SELEME BİN EKVA

Seleme bin Ekva bin Sinan bin Abdullah bin Kuşeyr bin Huzeyme bin Malik Eslemî Eshab-ı Kiramdan ve piyadelerin piri olarak meşhur Sahabi
A- A+

Eshab-ı Kiramdan ve piyadelerin piri olarak meşhur Sahabi. İsmi Seleme bin Ekva bin Sinan bin Abdullah bin Kuşeyr bin Huzeyme bin Malik Eslemî'dir. Künyesi Ebu İyas'dır. Ebu Müslim veya Ebu Amir olduğu da söylenmiştir. Hudeybiye Musalehası sırasında Müslüman oldu ve Resulullah'a üç defa biat etti. Şöyle anlatılır:

Hudeybiye anlaşmasının yapıldığı günlerdeydi. Hudeybiye'de endişeli ve huzursuz bir bekleyiş hakimdi. Eshab-ı kiram, Semüre ağacının altında toplanmış, hayatları üzerine Allah'ın Resulüne bi'at ediyorlardı. Aralarında kuvvetli ve cesur bir Sahabi olan Seleme bin Ekva da vardı. Resulullah Efendimiz; “Seleme nerede, gelip biat etsin!” diye seslendi. Seleme tekrar bi'at etti. Bu hal üç defa tekrarlandı. Hazreti Seleme her biat sonunda Resulullah'a olan bağlılık için tam üç defa söz vermişti.

Peygamber Efendimiz Seleme'yi silahsız görünce bir kalkan vermişti. Üçüncü bi'attan sonra Seleme'nin elinde kalkanı göremeyen Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Sana vermiş olduğum kalkan nerede?” “Ya Resulallah! Amcam Amir silahsız idi. Ona verdim.” diye cevap verdi. Resulullah Efendimiz tebessüm etti ve buyurdu ki: “Amcanla senin halin, “Ya Rabbi! Bana kendimden daha sevgili bir dost ver.” diye dua eden kimsenin haline benzedi.”

Biattan sonra Sahabiler dağıldılar. Seleme de uzakça bir ağacın altına gidip uzandı. O sırada dört kişilik bir düşman müfrezesi yanına gelerek Resulullah'a dil uzatmaya başladılar. Resulullah'a hayatı üzerine bağlılık sözü veren cesur Sahabi, öfkesini zor kontrol ediyordu. Çünkü Resulullah, Sahabilerin müşriklere karşı herhangi bir harekette bulunmalarını menetmişti. Kalkıp başka bir ağacın altına gitti. Müşrikler de silahlarını bir ağaca asıp yere uzandılar. O sırada vadinin aşağı tarafından bir ses duyuldu: “Yetişin, ey muhacirler, İbni Zuneyn öldürüldü!” Bu haberi duyan Seleme, daha fazla dayanamadı. Kılıcını eline aldı. Sessizce yatmakta olan müşriklerin yanına geldi. Ağaçta asılı duran kılıçlarını aldı. Sonradan da bağırdı: “Kıpırdayanın başını uçururum!” Bir anda neye uğradıklarını şaşıran müşrikler, korku içinde titremeye başladılar. Seleme; “Kalkın ve arkanıza bakmadan önüme düşün!” diye emir verdi. Hepsini önüne katıp Resulullah'ın huzuruna getirdi. Resulullah'ın vereceği emre göre davranacaktı. Resulullah harp edilmemesi hususundaki anlaşmayı ihlal etmek istemedi, Onun için buyurdu ki: “Kötülüğün başı da, sonu da onların olsun. Bunları serbest bırakınız!”

Hudeybiye anlaşması gereğince, Müslümanlar Medine'ye geri dönüyorlardı. Akşam olunca, henüz müşrik olan Lıhyanoğulları kabilesine yakın bir yerde konakladılar. Arada yüksekçe bir tepe bulunuyordu. Resulullah Efendimiz, gece düşmanı gözetlemek için bir gönüllü aradı ve ona Allah'tan magfiret dileyeceğini söyledi. Seleme hemen ileri atıldı: “Ben emrinize hazırım, ya Resulallah!” O gece tek başına düşmanın hücum tehlikesine aldırmadan nöbet bekledi. Cesaret ve fedakarlığını bir defa daha ispatladı. Peygamber Efendimizin develerini Medine'de otlağa götürme vazifesini bir çobanla birlikte Peygamberimizin hizmetçisi Rebah üzerine almıştı. Hazreti Seleme etraf düşman kabilelerle dolu olduğu bir zamanda, develerin hücuma uğrayabileceğini düşünerek Rebah'la birlikte gitti. Gabe dağının yokuşuna vardığı zaman Abdurrahman bin Avf'ın hizmetçisine rastladılar. Hizmetçi çok heyacanlı idi. Hazreti Seleme ona: “Allah iyiliğini versin, ne oldu sana?” diye sordu. “Peygamber Efendimizin develerini götürdüler.” diye cevap verdi. “Kim götürdü?” diye tekrar sordu. “Gatafan ve Fezari kabileleri.” diye cevap verdi.

Böylece durumu öğrenen Seleme hemen Rebah'ı Medine'ye haber vermek için gönderdi. Kendisi de gelecek yardım kuvvetini beklemeden tek başına eşkıyanın ardına düştü. Yaya idi, ama çok hızlı koşuyordu. Nihayet onlara yetişti. Seleme bin Ekva'nın kılıcı ve yayı yanında bulunuyordu. Hemen yayına ok yerleştirip onlara ok yağdırmaya başladı. Bu durumu Seleme bin Ekva şöyle anlatır: “Onlardan, atlı bir adama yetişip, “Alsana! Ben Ekva'nın oğluyum! Bugün alçakların öleceği gündür!” diyerek bir ok attım. Okumun demiri, adamın omuzunu deldi. Vallahi, onlara durmadan ok atıyordum ve onları öldürüyordum. Ağaçlık bir yerde idim. Bir süvari dönüp bana doğru gelmeye başlayınca, bir ağacın dibine oturdum. Sonradan, bir ok atıp onu öldürdüm. Bana yönelip de, öldürmediğim hiçbir atlı yoktu. Dağ yolu darlaşıp müşrikler, boğazın dar, ok yetişmez yerine girdikleri zaman, ben de, dağın üzerine çıktım ve onlara taş atmaya başladım. Allah'ın yarattığı mahluklardan olup Resulullah Efendimize ait bulunan develeri ellerinden kurtarıp geriye alıncaya kadar onları ok ve taşa tutmaktan geri durmadım. Sonradan da arkalarını bırakmadım. Onlara ok ve taş yağdırmaya devam ettim. Müşrikler benimle başedemeyeceklerini anlayınca bir kısım develeri ve bir kısım mızrakları bırakıp kaçmak mecburiyetinde kaldılar. Bıraktıkları eşyayı, Resulullah Efendimiz tanısın diyerek işaret koyarak yol üzerinde bırakıyordum. Kabakuşluk vakti olmuştu ki, Uyeyne bin Hısn el-Fezarî, baskıncı müşriklere yardıma gelmişti. Oturup kuşluk yemeklerini yemeye başladılar. Bende, onların üst taraflarındaki küçük bir dağın tepesine çıkıp oturdum. Uyeyne onlara: “Sizde görmüş olduğum bu perişan hal nedir?” diye sordu. Onlar da dediler ki: “Şu adam, canımıza tak dedirdi. Vallahi, seherden, sabahın karanlığından beri arkamızdan hiç ayrılmadı. Ellerimizdeki her şeyi bıraktırıncaya kadar bize ok yağdırdı.” Uyeyne dedi ki: “Onun gerisinde bıraktıklarınızı araştırmış olsaydınız, iyi olurdu. İçinizden birkaç kişi kalkıp ona doğru varsın!”

Uyeyne'nin emri üzerine dört kişi kalkıp Seleme'ye yaklaşmak için dağa tırmandılar. Bundan sonrasını Seleme şöyle anlatır: Sesimi, sözümü işitecekleri mesafeye yaklaştıkları zaman onlara: “Beni, tanıyor musunuz?” diye seslendim. “Hayır, tanıyamadık! Sen, kimsin?” diye cevap verdiler. “Ben, Seleme bin Ekva'yım! Allah'a yemin ederim ki, ben, sizden yakalamak istediğim kimseye muhakkak yetişirim! Sizden, beni yakalamak isteyen kimse ise, bana asla yetişemez!” diye cevap verdim. İçlerinden birisi, onlara, “Bende, onun böyle olduğunu sanıyorum!” dedi. Ben ise, Resulullah Efendimizin süvarilerinin geldiklerini görünceye kadar bulunduğum yerden ayrılmadım. Süvariler, ağaçların arasına girmeye başlamışlardı. Onların ilki, Ahrem Muhriz el-Esedî idi. Onun arkasında Resulullah Efendimizin süvarisi Ebu Katade ve Mikdad bin Esved vardı. Bende, dağdan inip Ahrem'in önünü kestim ve atının gemini tutup dedim ki: “Ey Ahrem! Şu kavimden sakın! Resulullah Efendimizin Sahabileri gelip kavuşuncaya kadar onların seni kalbinden vurup şehit etmeyeceklerinden emin değilim!” Ahrem bana cevaben dedi ki: “Ey Seleme! Eğer sen, Allah'a ve ahiret gününe inanıyor, Cenneti ve Cehennemi de, hak ve gerçek tanıyorsan, benimle şehitlik arasına girme!” Bunun üzerine atının gemini bıraktım. Sonra Ahrem atını haydutların üzerine pervasızca sürdü. Ancak müşriklerin attığı oklarla şehit düştü.”

Seleme bin Ekva devamla şöyle dedi: “Baskıncı müşriklerin yorup tepede bıraktıkları iki atı önüme katıp, Resulullah Efendimize getirirken amcam Amir, bana bir tulum sulandırılmış süt ve bir tulum da su ile karşı geldi. Su ile abdest aldım, sütten de, içtim. Sonra, Peygamber Efendimizin yanına geldim. Kendisi; baskıncı müşrikleri su içmekten men ettiğim suyun başında, Zu Kared'de idi. Yanında da beş yüz kişilik bir cemaat bulunuyordu. Resulullah Efendimiz, baskıncı müşriklerin elinden kurtarıp geride bıraktığım develerle müşriklere bıraktırdığım her şeyi, bütün mızrakları ve kaftanları almış bulunuyordu. Dedim ki: “Ya Resulallah! Ben, onları, su içmekten men etmiştim. Onlar, şimdi çok susuzdurlar, çarpışacak güçte değiller. Yanıma yüz kişi verseniz de, onları sıkboğaz edip develerden ellerinde kalanları da kurtarsam, onlardan kimseyi sağ bırakmadan öldürsem olmaz mı?” Resulullah Efendimiz de bana; “Ey Seleme! Ben, seni bıraksam, sen, bu dediğini yapabilir misin?” diye sordular. “Evet! Seni, Peygamberlikle şereflendiren Allahü tealaya yemin ederim ki, yapabilirim!” diye cevap verdim. Resulullah Efendimiz, gülümseyerek buyurdular ki: “Onlara, şimdi Benî Gatafanların toprağında ziyafet çekiliyordur! Gücün yetti mi, yumuşak davran, bağışlayıcı ol, sertliği bırak!”

Gece Resulullah Efendimiz ve eshabı, Bilal-i Habeşi'nin pişirdiği etten yerken, Gatafanlardan bir adam çıkageldi ve dedi ki: “Filan kişi, onlar için bir deve boğazlatmıştı. Devenin derisini yüzdükleri sırada, uzaktan bir toz yükseldiğini gördüler. “Müslümanlar, sizin aranızdan geliyor!” dediler ve kaçıp gittiler. Sabaha çıktığımız zaman, Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Bugün, süvarilerimizin hayırlısı Ebu Katade idi. Piyadelerimizin hayırlısı da, Ebu Seleme olmuştur!” Bunları söyledikten sonra bana, birisi süvari, birisi de yaya hissesi olmak üzere, iki hisse verdi ve ikisini benim için birleştirdi. Açlık ve yorgunluğumu ancak Sahabilere kavuştuğum zaman hissettim. Orada bulunan bir kırba sütü içip su ile de abdest alınca, ne açlığım, ne de yorgunluğum kalmadı.

Baskıncı müşriklerin sürüp götürdükleri yirmi deveden onu kurtarılmıştı. Geri kalan onu ise, kaçıp giden müşriklerin elinde kalmıştı. Resul-i ekrem Efendimiz, beni devesinin terkisine almıştı. Medine'ye dönülüp gidilmek üzere bulunulduğu sırada idi ki, Ensardan, koşuda önüne geçilemeyen bir zat seslendi: “Medine'ye kadar benimle koşu yarışı yapabilecek bir yarışçı yok mu?” Şu sözlerini tekrarlayıp durmaya başladı. Bu sözleri işitince, onca yorgunluğuma rağmen dedim ki: “Ne olur, ya Resulallah, bana izin ver de şununla yarışayım.” Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Yarışmak istiyorsan, yarış!” Adama dedim ki: “Haydi sen, Medine'ye doğru koş!” Bende, hemen deveden atladım. Ayaklarımı pekiştirerek koşmaya başladım. Nihayet, ona yetiştim. Onun iki küreği arasına ellerimle vurup dedim ki: “Vallahi, senin önüne geçildi!” O da cevap verdi: Bende, öyle olduğunu sanıyorum!” Böylece Medine'ye kadar onun önünde koştum.”

Seleme bin Ekva şöyle anlatır: “Bizler, Resulullah Efendimizin emrinde Hudeybiye'ye geldik. Bugün yüz kişilik on dört bölüktük. Kuyunun yanında, elli koyun da vardı. Kuyunun suyu bu koyunlara bile yetmiyordu. Resulullah Efendimiz kuyunun kıyısına oturup dua etti. Derhal kuyunun dibinden su fışkırarak yükseldi. Biz orada hem koyunları suladık, hem de kendimiz suya kandık.”

Seleme bundan sonraki hayatında birçok kahramanlıklar gösterdi. Hayatı boyunca yedisi Resulullah ile birlikte olmak üzere 14 gazveye iştirak etti. Hepsinde de yiğitlik ve kahramanlık destanları yazdı. Hazreti Osman'ın şehit edilmesi üzerine Rebeze'ye gitti. Orada evlendi ve çocukları oldu. Vefatına yakın Medine'ye döndü. Seleme bin Ekva Peygamber Efendimizden; Hazreti Ebu Bekr, Hazreti Ömer ve Hazreti Osman ve Talha'dan rivayette bulunmuş, kendisinden de birçok kimse rivayette bulundu. Oğlu İyas, Yezid bin Ebu Ubeyd, Abdurrahman bin Abdullah bin Ka'b, Hasan bin Muhammed Hanefiyye, Zeyd bin Eslem ve başkaları rivayette bulunmuştur. Rivayetleri Kütüb-I Sitte'de yer alır.

Birçok defa Resulullah'ın iltifat ve dualarına mazhar olan bu mübarek Sahabi, Medine'de 74 (m. 693) senesinde seksen yaşında iken vefat etti. Vefatı hakkında başka rivayetler de vardır. Rivayet ettiği iki hadis-i şerifte buyruldu ki: “Bize kılıç çeken bizden değildir” “Kim bilerek benim söylemediğim bir şeyi hadis diye uydurursa Cehennem'de oturacağı yere hazırlansın.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası