Güneydoğu Anadolu'da yetişen son devir şeyhlerinden. Şeyh Abdurrahman et-Tagî'nin torunu olup, Abdürrahim Efendi'nin oğludur. Dedesi Şeyh Abdurrahman'ın vefatından iki yıl önce hicrî 1302 (m. 1886) yılında Nurşin'de dünyaya geldi. 8 yaşında iken anne ve babasını, ikisini birden kaybetti. Amcası Muhammed Said Efendi tarafından büyütülmüştür. Şeyh Ma'sum Efendi Birinci Dünya Savaşı başladığında, Kars-Erzurum'un Ruslarca işgali üzerine, bu savaşa amcaları ile birlikte katılarak büyük yararlıklar göstererek milis yüzbaşılığa kadar yükselmiştir. Ardından kendisine Sultan Reşad tarafından Gümüş Muharebe Liyakat Madalyası bir beratla birlikte gönderilmişse de, bu berat ve madalya bugün maalesef kaybolmuştur. Şeyh Ma'sum savaş sırasında iki amcasını kaybeder. Muhammed Said savaşta şehit düşer, Muhammed Eşref ise kaybolarak kendisinden haber alınmaz. 1344 Recebinde (m. 1925 Şubatında) ise, amcası Şeyh Ziyaeddin Efendi, amcasının oğlu Fethullah Efendi ve Fethullah Efendi'nin oğlu Cemaleddin Efendi bir ay içinde art arda vefat ettiler. Bir ay içindeki bu üç vefat, Şeyh Abdurrahman et-Tagî ailesini bir hayli sarsar. Ailenin bütün idaresi, yaşça en büyük olduğundan Şeyh Ma'sum'un üzerinde kalır. Şeyh Ma'sum amcası Şeyh Ziyaeddin'in vefatından sonra devraldığı aile idaresini başarıyla yürütmeye çalışır. Ancak, tam bu dönemde Şeyh Said ayaklanması baş gösterir. Şeyh Ma'sum, birkaç Şeyh ve ağa ile birlikte, Ohinli Şeyh Alaeddin Efendi'nin (V:1368/1949) fetva vermemesi dolayısıyla, bu ayaklanmaya katılmama kararı alırlar. Hatta bu karar, o sırada Bitlis valisi olan Manastırlı Kazım Dirik Paşa'ya, Şeyh Ma'sum ve Hizanlı Şeyh Selahaddin tarafından iletilir.
Ayaklanmanın Yeni Ankara hükümetince bastırılmasının ardından ise, Şeyh Ma'sum, diğer bazı şeyh ve ağalarla birlikte İzmir'e sürgüne gönderilir. İzmir'de iki yıllık zorunlu ikametten sonra Nurşin'e geri dönebilir. Şeyh Ma'sum'un Nurşin'de medrese müessesesini sürdürmesi, ağır baskılara maruz kalmasına neden olur. Sürekli, Jandarma baskısı bölgede sürdürülür. 1349 (m. 1930) tarihindeki Zilan Deresi (Ağrı) hadisesi sonrasında da Şeyh Ma'sum hapis ve sürgüne maruz bırakılır. Şeyh Ma'sum, amcasının oğlu Sultan Veled ve Ohin Şeyhi Şeyh Alaadin'le birlikte, Gaziantep'te cezaevine gönderilirler. Cezaevinde bir müddet kaldıktan sonra iki yıllık zorunlu ikamete tabi tutulurlar. Gaziantep'teki bu zorunlu ikamet sonrasında Norşin'e tekrar geri dönebilir. Şeyh Ma'sum bundan sonra da tek parti döneminin tüm baskılarına karşın medrese ve tarikat faaliyetlerini sürdürür. Bu zaman zarfında gerek Norşin gerekse Ohin medreselerinde, bugün de tanınmış bir çok İslam âlimi ve molla yetişmiştir. Uzun süren hayatı çile ve baskılarla geçen Şeyh Ma'sum 24 Rebiulahir 1391 (m. 18 Haziran 1971) tarihinde, yakalandığı akciğer kanserinden kurtulamayarak Norşin'de hayata gözlerini kapamış ve dedesi Şeyh Abdurrahman et-Tahî'nin yanında defnedilmiştir.