OSMAN HARUNÎ

Ebü'n-Nur Evliyanın büyüklerinden.
A- A+

Evliyanın büyüklerinden. Künyesi Ebü'n-Nur'dur. Zamanının imamıydı. 523 (m. 1129)'da doğdu. İran'ın Nişabur şehrine bağlı Harun isimli beldede yaşadı. Ömrünün yetmiş senelik bir kısmını riyazet ve mücahede ile geçiren Hace Osman, 617 (m. 1220) senesi Şevval ayının beşinde doksan bir yaşında iken vefat etti.

Osman Harunî, Hace Hacı Şerif Zendenî'den edep ve ilim öğrendi. Hocası vefat edince onun yerine geçti. Hace Osman Harunî'nin dört büyük talebesi vardı. Bunlar; Hace Muinüddin Çeştî, Hace Necmeddin Sugra, Şeyh Sa'dî Lenguyî ve Şeyh Muhammed Türkî'dir.

Osman Harunî devamlı nefsi ile mücadele ederdi. Hiçbir zaman doyuncaya kadar yiyip içmezdi. Geceleri çoğunlukla uyumaz, ibadet ederdi. Çok acıktığı zaman, sadece bir iki lokma yemek yerdi. Duası makbul bir zattı. Duası reddedilmez, Cenab-ı Hak tarafından yaratılırdı. Ahireti düşünerek çok ağlardı. Menkıbeleri ve kerametleri çoktur.

Şöyle anlatılır: “Osman Harunî, ilk defa hocasının huzuruna gelip tövbe edince hocası ona; “Şu dört şeyi terk etmelisin: 1- Dünyayı ve dünya ehlini. 2- Arzularını ve hırslarını. 3- Nefsin neyi hatırlayıp isterse onu. 4- Allahü tealayı zikretmek için gece uykuyu. Netice olarak Allahü tealadan başka her şeyi terk etmelisin. Herkesi kendinden iyi bil ki, hepsinden iyi olasın. Tevazu sahibi ve alçak gönüllü ol ki, evliyalık makamına ulaşasın. Böyle olmayanın bizim yolumuzla ilgisi yoktur.” buyurdu. Osman Harunî, hocasının bu nasihatına uyarak çok riyazet çekti. Üç yıl sonra hocası tarafından ona vekil olma izni verildi. İsm-i a'zam'a kavuştu. Zahirî ve manevî ilimleri öğrendi.”

Şöyle nakledilir: “Bir gün Hace Osman namazda iken gaipten bir ses; “Ey Osman, namazını beğendim ve kabul ettim. Dileğini iste vereyim.” dedi. Namazdan sonra; “Ya Rabbî! Ben senden seni istiyorum.” dedi. Yine; “Ey Osman, isteğini kabul ettim. Başka ne istersen iste ki vereyim.” denilince; “Ya Rabbî! Muhammed Aleyhisselam'ın ümmetinden olan bütün Müslümanların günahkârlarını affet.” diye niyazda bulundu. Bunun üzerine o ses; “Onlardan otuz bin günahkârı sana bağışladım.” dedi. Osman Harunî bundan sonra her namazının arkasından hep böyle dua eder ve aynı cevabı işitirdi. Onun duası ile affolanların sayısını ancak Cenab-ı Hak bilir.”

Şöyle nakledilir: “Osman Harunî çok seyahat ederdi. Bir gün halkı Mecusî (ateşperest) olan bir yerin yakınına geldi. Bir ağaç altında namaz kılmaya başladı. Fahreddin isimli yardımcısı ateş getirmek için o köye gitti. Fakat halk ona ateş vermedi. Osman Harunî abdestini tazeleyip ateş almak için köye kendisi gitti. Oranın halkını ateşe tapar buldu. Başkanlarının yedi yaşındaki oğlu da oradaydı. Osman Harunî onlara; “Boşuna bu ateşe tapıyorsunuz. Ateş, Cenab-ı Hakk'ın âciz bir yaratığıdır. Onun sahibi olan Allahü tealaya niçin tapmıyorsunuz?” dedi. Mecusîlerin başkanı; “Ateşin, bizim dinimizde yeri büyüktür.” deyince Osman Harunî ona; “Bu kadar kıymetli yıllarını kendisine tapmakla harcadığın ateşe bir uzvunu koy da yakmasın.” dedi. Başkan; “Ateşin âdeti yakmaktır. Buna kim karşı gelebilir?” diye sorunca Osman Harunî, başkanın çocuğunu yakaladığı gibi ateşe attı. Kendi de ateşin içine girerek bir müddet kaldı. Ateş bir gül bahçesi oldu ve onlara bir şey olmadı. Mecusîlerin hepsi bu duruma hayran kalarak tövbe ettiler ve Müslüman oldular. Başkanın ismini Abdullah, oğlununkini İbrahim koyan Osman Harunî bir süre orada kalarak, onlara İslamiyeti öğretti.”

Muinüddin Çeştî anlatır: “Bir gün Osman Harunî ile birlikte bir seyahate çıkmıştık. Dicle kenarına geldiğimizde karşıya geçebilmek için bir kayığın bulunmadığını gördük. Osman Harunî bana dönerek; “Gözlerini kapa!” buyurdu. Birkaç saniye sonra; “Aç!” dedi. Gözlerimi açtığımda karşı sahile geçmiş olduğumuzu gördüm. Bunun üzerine Allahü tealaya şükrettim.”

Yine Muinüddin Çeştî anlatır: “Bir gün Osman Harunî'nin huzuruna bir şahıs gelerek; “Kırk yıldır kayıp oğlumdan bir haber alamıyorum.” deyip Fatiha ve dua talep etti. Osman Harunî bir müddet murakabeye daldı. Sonra orada bulunanlara; “Niyet edip Fatiha okuyun da bu zatın oğlu bulunsun.” buyurdu. Oradakilerin hepsi denileni yaptılar. Osman Harunî bir müddet daha murakabeye daldı. Sonra o zata; “Git, oğlun inşallah evine gelmiştir.” buyurdu. O zat kendi evine yaklaşınca oğlunun döndüğü müjdelendi. Hasret giderdikten sonra Osman Harunî'nin huzuruna gittiler. Osman Harunî o zatın oğluna nerede olduğu ve başına gelenleri sordu. O da bir gemide iken esir alınarak adalardan birinde zincirle bağlandığını, Osman Harunî'ye benzeyen birinin gelip zincirleri çözdüğünü, gözünü kapat dediğini ve aç deyince kendini evde bulduğunu, sonra da o pirin kaybolduğunu söyledi. Daha sonra bu zatın oğlu, Osman Harunî'nin hâlis talebelerinden oldu.”

Şöyle anlatılır: “Bir gün bir grup dinsiz gelip kendisini tecrübe için gönüllerinden ikram etmesini istedikleri yemekleri geçirdiler. Osman Harunî onları kabul ederek, ellerini yıkattı. Besmele çekip eliyle semaya doğru işaret ettikçe, her birinin isteği ve arzusu olan yemekler gelmeye başladı. Sonra Osman Harunî; “Yiyin!” buyurdu. Onlar da doyuncaya kadar yediler. Duruma hayret edip; “Sizin büyüklüğünüzü gördük, benzeriniz yok. Dua edin de Müslüman olmakla şereflenelim.” dediler. Osman Harunî; “O hidayet, Cenab-ı Hakk'ın işidir. Ben âciz biriyim. O dilerse lütfeder, kat kat ihsan eder.” buyurdu. O kâfirler, o anda, Allahü tealanın lütuf ve ihsanı ile Müslüman oldular. Daha sonra Osman Harunî'nin talebelerinden oldular.”

Muinüddin Çeştî yine şöyle anlatır: “Bir komşum vardı. Osman Harunî'nin talebelerindendi. Bu komşum vefat etti. Cenazesinde bulundum. Cenaze kabre konunca herkes gitti. Ben biraz kalıp murakabeye daldım. O anda azap melekleri geldi. Talebelerinden Hace Muinüddin-i Çeşti'nin, hocası Osman Harunî hazretlerinin sözlerini topladığı Enisü'l-ervah adlı eserinin kapak sayfası. O sırada Osman Harunî de orada hazır oldu. Onlara; “Bu benim talebelerimdendir. Ona azap etmeyin.” dedi. Melekler gittiler. Sonra hemen geri geldiler ve Cenab-ı Hak; “Bu şahıs senin hilafına iş görürdü.” buyurdu.” dediler. Osman Harunî onlara; “Evet! Fakat bize intisab etmişti.” dedi. O anda Cenab-ı Hak'tan şu emir geldi: “Ey melekler! Osman Harunî'nin talebesinden elinizi çekiniz. Ben onu, Osman Harunî'nin dostluğuna bağışladım.” Ben de ümit ederim ki, Osman Harunî'nin hürmetine bizi de affeder.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası