SİRACEDDİN ÖMER HALVETÎ

Ömer bin Ekmelüddin Halvetiyye yolunun kurucusu.
A- A+

Halvetiyye yolunun kurucusu. İsmi Ömer bin Ekmelüddin, künyesi Ebu Abdullah, lakabı Siraceddin'dir. 748 (m. 1348) senesinde Geylan kasabalarından Lahican'da doğdu. 800 (m. 1397) tarihinde Tebriz yakınlarında Mir Ali Zaviyesi ile anılan yerde vefat etti ve oraya defnedildi. Ancak Azerbeycan'ın Şamahi şehrinin Avahil köyünde Pir Ömer Sultan Ziyaretgahi denilen yerde defnedildiği de rivayet edilmektedir.

Ömer Halvetî, Harezm'e gelip orada amcası Ahi Muhammed Harezmî hazretlerinin sohbetlerinde yetişti. İcazet, diploma alıp Tebriz'den Herat'a giderek taliplere ilim ve edep öğretti. Evliyalık yoluna girişi şöyle anlatılır: Gençliğinde ata binme hevesi vardı. Âlim ve veli bir zat olan babalarının yolu üzere değil de asker olmak sevdasında idi. Bu sebeple bir müddet askerle birlikte seferlere katıldı. Bir harpte birliği dağıldı ve herkes bir tarafa kaçtı. Kendisi de atını bilmediği bir yöne sürdü. Giderken bir kısım eşkıya peşine takılıp etrafını kuşattı. Ölümle karşı karşıya kalmıştı. Birden velilerden olan ceddi, karşısında beliriverdi ve ona hitaben; “Ey Ömer! Ya yolumuzda olursun veya bu eşkıyalar senin başını keser. İkisinden birini seç!” buyurdular. Ömer Halvetî yaptıklarına pişman olup ilim ve edep yolunu seçtiğini bildirdi ve ceddinden yardım istedi. O sırada haydutların bir kısmı anlaşılmayan bir şekilde yere yıkıldı. Diğerleri selameti kaçmakta buldular. Ömer Halvetî o gece sabaha kadar at sürdü. Seher vakti bir şehir kenarında bağlık ve bahçelik bir yere geldi. Bahçenin içinde amcası, talebeleriyle birlikte sohbet ediyordu. Yanlarına gitti. Talebelerin arasına oturdu. Tam o sırada amcası ona döndü ve; “Elhamdülillah, seni bize bağışladılar. Biz de seni veliliğe layık gördük.” buyurdu. Talebeliğe kabul edip ona nefsiyle mücadele yollarını öğrettiler.

Ömer Halvetî hocasının emrini can ve başla dinledi. Nefsinin arzu ve isteklerini yapmadı. Nefsiyle uğraşması o dereceye ulaştı ki insanlardan uzaklaşıp dağlara gitti. Bir ağaç kovuğunu kendisine mekan edinip orada ibadet ve tefekkürle meşgul oldu.

Necmeddin Hasan anlatır: “Ömer Halvetî hazretleri, birbiri ardınca kırk erbain yani kırk kere kırk gün bir yere kapanıp ibadetle meşgul oldu. Bu sırada rüyada kendisine, Resulullah Efendimiz tarafından manevî taçlar giydirildi.” 

CENNETLİK OLANLAR

Pir Ömer Halvetî hazretleri tevhid kelimesini daima söylerdi. Ne zaman tevhid kelimesini okusa, dağlardaki vahşi hayvanlar ve kuşlar dergahının etrafına gelip halka olur, onun tevhid okuyuşunu dinlerlerdi. Ahi Muhammed Harezmî hazretleri vefat edeceklerinde yerine Pir Ömer Halvetî'yi tayin etti ve; “Yüksek sırları ve manaları bilen ve akranından önde olan Pir Ömer Halvetî vekilimizdir.” buyurdular. Pir Ömer Halvetî hazretleri hocasının vefatından sonra insanlara hak yolun bilgilerini öğreterek kalplerine Allah aşkını yerleştirdi. Nefisle ilgili şu nasihatını çok söyler; “Kişi daima nefsine muhalefet etmeye devam etmeli ve onun arzularını yerine getirmemeli, sıkıntılara göğüs germeli, açlığı sevmelidir. Hak yolun yolcusu kendisine lazım olanı bilmeli, lazım olmayanı terk etmelidir.” buyururdu.

Şehrin valisi ava çıkmıştı. Valinin önüne bir ceylan çıktı. Vali avı görünce ardına düştü ve atını peşinden sürdü. Bir zaman takib etti. Fakat yakalayamadı. Önüne bir ırmak çıktı. Avını yakalamak için atını ırmağa sürdü. Irmağı geçmek üzereyken sular yükseldi ve vali boğulmak tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. O esnada kıyıdan Ömer Halvetî, valiye seslenerek; “Bize aid olan yerlerde hayvanları niçin incitirsiniz. Bir daha böyle yapmayın.” deyip elini uzattı. Tuttuğu gibi valiyi atıyla birlikte çıkarıverdi. Vali bunu görünce af dileyip talebeleri arasına girdi. Pir Ömer Halvetî hazretlerine hak yolun yolcusunda ne gibi özellikler olur diye soruldu. O; “Kişi akıllı ve idrak sahibi olmalı. Sükut etmeli. İnsanlarla az görüşmelidir.” buyurdu.

Ömer Halvetî hazretleri talebeliği yıllarında hocasının dergahına odun taşırdı. Bir gün yine erkenden dağa gitti. Ormanda yemyeşil çimenli bir yer bulup; “Buradan daha güzel namaz kılacak bir yer yoktur.” diyerek orada birkaç rekat namaz kıldı. O sırada gönlüne bir düşünce gelip; “Elhamdülillah! Nice kimseler vardır ki şu anda gaflet uykusundadır. Onlar ne ibadet eder, ne Allahü tealanın emirlerine uyar, ne de haramlardan sakınırlar. Biz ise çok şükür gücümüz yettiği kadar ibadet yapıyoruz.” deyiverdi. Sonra kalkıp bir müddet gezindi. Birden kulağına Allahü tealayı zikreden sesler geldi. Etrafı dinledi. Bu sesler çok hoşuna gitti. Hemen sesin geldiต่อ tarafa yöneldi. Gördü ki bir adam baş aşağıya durmuş diliyle Allahü tealayı anıyor, zikrediyor. Onun yanına yaklaştı, selam verdi ve böyle durmaktaki maksadını sordu. O kimse; “Vücudum bir zaman kıyam üzere ayakta idi. Lakin ona alıştı. Sonra rüku üzere kaldım, ona da alıştı. Bir zaman da secdede kaldım. Onun da lezzetini alamaz oldum. Şimdi ben ibadet ediciler ve hamdedenler zümresine katılmak için bu şekilde zikir ve hamdetmeyi bedenime layık gördüm. Ben yatsı namazını kıldıktan sonra buraya gelir, bu hâlimle Rabbimi zikrederim.” buyurdu. Ömer Halvetî bunları işitince kendini beğenme halini hatırlayıp tövbe etti ve; “Allahü tealanın zikreden nice âalih kulları varmış.” diyerek pişmanlık içinde hocasının dergahına döndü. Hâlini hocasına anlatmak istedi. O sırada hocası talebelere vaaz etmeye başlamıştı. Bu durumu kendisi şöyle anlatır: “Hocam bir müddet vaazla meşgul oldu. Benim hâlimi anlamış olacak ki: Bazı insanlar vardır ki hemen kendisinin yetiştiğini ve çok ibadet ettiğini söyler. Bir-iki rekat namaz kılmakla öğünür, manevî dereceler ümid ederler. Halbuki öyle Hak aşıkları vardır ki onlar akşamdan sabaha başı üzere durup Rabbini tahmid (Elhamdülillah), tekbir (Allahü ekber) ve temcid (La havle vela kuvvete illa billah) ederler.” buyurdu. Sonra Ömer Halvetî, hocasının yardımı ile dağlarda bu hâl ile hallenip Allahü tealayı zikreder oldu.

Ömer Halvetî hazretleri bir ara Mısır'a gidip orada kaldı. Yedi kerre hac yaptı. Mısır Sultanı Ferec bin Berkuk kendisine çok hürmet ederdi. Celayirli Sultanı Üveys'in arzusu üzerine Tebriz'e geldi. Çok talebe yetiştirdi. Talebelerinin önde gelenleri Seyfeddin, Bayezid Puranî, Zahirüddin ve Ahi Mirem'dir. Bu talebelerinde Halvetiyye'nin dört kolu meydana gelmiştir. Ancak Ahi Mirem'den gelen kol Yahya Şirvanî'ye ulaşmış ve Halvetiyye bundan sonra Şirvanî'den ayrılan kollarla devam etmiştir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası