İstanbul'da yetişen evliyadan. İsmi Seyyid Nuri Mehmed Efendi'dir. Babası, Ebu Eyyube'l-Ensarî Cami-i şerifi kürsü şeyhi Seyyid Osman Efendi olup onun pederi de Nakşibendî büyüklerinden Seyyid İbrahim Necati Efendi'dir. 1179 (m. 1766)'da İstanbul'un Üsküdar semtinde doğdu. 1273 (m. 1856) senesi Muharrem ayının yirmi dokuzuna tesadüf eden Salı günü vefat etti. Debbağlar Meydanı'ndaki Nasuh Baba Dergâhı'na defnedildi. Daha sonra üzerine güzel bir türbe yapıldı.
Seyyid Nuri Efendi, önce babasından ilim ve edep öğrendi. Tefsir ve hadis ilimlerini okudu. Sonra Fatih Cami-i şerifindeki derslere devam etti. Şeyhülislam Müftîzade Ahmed Efendi'den “Fütuhat-ı mekkiyye” ve “Füsusü'l-hikem” adlı eserleri okudu.
İlimde üstün bir dereceye yükseldi. Hat sanatındaki mahareti sebebiyle, Şeyhülislam Mekkî Efendi'nin delaletiyle, Sultan Üçüncü Selim Han'ın şehzadelerinin hocalığına ve Bab-ı âli divan-ı hümayun kâtipliğine tayin edildi. Yirmi iki sene kadar bu vazifeye devamla serhalife (başkâtip) oldu.
Zahirî ilimlerde söz sahibi olan Seyyid Nuri Efendi, asıl makam ve mevkinin bir Allah dostuna bende (teslim) olmakla ele geçtiğini görüp 1208 (m. 1793) senesinde Laleli civarında bulunan Alaca Mescidi şeyhi Şeyh Sadık Efendi'ye talebe oldu. On dokuz sene onun hizmet ve sohbetinde bulundu. Hocasının vefatından sonra onun emir ve işareti üzerine Fatih civarındaki dergâhında talebe yetiştiren ve insanlara ilim öğreten Kara Sarıklı İbrahim Sabri Efendi'ye giderek, onun sohbetlerinde olgunlaştı. Tahsilini tamamlayıp icazet (diploma) aldı ve Üsküdar'da insanlara ilim ve irfan öğretti.
Seyyid Nuri Efendi, güler yüzlü, çok kibar ve talebe yetiştirmek arzusuyla dolu bir zattı. Bu sebeple, dergâhına gelenler ilim ve irfan sahibi oldular. Talebelerinden bazıları şunlardır: Üsküdarlı Şeyh Musa Efendi, Tahta Minare Dergâhı şeyhi Salih Efendi, Otağbaşı Dergâhı şeyhi Abdullah Efendi, Şair Şeyh Es'ad Efendi, Saraç İshak Dergâhı şeyhi Mustafa Fadlî Efendi. Oğlu Tevfik Efendi de talebeleri arasındadır.
Eserleri: Yetiştirdiği talebeleri yanında pek çok kıymetli eser de yazmıştır. Bazıları şunlardır:
1- Terceme-i Makalat-ı Seyyid Ahmed Rıfaî, 2- Ta'birname-i muhibban, 3- Terbiyetü't-talibîn, 4- Miftahü'l-havass, 5- Hadika-i tevhid, 6- Ravdatü'l-ezkâr, 7- Risale-i biat, 8- Risale-i Miraç, 9- Adab-ı tarikat, 10- Sülukname, 11- Risale-i muhabbet-i âl-i âba.
Ayrıca Seyyid Nuri Efendi, “Salat-ı kemaliyye” ismindeki eseri de çok güzel bir şekilde şerh etti. Bu eseri, 1268 (m. 1851) senesi Şaban ayının on dördünde Cuma günü tamamladı. Tamamladığı şerhin bir bölümünde buyurdu ki:
“Mevcut İslamî ilimlerin hulasası tefsir, hadis ve fıkıh ilimleridir. Bunların hulasası da tasavvuf ilmidir. Tasavvuf, nefsi ve kalbi temizlemek demektir. Bu ilme ilm-i hakikat de denir. Cenab-ı Hakk'ı, bütün hakikatiyle bilmek kabil değildir. Peygamber Efendimiz; “Cenab-ı Hakk'ın nimetlerini tefekkür ediniz. Zat-ı İlahiyeyi tefekkür etmeyiniz. Çünkü zat-ı İlahiyenin kadrini takdir edemezsiniz.” buyurmuştur. Tasavvuf talebesi, sadece; Allah, Allah, demekle ilahî feyze kavuşamaz. Ancak nefs-i emmaresini yakıp temizleyerek feyze kavuşur.”
Seyyid Nuri Efendi'nin pek çok kerameti görüldü. Şeyh Vasfî Efendi anlatır: “Bir gün Üsküdar'da, azgın bir manda çarşıya saldırdı. Halk korkusundan kaçıyor, dükkanlar kapanıyordu. Bu sırada Seyyid Nuri Efendi çarşıya çıkmıştı. Mandanın bu hâlini görünce bakkaldan bir yumurta aldı. Kudurmuş hayvana attı. Yumurtayı hayvanın alnına isabet ettirdi. Hayvan derhal sükunet buldu. Boynuna bir ip taktırıp sahibine teslim etti. Bu hâl sebebiyle, halkın sevgi ve hürmeti daha da arttı.”
Zamanın Kadirî büyüklerinden Osman Şemseddin Efendi, Seyyid Nuri Efendi'yle ilgili yazdığı beytlerinde özetle şöyle demektedir: “Rıfaîlik yolu, onun ile kemal buldu. Doksan sene ömür sürdü. Kırk beş sene tasavvuf bilgilerini öğretti. Allahü tealanın rızasını kazanmak için çalıştı. Ledünnî ilminin esrarına vâkıftı. İlmi ile âmil bir zattı. Aşıkları onun kerametlerini temaşa (seyr) ederlerdi. Tasarrufu kuvvetli ve Hak aşığı bir zattı.”