SİRACEDDİNALİ UŞÎ

Ali bin Osman bin Muhammed bin Süleyman el-Uşî el-Ferganî et-Teymî Fıkıh ve kelam âlimi, edip ve şair
A- A+

Fıkıh ve kelam âlimi, edip ve şair. İsmi, Ali bin Osman bin Muhammed bin Süleyman el-Uşî el-Ferganî et-Teymî'dir. Künyesi Ebu Muhammed veya Ebü'l-Hasan olup lakabı Şemsü'l-İslam ve Siraceddin'dir.

Fergana'da müftü idi. 575 (m. 1180) senesinde taundan vefat etti. Kabri bugünki Uş şehrindedir.

Uş, Maveraünnehr'de Andican'ın güneydoğusunda havası güzel ve suyu bol eski bir Türk şehridir. Kuteybe bin Müslim tarafındran 95 senesinde fethedimiştir. Bugün Güney Kırgızistan'da, Fergana Vadisi'nin doğu ucunda, Pamir Dağları ile Tanrı Dağları arasında kalan bölgededir.

Uşî'nin hayatı hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Ancak zamanın uleması arasında çok itibarlı bir mevkide olduğu anlaşılmaktadır. “Siracü'd-din”, “el-imam”, “eş-Şeyh”, “İmam'ü'l-Harameyn”, “el-Hanefî”, “el-Matüridî” “Rüknü'd-din gibi unvanlarla anılması bunu göstermektedir.

Maveraünnehir civarındaki pek çok ilim merkezini gezip buralardaki âlimlerden ders aldı. Fergana bölgesi ile Semerkand, Buhara, Belh, Merv, Tus, Serahs, Nesef ve Merginan'a seyahatler yaptı.

Uşî'nin hocaları arasında şu zatları saymak mümkündür: Ebü'l-Kasım Yusuf es Semerkandî, Kadı Abdullah bin Muzaffer en-Nesefî; Ebü'l-Kasım Mahmud bin Ali en-Nesefî; Ebu Sa'd Abdullah bin Ebü'l-Muzaffer en-Nesefî; Alaeddin Ebü'l-Mehamid Muhammed bin Abdülhamid es Semerkandî; Zahirüddin Ebü'l-Kasım Ali bin Hüseyin el-Bistamî; Zahirüddin Ebü'l-Mehasin Hasan bin Ali el-Merginanî; İmadeddin Ebu Bekr Muhammed bin Hasan en-Nesefî; Ebu Abdullah Muhammed bin Süleyman el-Uşî; İmadeddin Kadı Ebu Sabit Hasan bin Ali el-Pezdevî; Fahrüleimme Ebü'l-Hasan Ali bin Muhammed el Pezdevî; Nasıreddin Muhammed bin Süleyman; Ebu Bekr Muhammed bin Ya'kub Abdülvahid el-Mansur el-Beyzavî; Seyfeddin Muhammed bin Muhammed bin Ya'kub el-Baharzî.

Eserleri:

1- Uşî, çeşitli ilimlerde mahir bir âlim olmakla beraber, 569 (m.1173)'de yazdığı akait ilmine dair Arapça Emalî Kasidesi ile asıl şöhretini kazanmıştır. Ehl-i Sünnet itikadını nazım olarak anlatan Kaside-i Emalî, altmışyedi beytten meydana gelmiştir. 66 ve 68 beyitlik nüshaları da vardır. Asıl ismi Bed'ül-Emalî'dir. Emalî; lügatte “İmla” kelimesinin çoğulu olup yazmak manasındadır. Emalî Kasidesi, Ehlü's-Sünnet ve'l-cemaat denilen doğru fırkanın inançlarını, açık ve güzel bildirmektedir. Beyitlerinin son kelimeleri lam harfiyle sona erdiğinden El-Kasidetü'l-Lamiyye fi't-Tevhid, Lamiye-i Kelamiyye; başlama cümlesine atfen Kasidetü Yekulü'l-Abd ya da Bed'ül-Emalî; ayrıca Emalî ve Kasidetü'l-Hanefiyye diye de bilinir.

Kaside, tevhide dair olduğunu ifade eden bir beyitle başlar. Sonra Allahü tealanın zat ve sıfatlarını anlatır. Halku'l-Kur'an, rü'yetullah, haberi sıfatlar, insan fiili gibi mevzulardan bahseder. Bu arada Ehl-i sünnet itikadına muhalif inançları da zımnen tenkit eder. Uşî, kelamda İmam-ı Matüridî'ye bağlıdır.

Çok veciz bilgileri ihtiva eden Emalî Kasidesi'nin manzum olması itibariyle ezberlenmesi ve öğrenmesi kolaydır. Bu sebeple tanınmış ve medreselerde çok tutularak adeta bir el kitabı haline gelmiştir. İslam dünyasında onu bilmeyen ve okumayan medreseli yok gibidir. Defalarca basılmıştır. Dünyanın pek çok şehrindeki kütüphanelerde yazma nüshaları bulunmaktadır.

Bu kasidenin çeşitli dillerde şerhleri (açıklamaları) vardır. Nuhbetü'l-Leali şerhi en kıymetlisi ve en faydalısıdır. Bu şerh Arapça olup İstanbul'da Hakikat Kitabevi tarafından yayınlanmıştır.

2- Gurerü'l-ahbar ve Dürer'ül-Eş'ar fi'l-Hadis: hadis mecmuası olup günümüze intikal etmemiştir. 3- Nisabü'l-ahbar li-Tezkireti'l-Ahyar: Hadis mecmuasıdır. Gurer'deki hadis-i şeriflerden bin tanesini talebeye kolaylık olsun diye seçmiş, her babda on hadis olmak üzere bablara ayırarak tertip etmiştir. Süleymaniye Kütüphanesi'nde, Karaçelebizâde Bölümü 74'te, Bağdatlı Vehbi Efendi Bölümü 631'de, Laleli Kısmı No 1504'te ayrıca yerli ve yabancı çok sayıda şehir kütüphanelerinde yazma nüshaları mevcuttur. 4- EL-fetava's Siraciyye: Hanefî mezhebi fıkhına ait 210 varaklı hacimli bir eserdir. Huda Bahş Kütüphanesi'nde yazması vardır. 5- