RÜKN-İ ALEM

Rükneddin Ebü'l-Feth Hindistan evliyasının büyüklerinden
A- A+

Hindistan evliyasının büyüklerinden. İsmi Rükneddin Ebü'l-Feth'tir. 649 (m. 1251)'de Mültan'da doğdu. Dedesi Şeyhülislam Behaeddin Zekeriyya ve babası Şeyh Sadreddin'den ilim ve feyiz aldı. Yüksek dedesinin bütün manevî miraslarına sahip oldu. Kutbüddin Bahtiyar Kakî ve Feridüddin Şeker Genc gibi Çeştiyye büyükleriyle görüştü. Şihabeddin Sühreverdî hazretlerinin yolunda din-i İslam'a hizmet ile meşgul oldu. Doğum yeri olan Mültan'da binlerce talebe yetiştirdi. Zamanın büyüklerinden Nizameddin Evliya ile sohbet etti. Sultanlara ve diğer insanlara emr-i ma'rûf yapıp Allahü tealanın emir ve yasaklarını bildirdi. 735 (m. 1335) yılında Mültan'da vefat etti. Babasının yanına defnedildi. Türbesi 1970'te tamir edildi. Rükn-i Alem, bir talebesi tarafından toplanan Mecma'ü'l-ahbar adlı eserdeki bir mektubunda buyurdu ki:

“O aziz, kesin olarak bilmelidir ki insan iki şeyden ibarettir. Suret ve sıfat. Hüküm sıfata göredir, surete göre değil. “Allahü teala, suretlerinize ve amellerinize bakmaz, kalblerinize bakar.” buyuruldu. Ama sıfatın hükmü, hakikat üzere, ancak ahirette görünür. Çünkü orada her şeyin hakikati zahir olur. Bu suret gidicidir ve herkes kendi sıfatına uygun şekilde haşrolunur. Nitekim Bel'am-ı Baura, o kadar taatiyle birlikte, köpek suretinde haşrolunacaktır. A'raf suresi 176. ayet-i kerimede mealen; “Onun hâli köpeğe benzer.” buyuruldu. Bunun gibi zulmeden, başkasının malına, canına tecavüz eden; kendini kurt suretinde, kibirli olan; kaplan suretinde, bahil ve haris olan da; kendini domuz şeklinde bulacaktır. Kaf suresi 22. ayet-i kerimede mealen; “Şimdi senin perdeni açtık! Artık bu gün gözün keskindir.” buyurulması, bunu gösterir. İnsan, bu kötü sıfatlardan temizlenmedikçe, hayvanlar sırasında yer almaktadır.”

Hindistan evliyasının büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan evliyasının büyüklerinden
Hindistan evliyasının büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan evliyasının büyüklerinden

Rükn-i Alem Rükneddin hazretlerinin Mültan Şehrindeki Türbesinin eski bir resmi (sağda) yeni bir resmi (solda).


A'raf suresi 179. ayet-i kerimede mealen; “İşte onlar, hayvanlar gibidir; doğrusu daha sapık ve aşağıdırlar.” buyuruldu. Nefsin tezkiyesi, temizlenmesi ise ancak Allah'a sığınmak ve O'ndan yardım istemekle mümkündür. Yusuf suresi 53. ayet-i kerimede mealen; “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, gerçekten kötülüğü şiddetle emreder. Ancak Rabbimin koruduğu nefis müstesnadır. Çünkü Rabbim Gafurdur, Rahimdir.” buyuruldu. Hakkın ihsanı ve yardımı olmadıkça, nefis tezkiye olmaz. Nur suresi 21. ayet-i kerimede mealen; “Eğer üzerinize Allah'ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı, içinizden hiçbiri ebediyyen (günah kirinden) temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır.” buyuruldu. Bu ihsan ve rahmetin alameti, ayıplarının kendine gösterilmesidir. Bütün kâinatın yanında yok hükmünde olduğu ilahî azametin nurundan bir şua onun kalbine parlasa; bütün dünya büyüklükleri, onun nazarında toprak hükmünde olur. Kalbinde dünya ehlinin kıymeti kalmaz. Bu hâl kalbini kaplayınca; dünya ehlinin tutulduğu hayvanî sıfatlarından nefret eder ve onların yerine, melek ahlâkının sıfatlarının görünmesini ister. Zulüm, gazap, kibir, bahillik ve hırs yerine; af, hilm, tevazu, cömertlik ve isar hasıl olur. Bütün bunlar, ahireti isteyenlerin hâlleridir. Hakkı isteyenlerin hâlleri ise bunlardan daha yüksektir. “Allah'ın ahlâkı ile ahlâklanınız.” hadis-i şerifi, onların hâline uygundur. Herkesin anlayışı buna erişemez.

Beyt: “Ahdim vardır ki senden gayri dost edinmeyeyim, Şartım vardır ki senden başkasını istemeyeyim.”

Hindistan evliyasının büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan evliyasının büyüklerinden
Hindistan evliyasının büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan evliyasının büyüklerinden

Rükn-i Alem'in Türbesinin önden görünüşü (solda) ve giriş kapısı (sağda).

Yine Rükn-i Alem, bir talebesine nasihat edip şöyle buyurdu: “Amellerde mütabaat, yani Resulullah'a ve getirdiklerine uymak; uzuvları, O'nun yasak ettiği ve mekruh buyurduğu işlerden, söz ve fiil olarak uzak tutmak, faydasız meclis ve toplantılara gitmemektir. Talibi Hak'tan meşgul eden, alıkoyan her şey, o vaktin malayanisi yani faydasızı, boş şeyi demektir. Batılların sohbetinden, arkadaşlığından kaçınmalıdır. Hakkı istemeyen ise hakikatte batıldır.”

FAYDASI KENDİNEDİR

Rükn-i Alem, talebelerinden birine yazdığı mektubunda şöyle buyurur. “Bir gün Emirü'l-Müminîn Ali; “Ben hiç kimseye asla iyilik ve kötülük etmedim.” buyurdu. Orada bulunanlar bu söze hayret ettiler ve; “Ya Emira'l-Müminîn, belki sizden hiç kimseye karşı bir kötülük meydana gelmiş değil, ama iyilik için ne buyurursunuz?” dediler. Buyurdu ki: “Allahü teala, Casiye suresi 15. ayetinde mealen; “Salih (iyi) amel eden kendine, kötülük eden de kendine etmiş olur.” buyurdu. O hâlde benden meydana gelen her iyilik ve kötülük, aslında benim içindir ve banadır, başkasına değil.” Bu sebepledir ki büyükler! “Bu, kişinin iyiliği için yeter.” demişlerdir.

Beyt: “Madem bildin her şeyin faydası kendinedir, O hâlde hep iyilik etmek daha iyidir.” Akıllı olana, dünya ve ahiret işlerinde bu kadar nasihat yeter.”

Mecma'ü'l-ahbar'da anlatılır: Birgün şehit sultan Gıyaseddin Tuğluk Şah, Mevlana Topal Zahirüddin'e; “Şeyh Rükn-i Alem'den hiç keramet gördün mü?” diye sordu. Mevlana da şöyle anlattı: “Bir Cuma günü bir grup kimsenin, Şeyh Rükn-i Alem'in elini öpmek için toplandıklarını gördüm. İçimden; “Acaba Şeyh hazretleri sihirbaz mıdır? Ben de âlimim, bana hiç kimse gelmez.” dedim. Sabahleyin Şeyh'in huzuruna gidip; “Ağzı ve burnu yıkamanın hikmeti nedir?” diye sorup onu imtihan edecektim. Gece yatınca rüyamda Hazreti Şeyh, bana bir miktar tatlı verdi ve sabaha kadar onun tadını damağımda hissettim. “Keramet böyle mi olur?” diye düşündüm. “Şeytan, bilmeyenleri bu gibi şeylerle yoldan çıkarabilir.” diye düşünüp imtihan etmek niyetimden vazgeçmedim. Sabah erkenden Şeyh'in huzuruna vardım. Şeyh; “Sizi bekliyordum.” deyip konuşmaya başladı; “Cünüplük iki çeşittir. Biri kalbin, diğeri bedenin cünüplüğü. Bedenin bu husustaki cünüplüğü bellidir. Kalbin cünüplüğü ise uygun olmayan kimse ile sohbet etmekten hasıl olur. Bedenin cünüplüğü su ile giderilip temizlenir. Ama kalbinki gözyaşı ile giderilir.” buyurduktan sonra şöyle devam etti: “Suyun temizlemesi ve cünüplüğü gidermesi için üç sıfat lazımdır. Bunlar; renk, tat ve kokudur. Bunun için dinimiz, mazmaza ve istinşakı, yani ağza ve burna su vermeyi abdestte öne aldı. Böylece; tat mazmaza, koku istinşak ile gerçekleşir.” buyurdu. Rükn-i Alem'in söze başlaması ile ter dökmeye başlamam bir oldu. Sonra Şeyh; “Şeytan, Peygamberimizin şekline giremediği gibi, hakiki mürşid-i kâmilin sıfat ve şekline de giremez. Çünkü onun Peygamber'e tam mütabaatı, bağlılığı vardır. Mevlana Zahirüddin'in söz ilminden nasibi var, ama hâl ilminden bir şeyi yoktur.” buyurdu.

Rükn-i Alem, Sultan Kutbüddin Mübarek Şah zamanında, Delhi'ye gitti. Sultan kendisini davet etmiş, onu, halk arasında büyük hürmet gören ve çok sayıda talebesi olan Nizameddin Evliya'nın nüfuzunu azaltmak için kullanmak istemişti. Nizameddin Evliya, Delhi'de bütün insanlara nasihat ediyor, İslamiyete aykırı iş yapmaya müsaade etmiyordu. Nizameddin Evliya, şehir dışında Alaî Havuzu denilen yere kadar gidip Delhi'ye gelmekte olan Şeyh Rükn-i Alem'i karşıladı. Oradaki bir dergâhta oturup sohbet ettiler. Şeyh Rükn-i Alem, Sultan Kutbüddin'in meclisini şereflendirince sultan; “Sizi şehir halkından kim karşıladı?” diye sordu. Şeyh Rükn-i Alem; “Şehrin en iyisi.” cevabını verip sultanın Nizameddin Evliya hakkındaki kötü zannını ortadan kaldırdı. Büyüklerin hâl ve hayatını anlatan Siyerü'l-evliya kitabında, Şeyh Nizameddin Evliya ile Şeyh Rükn-i Alem'in bu karşılaşmaları şöyle anlatılır: Şeyh Nizameddin ve Şeyh Rükn-i Alem namaz kıldılar. Daha sonra Şeyh Nizameddin, Şeyh Rükn-i Alem'in yanına vardı. Bir müddet sohbet ettiler. Ertesi gün Şeyh Nizameddin, bugün kabrinin bulunduğu yere gitti. Orada yeni inşaat yapılıyordu. Aniden; “Şeyh Rükn-i Alem geliyor.” sesleri işitildi. Şeyh Nizameddin, o gün orada büyük bir ziyafet verdi. Yolculuk sebebiyle ayakları ağrıyan ve tahtırevan üzerinde oturan Şeyh Rükn-i Alem'in önünde, yanındakilerle birlikte oturup sohbet ettiler. Şeyh Rükn-i Alem'in kardeşi Şeyh İmadüddin İsmail şöyle bir sual arz etti: “Büyüklerin bir araya gelmesi ganimettir. Onların nefeslerinden hasıl olan faydadan daha iyi bir şey yoktur. Bu fakirin hatırına, Resul-i Ekrem'in Medine'ye hicretindeki hikmet ne olabilir diye geldi.” Şeyh Rükn-i Alem; “Galiba onun hikmeti; Resul-i Ekrem'e verilmesi takdir olunan bazı kemal dereceleri vardır ki bunların zuhurunun, bu dünyada Resulullah Efendimizin Suffa Eshabı ile sohbet etmesine bağlı kılınmış olmasıdır.” buyurdu. Şeyh Nizameddin de; “Bu fakirin hatırına gelen şöyledir ki; onun hikmeti, Medine'de bulunup da, Resulullah'ın sohbetine kavuşması imkansız gibi olan bazı fakirlerin bu nimetle şereflenmiş olmalarıdır.” buyurdu. Derler ki bu iki büyüğün, bu sözlerinden muradları; birbirlerine karşı olan tevazularıdır. Şeyh Rükn-i Alem'in maksadı; “Bizim buraya gelmekliğimiz, kemalimizi artırmak ve istifade etmektir.” Şeyh Nizameddin'in bu sözünden muradı; “Şeyh Rükn-i Alem'in Delhi'ye geliş maksadı, olgunlaştırmak ve faydalı olmaktır.” demekti. Siyerü'l-evliya kitabının müellifi burada şu açıklamayı ilave eder: “Bu fakir derim ki; hiç şüphe yoktur ki Eshab-ı Suffanın sohbetine bağlı olan Resulullah'ın kemal derecesi, irşat ve olgunlaştırmak idi. Bununla daveti yapmış, sevap kazanmış ve derecelere kavuşmuş olur. Yoksa murad, hâşâ zatının kemali değildir.”

Hindistan evliyasının büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan evliyasının büyüklerinden
Hindistan evliyasının büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan evliyasının büyüklerinden

Rükn-i Alem'in Türbesinin girişi (sağda) sandukası (solda).

 

Hindistan evliyasının büyüklerinden
Başlık ResmiHindistan evliyasının büyüklerinden

Rükn-i Alem'in Kabrinin yandan görünüşü ve gelen her meşrebden ziyaretçiler.

O hâlde iki sözün de manası aynı olur. Bu karşılama yemeğinden sonra hizmetçi, birkaç parça iyi kumaşı ve ince bir mendile bağlanmış yüz altını şeyhin ayağının altına koydu. Şeyh Rükn-i Alem; “Altınını (paranı) gösterme.” buyurdu. Şeyh Nizameddin cevabında; “Zehabeke ve mezhebek (gidişini ve gittiğin yolu), yani; altın, yolu örtmektir ve dervişin hâlinin örtüsüdür. Derviş, avamın gözünden bununla saklanır.” buyurdu. Şeyh Rükn-i Alem, bunları alıp almamakta tereddüt etti. Bunun üzerine Şeyh Nizameddin, o mendili Şeyh İmad'a teslim etti.

Bir başka zaman Şeyh Rükn-i Alem, hastalanan Şeyh Nizameddin'i ziyaret etti. “Zilhiccenin onudur. Herkes bir sebeple hac sevabını bulmaya çalışsın. Ben, Şeyhü'l-meşayıhın ziyaret saadetini bulmaya çalıştım.” buyurdu. Bundan sonra Şeyh Nizameddin vefat etti. Cenaze namazında Şeyh Rükn-i Alem bulundu ve; “Anlaşılıyor ki bizi üç sene Delhi'de tutmalarının sebebi, bizi bu nimete kavuşturmaktı.” buyurdu ve kısa bir zaman sonra yurduna döndü.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları