RESUL ZEKİ EFENDİ

Resul Zeki Efendi Arvasi ailesinin önde gelenlerinden
A- A+

Velîlerin önde gelenlerinden. İsmi Resul Zeki'dir. Arvasîlerdendir ve soyu Peygamber Efendimize ulaşır. Zamanında ilim ve irfan beldesi olan Van'ın Müküs kasabasının Arvas köyünde yaşadı. Doğum tarihi bilinmemektedir. Onüçüncü asırda vefat etti. Arvas'ta medfundur.

Resul Zeki Efendi, velî bir zat olan babasının terbiye ve himayesinde yetişti. Babası Seyyid Lütfi Efendi, Seyyid Abdurrahman Kutb hazretlerinin oğluydu. Molla Muhammed Kutb hazretlerinden gelen ilim ve irfan dersleri Resul Zeki Efendi'nin babası Seyyid Lütfi Efendi'ye kadar devam etmiş, çok kimse hak yolun bilgilerini öğrenmiştir. Resul Zeki Efendi babasının önde gelen talebeleri arasındayken, babası Seyyid Lütfi Efendi vefat etti. Ailede başka âlim ve müderris kalmamıştı. O sırada Resul Zeki Efendi de çocuk yaşlardaydı. Babasının talebeleri, hocasız kalmalarına çok üzülmüşlerdi. Bir müddet bekledikten sonra hocalarının evine gelip hanımannelerine; “Efendim! Burada bize ders verecek kimse olmadığından izniniz olursa kendimize hoca aramak için başka yerlere gitmek istiyoruz.” dediler. Bunu duyan Resul Zeki Efendi, Arvas'ın medresesi dağılacak diye üzüntüsünden hastalanıp yatağa düştü. Bu durum karşısında annesi çok üzüldü ve talebelere haber gönderip; “Sizin ayrılıp gitmek istemenize Resul Zeki dayanamadı, hasta oldu. Biraz daha bekleyin. İyi olsun o zaman gidersiniz.” dedi. Talebeler bu arzu üzerine bir müddet daha medresede kaldılar. Bir zaman sonra tekrar izin istediler. Resul Zeki yine hastalandı. Talebelere yine istedikleri izin verilmedi.

Bir gün Resul Zeki annesinden babasının cübbesini ve sarığını isteyip giydi. Sonra da babasının kitaplarını istedi. Sıra ile kitapların sayfalarını çevirmeye başladı. Sonra da babasının son ders verdiği kitabı koltuğuna alıp medresesine gitti. Talebeleri çağırıp medreseye topladı ve; “Allahü tealanın izniyle size ders vermeye geldim.” dedi. Talebeler; “Herhalde Resul Zeki hastalık sebebiyle aklını yitirdi. Ama gönlünü kırmayalım, dediğini yapalım.” dediler. En iyi durumda olan talebe, kitabını alıp Resul Zeki'nin önünde oturdu. Resul Zeki babasından daha mükemmel ders vermeye başladı. Talebeler bu hâli görünce hayretle etrafında toplandılar. Allahü teala tarafından bütün ilimlerin ona öğretildiğini anladılar ve çok sevinip zahirî ilimler yanında, manevî ilimler de tahsil etmekle şereflendiler.

Molla Resul Zeki Arvasî hazretleriyle Arvas Medresesi ilme devam etti. Onun sebebiyle çok âlim yetişti. Talebelerinden daha sonra evliyanın büyüklerinden Seyyid Fehim hazretlerine hocalık yapacak olan Molla Resul Sıbkî, Molla Yahya Mazerî, Molla Halil Si'ridî, Molla Fakih Tayran gibi büyük zatlar yetişti. Bunları insanları irşad için çeşitli yerlere gönderdi.
 

Arvasi ailesinin önde gelenlerinden
Başlık ResmiArvasi ailesinin önde gelenlerinden

Resul Zeki hazretlerinin Arvas'taki kabri.

Talebelerinden Fakih Tayran hayvanların dilinden anlardı. Bir gün Arvas'ta bal arılarını seyrederken bir arı beyinin arılara sıkı tâlimat vererek; “Çabuk gidin, çabuk gidin, durmayın! Sahibimizin misafiri vardır.” dediğini duydu. Hocasına; “Bu kovanı bana verir misiniz, köyüme götüreyim.” dedi. O da; “Götürün.” buyurdu. Alıp götürdü. Bir müddet sonra yine arı beyini dinledi. Bu sefer; “Yavaş gidin, yavaş gelin, acele etmeyin!” dediğini duydu. Kovanı aldı Arvas'a getirdi ve durumu hocasına anlattı.

Molla Resul Zeki Arvasî'nin güzel hâl ve keramet sahibi talebesi Fakih Tayran bir gün Müks Suyu üzerindeki Kırmızı Köprü'de durup suya hitaben; “Ey su, ey su! Sen böyle akıp nereye gidersin. Gece gündüz durmadan inler devam edersin?” deyince, su akmayıp ona şu karşılığı verdi: “Ey insan! Bunca nebî, bunca velîler geldi. Hiçbiri sebebini öğrenmek istemedi.” Fakih şöyle dedi: “Onlar büyüklerdi. Bilip de sormadılar. Bense bilmiyorum. Aramızda çok fark var.” Su cevaben; “Bak ben de senin gibi birisine tutkunum. Bunun için gece gündüz, onu arar dururum.” dedi.

Resul Zeki Arvasî hazretleri ömrünü ecdadı gibi hak yola hizmetle geçirdi. Vefat ettikten sonra oğlu Ziyaeddin Efendi, babasının yolunu bırakıp dünya ile meşgul oldu. Yaylada çadır kurup günlerini avlanmakla geçirmeye başladı. Babasının fazilet sahibi talebeleri bu durumu görünce çok üzüldüler. Muş'taki Molla Resul Sıbkî, Siirt'teki Molla Halil'e gidip; “Hocamızın taziyesine, başsağlığına gidemedik. Hem de oğlu ile ilgilenir nasihat ederiz” dedi. Molla Halil de; “İsterseniz önce bir mektup yazalım. Sonra neticeye göre hareket ederiz.” diye cevap verdi. Molla Halil Efendi, Seyyid Ziyaeddin'e bir mektup yazıp; “Mübarek hocamız Molla Resul Zeki hazretlerinin oğlunun ava, eğlenceye başladığını öğrendik. Hocamızın yeni vefat ettiği anlaşıldı. İnna lillah...” dedi. Mektup Seyyid Ziyaeddin'e ulaşınca durumu anlayıp yaylayı, eğlenceyi, avı bırakıp Arvas'a indi. Annesiyle görüştü. İzin alıp Molla Halil hazretlerine talebe olmak için Siirt'e mektup yazdı. Mektup Molla Halil'e ulaştığında, o; “Oğlum ben fakirim. Sana bakacak gücüm yok. Her gün bir altın verirseniz size ders verebilirim.” cevabını yazdı. Bunun üzerine Ziyaeddin bir çanta altınla Siirt'e geldi ve Molla Halil'e talebe oldu. Her gün hocasına bir altın verip ders aldı. Nihayet bir gün altınlar bitti. Bunun üzerine Seyyid Ziyaeddin Arvas'a haber gönderdi. Bu arada rahatsızlık bahanesi ile derse gitmedi. Birkaç gün geçti. Hocası onun bu durumunu anlayınca, daha önce verdiği bütün altınları getirip kendisine iade etti ve; “Biz sana para için ders vermedik. Arzu ve niyetimiz iyi öğrenmenizdi.” buyurdu. Onu güzel bir şekilde yetiştirdi.

Molla Resul Zeki hazretlerinin küçük biraderi olan Seyyid Sıbgatullah Arvasî hazretleri de yüksek ilim ve marifet sahibi bir zat olup, çok evliyanın yetişmesine sebeb olmuştur.

Molla Zeki Arvasî'nin, babasının yerine geçip ders verdiği günlerden bir gün mescide kimsenin tanımadığı bir zat geldi. Mescidde birkaç kişi daha vardı. Gelen zat doğruca Resul Zeki Arvasî'nin yanına gidip selam verdi ve uzun uzun konuştular. Sonra da veda edip gitti. Mesciddekiler Molla Zeki'nin yanına gelen zatın kim olduğunu sordular. Molla Zeki tebessüm edip; “Hızır aleyhisselamdı.” buyurdu. “Bize niçin söylemedin?” dediklerinde, o; “Sizi değil, bizi ziyarete gelmişti.” buyurdu.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları