Anadolu velîlerinden. Bingöl'ün Kür köyünde 1246 (m. 1830) senesinde doğdu. 1340 (m. 1921) senesinde 94 yaşında iken bir Cuma gecesi vefat etti. Vasiyeti üzerine Harput'ta Ulu Camiin avlusuna defnedildi.
Halk arasında Çapakçurlu Efendi olarak meşhur oldu. Çocukluğunda çobanlık yapıyordu. İlim öğrenmeye hevesli olmasına rağmen, bir medreseye gidemediğine çok üzülürdü. Bir gün dağda koyunları otlatırken tanımadığı bir zât ile karşılaştı. Biraz konuştuktan sonra Ahmed Çapakçurî derdini açtı. İlim öğrenmeye hevesli olduğunu, fakat mektebe gidemediğini söyledikten sonra gözleri yaşlı bir hâlde; “Efendim, 12 yaşındayım. Sadece Fatiha suresini biliyorum.” dedi. O zat kendisini teselli edip; “Allahü teala seni ilim erbabı eylesin. Sana faydalı ilim nasib eylesin.” diye duada bulundu. Bu dua bereketiyle bütün sıkıntılarını unutan Ahmed Çapakçurî eve sevinç içinde döndü. Henüz bir şey söylemeden babası onu alıp Palu'da meşhur âlim Ali Septi hazretlerine götürdü ve okutup terbiye etmesi için teslim etti.
Seyyid Ahmed Çapakçurî'nin avlusunda medfun olduğu Harput Ulu Cami. Cami Artuklulardan kalma olup Eğik Minareli diye de bilinir.
Seyyid Ahmed Çapakçurî'nin Ulu Cami bahçesindeki kabri'nin yandan görünüşü (sağda) ve kabrinin baş taraftan görünüşü (solda).
Ali Septî'nin derslerinde ilim öğrenen Ahmed Çapakçurî kısa zamanda manevî derecelere kavuştu. Hocasının vefatından sonra Palu'dan ayrılarak Harput'a yerleşti. Ondört seneye yakın burada kalarak, insanlara Allahü tealanın emir ve yasaklarını bildirmek için çalıştı. Birçok talebe yetiştirdi. 1906 senesinde Urfa'nın Siverek ilçesine gitti. Sekiz sene burada, iki sene de Viranşehir ilçesinde kaldıktan sonra 1916'da Harput'a döndü.
Ahmed Çapakçurî, Harput'ta olmadığı sırada yerine Hafız Tevfik Efendi vekalet etti. Bu sırada 93 Harbi devam ediyordu. Rus orduları Bingöl'e yaklaşmıştı. Harput'un ileri gelenleri Hafız Tevfik Efendiye gelerek; “Efendim düşman kapımıza dayandı. Ne yapalım; cepheye mi gidelim, yoksa bu diyarı terk mi edelim?” deyince, o; “Şimdi bir şey demek istemiyorum. Seyyid Ahmed Çapakçurî'ye bir mektupla bildireceğim. Verecekleri karar inşaallah hayrımıza olur!” buyurdu. Daha sonra şu mektubu yazdı: “Efendim! Rus askeri Bingöl'ü geçti. Buradaki ahalinin bir kısmı göç etti. Bir kısmı cepheye gitti. Bir kısmı da bize gelip ne yapmaları gerektiğini soruyor. Bazı kararsızlar da Harput'tan çıkalım mı? diye sual ettiler. Allahü tealanın selamı üzerinize olsun. Vesselam!..”
Seyyid Ahmed Çapakçurî bu mektubu alınca; “Mektubunuzu aldık. Allahü teala cepheye gidenden de gitmeyenden de, göç edenden de göç etmeyenden de razı olsun. Fakat Ruslar artık ilerleyemeyecek. İki gün sonra da çekilecekler. Harput'u terk etmeyin kardeşlerim.” cevabını yazdı. Bir süre sonra top sesleri Harput'ta duyulmaz oldu. Ahmed Çapakçurî'nin dediği gibi iki gün sonra da Bingöl'den çekildiler.
DERDİM VAR
Bir gün Ahmed Çapakçurî talebeleri ile oturuyordu. Bu sırada yaşlı bir köylü gelerek; “Efendim, benim bir derdim var. Müsade ederseniz anlatayım.” deyince; “Anlat bakalım.” buyurdu. O da; “Kırk seneden beri başım ağrıyor. Ne yaptım ve nereye gittimse, hangi ilacı kullandımsa, çare olmadı. Sizden dua istiyorum.” dedi. Seyyid Ahmed Çapakçurî şifa dualarını okuyup bitirdikten sonra; “İnşaallah şifa bulursun kardeşim.” dedi. O zat hemen elini öperek; “Efendim daha ilk duayı okuduğunuz an başımın ağrısı geçti.” dedi. Seyyid Ahmed Çapakçurî de; “Bütün iyilikler Allah rızası için yapılmalıdır. Şifayı veren, cenabı Hak'dır.” buyurdu.
Ahmed Çapakçurî'nin vefatından bir sene sonra, kabri yapılması için açıldığında, dışarıya misk gibi bir koku yayıldı. Nâşının henüz yeni gömülmüş gibi sapasağlam olduğu görüldü. Kabri şerifleri türbesiz olup, yeşile boyalı demirlerle çevrilidir.