SEHL BİN SA'D

Sehl bin Sa'd bin Malik bin Hâlid Medine'de en son vefat eden Ensar-ı Kiram'ın büyüklerinden
A- A+

Medine'de en son vefat eden Ensar-ı Kiram'ın büyüklerinden. Ensar'ın Hazreç kabilesi kolundandır. Künyesi; Ebü'l-Abbas, Ebu Malih, Ebu Yahya'dır. Nesebi (silsilesi), Sehl bin Sa'd bin Malik bin Hâlid bin Salebe bin Harise bin Amr bin Hazreç bin Sa'ide bin Ka'b bin Hazreç'dir. Babasının ismi Sa'd bin Malik olup, hicretten önce Müslüman olmuştur. Annesinin ismi ile doğum tarihi kesin olarak belli değildir. Sehl bin Sa'd'ın hicretten beş sene evvel doğduğu rivayet edilmektedir. Esas ismi Hanza iken, Peygamberimiz tarafından Sehl bin Sa'd olarak değiştirildi. 91 (m. 710) yılında Medine'de vefat etti.

Sehl bin Sa'd'ın babası Sa'd bin Malik, hicretten önce Müslüman olan Medineli Sahabilerden idi. Bunun için Hazreti Sehl Müslüman ve Peygamberimizi çok seven bir ailenin içerisinde yetişti. Sehl bin Sa'd bizzat Peygamberimiz'den ilim öğrenmiş ve O'nun sohbetinde bulunmuştur. Çok genç yaşta olduğundan Peygamberimizle hiçbir savaşa katılamadı, ama ondan, çok ilim öğrendi. Ayrıca Peygamberimizin etrafında bulunan ve ona her yönden çok yakın olan Hazreti Ebu Bekr, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali ve diğer büyük Sahabiler ile de sıkı temaslar kurarak onlardan da çok ilim öğrendi ve âlim oldu. Hadiste sika (güvenilir, sözüne itimat edilir) idi. Sahabe ve diğer âlimlerden birçoğu, hadis rivayetlerini Sehl bin Sa'd'a kadar dayandırırlardı. Büyük Sahabilerden Hazreti Ebu Hüreyre, Hazreti İbn-i Abbas, Sa'id bin Müseyyib, Ebu Hazim Seleme bin Dinar gibi olanlar da ondan hadis rivayetinde bulunmuşlardır.

Sehl bin Sa'd'ın bizzat Peygamberimizden duyarak rivayet ettiği hadis yüz seksen sekizdir (188). Bunlardan yirmi sekiz (28) tanesi üzerinde bütün âlimler söz birliğine varmışlardır. Tabii'nin her tabakası onun ahlâkının faziletinden ve ilminden faydalanmıştır. Sehl bin Sa'd'ın müşriklerle yapılan Bedr Gazası sırasında yaşı çok küçüktü. Bunun için bu savaşa ancak babası katılmıştı. Hazreti Sehl'in babası Sa'd bin Malik, Bedr Savaşı'nda çok yararlılıklar gösterdi. Müslümanlar arasında Kahramanca savaşırken ansızın yemiş olduğu bir darbe ile şehit oldu. Peygamberimizin duasını alarak “Eshab-ı Bedr” sıfatını kazandı. Bu sırada Sehl bin Sa'd sekiz yaşlarında idi. Peygamberimiz yetim kalan Sehl'e, Bedr Savaşı'nda kazanılan ve dağıtılan ganimetlerden babasının hissesini ayırarak verdi.

Sehl bin Sa'd, Uhud Savaşı sırasında yaşı küçük olduğu için bu savaşa katılamamıştı. Diğer yaşı küçük Sahabiler gibi Medine'de kalmıştı. Ancak Peygamberimiz yaralandığı haberi Medine'ye ulaştığı zaman, herkes gibi O da çok üzülmüştü. Bu arada Peygamberimiz'in kızı, Hazreti Fatıma'nın, babasının yaralanma haberini duyar duymaz hemen O'nun yanına koştuğunu ve yardım etmeye başladığını gören Sehl bin Sa'd bu olayı şöyle anlatmaktadır: “Hazreti Peygamber'in Uhud Savaşı'nda yaralandı haberini duyduğumuz zaman çok üzüldük. Kızı Hazreti Fatıma'nın bir kalkan içinde su getirerek Peygamberimiz'in yaralarından akan kanları temizlediğini bir hasır parçasını yakarak küllerini Peygamberimizin yaralarının üzerine sürdüğünü bizzat gördüm.” derdi.

Sehl bin Sa'd hicretin beşinci senesinde yapılan Hendek Savaşı'na da yaşı küçük olduğu için katılamadı. Çünkü bu sırada on on bir yaşlarında idi. Fakat hendeğin kazılmasında Sahabilere çok yardımcı oldu. Bütün Sahabilerin dışarıda görülmesi, yapılması ve yerine getirilmesi gereken hizmetlerinin hepsine koşardı. Ayrıca hendek kazımında da yardımcı olur, Peygamberimizin yanından hiç ayrılmazdı. Her an Onun hizmetinde bulunurdu. Sehl bin Sa'd Hendek'te gördüklerini anlatırken der ki: “Hendek'te Peygamberimiz ile hep beraber idim. Onlar hendek kazıyor, biz küçük yaştakiler omuzlarımız üzerinde toprak taşıyorduk. Bu sırada Resulullah'ın; “Ya Rabbî! Bütün hayat, ahiret hayatıdır. Muhacir ile Ensar'ıma mağfiretine (affına) nail (ulaşan) eyle!” şeklinde dua buyurduğunu işittim.”

Sehl bin Sa'd devamlı Peygamberimizin yanından ayrılmazdı. Bütün sohbetlerine katılır, söylediklerini çok dikkatli dinlerdi. Peygamberimiz zamanında Medine devrinde meydana gelen bütün diğer önemli hadiseleri görmüş ve tesbit etmiş, daha sonra çevresindekilere anlatmıştır. Hazreti Sehl on beş yaşlarına geldiği zaman, Peygamberimiz vefat etti. Hazreti Ebu Bekr halife oldu. Peygamberimiz'in vefatını fırsat bilen mürtedler (İslam dininden vazgeçenler), Halife Hazreti Ebu Bekr'in zamanında Medine'yi sıkıştırarak zor duruma düşürmek istediler. Bu zaman Sehl bin Sa'd mürtedlerle yapılan savaşlara katıldı. Çok kahramanlıklar göstererek İslam dinine büyük hizmetleri oldu. Daha sonra Hazreti Ömer ve Hazreti Osman'ın halifelik devrelerinde de çeşitli savaşlara katıldı. Onun, bilgisi ve imanının sağlamlığı, Peygamberimiz'e karşı muhabbeti ile tanınması ve devamlı O'nun sohbetinde bulunmuş olmasının askerler üzerinde büyük tesiri olurdu. Onlara, bütün hareket ve davranışlarıyla önderlik ederdi.

Bu haliyle bütün Sahabiler tarafından sevilir ve sayılırdı. Hazreti Ali Devrinde Sehl bin Sa'd bir köşeye çekilerek olaylarda tarafsız kalmayı tercih etti. Ancak 74 (m. 693) tarihinde Medine valisi olan Haccac tarafından, Enes bin Malik, Cabir bin Abdullah gibi büyük Sahabiler ile Sehl bin Sa'd da çok eza ve cefa gördü. Haccac'ın bu hareketi Medineliler tarafından hiç de hoş karşılanmadı.

Sehl bin Sa'd kendisine soru sormak için müracaat edenleri samimi olarak dinler, hiç sözlerini kesmezdi. Onlara, sorularıyla ilgili olan ve Peygamberimizden duyduğu hadisleri aşkla, içten gelen zevk ve edeble okurdu. Hatta bazen okurken duygulanır ve kendini tutamaz ağlardı.

Sehl bin Sa'd, Peygamberimiz'in bir emir ve isteği olduğu zaman hemen yerine getirir hiç bir zaman geciktirmezdi. Onun bu durumunu Hazreti Sehl'in oğlu Abbas şöyle anlatmaktadır: “Peygamberimiz hutbe okuyacağı zaman hurma ağacından bir direğe yaslanır öyle okurlarmış. Bir gün Resul-i Ekrem; “Artık cemaat çoğaldı, bir şey yapılsa da üzerine otursam.” buyurduğunda, bunu duyan babam (Sehl bin Sa'd) hemen yaydan fırlayan ok gibi kalkmış ve gitmiş. Kısa bir zaman sonra minberin direklerini getirmiş. Yalnız babamın getirdiği bu direklerin kendisinin veya bir başkasının hazırladığı hakkında bilgim yoktur.” dedi. Daha sonra Sehl bin Sa'd'a, Peygamberimiz'in minberi hakkında sual sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: “Ben minberin hangi ağaçtan, hangi tarihte, hangi gün yapıldığını, hangi gün kurulduğunu, Peygamberimiz'in ilk defa o minberden hangi gün hutbe okuduğunu ve oturduğunu bilirim.”

Sehl bin Sa'd, Peygamberimiz'in cömertliğini, kendi ihtiyacı olan bir malı isteyen herkese verdiğini şöyle anlatmaktadır. Kadının birisi Peygamberimiz'e gelir, yanında getirdiği ve kendi eli ile dokumuş olduğu güzel bir elbiseyi uzatarak: “Ey Allahütealanın Resulü, bunu sizin için bizzat kendi elimle dokudum, ne olur onu kabul ediniz”, dedi. Peygamberimizin de bu şekilde bir elbiseye ihtiyacı vardı. Bu hediyeyi kabul ederek içeri girdi ve hemen giydi. Daha sonra dışarı çıktı. Bu sırada Peygamberimiz'in ziyaretine gelenlerden birisi, bu elbiseyi görerek; “Ey Allahütealanın Resulü! Bu ne kadar güzel bir elbise, bunu bana verseniz.” dedi. Peygamberimiz hemen içeri girerek elbiseyi çıkardı ve isteyen insana verdi. Diğer ziyaretçiler, elbiseyi isteyen adama sitem ederek; “Hiç de iyi etmedin, Peygamberimiz'in bu elbiseye çok ihtiyacı vardı. Sen onu istemekle doğru bir hareket yapmadın. Bilirsin ki, Hazreti Peygamber kendisinden bir şey isteyenleri hiç reddetmez ve geri çevirmez.” dediler. Elbiseyi isteyen kişi ise şöyle cevap verdi: “Ben bu elbiseyi giymek için istemedim. Aksine, o benim öldüğüm zaman kefenim olacaktır.” dedi. Sonra öldüğü zaman aynı bu elbiseyle kefenlendi ve gömüldü. Bunun üzerine Peygamberimiz'in söylediklerini, bizzat işiten Sehl bin Sa'd şöyle nakletmektedir: Peygamberimiz; “Müminin; iman sahibine karşı vaziyeti, bir kafanın vücuda karşı vaziyeti gibidir. iman sahibinin her derdi diğer bir Mümine ızdırap verir. Nasıl ki kafanın her derdi bütün vücudu üzüntüye uğrattığı gibi.” buyurmuşlardır.

Sehl bin Sa'd bizzat Peygamberimiz'den duyarak rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları: Peygamberimize biri gelerek: Allahütealanın ve insanların, beni sevecekleri bir işi bana öğret, demesi üzerine; “Dünyadan yüz çevir ki, Allahüteala seni sevsin, insanların eline bakma ki, onlar da seni sevsin.” buyurdu.

Peygamberimiz zamanında, Kuzman isminde biri, Uhud Savaşı'na iştirak etmişti. Kuzman, savaş sırasında iyi dövüşüp yararlılıklar gösteriyordu. Müslümanlar onun gösterdiği bu kahramanlık karşısında, hayretedüşerek çok beğenmişlerdi. Bu durumu Peygamberimiz'e anlatarak onun yaptığı hizmeti biz yapamadık demişlerdi. Peygamberimiz bu kişi için; “Ama o adam Cehennemliktir.” buyurmuşlardı. Bu sözü işiten herkesin hayreti arttı. Bir kişi Hazreti Peygamber'in safında canla başla çarpışır ve mücadele eder de nasıl Cehennemlik olur, dediler ve neticeyi hayretle beklediler. Fakat aynı adamın savaşa gene bütün hızıyla devam ederken aldığı birkaç yaradan duyduğu ve çektiği acıya dayanamayarak, kılıcının sapını toprağa, ucunu da karnına dayayarak intihar ettiğini gördüler. Bu hali gören Sahabiler hemen Peygamberimize koşarak, olayı olduğu gibi anlattılar. Bunun üzerine Peygamberimiz Sahabelerine şöyle buyurdular: “İnsanların içinde öyleleri vardır ki, Cennetlik gibi görünürler, fakat onlar Cehennemliktirler. Yine öyle insanlar vardır ki, Cehennemlik gibi işler yapıyormuş gibi görünürler, herkes onları Cehennemlik sanır, fakat onlar Cennetliktir.”

Başka bir rivayette; Peygamberimiz, Hazreti Bilal'e; “Kalk, şunu bildir Cennet'e ancak Mümin olan girer. Şu muhakkaktır ki, Allahü teala İslam dinini günahkar kişi ile de destekler.” buyurmuştur.

Peygamberimiz bir gün bir topluluğa dünyanın boş, gerçek hayatın ahirette olduğunu anlatmak için onları bir koyun ölüsünün başına götürerek; “Şu gördüğünüz koyun ölüsünün, sahibi yanında bir kıymeti var mı?” diye sorunca, oradakiler, kıymeti olmadığı için onu buraya attı, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz tekrar; “Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü tealaya yemin ederim ki, bu dünya, koyunun sahibi yanında olan kıymetinden ziyade Allahü teala yanında değerli değildir. Eğer dünyanın Allahü teala katında bir sivrisinek kanadı kadar kıymetli olsaydı, Allahü teala ondan (dünyadan) kafire bir yudum su içirmezdi.” buyurmuşlardır.

“Acele, şeytandandır, teenni (ihtiyatlı ve akıllı davranma) ise Allahüteala dandır.”

“Ümmetimden yetmiş bin kişi yahut yedi yüz bin kişi, mutlaka Cennet'e girecektir (bunlar) birbirlerine tutunacak, bazısı bazısının elinden tutacak. Sondakiler girmedikçe öndekiler de girmiyecek, yüzleri Bedr gecesindeki ay (dolunay) suretinde olacaktır.” buyurmuştur.

Ensar'dan bir gencin içine Cehennem korkusu düştü. Hatta bu korkudan sokağa çıkamaz oldu. Bunu duyan Peygamberimiz onun ziyaretine gitti ve genci kucakladı bu sırada ise o genç vefat etti. Peygamberimiz; “Bunun teçhiz (cenazenin yıkanması) ve tekfinine (kefenlenmesine) bakın, zira Cehennem korkusu onun ödünü çatlatmıştır.” buyurmuşlardır.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası