SELAMİ ALİ EFENDİ

Selami Ali Efendi Celvetiyye yolunda yetişen velîlerden
A- A+

Celvetiyye yolunda yetişen velîlerden. Babasının adı İlyas olup ailesi hakkında başka bilgi yoktur. Menteşe (Aydın)'nın Kozkaya (Kuzkaya) köyünde doğmuştur. Doğum tarihi belli değildir. 1103 (m. 1691) senesinde İstanbul'da vefat etti. Türbesi Üsküdar'da Kısıklı'da yaptırdığı cami yanında Çamlıca'ya giden yolun solundadır. Bugün sadece türbe ve namazgâh kalmıştır.

İlim tahsil edip yetiştikten sonra Kırkakça medresesinde müderrislik ve bir müddet İstanköy Adası müftülüğü yaptı. Bu vazifelerden sonra tasavvufta yetişmek üzere zamanının meşhur rehberlerinden Şeyh Zakirzade Abdullah Efendi'nin derslerine ve sohbetlerine devam etti. Resmî vazifelerini terk etti. Bu hocasından feyz alarak tasavvufta kemale erdi. Hocası onu kendisine halife seçip insanları irşad edip Peygamber Efendimizin mübarek yolunu öğretmesi için Bursa'ya gönderdi.

Selami Ali Efendi, Bursa'da kendi yaptırdığı tekkedeki vazifesinin yanısıra bir süre Setbaşı'ndaki Eyüp Efendi Dergahı ile Emir Sultan Tekkesi'nde de şeyhlik yapmıştır. Bilahare Hüdayî Tekkesi postnişini Divitçizade Mehmed Efendi'nin 1090 (m. 1679) tarihinde vefat etmesi üzerine burada vazifelendirilen Selami Ali Efendi, dönemin meşhur isimlerinden Niyâzî-i Mısrî ile aralarında cereyan eden münakaşalardan dolayı bu vazifeden feragat etmiştir. Kısa bir süre sonra “Emr-i Hümâyûn” ile geri dönmüş ve vefatına kadar bu makamda bulunmuştur.

Selami Ali Efendi vefatından önce Merkez Asitanede (İstanbul Suriçi'nde) bulunuyordu. “Biz bunda vefat edersek halk bizi omuzlarında götürmeye zahmet çekerler. Varalım merkadimizin (kabrimizin) yanında vefat edelim.” deyip Kısıklı'ya, bugünkü türbesinin bulunduğu tekke ve türbeye gelmiştir. Burada keşkek yaptırıp gelene gidene üç gün yemek yedirmiş, her gelenin eline iki para vermiştir. Bu âdet bilahere Üsküdar ve İstanbul'da meşhur olmuştur. Üç gün sonra Selami Ali Efendi abdestini tazeledikten sonra tekrar oturduğu çadıra dönmüş, talebelerinin hatm-i tehlile başlamasından yarım saat sonra vefat etmiştir. Tekke 1912-1917 yılları arasında yıkılmış sonra ortadan kalkmıştır. Türbesi 1957'de tamir edilmiştir. Selami Ali Efendi Celvetiyyenin Selamiyye kolunun kurucusu kabul edilir. Aziz Mahmud Hüdayî'den gelen usüllerde yaptığı en önemli değişiklik on üç terkli Celvetî tacını on yedi terkli hâle getirmiştir. Celvetiyye'nin İstanbul'da yayılmasında büyük katkısı olmuştur.

Selami Ali Efendi Bursa'da yaptırdığı tekkeden başka Bağlarbaşı'nda bir tekke ve cami, Bülbülderesi'nde ve Acıbadem'de birer cami, Bulgurlu ve Fıstıklı'da birer zaviye yaptırmıştır. Çamlıca'da kurduğu mahalleye onun ismi verilmiştir. Selami Ali Efendi'nin bir lakabı da **“Selamsız Şeyh”**tir. Onun bu lakabı, Üsküdar'daki “Selamsız” mahallesiyle de özdeşleşmiş ve bugüne kadar yaşatıla gelmiştir. “Selamsız Şeyh” lakabıyla tanınmasıyla ilgili olarak şöyle bir menkıbe rivayet edilmektedir:

Selami Baba, sokakta yürürken sağına soluna bakmaz daima önüne bakarmış. Bir gün müritleriyle Cuma namazına giderken, halk, kenarlarda ayağa kalkıp ona selamda, saygıda bulunmak isterler. O mübarek de önüne baktığı icin kenardaki kendini selamlamak isteyen insanları görmezmiş. Selami Baba bir gün yine müritleriyle birlikte Cuma namazına giderken yanındaki dervişlerden biri, Selami Baba'ya; “Efendim, insanlar size saygıda bulunmak icin ayağa kalkıyorlar fakat siz başınızı sağa sola çevirmeden yürüyorsunuz. Bunun sebebi hikmeti nedir?” diye sormuş. Bunun üzerine Selami Baba; “Evlat! Bir daha selam vermek isteyenler olursa bana haber ver.” demiş.

Üç beş metre sonra yine halk ayağa kalkmış. Derviş; “Sultanım, bakın size selama durdular.” dediğinde; Selami Baba, bir himmet ve teveccühle Derviş'in gözlerindeki perdeyi kaldırır. Derviş Mehmed, selama duranları çeşitli mahlukat olarak görür. At, katır, merkep, kedi, köpek gibi hayvan suretlerine girmiş olarak görür. Bu görüntünün üzerine derviş; “Ey ahali! Sokaklara çeşitli hayvanlar dolmuş.” diye feryat eder ve bağırır. Sokaktan kaçar ve camiye girer. Camide ezanı okuyan müezzinin ve hutbe okuyan imam Efendi'nin siretlerinden suretlerine yansıyan hayvanî huyları görüp; “Manda ezan okuyor; deve hutbe okuyor.” demeye başlar. Cemaat, Dervişi bir güzel döver. Derviş, camiden çıktığı gibi doğru dergaha saklanır. Her tarafı yara bere içindedir. Bunun üzerine Selami Baba; “Oğlum, geçmiş olsun, sana ne oldu?” dediğinde, yediği dayağı anlatır. Selami Baba; “Oğlum, bundan sonra benim selamıma karışma olur mu?” der. O günden sonra zat-ı şerifin ismi “Selamsız Şeyh” olarak anılır. Yine İstanbul'da bu zatın ismine hürmeten Üsküdar'daki bu semtin adı “Selamsız” olarak kalır.

Tarikatname Selami Efendi'nin bilinen tek eseridir. Yazma bir nüshası İstanbul Belediye Kütüphanesi Osman Ergin Kısmı No: 1081'de kayıtlıdır. Eser günümüz Türkçesi ile 2006'da İstanbul'da basılmıştır.

Bu eserde buyuruyor ki: “İmdi, bilmek gerek ki Allah'a tevekkül nedir? Evvela budur ki Allahü teâlâ beni halk eyledi, bu kadar ihsan etti, çünki, şimdiden sonra beni kendisinden başkasına muhtaç etmez. Heman bizde kusur olmaya, diye itikat eyleye. Saniyen budur ki kalbinde Allahü tealadan gayrıyı komaya, zahir vücudunda kalbe hakim, kalbde Hak hakim ola, ki cümle vücut Allahü tealanın kabzasında ve tasarrufunda olduğuna kemal üzere ona keşf ve zahir ola, tevhit ve tarikat sebebiyle. Hakikat-i tevekkül işte budur. İmdi, Allahü teala kuluna kifayet etmek tevekkülüne göredir. Azda az, çokta çok. Ve malum olsun ki sabır bütün beygamberlerin ve kibar-ı evliyanın şanıdır ki onunla muttasıf olup bu âlem-i mülke nazar etmezler. Belki bunda fakr u ihtiyacı ve mezelleti ve Hak yolunda mücahadeyi ihtiyar edip kalbleriyle alem-i melekuta -ki, alem-i ruh ve âlem-i ma'nadır.- ta ruh nedir, hakikat üzere bilip ve bulunca tamam ruhu ve ona lazım mânâları keşf u zevk edip vâsıl oldukdan sonra ruhlarıyla âlem-i ceberuta teveccüh edip ona talip olurlar ki o esma-yı Hak ve sıfat-ı Hak âlemidir. Tamam bu sır hâsıl olup Allahü tealanın esması ve sıfatı keşf olup bu cümle kainatın hakikatine vâsıl olur. Her zerre vücudu nerden alır; dahi bekası ne iledir ve nice olur, bildikten sonra sırr ile zat-ı Hakk'ın vahdetin dahi cümleyi ihatasın ve ihdas ve icad etmesin görüp eşyadan bir şey'in asla bir şeyde alâkası yok. Hep tasarruf Hakk'ın; belki Hak'dan gayrı bir vücut dahi yok. Heman vücut ve hüküm ve tasarruf cumle zâhir ve bâtın O'nunla kaimdir. O'nun için Ol Hayy u Kayyum'dur.

Şiirlerinden: “Baş açıp girdim bugün sâhib-i meydân menem, Es-salâ gelsin gelenler sînesi üryân menem, İsteyenler bende bulsun istediğin, sevdiğin, Âşıkâne aşk verici cân menem cânân menem, Cümle mevcûd iklimin hep kapladım kabzamdadır, Mâverâ-yı dehre dönüp seyreden seyrân menem, Onsekizbin âleme verilmeden rûh-ı ecel, Mustafâ için yazılan âyet-i Kur'ân menem, Nakşını gören Selâmî âdem u beşer sanır, Her makâmda hâzır olup cümleden mihmân menem.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası