İlk Osmanlı sultanı. Velî, âlim ve evliya dostu. Oğuzların Bozok kolunun Kayı Boyu'ndan Ertuğrul Gazi'nin oğludur. Osman Gazi, 656 (m. 1258)'de Söğüt'te doğdu. Dünyanın en uzun ömürlü hanedanını kurup Osmanlı Devleti'nin temelini attı. Fahreddin lakabı verildi. 726 (m. 1326)'da Söğüt'te vefat edip oğlu Orhan Gazi tarafından fethedilen Bursa'da, Gümüşlü Kümbet'e defnedildi.
Osman Gazi, hâlis bir Müslüman, eşsiz bir kumandan olan Ertuğrul Gazi'nin oğlu olarak dünyaya geldi. Ertuğrul Gazi'nin babası Süleyman Şah, Fırat Nehri'ni geçerken atının ayağının sürçmesi neticesi suya düşüp boğuldu. Bugünkü Suriye sınırları içerisindeki Ca'ber Kalesi Türk mezarlığına defnedildi. Diğer kardeşleri geri gidip Ertuğrul Gazi ile Dündar Bey Anadolu'ya geldiler. Çeşitli yerlerde konaklayıp kışlayarak, Ankara yakınlarında Karacadağ'a indiler. Sonra Sultanöyüğü'ne göçtüler. Ertuğrul Gazi'nin yanında, aileleri ile beraber dörtyüz yiğit vardı.
Ertuğrul Gazi, Sultanöyüğü'ne vardığı sıralarda, Moğollar, Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad ile savaş hâlindeydi. Selçuklu ordusunun bozulmak üzere olduğu bir sırada, Ertuğrul Gazi'nin dörtyüz seçme yiğidi, Moğollara hücum ettiler. Çok geçmeden, Moğollar darmadağınık oldu. Sultan Alaeddin Keykubad, Ertuğrul Gazi'nin bu hizmetini takdir ve teşekkür etti. Ertuğrul Gazi ve halkına, Söğüt'ü kışlak, Domaniç ve çevresindeki dağları da yaylak olarak verdi.
Ertuğrul Gazi, Selçuklu'nun uç beyi olmuştu. Mümin, kâfir herkese iyi davrandı. Herkesin sevgi ve saygısına mazhar oldu. Adil idaresi, Müslümanların da kâfirlerin de pek hoşlarına giderdi. Ertuğrul Gazi, din âlimlerine, dervişlere, Allah dostlarına çok hürmet ve iltifatlarda bulunurdu. Zaman zaman onların ziyaretlerine gider, onların nasihatlarını can kulağı ile dinlerdi. Yine böyle bir ziyaretinde, bir âlimin evinde misafir oldu. Odada, Allahü tealanın Kelam-ı İlahîsinin yazılı olduğu Mushaf-ı şerifin mevcudiyetinden haberdar oldu. Resulullah'a, Cebrail vasıtasıyla gönderilen Allahü tealanın mübarek kitabına hürmetinden, onun huzurunda uzanıp uyuyamadı. Abdest tazeleyip sabaha kadar tam bir edep ve tazimle onu okudu. Yönünü Mushaf-ı şerife dönmüş olarak oturmaktayken, sabaha yakın uyukladı. Bu arada bir rüya gördü. Rüyasında kendisine şöyle bir nida gelip; “Ey Ertuğrul! Sen bu gece benim kelamıma hürmet ve tazim edip izzet ve ikram eyledin; ben de senin evlat ve haleflerini, dünya durdukça devlet ve saltanat ile yüceltip izzet ve ikrama layık gördüm.” denildi. İşte böyle mübarek bir kimse olan Ertuğrul Gazi'nin, bu sırada bir oğulcağızı oldu. Onun en küçük oğlu olan bu çocuğa, Resulullah'ın iki mübarek kızı ile evlenmekle şereflenen, Aşere-i Mübeşşere'den olmak müjdesine mazhar olan, Hulefa-i Raşidîn'in üçüncüsü Osman'ın ismini verdiler. Adı gibi İslam'a ve Kur'an'a hizmet etmesini temenni ettiler.
Osman Gazi dünyaya geldiği zaman diğer tarafta Hülagu Bağdat'ı yağmalıyordu. Müslümanlar bir tarafta muzdarip olurken, diğer tarafta yeni bir devletin müessisi doğuyor, Müslümanları sevince gark ediyordu. Kısa zamanda Osman Gazi, büyüyüp serpildi. Güzel ahlâkı, yiğitliği ve davranışlarıyla çevresindekilerin takdirini kazandı. Ahî şeyhlerinin büyüklerinden, zamanının âlim ve evliyası Edebalî hazretlerinin sohbetlerine ve hizmetine koştu. Ondan zahirî ve batınî ilimleri tahsil etti. Allahü tealanın eşsiz kelamını, Resul-i Ekrem'in mübarek sözlerini, Selef-i salihîn'in güzel yolunu öğrendi. Allahü tealanın emir ve yasaklarına tam itaatkâr olarak, Resul-i Ekrem'in güzel ahlâkıyla ahlâklandı. Samimî bir Müslüman oldu. Devrin örf ve adetlerine göre mükemmel bir askerî talim ve terbiye ile yetişti. Babası Ertuğrul Gazi'nin silâh arkadaşları ve kumandanlarından, kılıç kullanmayı, kargı savurmayı, ata binmeyi, gürz kullanmayı öğrendi. Gazilerin gazalarını dinleyip onlardan ibret alarak, kumandanlık vasıflarını geliştirdi. Gençliğinden itibaren gazalara katılıp zafer kazanarak, kumandanlık vasıfları kemale erdi.
Bizans'ın hâkimiyetindeki Batı Anadolu cihat memleketi olduğundan, bölgede gaza niyetiyle pek çok kumandan, mücahit, derviş ve her biri birer gönül sultanı şeyh ve âlimler bulunuyordu. Osman Gazi; Anadolu'nun İslamlaştırılıp Türkleşmesi faaliyetine katılan bu gönül sultanlarından, ahilerden Şeyh Edebalî Karamanî'nin sohbetlerini hiç kaçırmamaya gayret ederdi. Hatta bir defasında, hocası Edebalî'nin oturmakta olduğu İtburnu köyünün de sahibi olan Eskişehir hâkimi ile araları açılmış, hocasını, babasının topraklarına göçürerek yerleştirmişti. Eskişehir hâkimi ile yaptığı savaşta onu yenmiş, kardeşlerinin ve çevresinin takdirine mazhar olmuştu. Daha ondokuz yaşlarında iken, 679 (m. 1277)'de, Edebalî hazretlerinin dergâhına misafir olduğu bir günde, acaib bir rüya gördü. Rüyasında hocası Edebalî'nin koynundan bir ayın çıkıp kendi koynuna girdiğini, arkasından da kendi göbeğinden bir ağacın bitip âlemi tuttuğunu, gölgesinde, nice dağların bulunup nehirlerin aktığını, birçok insanın kaynaştığını, kimisinin bahçe ve tarla sulayıp kimisinin çeşmeler akıttığını gördü. Gördüğü rüyayı ertesi günü hocasına anlattı. Şeyh Edebalî ona; “Müjde ey Osman! Hak teala, sana ve senin evladına saltanat verdi. Bütün dünya, evladının himayesi altında olacak, kızım Bala Hatun da sana eş olacak.” deyip rüyasını tabir etti. Kızını da ona zevceliğe verdi. Bu sırada yanlarında, Edebalî'nin Dursun adında bir talebesi vardı; “Ey Osman, sana padişahlık verildi. Şükrane olarak bize ne verirsin?” dedi. Osman Gazi de ona bir şehir vermeyi teklif etti. O derviş, şehri çok görüp; “Şu köyceğize razıyım. Bana bir yazı ver.” dedi. Osman Gazi de; “Ben, bunun usulünü bilmem, sana su kabım ile kılıcımı vereyim. Onlar nişan olsun. Benim evladım, onları senin elinde görüp hakkına rıza göstersinler.” dedi. O derviş, onların nikâhını oracıkta akdetti. Sade bir şekilde Bala Hatun'la evlendiler.
Bu izdivaçtan Orhan Gazi doğdu. Orhan Gazi'nin doğduğu sıralarda, Ertuğrul Gazi de 680 (m. 1281) yılında vefat etti. Ertuğrul Gazi, cesareti, zekası, cömertliği, İslam dinine sadakati ve güzel ahlâkı ile kardeşleri arasında en üstünü olan Osman Gazi'yi kendisinden sonra Kayı Boyu beyliğine aday göstermişti. Osman Gazi babasının vefatından sonra bey seçilip idareyi ele aldı.
Osman Gazi'nin hükümdar olmasını gösteren bir minyatür.
Osmanlı Devletinin Kurucusu Osman Gazi.
Anadolu Selçuklu Devleti'nin Bizans hududundaki Kayılar, Söğüt kışlağı ile Domaniç yaylağı arazisine hâkimdiler. Osman Gazi, Kayı Beyi olunca hudut komşusu Bizans tekfurları ile iyi geçinmeye çalıştı. Bunlar arasında en çok Bilecik tekfuru ile anlaşıyordu. Boy'da; eskiden beri yaylağa çıkarken, ağır eşyaları Bilecik tekfuruna emanet etmek, buna karşılık tekfura bazı hediyeler vermek geleneği vardı. Emanetin teslimi ve alınması, silâhsız kimseler ve kadınlar tarafından yapılırdı. Aşiretlerin yaylağa çıkış ve dönüşlerinde, İnegöl tekfuru yollarını keserek onlara zarar veriyor, bu yüzden sık sık çarpışmalar oluyordu.
Osman Bey'in kuvvet ve nüfuzunun devamlı arttığını gören İnegöl tekfuru Nikola, komşularından tedbir alınmasını istedi. İnegöl tekfurunun Bizanslılara ittifak teklifi, Bilecik tekfuru tarafından Osman Gazi'ye haber verildi. Tekfur Nikola'nın, Ermenibeli'nde (Pazarköy'de) kuvvet topladığı tespit edilince Osman Gazi, Kayı ileri gelenleri, kumandanlar ve arkadaşlarından Akçakoca, Abdurrahman Gazi, Aykut Alp, Konur Alp, Turgut Alp ile istişare etti. İnegöl'ün fethine karar verildi. 683 (m. 1284)'te Pazarköy'de meydana gelen muharebede, Osman Gazi'nin yeğeni Bay Koca şehit düştü. Muharebenin ardından, Kolca Kalesi fethedildi. Mağlubiyeti hazmedemeyen İnegöl tekfuru ile Karacahisar tekfuru birleştiler. 687 (m. 1288) yılında Domaniç yakınında Ence (Ekizce)'de yapılan muharebede, tekfurlar tekrar mağlup edildiler. Bu muharebede, Osman Gazi'nin kardeşi Sarı Yatu (Sarı Batı) şehit oldu.
Osman Gazi'nin Ekizce muvaffakiyeti, Anadolu Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Mes'ud Şah tarafından mükâfatlandırıldı. Osman Gazi'ye bir fermanla, Söğüt yurt olarak verildi. Osman Gazi, bir baskınla da İnegöl tekfurunu ve pek çok askerini öldürdü. İnegöl'den pek çok ganimet aldı.
Osman Gazi'yi Konur Alb ve Akçakoca ile birlikte gösteren temsili resim. Bu resim Osmanlılardaki resmi kıyafetler için hazırlanmıştır.
İnegöl tekfurunun öldürülmesi ve Osman Gazi'nin topraklarının devamlı genişlemesi, Bursa ve İznik tekfurlarını telaşlandırdı. Osman Gazi'nin Bizans tekfurlarına karşı takip ettiği siyaset, Anadolu Selçuklu Sultanlığı'nca takdir edilip tekrar mükâfatlandırıldı. 688 (m. 1289)'da bir fermanla Söğüt'e ilaveten Eskişehir ve İnönü tarafları verilip mirî vergiden muaf tutuldukları gibi, beylik alametleri olan âlem, tuğ, kılıç ile gümüş takımlı bir at da gönderildi. Selçuklu Sultanı'nın hediyeleri alınıp fermanı okununca Osman Gazi, gaza akınlarına daha da hız verdi. İznik'e akın tertiplendiyse de kale alınamadı, pek çok ganimetlerle dönüldü. Karacahisar ile Yarhisar tekfurları, Osman Gazi aleyhine ittifak kurdular. 690 (m. 1291)'de Karacahisar fethedilince alınan ganimetlerin beşte biri Anadolu Selçuklu Devleti'nin başşehri Konya'ya gönderilip kalanlar muharebeye katılan gazilere dağıtıldı.
691 (m. 1292)'de Sakarya ırmağının kuzeyine akın yapıldı. Bu akınlarda Sorgun Köyü, Göynük, Taraklıyenicesi ve Mudurnu taraflarının askerî mevkileri tahrip edilip pek çok ganimet alındı. 697 (m. 1298) yılına kadar teşkilatlanmaya ağırlık verdi. Osman Gazi'nin ileriye dönük faaliyetleri, huduttaki Bizans tekfurlarını daha da telaşlandırdı. Bilecik tekfuru da Osman Gazi aleyhine ittifak içine girdi. Bizans-Rum tekfurları, Osman Gazi'yi muharebe meydanında öldürüp yenemeyeceklerini anlayınca entrikaya başvurdular. Yarhisar tekfurunun kızıyla evlenecek olan Bilecik tekfurunun düğününe davet edip öldürmeyi planladılar. Osman Gazi'ye suikast tertibi, dostu Harmankaya beyi Köse Mihal tarafından haber verildi. Osman Gazi, Bizans entrikasına karşı tedbir aldı. Bizans tekfurları ile beraber davet edildiği düğüne, hediye olarak kuzu sürüsü gönderdi. Düğün sonrası yaylağa çıkacağını bildirerek, eskiden olduğu gibi değerli eşyalarının kadınlar vasıtasıyla kaleye alınmasını istedi. Bilecik tekfuru, Bizans tekfurlarıyla ittifak hâlinde olduğundan, Osman Gazi'nin teklifini kabul edip düğün yeri olan Çakırpınarı'na gitti.
Osman Gazi, aşiretin eşyası yerine, atlara silâh yükletip kırk kadar gaziyi, kadın kılığında Bilecik'e gönderdi. Kadın kılığında kaleye giren yiğitler Bilecik'e gidip şehri ele geçirdi. Osman Gazi de düğünden dönen Bilecik tekfurunu kurduğu pusuyla yenilgiye uğratıp düğüne katılanların ve askerin çoğunu öldürttü. Osman Gazi'ye karşı tertiplenen Bizans entrikası lehe çevrilip gelin dahil, düğüne katılanların bir kısmı esir alındı. Geline Nilüfer adı verilip Osman Gazi'nin oğlu Orhan Gazi'ye nikâhlandı. Fethe devam edilip ertesi gün Yarhisar Kalesi kuşatılarak ele geçirildi. Osman Gazi'nin kumandanlarından Turgut Alp ve gaziler de İnegöl'ü fethettiler.
Osman Gazi, Anadolu'da Bizans hududunda fetihlerde bulunurken, İlhanlılar da Anadolu'yu istila ettiler. İlhanlı hükümdarı Gazan Han, Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Şah'ı İran'a götürdü. Bütün Anadolu, Selçuklu Devleti'nin toprakları, İlhanlılar'ın eline geçti. İlhanlı zulmünden hicret eden birçok Anadolu Selçuklu emiri ve maiyeti, Osman Gazi'nin gazalarına katılmak için hizmete geldi. Osman Gazi, 680 (m. 1281) yılından beri arazisini devamlı genişletip; gaza niyetiyle hizmetine katılanlarla devamlı güçleniyordu. Anadolu Selçuklu Sultanlığı'nın fetret devrindeki iktidar boşluğundan faydalanarak, Türk beyleri istiklallerini ilan ediyordu. Osman Gazi de iyice kuvvetlenmişti. 698 (m. 1299)'da istiklalini ilan edip tâbilikten kurtuldu. Osman Gazi'ye istiklal alametleri olan ferman, sancak, alem, tuğ, kılıç ve at ile takımı önceden verildiğinden, istiklalini ilan etmesiyle devlet teşkilatının müesseselerini kurup her kaleye subaşı, dizdar, kadı tayin etti. Köyler tımar olarak sipahilere dağıtıldı. Osman Gazi adına Karacahisar'da Cuma hutbesi, Eskişehir'de bayram hutbesi okundu. Hocası ve kayınpederi Edebalî'nin talebelerinden Dursun Fakih'i Karacahisar'a kadı ve hatip tayin etti. Fetva ve hüküm işlerini ona havale eyledi.
701 (m. 1301)'de Yurdhisar ve Yenişehir kaleleri fethedildi. Osman Gazi yeni fethedilen Yenişehir'i merkez yaptı. Yeni merkezinde; idarî, iktisadî ve sosyal müesseseler inşa ettirip evler, dükkanlar, çarşı ve hamamlar yaptırdı. Bilecik'i de kayınpederi Edebalî'ye verdi. Hanımını ve annesini de Bilecik'te bıraktı. Oğlu Alaeddin Paşa'yı yanına aldı. Orhan Bey'e Sultanönü (Karacahisar), Gündüz Alp'e Eskişehir, Aykut Alp'e İnönü, Hasan Alp'e Yarhisar, Turgut Alp'e İnegöl bölgelerinin idaresini verdi. Oğlu Orhan'la birlikte sık sık gazaya çıkarlar, insanlara Allahü tealanın emir ve yasaklarını tebliğ ederlerdi. Onları dinlemeyip; insanlara ve kendilerine zulmeden zalim Bizans tekfurları ile savaşırlardı. Bazen de geri gelip merkezleri Yenişehir'de hazırlık yaparlardı. Fethedilen yerleri, ahâliye tımar olarak dağıtırlardı. Fethedilen yerlerde; haklıyı ve haksızı ayırmak için bir kadı tayin edilir, emniyeti sağlaması için de bir subaşı atanırdı. Yeni yeni fetihlerin olduğunu duyan ve Moğol zulmünden kaçan Anadolu'daki Müslüman ahali, Osman Gazi'ye gelip yer yurt istediler. O da onlara yurt verip iş gösterdi. Adil idaresinden istifade edip Hak yolunda cihada gayret etmelerini, geride kalanların da uçtakilere dualar etmelerini istedi. Onlar da canla başla kabul ettiler.
Topkapı Sarayında yer alan Osman Gazi minyatürü.
Karacahisar'da teşkilatlanma tamamlanıp çarşı ve pazara alıcı ve satıcılar akın edince Germiyan vilayetinden bir kimse gelip Osman Gazi'nin huzuruna vardı; “Bu pazarın bac'ını bana satın!” dedi. Osman Gazi; “Bac da ne ki?” diye sordu. O kimse de; “Pazara yük getiren herkesten akça almaya denir.” dedi. Osman Gazi de; “Bu pazara gelenlerde alacağın mı var ki onlardan akçe alacaksın?” dedi. Adam da; “Bu eskiden beri adettir, her vilayette yapılmaktadır, her yükten padişah için akçe alırlar.” dedi. Osman Gazi hiddettendi.
Bugüne kadar, böyle bir şeyin ille de alınması icap ettiğini, ne bir din kitabında okumuş, ne de bir âlimin sohbetinde duymuştu. Tekrar sual etti: “Bu, Hak tealanın buyruğu mu, Peygamber sözü mü, yoksa her ilin padişahı kendisi mi uydurmuştur?” dedi. O kimse; “Evvelden beri sultan töresidir.” dedi. Osman Gazi, Allahü teala ve Resulünün emri olmayan bir şey hususundaki bu gayretkeşliğe iyiden hiddetlendi, adama; “Yürü, artık buralarda görünme, yoksa sana zararım dokunur. Malını kendi eli, kendi alın teri ile kazanmış kimsenin bana ne borcu var ki bana havadan akçe versin?” deyip adamı gönderdi. Yanındaki dostları, onun bu sözlerini işitince; “Size bir şey vermeleri gerekmezse de pazarı bekleyenlerin emekleri zayi olmasın diye bir şey vermeleri iyi olur.” dediler.
Osman Gazi de; “Mademki böyle dersiniz; bir yükü satan kimse iki akçe versin, satmayan hiçbir şey vermesin. Ve de; her kime bir tımar verirsem, sebepsiz yere kimse tımarı ondan almasın. O kişi ölünce oğluna versinler. Eğer oğlan küçükçe olursa hizmetkârları, oğlan sefere yarayışlı hâle gelinceye kadar sefere gitsinler. Eğer bu kanunu her kim bozarsa yahut benim neslime başka bir kanun öğretirse Allahü teala onu dünya ve ahirette zelil eylesin.” dedi. Bac ve tımarın kanunu bu şekilde düzenlendi.
İlk Osmanlı akçesi, Osman Gazi adına bastırıldı. Dörtyüz çadırla Anadolu Selçuklu-Bizans hududuna yerleştirilen Kayı Aşireti 698 (m. 1299)'da Osman Gazi'nin adına izafeten Osmanlı hanedanı ve devletini kurdu. Osman Gazi, İslam dininin esaslarını, Türk örfünü, teşkilat ve müesseselerini safha safha yerleştirip mükemmelleştiriyordu. Teşkilat ve müessesesini kurarken, İslam Dini'nin farzlarından olan cihat emrini de ihmal etmiyorlar, insanlara Allahü tealanın emir ve yasaklarını bildirmekten, Resul-i Ekrem'in güzel yolunu duyurmak için savaşmaktan bir an geri durmuyorlardı.
Osman Gazinin Nakkaş Osman tarafından yapılan bir minyatürü.
Osman Gazi adına bastırılan ilk Osmanlı Akçesi.
Devamlı genişleyip teşkilatlanan Osmanlı Devleti'nin meydana getirdiği tehlikeyi, huduttaki tekfurlarla hâlledemeyeceğini anlayan Bizans Kayseri ikinci Andronikos Poleologos, hassa kumandanlarından Musalon'u Osman Gazi üzerine sefere gönderdi. Musalon kumandasındaki Bizans kuvvetlerinin mevcudu ikibin idi. Osman Gazi, Bizans kuvvetleriyle 700 (m. 1301)'de İznik'in kuzeydoğusundaki Koyunhisar Kalesi mevkisinde karşılaştı. 700 (m. 27 Temmuz 1301) tarihinde yapılan Koyunhisar Muharebesi'nde, Osman Gazi muzaffer oldu. 701 (m. 1302) yılında Köprühisar Kalesi fethedildi. 702 (m. 1303)'te Yenişehir'in güneybatısındaki Marmaracık Kalesi fethedilip İznik şehrinin kuzeyindeki Katırlı Dağı eteğine kale yapıldı. Kaleye Taz Ali kumandasındaki yüz asker bırakılarak, İznik ablukaya alındı. 706 (m. 1306)'da Bursa tekfurunun idaresindeki müttefik Bizans tekfurlarına karşı sefer yapıldı. Osman Gazi, müttefik Bizans tekfurlarının kuvvetini Dinboz'da mağlup etti. Kestel, Kete ve Ulubat kaleleri Osmanlıların eline geçti. 706'da Osmanlılar, ilk defa Ulubat tekfuruyla askerî antlaşma imzaladılar. Antlaşmaya göre; mülteci Kite tekfuru Osmanlılara iade edilecek, Osman Gazi'nin neslinden hiç kimse de Ulubat köprüsünü geçmeyecekti. Antlaşmayı Osmanlılar hiç bozmadılar. Âl-i Osman neslinden hiç kimse o köprüden geçmedi. Hep kayıkla geçtiler.
Osman Gazi'nin Osmanlı arazisini devamlı genişletmesi, Bizanslıları telaşa düşürdü. Bizanslılar, İlhanlılar ile akrabalık kurarak, Osmanlı taarruzlarından kurtulmak istediler. Bizans Kayseri, kızı Maria'yı İlhanlı hükümdarı Gazan Han'a nişanladı. Onun ölümüyle de Olcaytu Han'a nişanlayarak Bizans kalelerini Osman Gazi'nin taarruzlarından kurtarıp Osmanlı hâkimiyetindeki arazilerin geri alınmasını ümit etti. Osman Gazi, Bizans Kayseri'nin ittifak arayışı içindeki durumunda dahi gazalarını sürdürdü. 707 (m. 1307)'de İznik kuşatılıp Yalova'ya akın düzenlendi. Böylece Osmanlılar denize ulaştı. 708 (m. 1308)'de Marmara Denizi'ndeki İmralı Adası fethedilip deniz üssüne sahip olundu. Bizans'ın Bursa ile deniz ulaşımı ve irtibatı kontrol altına alındı. İznik civarındaki Koçhisar fethedildi. Osman Gazi'nin 720 (m. 1320) yılında Rodos Adası'na deniz seferi tertiplediği de rivayet edilir.
Osmanlılar'ın Bizans hududunda tesis ettiği adil idare; tekfurların zulmünden, vergilerin ağırlığından bıkan Hıristiyan ahaliden başka, kumandanların da takdirini kazanmıştı. Rumlar, Osman Gazi'nin idaresine sığınmaya başladılar. 713 (m. 1313)'te Harmankaya tekfuru Köse Mihal de Osman Gazi'nin maiyetine girip Müslüman oldu. Köse Mihal Gazi adını alarak, pek çok muharebeye katıldı. Osmanlı Devleti'ne çok hizmeti geçti. Rivayete göre Köse Mihal Bey'in Müslüman oluşu şöyle oldu: Osman Gazi, vaktiyle onu esir almış ve Köse Mihal Bey'in yiğitlik ve mertliğinden ötürü serbest bırakmış, onunla dost olmuştu. Bursa kuşatıldıktan sonra yapılan istişarede, çevredeki Bizans tekfurlarının temizlenmesi kararı alındı. Osman Gazi, ilk önce Harmankaya tekfuru Köse Mihal'i İslam'a davet etmeye karar verdi. Adam gönderip; “Derhal sefere çıkılacak, hemen gelsin!” dedi. Köse Mihal sefer hazırlıklarını tamamlayıp hemen geldi. Huzura çıkıp el öptü. İman etmek istediğini söyleyip; “Han'ım, bana Müslümanlığı öğretin. Hazreti Peygamber'i rüyada gördüm. Bana iman etmemi buyurdu.” dedi. Osman Gazi'nin telkini ile Kelime-i şehadet söyleyip Müslüman oldu. Beyler ve paşalar buna çok sevindiler.
Marmara sahilinden Karadeniz istikametine gaza akınlarına devam eden Osmanlılar, 713 (m. 1313)'te Akhisar, Geyve, Lüblüce, Lefke (Osmaneli), Hisarcık, Tekfurpınarı, Yenikale, Karagöz ve Yanıkçahisar kalelerini fethettiler. Bursa, Osmanlı arazisi ortasında kaldı. Bursa ablukaya alınıp Kaplıca ve Uludağ istikametlerine iki kale yapıldı. Kaplıca istikametindekinin kumandanlığına Osman Gazi'nin yeğenlerinden Aktimur, Uludağ tarafındakine, Balaban tayin edilip kalelere kumandanlarının isimleri verildi. Bursa kuşatmaya alındı. Moğol istilasından kaçıp Batı Anadolu'ya gelerek Kütahya'ya yerleşen Çavdarlı Aşireti'nin Osmanlı'ya düşmanca hareketleri, Osman Gazi'nin oğlu Orhan Gazi tarafından durduruldu. Oymahisar'da yapılan muharebede, Çavdaroğlu esir edilip aşiretin saldırganları cezalandırıldı. 717 (m. 1317)'de Orhan Gazi ve kumandanlarından Konur Alp, Sakarya ve Karadeniz istikametindeki Kuratekin, Ebesuyu, Karacebeş, Tuzpazarı, Kapucuk ve Keresteci kalelerini fethedip bu mevkileri Osmanlı hâkimiyetine aldılar. Gazilerden Akça Koca, Sakarya Nehri'nin batısından İznik Kalesi'ne kadar olan mevkiyi fethetti. Buralara, adına izafeten Kocaeli denildi. Osman Gazi'nin gençliğinden beri, Rum ve düşman tecavüzlerine karşı askerî hazırlığı ve mücadelesi, devlet kurarken idarî ve siyasî faaliyetleri, onu altmış yaşından itibaren iyice yormaya başladı. Romatizmadan da muzdaripti.
Osman Gazi'nin Bursa'daki türbesi.
Osman Gazi'nin Söğüt Ertuğrul Gazi Türbesi haziresindeki makamı. Osman Gazi'nin Bursa'dan önce burada medfun olduğu rivayet edilmektedir.
Gaza akınlarıyla yetişip yiğitliği, cesareti, bilgisi ve İslam dinine sadakati ile düşmanlarını korkutan, Müslümanların takdirini kazanan oğlunun idare tarzını sağlığında görebilmek için son yıllardaki fetih hareketlerinde, siyasî hadiselerde Orhan Gazi'yi vazifelendirdi. Osman Gazi, oğlu Orhan Gazi'yi 721 (m. 1321)'de Mudanya, Kara Timurtaş Bey'i de **"Gemlik Seferi"**ne gönderdi. Mudanya fethedilip Bursa ablukası daha da kuvvetlendirildi.
Onsekiz ay devam eden ilk Osmanlı akınında, Trakya ve Makedonya sahillerindeki Bizans şehirlerinden pek çok ganimet alındı. Bu Trakya akınında, bölge Osmanlılar tarafından tanınıp keşif yapıldı. Bizans iktisadî buhrana uğratıldı.
Darphane tarafından Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yılında basılan hatıra para.
Osman Gazi hayattayken, oğlu Orhan Gazi ve kumandanlar gaza akınlarına devam edip Osmanlı arazisini devamlı genişlettiler. 723 (m. 1323)'te Akyazı, Ayanköy, 724 (m. 1324)'te Karamürsel, 725 (m. 1325)'te Orhaneli denilen Atranos fethedildi. Osman Gazi, 714 yılından beri çevresini ablukaya alıp kuşatma hâlinde tuttuğu Bursa'nın fethini görmek istiyordu. Orhan Gazi, 726 (m. 6 Nisan 1326) tarihinde Bursa'yı fethedip Osman Gazi'nin ve Müslümanların arzusunu yerine getirdi. Gazilerin akınları neticesinde; Bolu, Kandıra, Ermenipazarı ve Devehisarı fethedildi. Bursa dahil, bütün fethedilen bölgeler imar olunarak, sahipsiz evler gazilere dağıtıldı. Osmanlı teşkilat ve müesseseleri kuruldu. Hıristiyan ahaliden Osmanlı ülkesinde oturanlara İslam dininin gayrimüslimler ile alakalı hukuku tatbik edilerek, vergilendirildiler.
Osman Gazi, vefatından önce; devletin idaresini oğlu Orhan Gazi'ye bıraktı. Kendisi Söğüt'te ikamet etti. Vefatından bir sene önce 725 (m. 1325) senesinde, kendisini ziyaret eden oğlu Orhan Gazi'ye şöyle nasihat etti:
“Oğul! Önce din işlerini her şeyden evvel ele alıp yürütmek gayret ve esasını daima göz önünde bulundur ve bu esası sakın gevşekliğe uğratma. Çünkü bir farzın yerine getirilmesini sağlamak, din ve devletin kuvvetlenmesine sebep olur. Din gayretine sahip olmayan, sefahate düşkün olan tecrübe edilmemiş kimselere devlet işlerini verme! Zira yaradanından korkmayan bir kimse, yarattıklardan da çekinmez.
Zulümden ve hangisi olursa olsun bidatten, yani İslamiyete aykırı olan şeylerden son derece uzak dur! Seni zulüm ve bidate teşvik edip sürükleyenleri, devletinden uzaklaştır ki böyle kimseler seni yıkılışa sürüklemektedirler.
Allahü tealanın rızası için devlet hizmetinde ömrünü tüketen sadık devlet adamlarını daima gözet. Böyle kıymetli kimselerin vefatından sonra aile efradını koru, muhtaç olanların da ihtiyaçlarını karşıla, tebeandan hiç kimsenin malına-mülküne dokunma. Hak sahiplerine haklarını ver. Layık olanlara ihsan ve ikramlarda bulun ve ailelerini de gözet. Özellikle, devletin ruhu mesabesinde olan ve en büyük dayanağı bulunan asker taifesini güzelce idare edip rahatlarını temin eyle.
Devletin bedeninde kuvvet mesabesinde olan hakiki âlimleri ve fazilet sahiplerini, edip ve yazarları, sanat erbabını gözetip koru. Onlara hürmet, ikram ve ihsanda bulun. Bir ülkede, olgun bir âlimin, bir arifin, bir velinin bulunduğunu duyarsan, uygun ve layık bir usul ve ifade ile onu memlekete getirt. Onlara her türlü imkanı tanıyarak ülkene yerleştir ki hükûmetin süresince âlim ve arifler, bilginler, memleketinde çoğalsın. Din ve devlet işleri nizama oturup ilerlesin.
Sakın, orduya ve zenginliğe mağrur olma. Hakiki âlim ve ariflere, bilginlere hürmet edip sarayında onlara yer ver. Benim hâlimden ibret al ki zayıf, güçsüz bir karınca misali, hiç layık olmadığım hâlde buraya geldim ve Allahü tealanın nice nice ihsanlarına ve inayetlerine kavuştum. Sen de benim uyduğum ve uyguladığım nizamı uygula. Muhammed Aleyhisselam'ın dinini, bu yüce dinin mensuplarını ve itaat eden diğer tebeanı himaye eyle! Allahü tealanın hakkını ve kullarının hukukunu gözet. Dinimizin tayin ettiği Beytülmaldaki gelirin ile kanaat eyle! Devletin zarurî ihtiyaçları dışında sarfiyatta bulunmaktan son derece sakın! Senden sonra geleceklere de aynı nasihatlarda bulun ve iyice tembih eyle. Daima adalet ve insaf üzere bulun. Zulme meydan verme. Herhangi bir işe başlayacağın zaman, Allahü tealanın yardımına sığın. Tebeanı düşmanların ve zalimlerin saldırılarından koru. Haksız olarak hiç kimseye muamelede bulunma! Daima halkını hoşnut edecek şeyleri arayıp yapılmasını sağla. Onların gönlünü kazanmayı, bunun devamını ve artmasını büyük nimet bil! Tebeanın sana olan güveninin sarsılmamasına son derece dikkat eyle.”
Osman Gazi'nin sandukası. Osman Gazi'nin sandukasının arkadan görünüşü,
Osman Gazi'nin hastalığı, Bursa'nın fethinden sonra arttı. Hocası Şeyh Edebalî ve hanımı Bala Hatun'un vefatıyla hastalığı daha da şiddetlendi. Vefat edeceği zaman, oğlu Orhan Bey'e yaptığı vasiyetnamesi, Osman Gazi'nin İslamiyete olan sevgi ve saygısını, Türk milletinin rahat ve huzurunu ne kadar çok düşündüğünü ve insan haklarına olan gönülden bağlılığını açıkça göstermektedir. O vasiyetname şöyledir:
Akıbet-i kâr budur herkese,
bad-i fena pir ve civana ese.
Azmi-beka eylersem ben bu dem,
devlet-ü ikbal ile ol muhterem!
Çünkü senin gibi halef koymuşam,
rıhlet edersem bu cihandan ne gam.
Lik vasiyet ederim guş kıl!
Gayr-ı gam-ı denî feramuş kıl!
Dilerim ey sahib-i ikbal cah!
İtmeyesin canib-i zulme nigah!
Adl ile bu âlemi abad kıl!
Resm-i cihat ile beni şad kıl!
Rah-ı cihat içre edip içtihat,
Memleket-i Rum'da kıl adl-ü dad!
Eyle riayet ulemaya temam.
Ta ki bula, emr-i şeriat nizam!
Her nerede işitesin ehl-i ilim.
Göster ona rağbet-i ikbal ve hilm!
Asker ve mal ile gurur eyleme!
Şer-i şerif ehlini dur eyleme!
Şer'dir mayeşi şahi ve bes!
Şer'a muhalif işe etme heves!
Matlabımız din-i Hüda'dır bizim!
Mesleğimiz rah-ı Hüda'dır bizim.
Yoksa, kuru mihnet ve gavga değil,
şah-ı cihan olmaya dava değil!
Nusret-i din oldu çü maksat bana,
maksadıma kasd yaraşır sana!
Aleme in'amını âm ide-gör,
memleket emrini temam ide-gör!
Hıfz-ı reayaya çalış ruz-ı şeb!
Ta ki karin ola sana lutf-i Rab!
Osman Gazi'nin hanımı ve Şeyh Edebalî'nin kızı Bala Hatun'un kabri. Bala Hatun'un isminin Mal Hatun olduğunu söyleyen kaynaklar da vardır (üstte). Ve Osman Gazi'nin diğer oğlu Alaeddin Paşa'nın babasının Türbesindeki kabri (solda).
Vasiyetnamenin özü şöyledir:
“Allahü tealanın emirlerine muhalif bir iş eylemeyesin! Bilmediğini şeriat ulemasından sorup anlayasın, iyice bilmeyince bir işe başlamayasın! Sana itaat edenleri hoş tutasın! Askerine in'amı, ihsanı eksik etmeyesin ki insan ihsanın kulcağızıdır. Zalim olma! Âlemi adaletle şenlendir ve Allah için cihadı terk etmeyerek beni şad et! Ulemaya riayet eyle ki şeriat işleri nizam bulsun! Nerede bir ilim ehli duyarsan, ona rağbet, ikbal ve hilm göster! Askerine ve malına gurur getirip şeriat ehlinden uzaklaşma. Bizim mesleğimiz Allah yoludur. Ve maksadımız, Allah'ın dinini yaymaktır. Yoksa, kuru gavga ve cihangirlik davası değildir. Sana da bunlar yaraşır. Daima herkese ihsanda bulun! Memleket işlerini noksansız gör! Hepinizi Allahü tealaya emanet ediyorum!”
Osmanlı sultanları, bu vasiyetnameye candan sarılmışlar, devletin altıyüz sene hiç değişmeyen anayasası yapmışlardır.
Osmanlı sultanları ilmi teşvik etmeyi, memleketlere sahip olmaktan aşağı tutmadılar. Kemal sahibi ilim erbabını daima takdir edip onlara rağbet ettiler. Hatta, bunları diğer devlet erkanına takdim eylediler. Devletun hâl ve mesleği icabı olarak, en evvel ve en ziyade rağbet ve teşvike mazhar olan Arabî ve şer'î ilimlerdi. Padişahlar, savaşta ve barışta, kanunların düzenlenmesinde, dinimizin bildirdiği hükümlere sadık kalmakla yükselip kuvvetlendiler. Bütün işlerinde âlimlerle istişare eylediler. Devlet nizamlarının hazırlanmasını, düzenlenmesini ve teftişini onlara havale eylediler. İdarî mesuliyetlere onları da ortak eylediler. Bunun için Osmanlı Devleti'nde ulema sınıfı, hürmetli bir mevkideydi. Bu yüzden korkutmaya dayanmaktan çok, adaleti yerleştiren kanunlar yapıldı.
Osman Gazi, 726 (m. 1 Ağustos 1326)'da Söğüt'te vefat edip Bursa'daki Gümüşlü Kümbet'e defnedildi. Yerine oğlu Orhan Bey, Osmanlı sultanı oldu. Osman Gazi'nin, Orhan Bey'den başka; Alaeddin Bey, Çoban Bey, Hamid Bey, Melik Bey, Pazarlu Bey adlarında birkaç oğlu ve Fatıma Hatun adında bir kızı vardı. Osman Gazi'nin eşsiz siyaseti ve Orhan Gazi'nin üstün kabiliyet ve meziyetleri sayesinde, Orhan Bey itirazsız devletin başına geçti. Kardeşleri onun hizmetinde çalışmaktan zevk aldılar. Onun Allahü tealanın rızası için yaptığı cihattan pay almaya gayret ettiler.
Osman Gazi, salih bir Müslüman olup İslam ahlâkının iyi ve güzel vasıflarına sahipti. Az sayıdaki aşiret kuvvetleriyle, Bizans ordusunu ve tekfurlarını üst üste mağlup edip zaferler kazanan üstün bir kumandandı. Dörtyüz çadırla, dünyanın en uzun ömürlü hanedanını ve en büyük devletlerinden birini kurdu. Osman Gazi, kurduğu hanedanla; üç kıta, yedi iklim, her çeşit; ırk, dil, din, mezhep, fikir, kültür ve medeniyetteki insanı bünyesinde "Osmanlı" adı altında toplayan, Kur'an-ı Kerim, hadis-i şerif ve İslam âlimlerince övülen manevî hizmetlerin mirasçısı bir idarecilik vasfının hicrî sekizinci asırdan, hicrî ondördüncü asra kadar nesilden nesle intikalcisidir. Osmanlı Devleti, dinî meselelerini, kuruluşundan itibaren Hanefî mezhebi hükümlerince hâlletti. Kaza merkezlerine, şehirlere tayin edilen kadılar, Hanefî mezhebine göre karar verirlerdi. Osman Gazi zamanında askerî teşkilat Oğuz töresine göre olup aşiret kuvvetlerine dayanıyordu.
Tarihçilerin Osman Gazi ve kurduğu devlet hakkındaki ortak fikirleri şöyle özetlenebilir:
Türk ve İslam tarihinin en muhteşem devri Osmanlıların eseridir. Onlar, millî ve İslamî mefkurelerinin dâhiyane terkibi, siyasî istikrar ve sosyal adaletleri sayesinde üç kıtanın ortasında ve Akdeniz havzasında, beşer tarihinde nizam-ı âlem davasının en kudretli temsilcileri olmuşlardır.
Osmanlı Hanedanı, dünyada hiçbir aileye nasip olmayan büyük ve dâhi padişahları bir biri ardından yetiştirmekle, bu devlete yalnız en büyük hayatiyyeti bahşetmedi; onu, millî, İslamî ve insanî idealler çerçevesinde milletin kalbini kazanarak, cihan hâkimiyeti düşüncesinin de en sağlam bir teşkilatı hâline getirdi. İslam dininin, beşeriyeti saadete, adalete ve insanlığa eriştirmek için ilan ettiği yüksek esaslar ve dünya nizamı mefkuresi, Eshab-ı Kiram'dan sonra en ileri derecesine Osmanlı devrinde ulaşmıştır.
Osmanlı Devleti, kavimler, dinler ve mezhepler arasında sağlam bir ahenk, halk kitleleri arasında hiçbir fark ve ayırıma müsaade etmemekle, dünya tarihinde milletlerarası en kudretli ve cihanşümul bir siyasî varlık teşkil etti. Osmanlı Devleti ve sultanlarının davaları da kendi tabirleri ile "Nizam-ı âlem" üzerinde toplanıyor, koca devletin hikmet-i vücudu ve cihadı da bu millî, İslamî ve insanî esaslara bağlı bulunan bir cihan hâkimiyeti düşüncesine dayanıyordu. Bu düşünce gerçekten Türk-İslam tarihinde en yüksek derecesini bulmuş ve müstesna bir kudret kazanmıştı. Bu büyük siyasî varlık, eski ve yeni devletlerden farklı olarak, ne dışta istila tehditlerine ve ne de içeride çeşitli ırk, din, mezhep mensupları ve grupların huzursuzluk endişelerine maruz bulunmuyordu.