Mısır'ın meşhur velîlerinden. İsmi Ali, lakabı Necib'dir. Emir Ahmed Hayalî'nin oğludur. Annesi Kansu Gavri'nin kızı olup Tomanbay'ın hanımı idi. Mısır'ın fethinden sonra Yavuz Sultan Selim'in emri ile Emir Ahmed Hayalî'ye nikahlanmış idi. Ali Safvetî 1005 (m. 1596) senesinde Mısır'da vefat etti. Babasının yanına defnedildi.
İlim tahsiline başlayıp başta tefsir olmak üzere çeşitli ilimlerde yetişip yükseldi. Tasavvufta babasından feyz alıp kemale erdi ve onun yerine geçti.
Onun zamanında Harem-i şerifte Şeyh Mustafa Çelebi isminde bir zat vardı. Bu zat bir gece rüyasında Peygamber Efendimizi gördü. Peygamber Efendimiz ona bir kağıt verip; "Bunu Mısır'da Gülşenîzade Şeyh Safvetî'ye ver. Bizi ziyarete gelsin." buyurdu. Bu rüya üzerine hemen Mısır'a gidip onu buldu. Rüyasını anlattı. Bu müjde üzerine bambaşka bir hâle girdi. Sonra da hazırlanıp hacca gitti.
DERVİŞLER, YÜRÜYELİM
Hafız Paşa Mısır hakim iyken Nil Nehri'nin suyu azalmıştı. Mısır'a kafi gelmiyordu. Kıtlık başladı. Defalarca yağmur duasına çıkıldı. Vezirler ve paşalar da bu duada bulundular. Fakat bir türlü yağmur yağmadı, halk pek ziyade üzüldü. Bu sırada Hafız Paşa, Şeyh Safvetî hazretlerini hatırladı. Onu davet etti. Daveti kabul edip gelince Hafız Paşa; "Efendim, Mısır halkı perişan bir hâldedir. Yağmur yağması için bir dua etseniz. Büyük küçük herkesin gönlü kırık, zat-ı âlinizin duasını beklemektedirler. Umulur ki duanız kabul olunur, insanlar mahzun hâlden kurtulur." dedi. Bu teklif üzerine; "O hizmeti yapacak olanlar dua erbabıdır. Bizim hizmetimiz talebe yetiştirmektir. Bizi mazur görünüz. O işle memur değiliz." dedi. Hafız Paşa; "Hey Sultanım! Lutfedip bizi ümitsiz bırakmayın. Ümitle duanızı beklemekteyiz." diye çok ısrar etti. Bunun üzerine; "İnşaallahü teala hayırlısı olur." buyurup oradan ayrıldı. Dergahına talebelerinin yanına dönerken atı üzerinde yanındaki talebelerine; "Dervişler! Artık yürüyelim. Sarıklarımız, hırkalarımız, şallarımız ıslanmasın." dedi. Evinin kapısına vardığı sırada yağmur yağmaya başladı. Öyle çok yağdı ki Nil Nehri dolup taştı. Her taraf suya kandı. Bolluk başladı. Halk uzun zaman çektiği kıtlıktan kurtulup rahata kavuştu.
Derviş Ali Mevlevî onun bir menkıbesini şöyle anlatmıştır: Bir defasında Mısır'a gitmiştim. Şeyh Safvetî'nin zaviyesine gidip sohbetinde bulundum. Bir gün onunla birlikte bir yere gidiyorduk. Yolda hurma lifinden yapılmış bir urgan gördüm. Kendi kendime; "Hurma ne mübarek bir şeydir. Pekçok hususiyetleri var. Urgan dahi oluyor." dedim. Bu arada Şeyh Safvetî hazretleri kalbimden geçeni anlayıp bana döndü ve; "Derviş Ali, hurma bütün hususiyetleri yanında, urgan da olur." buyurdu.
Şeyh Safvetî hazretleri vefatının yaklaştığı bir sırada talebelerine; "Dervişler, Allahü tealanın Latif ism-i şerifini söyleyin. Ya Latif, diye zikrediniz." dedi. Bu sözlerini işiten eski talebeleri; "Elveda, elveda!" diye ağlaşmaya başladılar. Çünkü Şeyh Safvetî hazretlerinin babası Şeyh Hayalî Efendi onun için; "Oğlum Ali Safvetî vefat edeceği zaman cezbeye uğrasa gerektir. O zaman ya Latif ism-i şerifini söylemekle meşgul olunuz." diye işaret etmişti. Bu sebeple hocalarının vefatının yakın olduğunu anlayan talebeler, ağlayıp inlemeye başladılar.
Edirneli Kerim Efendizade Mehmed Çelebi şöyle anlatmıştır: "Bana rüyamda; "Şeyh Safvetî'nin vefatı yaklaştı, duasını al!" dediler. Mısır'a gittim. Vardığımda hasta olduğunu öğrendim. Ramazan-ı şerif ayının ilk haftasında vefat etti."
Vefat edeceği günlerde ilahî aşkın deryasına dalmış bambaşka bir hâle girmişti. Bir Cuma günü sevenlerini yanına çağırmıştı. Hiç konuşmuyor, devamlı zikirle meşgul oluyordu. Hu dedikçe ağzından nurlar saçılıyordu. Bu hâli gören talebeleri ve halk, onun ayrılığı acısıyla feryada başladılar. Mısır beyleri ve şehrin kadısı, Şerif Mehmed Paşa onun ayrılığı acısıyla hep ağladılar. Babasının türbesinde medfundur. Oğlu Divan Sahibi Haletî'den başka dört halifesi olup bunlar Hasan Amidî, Mecnun Halife, Yusuf Müzehheb ve Hasan Efendi'dir. Haletî babasından önce vefat etmiştir ve eser sahibidir. Ali Safvetî Efendi de az şiir söylemekle beraber babası Ahmed Hayalî'nin Divan'ını istinsah etmiştir. Bu nüsha Ankara Milli kütüphane FB No: 213'te kayıtlıdır.