Tasavvuf âlimi ve Reşehat adlı meşhur kitabın müellifi. İsmi Fahreddin Ali bin Hüseyin olup Safî lakabıyla tanınır. Hüseyin Vaiz Kaşifî hazretlerinin oğludur. 21 Cemaziyelevvel 867 (m. 1463) tarihinde Sebzevar'da doğdu. 939 (m. 1532) senesinde Herat'ta vefat etti. Kabri, Mezar-ı Fahr Ali ya da halk arasında Kanber Ali'nin kabri diye bilinir.
Fahreddin Ali, Herat'ta büyüdü. Babasının yanı sıra Abdurrahman Camî ve Abdülgafur Larî'den okudu. Çocukluğundan beri tasavvufa meyyal idi. 22 yaşında iken Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerini ziyaret için Herat'tan Semerkand'a gitti. Burada dört ay kaldı. Bundan dört yıl sonra Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerini tekrar ziyarete geldi ve bu defa sekiz ay kaldı. Sonra Herat'a döndü.
37 yaşında iken 904 (m. 1499) senesinde Nakşî meşayihinden Sa'deddin Kaşgarî'nin 914 (m. 1508) senesinde vefat eden oğlu Muhammed Ekber'in kızı ile evlendi. Böylece Molla Abdurrahman Camî ile bacanak oldu. Hace Ubeydullah-ı Ahrar'dan işittiklerini 909 (m. 1503) senesinde Reşehat adında bir kitap hâline getirdi.
Bir sene sonra babası vefat edince Herat'ta onun yerine vaaza başladı. Uzun yıllar vaazla meşgul oldu. Etrafında geniş bir dinleyici halkası toplandı. Ancak Sünnî Şeybanîlerin hüküm sürdüğü Herat, Şiî Safevîlerin eline geçince Şeyh Safî'nin huzuru kaçtı. Vaazlarında açıkça Şiîlikten bahsetmek yerine, tasavvuf ve bilhassa Nakşî menkıbeleri anlatmayı tercih etti. Ancak Nakşîlik ile Sünnîlik neredeyse aynı sayıldığı için Safevîler Şeyh Safî'yi Molla Camî'nin oğlu Ziyaeddin Yusuf ile beraber hapse attı. Sevenleri kendisini hapisten çıkarıp Garcistan'a gönderdi. Yusuf ise Evbe kasabasına kaçtı. Safi, Garcistan hükümdarı Şah Muhammed Sultan'a sığındı. Hükümdar kendisine çok ikram ve iltifatta bulundu. Buna şükran nişanesi olarak Letaifü't-tavaif adlı eserini yazıp hükümdara ithaf etti. Ancak kısa bir zaman sonra Safevîler burayı da ele geçirdi. Bunun üzerine tekrar Şeybanîlerin aldığı Herat'a dönmeye karar verdi. Yolda hastalandı. 939 (1532) senesinde Herat girişinde vefat etti. Kabri, Herat'ta Mezar-ı Fahr Ali (Kanber Ali) diye bilinir. Sonradan dikilen mezar taşında 933 senesi Ramazan ayında vefat ettiği yazıyorsa da yanlıştır.
Ali Şir Nevaî'nin beyanına nazaran Safî Ubeydullah-ı Ahrar'dan irşat icazeti almışsa da irşadla meşgul olmak yerine vaizlik yaparak halka faydalı olmaya çalışmıştır. Vefatından sonra kızkardeşinin oğlu ve halifesi Molla Mir Kıvamüddin bin Muhammed Nasır irşada başladı. Herat, Safevîlerin eline düşünce Molla Mir Buhara'ya hicret edip burada Celal Vaiz Hirevî'den istifade etti. Hadis ve tasavvuf dersleri verdi. 994 (m. 1586) senesinde burada vefat etti. Cenaze namazına Şeybanîler'den Abdullah Han da katılmıştır. Kabri, Buhara'nın Ramiten kasabasındadır.
Eserleri: Fahreddin Ali Safî şu eserleri kaleme aldı:
1- Reşahat-ı Aynü'l-Hayat: Farsçadır. Hace Ubeydullah-ı Ahrar'dinlediklerine, önceki Nakşî şeyhlerinin de hâl tercemelerini ekleyerek Reşehat-ı Aynü'l-Hayat'ı meydana getirdi. İlk makalede önceki Nakşî şeyhleri; birinci maksatta Hace Ubeydullah-ı Ahrar'ın nesebi, ailesi ve çocukluğu, ikinci maksatta hikmetli sözleri, üçüncü maksatta kerametleri, hatimede ise vefatı anlatılır. Yazılırken Nefahatü'l-Üns, Risale-i Bahaiyye Makamat-ı Emir-i Külal, Silsiletü'l-Arifin; Havarık-ı Adat-ı Ahrar ve Mesmuat-ı Mir Abdülevvel adlı eserlerden istifade edilmiştir. Bu kitap, Nakşibendî tarihine ait en mutemed eserlerdendir. Nakşî meşayihinden Abdülhakim Arvasî hazretleri; “İhlasını arttırmak isteyen Reşehat okusun!” buyururdu. Kitabın çok yazma nüshası vardır. Defalarca basılmıştır. Son olarak 1977'de Tahran'da iki cilt halinde basılmıştır. Şeyh Zekeriya Nakşibendî ve sonra Muhammed Murad Kazanî tarafından Arapçaya tercüme edilmiştir. Birinci tercüme sehven Şeyh Ahmed Allan Mekkî'ye ait zannedilir. İkincisi basılmıştır. Türkçeye üç defa tercüme edilmiştir. 977 (m. 1569) senesinde Muhyiddin Gülşenî'nin tercümesi ilave ve şerhlidir. Âdeta yeni bir eserdir. Trabzonlu Maruf Efendi'nin 993 (m. 1585) senesindeki tercümesi sonradan Zübdetü'r-Reşehat adıyla hülasa edilmiştir. 1291 İstanbul taş baskısı çok güzel ve meşhurdur. Necip Fazıl Kısakürek tarafından sadeleştirilerek Latin harfleriyle basılmıştır. Haşim Kişmî'nin, Nesematü'l-Kuds ile Murad Kazanî'nin Nefaisü'l-Sanihat adlı eserleri Reşehat'a zeyl mahiyetindedir.
2- Letaifü't-Tavaif: Farsçadır. 939 (m. 1532) senesinde yazıldı. 14 babdır. Her bab, fasıllardan teşekkül eder. Hikmetli sözler, menkıbeler ve latifeler yer alır. 1957'de Tahran'da basıldı.
3- Mahmud ve Ayaz: Farsça mesnevî tarzında yazılmıştır. 2560 beyittir. 902 (m. 1496) senesinde telif edilmiştir. Yazma nüshası British Museum (Or. No: 1213) Kütüphanesi'ndedir.
Reşehat-ı Aynü'l-Hayat kitabından bazı kısımlar: “Daima Allah adamları ile beraber olmak, onların sohbetlerinde bulunmak, aklın ziyadeliğine sebeptir.”
“Tasavvuf yoluna taklid ile girenler sonunda mutlaka tahkike (hakikate) kavuşur.”
“Evliyanın mübarek sözleri, Muhammed Aleyhisselam'ın peygamberlik hakikatinden yayılmış olan nurlardır. Kur'an-ı Kerim'e ve hadis-i şeriflere tazim ve hürmet lazım olduğu gibi, evliyanın sözlerine de edep ve hürmet ile tazim etmek lazımdır.”
“Bir kimse, evvelki ve sonraki ilimleri tahsil etmiş olsa, son nefesinde o ilim o kimseye yardımcı olmayıp bütün malumat, hafızasından idrakinden gider. Yiğitlik ve ganimet odur ki hiç olmazsa her gün bir miktar, bir köşeye oturup Allahü tealayı tefekkür etmek, O'nu zikretmek lazımdır. Allahü tealanın zikri, kalbde meleke hâline gelmelidir ki son nefeste O'nu hatırlasın ve o zamanki sıkıntıdan kurtulsun.”
“İnsanlar ihmalkârlık ve tembelliklerinden dolayı; (yarın şu hayırlı işi işleyelim) derler. Düşünmezler ki bu gün, dünkü günün yarınıdır. Bu gün ne işlediler ki yarın ne işleyecekler?”
“Tasavvuf yolu ve bu yolun büyükleri o kadar kıymetlidirler ki bunlara tâbi ve talebe olan dervişlerden birinin ismi bir duvarda yazılı olsa, o duvarın yanından, ceketini düğmeleyerek ve edeple geçmek lazımdır.”
“Kişinin kıymeti, tasavvuf yolunun yüksek hakikatlerini anladığı kadardır.”
“Dil gönlün, gönül ruhun, ruh insanın hakikatinin, insanın hakikati ise Hak tealanın aynasıdır.”
“Sözün güzeli odur ki dinleyen, o sözün güzelliği ile kendinden geçer. Böylesine güzel söz de Allahü tealanın velî kullarının sözleridir.”
“Her an Allahü tealayı hatırlamak ve anmak bir kazma gibidir ki o kazma ile gönül yolunda bulunan dikenlerin (kalbe gelen lüzumsuz ve uygun olmayan düşüncelerin) kökünü kazırlar. Böylece bu yolda ilerlemek için mâni kalmaz.”
“İbadet; emredilenlerle amel edip yasak edilenlerden sakınmaktan ibarettir.”
“İnsanı Allahü tealadan uzaklaştıran perdelerin en zararlısı, dünya düşüncelerinin kalbe yerleşmesidir. Bu düşünceler, kötü arkadaşlardan ve lüzumsuz şeyler seyretmekten hâsıl olur. Çok uğraşarak, bunları kalbden çıkarmalıdır. Faydasız kitap okumak, lüzumsuz şeyler konuşmak, bu düşünceleri arttırır. Kadın ve kadın resimlerine şehvetle bakmak, şarkı, çalgı dinlemek, bu düşünceleri kalbde yerleştirir. Bunların hepsi insanı Allahü tealadan uzaklaştırır. Kalbin hasta olması, Allahü tealayı unutmasıdır. Allahü tealaya kavuşmak isteyenlerin, bunlardan sakınması, hayali arttıran her şeyden kaçınması lazımdır. Allahü tealanın âdeti şöyledir ki çalışmayan sıkıntıya katlanmayan, zevklerini, şehvetlerini bırakmayanlara bu nimeti ihsan etmez.”