikinci muallimliğine tayin edildiyse de 15 Rebiulevvel 1306 (m. 19 Kasım 1888)'de muallimlikten ayrıldı. Mekteb-i Nüvvab'a girip Şevval 1309 (m. Mayıs 1892)'de üçüncü sınıf niyabet tezkeresi aldı. 11 Şaban 1311 (m. 17 Şubat 1894)'te Gümüşhane livası niyabetine tayin edildi ve 10 Şaban 1313 (m. 26 Ocak 1896)'da süresini tamamlayıncaya kadar bu vazifede kaldı. 1 Zilka'de 1313 (m. 14 Nisan 1896)'da Genç livası niyabetine getirildi ve Receb 1316 (m. Kasım 1898)'de buradan ayrıldı. 1 Cemaziyel ahir 1318 (m. 26 Eylül 1900)'de Kerkük livası niyabetine gönderildi, oradan Basra livası merkez niyabetine nakledildi ve Zilka'de 1321 (m. Şubat 1904)'e kadar burada kaldı. 1 Receb 1322 (m. 11 Eylül 1904)'te Siirt livası naibi olduysa da 20 Şaban 1323 (m. 20 Ekim 1905)'te vazifesinden ayrıldı. Ertesi sene de Musul vilayeti merkez niyabetine tayin edildi.
Ömer Hulusi Efendi'nin bir fetvası. Ömer Hulusi Efendi'nin Anadolu Kazaskerliğine tayin edildiğine dair Dair-i Meşihatın yazısı.
Taşradaki vazifelerinin ardından 6 Ramazan 1327 (m. 21 Eylül 1909) tarihinden itibaren Meclis-i Tedkikat-ı Şer'iyye üyeliğine getirilen Ömer Hulusi Efendi Zilka'de 1328 (m. Aralık 1910)'da Mahkeme-i Evkaf kadısı, 24 Ramazan 1329 (m. 18 Eylül 1911)'de Meclis-i Tedkıkat-ı Şer'iyye reisi oldu. Bu vazifeleri sırasında kendisine müderrislik payeleri verilmişti. 1312 (m.1895)'te ibtida-i dahil Edirne müderrisliği, 1320 (m. 1902)'de İzmir ve 12 Rebiulevvel 1325 (m. 25 Nisan 1907)'de Edirne payesi almıştı. 1316 (m. 1899)'da dördüncü rütbeden Mecidi, 4 Cemaziyelahir 1320 (m. 8 Eylül 1902)'de nikel Hicaz madalyası ile taltif edilmişti. 21 Safer 1331 (m. 30 Ocak 1913)'te İstanbul payesini aldı ve 6 Cemaziyel evvel 1332 (m. 2 Nisan 1914)'te Anadolu kazaskerliğine getirildi. 1335 (m. 1917)'de birinci rütbeden Mecidi nişanı ile ödüllendirilen Ömer Hulusi Efendi, 8 Cemaziyel ahir 1335 (m. 1 Nisan 1917)'de Tevhid-i Kaza Kanunu'na göre oluşturulan Mahkeme-i Temyizi Şer'iyye Dairesi reisliğine tayin edildi. Ardından Ahmed İzzet Paşa kabinesinde 9 Muharrem 1337 (m.15 Ekim 1918)'de şeyhülislamlık makamına getirildi. 3 Safer 1337 (m. 8 Kasım 1918)'de kabinenin istifasıyla birlikte bir ay dolmadan vazifesinden ayrılmış oldu ve bu tarihten itibaren mazul sayıldı. 17 Cemaziyel ahir 1338 (m. 8 Mart 1920)'de kurulan Salih Paşa kabinesine Evkaf nazırı olarak girdi. Ancak İngilizler'in İstanbul'u ve Yunanlılar'ın İzmir'i işgaliyle ortaya çıkan milli harekete karşı hükümete baskı yapılması üzerine kabinenin 14 Receb 1338 (m. 3 Nisan 1920)'de çekilmesiyle birlikte bu vazifesi de sona erdi. Bu tarihten sonra Ömer Hulusi Efendi'nin resmi bir vazife aldığına dair kaynaklarda bilgi yoktur. Vefat tarihi kesin olarak bilinmemekte, şeyhülislamlığın ilgasından yani 1341 (m. 1922)'den önce vefat ettiği kaydedilmektedir. Mezarının Fatih'te II. Bayezid'in annesi Gülbahar Hatun Türbesi yanında olduğu belirtilirse de Hulusi Efendi isimli bir zata ait olduğu anlaşılan buradaki mezar taşında vefat tarihi olarak geçen 27 Rebiülahir 1331 (5 Nisan 1913) tarihinin Ömer Hulusi Efendi'ye ait olması mümkün değildir. M. Orhan Bayrak da mezarının Fatih Camii bahçesinde bulunamadığını söyler.
Ömer Hulusi Efendi'nin Arapça konuşup yazabildiği, ayrıca Farsça'ya da aşina olduğu kaydedilir, ancak kaynaklarda herhangi bir eserine dair bilgi yer almaz. Ahmed İzzet Paşa, Göztepe'de köşk komşusu olan Ömer Hulusi Efendi'nin tatlı dilli, iyilik sever ve istikamet sahibi bir kişi olduğunu nakleder. Sicil kayıtlarında da büyük bir doğruluk ve liyakatle vazifelerini ifa ettiğine işaret edilir ve hakkında tek bir şikayet bile vaki olmadığı belirtilir. Kendisine şeyhülislamlık teklif edildiğinde tereddüt etmiş, ancak Hayri Efendi ve Ahmed İzzet Paşa'nın ısrarı ile bu vazifeyi kabul etmiştir. Ahmed İzzet Paşa, hatıralarında Ömer Hulusi Efendi'nin bir önseziyle meşihatı kabul etmekten çekindiğini, daha sonra bunda haklı olduğu ve kendisine kötülük yapıldığının anlaşıldığını yazar.