REBÎ BİN ZİYAD EL-HARİSÎ

Rebî bin Ziyad bin Enes el-Harisî Tabiîn'in büyüklerinden ve meşhur kumandan ve vali
A- A+

Tabiîn'in büyüklerinden ve meşhur kumandan ve vali. İsmi Rebî bin Ziyad bin Enes el-Harisî'dir. Künyesi Ebu Abdurrahman'dır. Ebu Firas da denilmiş ise de Hakim bunu uzak görmektedir. Muhacir bin Ziyad'ın kardeşidir. Peygamber Efendimiz devrine yetişmiş ancak sohbete erişememiştir. Bahreyn'e vali tayin edilmiş ve Hazreti Ömer devrinde Bahreyn'den bir heyetle Medine'ye gelmiştir. Hazreti Ömer gelen heyetlere ayrı bir ehemmiyet verirdi. Belki onların konuşmalarında iyi bir ders, faydalı bir görüş veya Allah'a, kitaplarına ve Müslümanların umumuna ait bir nasihat bulabilirdi.

Gelenlerden bazılarının konuşmalarını dinledi ama onlar önemli bir şey söylemediler. İyi bir kimse olduğunu tahmin ettiği birisine işaret edip; “Haydi konuş bakalım.” dedi. Adam Allah'a hamd ve senada bulunduktan sonra; “Ey müminlerin emiri! Allah senin başına bir bela verdi. Seni denemek için bu ümmetin işini sana verdi. Üzerine aldığın vazifede Allah'tan kork. Fırat kenarında bir koyun kaybolsa, Kıyamet günü senden onun mutlaka sorulacağını bil!” Hazreti Ömer ağladı: “Halife olduğumdan beri, senin gibi, kimse bana doğruyu söylemedi. Sen kimsin?” diye sordu. “Ben, Rebî bin Ziyad el-Harisî'yim.” diye cevap verdi. “Muhacir bin Ziyad'ın kardeşi misin?” diye tekrar sorunca, “Evet kardeşiyim.” cevabını verdi. Heyet dağılınca Halife Ömer, Ebu Musa el-Eş'arî'yi çağırıp; şöyle dedi: “Rebî bin Ziyad'ın durumunu araştır. Eğer dürüstse, onun bize yardımı dokunur. Ona vazife ver ve bana mektupla bildir.”

Kısa bir süre sonra Ebu Musa el-Eş'arî Halife'nin emrine uyarak Ehvaz sınırları içindeki Menazir'i fethetmek için bir ordu hazırladı. Orduya Rebî bin Ziyad ve kardeşi Muhacir'i de aldı. Ebu Musa el-Eş'arî Menazir'i kuşattı. Oranın halkıyla benzeri az görülen çarpışmalar yaptı. Müşrikler de iyi bir savunma yaptılar. Müslümanlar tahminin üstünde kayıplar verdiler. Müslümanlar Ramazan olduğu için o gün oruçlu olarak savaşıyorlardı. Rebî bin Ziyad'ın kardeşi Muhacir, Müslüman saflarında ölenlerin çok olduğunu görünce nefsini Allah rızası için satmaya karar verdi. Kefen giyip kardeşine vasiyetini yaptı.

Rebî bin Ziyad, Ebu Musa el-Eş'arî'ye gidip şöyle dedi: “Kardeşim Muhacir, kendini oruçlu olarak satmaya karar vermiş, Müslümanlar da harbin şiddeti ve orucun sıkıntısı azimlerini kırdığı için ona katılmışlar. Oruçlarını bozmayı da kabul etmiyorlar. Sen uygun gördüğünü yap”. Ebu Musa el-Eş'arî ordunun içinde şöyle haykırdı: “Ey Müslümanlar! Bütün oruçluların orucunu bozmasına veya harpten vazgeçmesine karar verdim.” Arkasından başkaları da içsin diye matarasından su içti. Muhacir onun konuşmasını duyunca bir yudum su içti ve şöyle dedi: “Vallahi ben, susadığım için içmedim. Ancak komutanımın emrini yerine getirdim.” Arkasından kılıcını çekti ve safları yarmaya, hiçbir korku ve ürperti duymadan adamları yıkmaya başladı. Düşman ordusunun içine dalınca, her taraftan onu sardılar. Düşman kılıçları önden ve arkadan onu ele geçirdiler ve nihayet o yere yıkıldı.

Düşmanlar onu şehit edip başını kesip savaş alanına bakan yüksek bir yere astılar. Rebî bin Ziyad ona bakıp: “Senin için hoş bir hayat ve dönülecek güzel bir yer var. Vallahi, inşaallah senin ve diğer şehitlerin intikamını alacağım” dedi. Ebu Musa el-Eş'arî, Rebî'nin başına gelen kardeşinin başının koparılması belasını görünce ve onun içinde Allah'ın düşmanlarına karşı uyanan kini fark edince, ordu komutanlığını ona bırakıp kendisi Sus'u fethetmeye gitti.

Rebî bin Ziyad ve ordusu müşriklere karşı fırtına gibi esti, sel gibi coştu. Düşman kalelerini sardılar. Onların saflarını parçalayıp güçlerini kırdılar. Allah, Menazir'in fethini Rebî bin Ziyad'a nasib etti. Rebî, zafer kazanıp, esirler aldı. Birçok da ganimet elde etti. Menazir'in fethinden sonra Rebî bin Ziyad'ın yıldızı parladı ve adı dilden dile yayıldı. O, büyük işler için aranan ve çok sevilen bir komutan olmuştu. Müslümanlar, Sicistan'ın fethine karar verdikleri zaman ordu komutanlığına onun getirilmesini ve onun vasıtasıyla zafere ulaşmayı arzu ettiler.

Rebî bin Ziyad Allah yolunda savaşan ordusuyla uzunluğu 75 fersah olan ve çöldeki yırtıcı hayvanların bile geçemediği bir çölü aşarak Sicistan'a vardı. Karşısına ilk çıkan yer Sicistan hududundaki Rustakzalik oldu. Rustakzalik lüks köşklerle mamur, yüksek surlarla çevrili, iyi şeyleri ve meyveleri bol olan bir şehirdi. Zeki komutan, girmeden önce casuslarını Rustakzalik'e gönderdi. Halkın, yakında bir şenlik yapacağını öğrendi. Şenlik gecesi onlara, beklenmeyen ani bir baskın yaptı. Onların kılıçlarını boyunlarına koydurup hepsini teslim aldı. On bin kişiyi esir almıştı. Ağaları da esir olmuştu. Esirler arasında ağanın kölesi de vardı. Kölenin üzerinde, efendisine götürmek üzere yanına aldığı 300.000 dinarı buldular. Rebî ona; “Bu paralar nereden geldi?” diye sordu. “Efendimin köylerinin birinden.” dedi. “Her sene ona bu kadar parayı bir köy mü verir?” diye tekrar sordu. “Evet.” deyince, “Bu kadar parayı nasıl temin edersiniz?” dedi. “Baltalarımızla, oraklarımızla ve alın terimizle.” diye cevap verdi.

Savaş sona erince ağa, kendisinin ve ailesinin fidyesini sunmak üzere Rebî'ye geldi. Rebî ona: “Çok fidye verirsen seni serbest bırakırım.” dedi. Ağa; “Ne kadar istersin?” diye sordu. “Şu mızrağı yere dikeceğim. Sen de görünmez oluncaya kadar üzerine altın ve gümüş dökeceksin.” dedi. Ağa; “Tamam, kabul ettim.” dedi. Hazinelerindeki altın ve gümüşleri mızrağın üzerine dökmeye başladı. Nihayet mızrak görünmez oldu.

Rebî bin Ziyad muzaffer ordusuyla Sicistan topraklarının içlerine kadar girdi. Sonbahar rüzgarları esince, ağaçların yaprakları altlarına düştüğü gibi, kaleler de Rebî'nin atlarının ayakları altına düşmeye başladılar. Şehir ve köylerin halkları, kendilerine kılıç çekilmeden, aman dileyerek ve boyun eğerek onu karşılıyorlardı. Sonunda Sicistan'ın başkenti Zerenc şehrine vardı. Anladı ki, düşman onunla savaş yapmak için hazırlık yapmıştı. Birlikler düzenlenmiş, fedailer çıkarılmış, kendilerine pahalıya mal olsa da Müslüman ordusunu Sicistan'da durdurmaya karar verilmişti.

Müslümanların galibiyetine dair bir belirti ortaya çıkınca Perviz isimli merzuban (hudut muhafızı) biraz kuvveti varken, Rebî ile barış yapma gayretine girdi. Belki kendisi ve milleti için daha iyi bazı şartlar koparabilirdi. Rebî, görüşme teklifinde yani barış anlaşması teklifinde bulunmak üzere bir adamını gönderdi. Rebî onun teklifini kabul etti. Rebî adamlarına, Perviz'i karşılamak için bir yer hazırlamalarını emredip görüşme yerinin etrafında İran ölülerinin cesetlerinden bir yığın yapmalarını ve onun geçeceği yolun iki yanına dağınık halde cesetler koymalarını istedi. Rebî uzun boylu, iri kafalı ve çok esmerdi. Karşısındakine dehşet veren iri bir gövdesi vardı.

Perviz onun huzuruna girince ondan ve ölülerin görünüşünden çok korkup titremeye başladı. Ona yaklaşmaya cesaret edemedi. Onunla kekeleye kekeleye konuştu. Rebî bin köle ve her kölenin başında altın bir kase vermeye söz verdi. Rebî bunu kabul etti. Perviz'le bu şekilde anlaşmış oldu. Ertesi gün, Rebî bin Ziyad, Müslümanların, “La ilahe illallah” ve “Allahu Ekber” sesleri arasında ve etrafındaki bin köleyle birlikte şehre girdi. O gün önemli bir gün oldu.

Rebî bin Ziyad, Müslümanların elinde, Allah'ın düşmanlarına karşı çekilmiş bir kılıç oldu. Müslümanlar için şehirler fethetmiş ve valiliklerde bulunmuştu. Emevîler iş başına geçince, Hazreti Muaviye onu Horasan'a vali yaptı. Ancak onun bu valiliğe gönlü yatmamıştı. Rebî bin Ziyad bir cuma gününde beyaz elbiseler içinde namaza gitti. Halkat cuma hutbesini okuduktan sonra şöyle dedi; “Ey cemaat! Ben artık yaşamaktan bıktım. Ben bir dua edeceğim. Benim duama amin deyiniz!” Arkasından şu duayı yaptı: “Allah'ım! Eğer benim iyiliğimi murat etmiş isen, beni hemen kendine kavuştur” Halk onun duasına, amin dedi. O gün daha güneş batmadan 53 (m. 673) yılında Rebî bin Ziyad, Horasan'da Rabbine kavuştu.

Rebî bin Ziyad, Übey bin Ka'b'dan ve Ka'bu'l-Ahbar'dan rivayetlerde bulunmuş, kendisinden de Mutarrif bin Abdullah, Ebu Meclez, Hafsa binti Sirin rivayette bulunmuştur. Hadisleri Ebu Davud ve Nesaî'de yer almaktadır. Zamanın astronomi ilimlerinde de ileri gitmiştir. Hasan-ı Basrî, Rebî bin Ziyad'ın katipliğini yapmıştır.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları