RİSLAN ED-DIMAŞKÎ

Rislan (Arslan) bin Ya'kub bin Abdurrahman bin Abdullah Dımaşkî Şam'da yetişen evliyanın meşhurlarından.
A- A+

Şam'da yetişen evliyanın meşhurlarından. İsmi, Rislan (Arslan) bin Ya'kub bin Abdurrahman bin Abdullah Dımaşkî'dir. Doğum tarihi bilinmemektedir. 560 (m. 1165) senesinde Şam'da vefat etti.

Tasavvufta marifetler sahibi ve yüksek derecelere ulaşmış bir zattı. Zamanında çok sevilip hürmet görmüş olan bir âlimdir. Âlimler ve veliler, sohbetinde bulunup ondan feyiz almışlardır. Yüksek bir ahlâk ve üstün bir edebe sahipti. Pek çok kimseyi yetiştirip üstün derecelere ulaştırmıştır. Sohbetine çok uzak yerlerden gelirlerdi. Evi dolup taşardı. Menkıbelerinden ve sözlerinden bir kısmı şöyledir:

Ebü'l-Hayr Hımsî şöyle anlatmıştır: “Bir defasında, onbeş kişi ona misafir gelmişti. Beş yufka ekmeği vardı. Ekmeğin misafirlere yetmesi, bereketli olması için dua etti. Ekmeği misafirlere teslim etti. Çok aç oldukları hâlde az olan ekmek bol bol yetti ve arttı. Artanları da misafirlere, giderken yolda yemeleri için verdi. Şam'dan Bağdat'a giden misafirler, yol boyunca o ekmekleri yediler, yolda da onlara kâfi geldi.”

Şeyh Takıyyüddin Sübkî de şöyle nakletmiştir: “Bir sohbet toplantısında, yanında şiir okunmuştu. Rislan ed-Dımaşkî hazretleri, kendinden geçip havaya yükseldi. Birkaç defa böyle inip çıktı. Sonra havada epeyce durdu. Yere inince, kuru bir incir ağacına yaslandı. Kuru ağaca sırtını yaslayınca, ağaç yeşerdi. O sene meyve verdi.”

Davud bin Yahya bin Davud el-Harirî şöyle nakletmiştir: “Rislan ed-Dımaşkî, bir mescit inşa ettiriyordu. Ebü'l-Beyan adında bir zat, yardım olarak talebelerinden biri ile bir miktar altın ve gümüş göndermişti. Getiren kimse, içinde bir miktar altın ve gümüş bulunan keseyi kendisine uzatınca, bize mi gönderdi? diye yanındaki taşa, toprağa işaret etti. Getiren kimse, onun işaret ettiği taşın, toprağın altın ve gümüş olduğunu görünce, şaşıp kaldı. Git bunu hocana anlat dedi. Bu hadise üzerine o kimse, Rislan ed-Dımaşkî hazretlerine talebe oldu ve ölünceye kadar yanından ayrılmadı.”

Şam'da yaşayıp, insanlara uzun müddet feyiz verdi. Orada vefat etti. Cenazesi defnedilmek üzere omuzlar üzerine alınıp götürülürken, gökte yeşil renkli bir kuş sürüsü ortaya çıkıp, tabutu hizasında kanatlarını gererek takip ettiler. Kabri Şam'da olup, bilinmekte ve ziyaret edilmektedir.
 

Şam'da yetişen evliyanın meşhurlarından.
Başlık ResmiŞam'da yetişen evliyanın meşhurlarından.
Şam'da yetişen evliyanın meşhurlarından.
Başlık ResmiŞam'da yetişen evliyanın meşhurlarından.

Rıslan Dımaşkî'nin Şam'da bulunan türbesinin dışardan görünüşü (solda). Türbe yeşil kubbeli olup 2009 Mayıs'ında tamir halinde idi. Rıslan Dımaşkî türbesinin pencere tarafından görünüşü ve kitabesi (sağda).


Buyurdu ki: “Arif olan kimse, öyle bir kimsedir ki, Allahü teala onun kalbine bütün varlıkların sırlarını bir sayfa hâlinde yerleştirmiştir. Değişik şekillerine rağmen, Allahü tealanın ihsanı ile onların hepsini idrak eder, anlar. Yapılan her işin sırrını çözer. Dünya ve melekut âleminde, ister zahir (açık), ister batın (gizli) olsun, bütün hareket ve işlere Allahü teala onu muttali kılar. Gözünden perdeyi kaldırır. Artık o, her işi ve her hareketi, ilim ve keşif yoluyla müşahede eder, görür. Melekut âlemine yükselir. Orada bir güneş gibi parlar. Güneşe bakılmadığı gibi, ona da bakılamaz. Arif olan, Rabbini tanıyan irfan sahibinin sıfatları (alametleri) ise şunlardır: 1- Amellerinin ilme (dine) uygun olması. 2- Hâllerinde gizliliğe uyması, gizlemesidir. Arifler üç kısımdır: Hazır, gaip, garip. Hazır olan, zahirde görünen ve bilinenlerdir. Bunlar, ancak ilmin incelikleri ile bilinirler. Gaip olanlar ise, hakikat ilminin şahitleriyle, işaretleriyle bilinebilir. Garip olanlar ise, hiç anlaşılmaz, kendisi ve kendisi dışında olan şeylerle ilgili sebepleri bırakmıştır.”

“Hiddet (kızgınlık), şerrin (kötülüklerin) anahtarıdır. Gazap (kızgınlık), seni öyle bir hale sokar ki, artık orada özür zelildir, geçmez.”

Güzel ahlâk şunlardır: 1- Gücü yettiği hâlde affetmek. 2- Her hâlükarda tevazu üzere olmak. 3- Karşılık beklemeden ve başa kakmadan vermek, bağışlamak.

“Eğer kendinde, sana düşman olan kimseyi yenmeye bir güç bulursan, bulduğun bu güce, kuvvete şükür olarak onu affet.”

“Kerim olan kimse, eziyetlere katlanır, belalardan dolayı şikayetçi olmaz.”

Şam'da yetişen evliyanın meşhurlarından.
Başlık ResmiŞam'da yetişen evliyanın meşhurlarından.

Evliyanın büyüklerinden Rıslan Dımaşkî'nin Şam'da Babü't-Toma'da medfun bulunduğu türbenin girişi.

Şam'da yetişen evliyanın meşhurlarından.
Başlık ResmiŞam'da yetişen evliyanın meşhurlarından.

Rıslan Dımaşkî'nin kabri (sağda). Ortadaki kabir kendisinin, sağındaki kabir hocası Ebu Amir Müeddib, solundaki ise Ahmed Harun'dur.

“Ahlâkın en güzeli, gücü yettiği hâlde affetmek ve kendi ihtiyacı olan şeyi cömertçe vermek.”

“Gazabın (öfkenin) sebebi, kendinden üstün birinin, hoşlanmadığı bir şekilde hücum etmesidir. Öfke, insanın batınından (içinden) zahirine (dışına) doğru çıkar. Hüzün ise, dışından içine doğru işler. Öfkeden güç ve intikam hırsı, hüzünden ise dert ve hastalık doğar.”

VELİ KİMDİR?

Rislan ed-Dımaşkî, bir gün etrafında toplanan kalabalık bir cemaat arasında sohbet ediyordu. Hava son derece sıcak idi. Biri ona; “Temkin sahibi veli kimdir?” diye sorunca; “Allahü tealanın, tasarruf etmeyi ihsan ettiği kimsedir.” buyurdu. “Peki bunun alameti nedir?” deyince, eline bir kamış ağacı alıp dört parçaya böldü. Birine bu yaz için, birine bu kış için, diğer bir parçaya bu sonbahar için, dördüncü parçaya da bu ilkbahar için deyip bir kenara koydu. Bu yaz için dediği parçayı alıp sallayınca, sıcaklık son derece arttı. Onu bırakıp, sonbahar için diyerek ayırdığı parçayı alıp salladı. Bu sefer hava sonbahar havası oldu. Kış için dediğini alıp sallayınca, hava görülmedik bir şekilde soğumaya başladı. Nihayet ilkbahar için ayırdığı parçayı alıp sallayınca, ağaçlar yeşermeye ve çiçekler açmaya başladı. Sonra bir ağacın altına gelip, üzerindeki kuşa; “Haydi, seni yaratan Allahü tealayı zikret!” deyince, kuş öylesine yanık yanık ötmeye başladı ki, işitenler kendinden geçti. Sonra diğer ağaçların altına gidip, dallarda duran kuşlara da; “Haydi sizi yaratan Allah'ı tesbih ediniz!” dedi. Bu ağaçlarda bulunan kuşlar da yanık yanık ötmeye başladı.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları