SA'D BİN MUAZ

Sa'd bin Muaz bin Numan İmru'l-Kays el-Ensarî, el-Evsî Eshab-ı Kiram'ın meşhurlarından
A- A+

Eshab-ı Kiram'ın meşhurlarından. İsmi, Sa'd bin Muaz bin Numan İmru'l-Kays el-Ensarî, el-Evsî'dir. Babası Muaz bin Numan, annesi Kebşe binti Rafi'dir. Künyesi Ebu Amr, lakabı Seyyidü'l-Evs'dir. Yaklaşık olarak Miladî 590 senesinde Medine-i Münevvere'de doğdu. 5 (m. 627) senesinde Hendek Savaşı'nda aldığı yaradan şehit oldu. Müslüman olmadan önce, Medine'de bulunan Evs kabilesinin ve Benî Abdüleşheloğullarının reisi idi. Evs kabilesi içinde Abdüleşheloğulları, çok zengin ve itibarlı olup, Sa'd bin Muaz'ın sözlerini derhal kabul ederler ve Ona tabi olurlardı. Bu bakımdan kabile içerisinde en ileri gelen bir kimse olarak kabul edilirdi.

Sa'd bin Muaz'ın Müslüman olması başlı başına mühim bir hadisedir. Çünkü O Müslüman olunca, Ona bağlı olan kabilesi de Onun teklifi ile Müslüman oldu. Böylece Medine'de İslamiyet süratle yayıldı. Muhammed Aleyhisselam'ın bi'setinin onuncu yılı başlarında Medine'den gelen 12 kişi, Peygamberimizle görüşüp Müslüman oldular. Birinci Akabe biati denilen bu görüşmeden sonra, Medinelilerin kendilerine Kur'an-ı Kerim'i ve İslamiyeti öğretecek bir öğretmen istemeleri üzerine, Peygamberimiz Mus'ab bin Umeyr'i bu iş için Mekke'den Medine'ye gönderdiler.

Mus'ab bin Umeyr Medine'de fevkalade bir gayretle çok kimsenin Müslüman olmasını sağladı. Faaliyetlerini yürütmek üzere Sa'd bin Muaz'ın teyzesinin oğlu olan Es'ad bin Zürare'nin evinde yerleşmişti. Bu sebeple Sa'd bin Muaz, o zaman Araplar arasında akrabaya karşı hakaretten kaçınmak adet olduğu için teyzesinin evine gidip bu işe mani olma teşebbüsünde de bulunamadı. Kendisi bir kabile reisi olarak bu işe el koymak istiyordu. Bu maksatla kabilesinin ileri gelenlerinden Üseyd bin Hudayr'a, “Sen git şu bizim hanemize gelen kişiyi gör ne yapacaksan yap. Es'ad benim teyzemin oğlu olmasaydı bu işi sana bırakmazdım.” dedi.

Bunun üzerine Üseyd bin Hudayr, mızrağını alıp, Mus'ab bin Umeyr'in bulunduğu eve gitti. Ancak oraya varınca Onun tatlı konuşması ile insanın kalbine işleyen sözlerini ve hoş sesiyle okuduğu Kur'an-ı Kerim ayetlerini dinleyince, kendinden geçip, “Bu ne güzel şey!” dedi. Sonra da; “Bu dine girmek için ne yapmak lazımdır.” dedi. Anlattılar ve Üseyd bin Hudayr, Kelime-i şehadet söyleyerek Müslüman oldu. Büyük bir huzur içerisinde olduğu halde Mus'ab bin Umeyr'e dönerek; “Arkamda bir âlim var. Ben hemen gidip onu size göndereyim. Eğer o Müslüman olursa Medine'de Onun kavminden iman etmedik hiç kimse kalmaz...” diyerek kalkıp süratle gitti. Doğruca Sa'd bin Muaz'ın yanına vardı.

Sa'd bin Muaz onu görünce; “Yemin ederim ki Üseyd buradan gittiği yüzle gelmiyor.” dedi. Sonra da; “Ne yaptın ya Üseyd?” diye sordu. Üseyd bin Hudayr, Sa'd bin Muaz'ın Müslüman olmasını çok arzu ettiği için; “O kişiyle (Mus'ab bin Umeyr ile) konuştum, onların bir fenalığını görmedim. Yalnız duyduk ki, Benî Harise oğulları teyze oğlun Es'ad'ın böyle bir kimseyi evinde barındırmasından kuşkulanarak teyzenin oğlunu öldürmek için harekete geçmişler.” dedi.

Bu sözler Sa'd bin Muaz'a çok dokundu. Çünkü birkaç sene önce yapılan bir savaşta, Benî Harise oğulları'nı yenip, Hayber'e sığınmaya mecbur etmişlerdi. Bir sene sonra da affedip, memleketlerine dönmelerine izin vermişlerdi. Buna rağmen onların böyle bir tavır takınmaları düşüncesi Sa'd bin Muaz'ı çok kızdırmıştı. Halbuki işin aslında böyle bir hareketleri yoktu. Üseyd bin Hudayr böyle bir hileye başvurarak, Sa'd bin Muaz'ın teyzesine ve teyzesinin oğlu Es'ad bin Zürare'ye dolayısıyla Mus'ab bin Umeyr'e zarar vermesini önlemek istedi. Böylece onların tarafına geçmesini ve nihayet Müslüman olmasını temin etmek gayretinde idi.

Sa'd bin Muaz, Üseyd bin Hudayr'ın bu sözleri üzerine hemen yerinden fırlayıp, Es'ad bin Zürare'nin yanına gitti. Oraya varınca baktı ki, Hazreti Es'ad ile Mus'ab bin Umeyr son derece huzur ve sükun içerisinde oturup, sohbet ediyorlar. Yanlarına yaklaşıp; “Ey Es'ad aramızda akrabalık olmasaydı sen bunları yapamazdın...” dedi. Bu sözlere Hazreti Mus'ab bin Umeyr cevap vererek; “Ey Sa'd, hele biraz dur, oturup bizi dinle, anla, sözlerimiz hoşuna giderse ne âla, eğer sözlerimizi beğenmezsen biz bunu sana tekliften vazgeçeriz. Bizi bırakır gidersin.” dedi.

Sa'd bin Muaz bu yumuşak ve tatlı sözler karşısında sakinleşip, bir kenara oturarak onları dinlemeye başladı. Mus'ab bin Umeyr, Sa'd bin Muaz'a önce İslamiyet'i anlattı. İslamiyetin esaslarını açıkladı. Sonra tatlı ve güzel sesiyle Kur'an-ı Kerim'den bir miktar okudu. O okudukça Sa'd bin Muaz'ın hali değişiyor, kendinden geçiyordu. Kur'an-ı Kerim'in eşsiz belagatı karşısında kalbi yumuşadı ve büyük bir tesir altında kaldı. Kendini tutamayıp, “Siz bu dine girmek için ne yapıyorsunuz?” dedi. Mus'ab bin Umeyr hemen ona kelime-i şehadeti öğretti. O da; “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resuluh.” diyerek Müslüman oldu. Sa'd bin Muaz Müslüman olmaktan duyduğu huzur ve sevinç içerisinde yerinde duramaz oldu. Hemen evine gidip öğrendiği gibi gusül abdesti aldı. Sonra da kavminin toplanmasını istedi. Üseyd bin Hudayr'ı yanına alıp, kavminin toplandığı yere gitti. Benî Eşheloğullarına hitaben; “Ey Benî Abdüleşhel, siz beni nasıl tanırsınız?” dedi. Onlar da hep bir ağızdan, “Sen bizim reisimiz ve büyüğümüzsün, biz sana tabiyiz.” dediler.

Sa'd bin Muaz, onların bu sözleri üzerine; “O halde hepinize haber veriyorum. Ben Müslüman olmakla şereflendim. Sizin de Allahüteala'ya ve Onun Resulüne iman etmenizi istiyorum. Eğer iman etmezseniz sizin hiçbirinizle konuşmayacağım, görüşmeyeceğim...” dedi. Abdüleşheloğulları, reisleri Sa'd bin Muaz'ın Müslüman olduğunu ve kendilerini de İslam'a davet ettiğini duyar duymaz hep birlikte Müslüman oldular. O gün akşama kadar Medine semalarını kelime-i şehadet ve tekbir sedalarıyla çınlattılar. Bu hadiseden kısa bir müddet sonra bütün Medine halkı, Evs ve Hazreç kabileleri İslamiyet'i kabul edip, iman ettiler. Her ev İslam nuruyla aydınlandı. Sa'd bin Muaz ve Üseyd bin Hudayr, kabilelerine ait bütün putları kırdılar. Bu durum sevgili Peygamberimize bildirildiğinde çok memnun oldu. Mekkeli Müslümanlar sevince gark oldular. Bu sebeple O seneye (m. 621) sevinç yılı denildi. Resulullah Medine'ye hicret ettikten sonra bu hadiseye işaret ederek; “Ensar hanedanından en hayırlısı Neccaroğullarının hanedanıdır. Sonra Abdüleşhel hanedanıdır.” buyurdu.

Sa'd bin Muaz, ikinci Akabe biatında bulunup, Resulullah'a biat etti. Bu biatte bulunanlar Resulullah'ı canları gibi koruyacaklarına ve gerekirse bu hususta mallarını ve canlarını feda edeceklerine söz verdiler.

Peygamberimiz Medine-i Münevvere'ye hicret edince Sa'd bin Muaz'ı, Sa'd bin Ebu Vakkas ile kardeş yaptı. Hicretten sonra beş sene kadar yaşadı. Sa'd bin Muaz, Medine'nin ileri gelenlerinden ve reislerinden olduğu için, Mekke'ye gidip, Kâbe'yi tavaf ederdi. Müşrikler bu sebeple ona dokunamazlardı. Bu ziyaretlerinden birinde Ebu Cehl karşısına çıkıp, siz bizim dinimizden ayrılanları himaye ettiniz. Onlara her yardımda bulundunuz. Eğer burada seni himayesine alanlar olmasaydı seni öldürürdüm. Dönüp çocuklarına kavuşamazdın demişti. Sa'd bin Muaz, Ebu Cehl'in bu tehditli sözleri karşısında gayet cesurane cevap vermişti. Ona şöyle dedi: “Eğer böyle bir şeye kalkışırsan, Medine yakınından geçen ticaret yolunu keser, seni bir daha oralara ayak bastırmam.” dedi. Bunları söylerken sesi öyle gürlüyordu ki yanında bulunan Ümeyye bin Halef, sesini biraz alçalt bu kişi bu vadinin meşhurudur, demişti. Bunun üzerine Sa'd bin Muaz daha gür bir sesle yemin ederim ki Resulullah Efendimiz bize senin katl olunacağını haber verdi, dedi. Ebu Cehl bu sözleri işitince şaşkına döndü. Mekke'de mi öldürüleceğim deyince orasını bilmem cevabını verdi.

Ebu Cehl bunu bildiği için Bedr Savaşı'nda her ne kadar Mekke'den çıkmak istememişse de çevresinin ayıplaması üzerine Bedr'e gelmişti. Nihayet Peygamberimizin buyurduğu gerçekleşip, Ebu Cehl katledildi. Sa'd bin Muaz Bedr Savaşı'na katılarak, Bedr Eshabı'ndan olmakla da şereflendi. Bedr Savaşı başlamadan önce, Peygamberimiz Mekkeli müşriklerin bir ordu hazırlayıp, Medine'ye doğru harekete geçtiklerini haber alınca bir meşveret meclisi kurup, Eshab-ı Kiram ile istişare yaptı. Bu istişare sırasında Sa'd bin Muaz da söz alıp, şöyle konuştu: “Ya Resulallah, biz sana inandık. Bize getirdiğin Hazreti Kur'an'ın hak olduğuna şehadet ettik. Sen nasıl arzu edersen öyle yap. Sen bize denizi gösterip dalsan biz de seninle birlikte dalarız. Ensar'dan (Medineli Müslümanlardan) tek kişi dahi geri dönmez. Biz sözümüzde duracağız.” dedi. Bu sözler Resulullah'ı çok memnun etti. Bundan sonra da Sa'd bin Ubade aynı şekilde konuşunca, Bedr Savaşı hazırlığı başladı. Sa'd bin Muaz bu savaşta Evs kabilesinin başında bulundu.

Bedr Savaşı'ndan sonra Uhud Savaşı'na da katılan Sa'd bin Muaz gösterdiği cesaret ve kahramanlıkla Eshab-ı Kiram arasında çok sevildi. Bu savaşta oğlu Amr bin Sa'd şehit oldu.

Uhud Savaşı'nda Peygamberimiz yaralanmıştı. Sa'd bin Muaz, Sa'd bin Ubade ile birlikte Peygamberimizin yaralarını sarıp, tedavi etti. Sa'd bin Muaz müşriklerle yapılan Hendek Savaşı'na da katıldı. Bu savaşın yapıldığı sırada, sağlam kalelerden olan Harisoğulları kalesinde Sa'd bin Muaz'ın annesiyle birlikte bulunan Hazreti Aişe şöyle anlatmıştır: “O gün şiddetli bir ses duydum. Baktım ki, Sa'd bin Muaz yanında yeğeni ile savaşa gidiyordu. Kılıcını kuşanmış gür sesle şu şiiri okuyordu: “Şiddetli bir cihad başlayacak yok hiçbir engel. Ölümden kaçılır mı hiç gelip çatınca ecel” Bunun işiten Sa'd bin Muaz'ın annesi oğlum koş arkadaşlarına yetiş, dedi.”

Sa'd bin Muaz Hendek Harbi'nde; büyük bir kahramanlık göstererek savaşıyordu. Savaş sırasında İbn-i Araka adlı bir müşrikin attığı ok ile kolundan yaralandı. Ok atardamara isabet edip, çok kan kaybına sebep oldu. Hazreti Sa'd yaralı bir halde etrafındakilerin kanı durdurmak için uğraştıklarını görerek, durumunun ciddi olduğunu anladı ve “Ya Rabbî, Kureyş harbe devam edecekse bana ömür ihsan eyle. Çünkü senin Resulüne eziyet eden, Onu yalanlayan bu müşriklerle savaşmaktan hoşlandığım kadar başka bir şeyden hoşlanmıyorum. Eğer aramızdaki harp sona eriyorsa beni şehitlik mertebesine yükselt. Fakat, Benî Kureyza'nın akıbetini görmeden ruhumu kabzetme.” diyerek dua etti.

Peygamberimiz mescitte bir çadır kurdurarak Sa'd bin Muaz'ı oraya yatırttı. Kabilesinden Refide'yi de onun tedavisine memur etti. Orada yattığı sırada Peygamberimiz sık sık yanına gelip, halini sorardı. Peygamberimiz Hendek Savaşı sona erince, derhal Benî Kureyza Yahudileri üzerine hareket emri verdi. Benî Kureyza Yahudileri Peygamberimizle anlaşma yaptıkları halde Hendek Savaşı'nın en kritik anında, müşrikler tarafına geçmişler, Müslümanları arkadan vurmaya kalkmışlardı. Sa'd bin Muaz böyle yapmamaları için onları ikaz etmişti. Fakat dinlememişlerdi. Bu sebeple Hendek Savaşı'ndan hemen sonra Benî Kureyza Yahudileri muhasara altına alındı. Bu kuşatma bir ay sürdü. Sonunda teslim oldular. Haklarında verilecek hüküm için Sa'd bin Muaz'ı hakem olarak istediler. Onların bu isteği üzerine Peygamberimiz, Sa'd bin Muaz'ı yattığı çadırından getirtti. O Yahudilere; “Ne hüküm verirsem razı mısınız?” dedi. Evet razıyız dediler. Bunun üzerine Sa'd bin Muaz, Benî Kureyza erkeklerinin boynunun vurulmasına hükmetti. Bu hüküm gereğince erkeklerin boynu vuruldu. Kadınlar ve çocuklar esir alınıp, mallarına el konuldu. Benî Kureyza'dan bazı erkekler ise Müslüman olup, kurtuldular. Sa'd bin Muaz bu hükmü verince Peygamberimiz; “Onlar hakkında Allah'ın ve Resulünün hükmüyle hükmettin.” buyurdu.

Sa'd bin Muaz, Benî Kureyza Yahudileri hakkındaki hükmü verdikten sonra tekrar çadırına götürüldü. Yarası ağırlaşıp, durumu şiddetlenmişti. Peygamber Efendimiz yanına gelip onu kucakladı ve; “Allahım; Sa'd, senin rızan için senin yolunda cihat etti. Resulünü de tasdik etti. Ona kolaylık ihsan eyle...” buyurarak dua etti. Sa'd bin Muaz Peygamberimizin bu sözlerini duyunca gözlerini açıp şöyle fısıldadı: “Ya Resulallah! Sana selam ve hürmetler ederim. Senin, Allahüteala'nın Peygamberi olduğuna şehadet ederim.”

Bundan sonra Sa'd bin Muaz'ın yakınları onu kaldığı çadırdan Abdüleşheloğullarının evine götürdüler. O gece durumu çok ağırlaşmıştı. Cebrail Aleyhisselam Peygamber Efendimize gelip; “Ya Resulallah! Bu gece senin ümmetinden vefat edip de vefatı melekler arasında müjdelenen kimdir?” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz hemen Sa'd bin Muaz'ın halini sordu. Evine götürüldüğünü söylediler. Peygamberimiz yanında Eshab-ı Kiram'dan bazıları olduğu halde süratle Sa'd bin Muaz'ın yanına gitti. Yolda süratle gitmeleri sebebiyle Eshab-ı Kiram; “Yorulduk ya Resulallah!” dediler. Melekler Hanzala'nın cenazesinde bizden önce bulundukları gibi Sa'd'ın da cenazesinde bizden önce bulunacaklar biz önce yetişemeyeceğiz, buyurarak hızlı gitmelerinin sebebini açıkladı.

Peygamberimiz Sa'd bin Muaz'ın yanına gelince onu vefat etmiş olarak buldu. Başucunda durup; Sa'd bin Muaz'ın künyesini söyleyerek “Ey Ebu Amr! Sen reislerin en iyisi idin. Allah sana saadet, bereket ve en hayırlı mükafatı versin. Allah'a verdiğin sözü yerine getirdin. Allah da sana vaat ettiğini verecektir.” buyurdu. Bu sırada Sa'd bin Muaz'ın annesi ağlayarak şu beyti okudu: “Nasıl dayanabilir vah yazık annesine, Tahammül ister, ağlarım başıma gelene...”

Eşlem bin Haris şöyle anlatmıştır: Resulullah Sa'd bin Muaz'ın evine geldi. Biz kapıda bekliyorduk. Resul-i Ekrem içeri girdi. Biz de peşinden yürüdük. İçerde Sa'd bin Muaz'ın cenazesi vardı. Başka kimse yoktu. Resulullah adımlarını gayet geniş açarak yürüyordu. Bu durumu görünce yavaşladım. Durmamı işaret edince de durdum. Sonra da geriye döndüm. Resulullah içerde bir müddet durdu. Sonra dışarı çıktı. Çıkınca; “Ya Resulallah! Niçin adımlarınız geniş yürüdünüz?” dedim. “Böylesine kalabalık bir mecliste bulunmadım. (Melekler dolmuştu) Meleğin biri beni kanadı üzerine aldı da ancak öyle oturabildim.” buyurdu. Sonra Sa'd bin Muaz'ın lakabını söyleyerek; “Sana afiyet olsun ya Eba Amr! Sana afiyet olsun ya Eba Amr! Sana afiyet olsun ya Eba Amr.” buyurdu.

Onun vefatı Resulullah ve Eshab-ı Kiram'ı çok üzdü, gözyaşı döküp ağladılar. Cenazesinde bütün Eshab-ı Kiram toplandı. Peygamberimiz cenaze namazını kıldırdı, cenazesini taşıdı. Eshab-ı Kiram Sa'd bin Muaz'ın cenazesini taşırken Ya Resulallah! biz böyle kolay taşınan cenaze görmedik dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz meleklerin de onu taşıyorlar buyurdu. Cenazesi giderken münafıklar da kötülemek için ne kadar da hafif dediklerinde, Peygamberimiz; “Sa'd'ın cenazesine yetmiş bin melek indi. Şimdiye kadar yeryüzüne bu kadar kalabalık halde inmemişlerdi.” buyurdu. Ebu Sa'id el-Hudrî dedesinin şöyle dediğini nakletmiştir: “Sa'd bin Muaz'ın kabrini kazanlardan biri de bendim. Ona kabir kazmaya başlayınca biz kazdıkça etrafta kabirden misk kokusu yayıldı.”

