Ehl-i Suffa'dan Sahabi. İsmi Rebîa bin Ka'b bin Malik bin Ya'mer El-Eslemî'dir. Künyesi Ebu Firas'dır. Eshab-ı Suffa'dan olması sebebiyle ilimde ileri olan Sahabilerdendir. Kendisinden Ebu Seleme bin Abdurrahman, Hanzala bin Ömer Eslemî; Ebu İmran Cunî gibi âlimler ilim alıp rivayette bulunmuşlardır. Hicaz ehlinden kabul edilmektedir.
Rebîa bin Ka'b kendisi anlatmaktadır: Gönlüm iman nuruyla aydınlandığında ve kalbim İslam'ın manalarıyla dolduğunda taze bir gençtim. Gözlerim Resulullah'ı ilk görüşünde, onu bütün organlarımı saran bir sevgiyle sevdim ve beni her şeyden alıkoyacak şekilde ona tutuldum. Bir gün kendi kendime şöyle dedim: “Yazıklar olsun sana ey Rebîa! Niçin kendini tamamen Resulullah'ın hizmetine vermiyorsun? Git, kendini ona arzet. Eğer seni kabul ederse ona yakın olmak saadetine erer, sevgisini kazanır, dünya ve ahiretinin en iyisini elde edersin.”
Kendimi Resulullah'a arzetmekte ve beni hizmetine kabul etmesini rica etmekte gecikmedim. Resulullah Efendimiz ricamı geri çevirmedi ve benim ona hizmet etmeme razı oldu. O günden itibaren, Resulullah'ı gölgesinden daha iyi takip eden birisi olmuştum. Nereye gitse onunla beraber yürür, nasıl dönse çevresinde öyle dönerdim. Benim bulunduğum tarafa göz ucuyla bir defa baksa hemen, önünde dururdum. O da bir ihtiyacı olunca, hemen onu yapmam için beni bulurdu. Gün boyunca ona hizmet ederdim. Gün bitince o, yatsıyı kılıp evine çekilirdi. Ben de gitmeye niyet ederdim. Ama kendi kendime şöyle derdim: “Nereye gidiyorsun ey Rebîa? Belki geceleyin Resulullah'ın bir ihtiyacı olur.” Sonra evin eşiğinden ayrılmamak üzere kapıda otururdum.
Kainatın Efendisi geceyi namaz kılarak geçirirdi. Çok defa Fatiha'yı okuduğunu duyardım. Gece yarısına kadar onu okur dururdu. Çok uzun sürdüğü için oradan ayrılırdım veya uyku bastığı için uyur kalırdım. Çok defa, “Semiallahu limen hamideh.” dediğini duyardım. Resulullah Efendimiz kendisine iyilikte bulunan kimseye onunkinden daha büyük bir iyilikle karşılık vermeyi isterdi. Ona yaptığım hizmetten dolayı, bana karşılık vermeyi istemişti: Bir gün yanıma gelip; “Ey Rebîa! Allahü teala sana saadet versin. Benden bir şey iste, onu sana vereyim.” buyurdu. Biraz düşünüp şöyle dedim: “Ya Resulallah! İsteyeceğimi düşünüp sana bildirmem için bana mühlet verir misiniz?”
Rasulullah Efendimiz kabul buyurdular. O sırada ben, ailesiz, parasız ve evsiz barksız yoksul bir gençtim. Benim gibi yoksul Müslümanlarla birlikte mescidin sofasında kalıyordum. Yani Eshab-ı Suffa'dandım. Halk bize “İslam'ın misafirleri.” derdi. Müslümanlardan biri Resulullah'a bir sadaka getirdiği zaman, o sadakanın tamamını bize gönderirdi. Yine birisi ona hediye verdiğinde, Resul-i Ekrem Efendimiz bir kısmını kendisi alır, geri kalanını da bize verirdi.
İçimden şöyle geçirdim: “Fakirlikten kurtulup zenginleşeceğim, başkaları gibi, mal, hanım ve çocuk sahibi olacağım dünya nimetlerinden birini isteyeyim.” Ancak şöyle demekte gecikmedim. “Yazıklar olsun sana ey Rebîa! Dünya gelip geçicidir, fanidir. Aziz ve Celil olan Allahüteala, senin dünyadaki rızkına kefildir. O dünya rızkı sana mutlaka gelecektir. Resul-i Ekrem'in Rabbi katında, isteği geri çevrilmeyen bir derecesi vardır. Ondan, senin için ahiret nimeti olan bir şeyi talep et.”
Böylece içim rahatlamıştı. Daha sonra Resulullah'a geldim. “Ne diyorsun ey Rebîa?” buyurdular. “Ya Resulallah! Benim için Allahü tealaya; beni Cennetinde sana arkadaş etmesi için dua etmeni istiyorum.” dedim. “Bunu sana kim tavsiye etti?” diye sordular. “Hiç kimse tavsiye etmedi. Fakat sen bana; “Benden bir şey iste, onu sana vereyim.” dediğinde içimden; dünya nimetlerinden olan bir şeyi senden istemeyi geçirmiştim. Baki olanı (ahireti) fani olana tercih etmekte gecikmedim. Senden, benim cennette senin arkadaşın olmam için Allah'a dua etmeni istedim.” diye arz ettim.
Resulullah Efendimiz uzun süre sustuktan sonra; “Bundan başka bir istediğin var mı?” dedi. “Hayır, Ya Resulallah! Ben senden bir şey isteyecek durumda değilim.” diye cevap verdim. “Öyleyse çok secde etmek suretiyle nefsine yardım et. (Çok ibadet ederek nefsini koru.)” buyurdular.
Ehl-i Suffa'dan olan Rebîa bin Ka'b, ahirete irtihaline kadar Peygamber Efendimize hizmet etmekle şereflenmiş, daha sonra Medine'de kalamayarak Eslem beldesine yerleşmiştir. Dünyada kendisine hizmet etmek ve sohbetinde bulunmak şerefine nail olduğum gibi, Cennet'te de Resulullah'la arkadaş olmak bahtiyarlığına kavuşmak için çok ibadet etmeye başladım.
Bu hadisenin üzerinden uzun bir zaman geçmeden Resulullah Efendimiz beni çağırıp: “Evlenmek istemez misin ey Rebîa?” buyurdu. “Hiçbir şeyin beni size hizmetten alıkoymasını istemem ya Resulallah! Hem benim evleneceğim kadına verebileceğim ne mehir, ne de onu geçindirecek param var.” dedim. Resulullah Efendimiz bunun üzerine sustu. İkinci defa beni gördü; “Evlenmek istemez misin ey Rebîa?” dedi. Ben yine önceki gibi cevap verdim. Fakat yalnız başıma kalınca, yaptığıma pişman oldum: “Yazıklar olsun sana ey Rebîa!” dedim. “Vallahi, Resul-i Ekrem senin dinin ve dünyan için sana uygun olanı senden daha iyi bilir. Eğer bundan sonra bir daha Efendimiz beni evlenmeye davet ederse, kabul edeceğim.” diye karar verdim.
Bunun üzerine uzun bir zaman geçmeden Resulullah Efendimiz bana; “Evlenmek istemez misin ey Rebîa?” dedi. Ben de; “İsterim ya Resulallah! Ama beni kim evlendirecek? Benim durumumu biliyorsun!” dedim. “Falancalara git ve onlara; “Resulullah Efendimiz size kızınız falanı bana vermenizi emrediyor.” de.” buyurdular. Utana utana onlara geldim: “Resulullah Efendimiz kızınız falanı benimle evlendirmeniz için beni size gönderdi.” dedim. “Resulullah'ın ve O'nun elçisinin başımızın üzerinde yeri vardır. Vallahi, Resulullah'ın elçisi ancak isteği yerine geldikten sonra döner.” dediler ve beni o kızla nikahladılar.
Bunun üzerine Resulullah'a gelip: “Ya Resulallah! En hayırlı evden geliyorum. Onlar benim doğruluğuma inandılar, bana ikramda bulundular ve kızlarını bana nikahladılar. Onlara mehri nereden vereceğim?” diye arz ettim. Resulullah Efendimiz Büreyde bin Husayb'i çağırıp şöyle dedi: “Ey Büreyde! Rebîa için bir çekirdek ağırlığında altın topla.” Benim için o kadar altını topladılar. Peygamber Efendimiz bana şöyle buyurdular: “Bunu onlara götür: Bu, kızınızın mehridir, de.” Onlara geldim, mehri verdim. Kabul edip beğendiler ve şöyle dediler: “Bu, çok ve iyidir”. Rasulullah'a gelip; “Şimdiye kadar onlardan daha cömert ve iyi kimseler görmedim. Verdiğim az olmasına rağmen beğenip şöyle dediler: “Bu çok ve iyidir. Ya Resulallah! Düğün ziyafeti için nereden para bulacağım?” diye arz ettim.
Resulullah Efendimiz yine Büreyde'ye; “Rebia için bir koç parası toplayın.” dedi ve benim için besili, büyük bir koç satın aldılar. Peygamberimiz bana: “Aişe'ye git ve ona, evdeki arpayı vermesini söyle.” dedi. Ona gittim. Hazreti Aişe bana: “Şu zenbili al. İçinde yedi sa' arpa var. Ondan başka dahi hiç yiyeceğimiz yok.” dedi. Koçu ve arpayı hanımımın ailesine götürdüm. Onlar: “Arpayı biz hazırlarız. Arkadaşlarına, koçu hazırlamalarını söyle.” dediler. Koçu alıp, Eslem'den bazılarıyla kestik. Derisini yüzüp etlerini pişirdik. Artık bizim de ekmek ve etimiz vardı. Düğün ziyafetine Resulullah'ı davet ettim ve o davete icabet etti.
Daha sonra Resulullah Efendimiz, Ebu Bekr'in arazisine komşu bir yeri bana bağışladı. Böylece dünyalık malım da olmuştu. Uzun bir ömür süren Hazreti Rebîa Peygamberimizin vefatından sonra Medine'den ayrılmış Medine yakınlarında Eslem beldesine gitmiştir. 63 (m. 683) senesinde Zilhicce ayında Harre'de vefat etmiştir. Buharî, Müslim, Hakim ve Ebu Nuaym kitaplarında hadislerine yer vermiştir.