Evliyanın büyüklerinden. Künyesi, Ebü'l-Abbas olup; ismi, Ahmed bin Ebü'l-Hayr es-Sayyad'dır. Keramet sahibi olan Ebü'l-Abbas hazretleri, tasavvuf yolunun edebini Fakih İbrahim el-Feşelî'den öğrendi. Talebelerinden Şeyh İbrahim bin Beşşar, Ebü'l-Abbas Ahmed bin Ebü'l-Hayr hazretlerinin kerametlerini anlatan müstakil bir eser yazmıştır. Ebü'l-Abbas hazretleri, 579 (m. 1183) senesinde Zebid şehrinde vefat etti ve oraya defnedildi.
Kabrini ziyaret edenler istifade etmekte, hastalar şifa bulmaktadır. Doğru yolu bulması şöyle anlatılır: “Gençliğinde, herkes gibi gününü gün ederdi. Bir gece uykuda iken rüyasında birisi geldi ve; “Ey Sayyad kalk namaz kıl!” dedi. Fakat o, abdestin nasıl alınacağını ve namazın nasıl kılınacağını bilmiyordu. Hemen kalktı ve sorarak abdestin alınışını, namazın kılınışını öğrendi ve kılmaya başladı. O zamanlar yirmi yaşlarındaydı.” Kendisi anlatır: “Bir gece uyurken yine rüyada o kişi geldi ve; “Ey Sayyad kalk!” dedi. Ben de kalktım. Ne göreyim, o şahıs karşımda duruyor. “Beni takip et!” deyip, beni Zebid şehri camisine götürdü. Orada saflar hâlinde durmuş namaz kılan çok kimse vardı. Hepsi bembeyaz elbiseler giymişlerdi. Her birinin alınları pırıl pırıl parlıyordu. O kişi bana; “Haydi abdest al, onlarla beraber namaz kıl!” dedi. Ben de abdest alıp, onlarla birlikte namaz kıldım. Namazımız güneş doğuncaya kadar sürdü. Sonra hepsi kayboldu. Nereye gittiklerini bilmiyorum. Uzun bir süre o camide kalarak ibadet ettim. Bu arada, o kişi bazen bana yiyecek, içecek ve tatlılar getirir; “Buyur ye!” derdi. Ben de; “Bir şey istemem.” deyince kaybolurdu. Evime, çoluk çocuğumun yanına geldiğimde, evdekiler; “Bunları birisi getirdi.” dediler.” Şöyle anlatılır: “Ebü'l-Abbas hazretleri birgün kabristanda uyudu. Bir ara kuvvetli bir ses ile uyandı. Aklı başından gitti. Bir süre kimseyi tanımadı. Bazen alnını secdeye koyar, saatlerce böyle kalırdı. Ancak zarurî ihtiyaçlarını karşılamak için başını secdeden kaldırırdı. Daha sonra eski hâline döndü. Fakat bir gözü perdelenmişti. Bazıları bunun sebebini sordular. Durumu onlara anlatınca; “Sen, bu sözlerinde âcizlik gösteriyorsun, ey zayıf insan!” dediler. Ahmed Sayyad hazretleri, eliyle gözünü mesh etti. O esnada eskisinden daha iyi görmeye başladı. Oradakiler, özür dileyerek tövbe ettiler.” Veli zatlardan biri anlatır: “Birgün kalabalık bir cemaat olarak “El-Faze” mescidine gittik. Orada Ahmed Sayyad hazretlerini gördük. Yanında bir genç vardı. Ona; “Bu sizin talebeniz midir?” diye sorunca, bize cevap vermedi. O zaman gence; “Bu zat sizin hocanız mıdır?” diye sorduk. Genç “Evet.” dedi. Biz de; “Ey Ahmed Sayyad! Bu genç size talebe oldu.” dedik. O zaman; “Evet, talebemdir.” buyurdu. Biz de; “Eğer bu sizin talebeniz ise, ona emredin denizin üzerinde yürüyüp, o dağdan bir taş getirsin.” dedik. Sonra deniz kenarına gitti ve gence hitaben; “Yavrum, su üzerinde yürüyerek git ve dediklerimi getir.” buyurdu. Genç, yerde gider gibi denizin üzerinde gitti ve istediğimizi getirdi. Oradaki cemaat olan biz, Allahü tealanın sevgili bir kulundan böyle bir istekte bulunduğumuz için çok pişman olduk ve ondan özür diledik. O da, bizim özrümüzü kabul buyurdu ve bize dua etti.” İbrahim bin Beşşar anlatır: “Birgün cemaat hâlinde Ahmed Sayyad hazretlerinin huzurunda idik. İçeriye, kadı Ebu Bekr bin Ebu Ukame girdi. Ahmed Sayyad hazretleriyle bir süre sohbet etti. Sonra kalkıp cemaate; “Beni biraz dinleyiniz. Size bazı şeyler söyleyeceğim. Ahmed Sayyad hazretleri, birgün benim içinde bulunduğum bir topluluğun yanına geldi. O esnada herkes ayağa kalktı. Ben de orada olanlara uyarak ayağa kalktım. Sonradan cemaate dedim ki: “Niçin ayağa kalkıyorsunuz? O âlim değil. Ümmî birisidir.” Oradakiler, bana onun büyüklüğü hakkında bazı şeyler anlattılar. Ben de; “Ona İmam-ı Gazalî hazretlerinin kitabından bir şey sorulsa bilemez.” dedim. Bir saat sonra Ahmed Sayyad hazretleri geri döndü. Herkes yine ayağa kalktı. Ben de onlara uyup kalktım. Bana dönüp buyurdu ki: “Kadı efendi, bazı kimseler benim hakkımda, bu zat için niçin ayağa kalkıyorsunuz, o âlim değil, ümmî birisidir. Kendisine İmam-ı Gazalî hazretlerinin El-Vasit, El-Basit kitaplarından bir şey sorulsa anlayamaz bile diyorlar. Şimdi o meseleler, şöyle şöyle şöyledir.” diyerek sonuna kadar izah buyurdu. Sonra ben, kendisinden özür dileyerek tövbe ettim. Ey cemaat işte bu zatın kıymetini bilelim.” dedi.” Ahmed Sayyad hazretleri, birgün kalabalık bir toplulukta sohbet ediyordu. İçlerinden biri şöyle düşündü: “Bazı evliya çok keramet gösteriyor. Bu zatın kerametini göremiyoruz. Birçok evliya, uçarak hacca gidiyor, arslanlar onlara hizmet ediyor. Bunda böyle hâllerin görünmemesinin sebebi nedir ki?” Ahmed Sayyad hazretleri sohbetlerinde şöyle buyurdular: “Keramet göstermek şart değildir. İstesek Allahü teala bize de birçok kerametler ihsan eder. Fakat biz böyle kalmayı daha çok istiyoruz.” Ahmed Sayyad hazretlerine birçok hasta kimseler getirilir, dua etmesi istenirdi. Dua ettiği kimseler, Allahü tealanın izniyle iyileşip giderlerdi.