Şurahbil bin Hasene de şöyle demiştir: “Sa'd bin Muaz defnedilirken birisi kabrinden bir avuç toprak almıştı. Sonra onu evine götürünce o toprak misk oldu.” Cenazesi kabre indirilirken Peygamberimiz kabri başında oturup, mübarek gözleri yaşardı ve mübarek sakalını eliyle tutup çok üzüldü. Hadis-i şerifte; “Sa'd bin Muaz'ın ölümünden dolayı arş titredi.” buyuruldu. Bir defasında Peygamberimize çok kıymetli bir elbise hediye edilmişti. Eshab-ı Kiram ne kadar güzel dediklerinde; “Sa'd bin Muaz'ın Cennet'teki mendilleri bundan daha güzeldir.” buyurdu.

Sa'd bin Muaz'ın şehit olması mühim bir hadise idi. O daha ilk Müslüman olduğu sırada onun vasıtasıyla emiri bulunduğu Medine'deki Evs kabilesi tamamen Müslüman olmuştu. Bütün güçleriyle İslam'a hizmet ettiler. Sa'd bin Muaz ancak beş sene kadar Resulullah ile beraber bulunup, daima cihat etti. Saadetle yaşadı. 37 yaşında olduğu halde genç olarak şehit oldu ve rahmete kavuştu. Hazreti Aişe validemiz, Sa'd bin Muaz'ın vefatı Eshab-ı Kiram'ı çok üzdü. Odamda olduğum halde Hazreti Ebu Bekr'in ve Hazreti Ömer'in Onun için ağladıklarını işittim, buyurmuştur. Sa'd bin Muaz'ın vefatı üzerine Eshab-ı Kiram'dan meşhur şair Hassan bin Sabit ağlayarak bir şiir söylemiştir. Bu meşhur şiirin tercümesi şöyledir:

“Yemin ederim ki, gözlerimden yaşlar, çağlayanlar gibi aktı. Layıktır bu gözlere Sa'd için yaşlar boşalması... Koca bir şehit savaş meydanında kalmış, acılarla inleyen gözler, Onun için hüzünlü. Allah'ın dini uğrunda can veren şehitlerle (Sa'd) Cennet'in varisi, en şerefli yolcu olmuş... Ey Sa'd, bize veda edip gittinse, karanlık kabirde kaldınsa da sen herkesin görebileceği yüksek bir makamda, övgü ve şeref elbiselerine bürünmüşsün. Ey Sa'd, Benî Kureyza hakkında verdiğin hüküm Allahüteala'nın hükmüne muvafık oldu... Her ne kadar zamanın musibetleri sana eziyet verdilerse de ebedi Cennetleri verip, bu dünyayı (senden) satın aldılar... Ey Sa'd, sadıkların (senin gibi şehitlerin) varacağı yer (Cennet) ne güzeldir. Bir gün çağırıldıkları zaman...”

Hassan bin Sabit, Eshab-ı Kiram'ın şehitleri için ağlayarak yazdığı bir şiirinde şöyle demiştir: “Gönül o kadar coştu, o kadar yükseldi ki, Cennette olan şehit dostlarım Tufeyl, Rafi' ve Sa'd'ı yad etti. Onlarsız evlerin ıssız ve harabe kaldığını görüp, (Onları) hatırladım...”

Sa'd bin Muaz genç yaşta vefat ettiği için hadis-i şerif rivayeti azdır. Sadece Sahih-i Buharî'de rivayet ettiği bir hadis-i şerif vardır. Diğer bir rivayeti de Enes bin Malik'in kendisinden naklettiği Sa'd bin Rebî'nin Uhud Savaşı'nda şehit edilme hadisesidir. Sa'd bin Muaz hazretleri, buyurdu ki: Müslüman olduğum günden beri namaz kılarken hatırıma hiçbir şey getirmedim. Resul-i Ekrem'in her söylediğinin hak olduğuna inandım, kabul ettim.”

“Ben üç şeyde kuvvetli olduğum kadar, hiçbir şeyde kuvvetli olmadım. Birincisi namazdadır. Müslüman olduğumdan beri başladığım hiçbir namazda, bir an önce bitirsem diye hatırıma bir şey gelmedi. İkincisi; bir cenazeye yardıma çıktığımda cenaze defnedilinceye kadar, ölümden başka hatırımdan hiçbir şey geçmezdi. Üçüncüsü; Resulullah'ın her buyurduğunu kabul ettim, bunda hiç tereddüt etmedim.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası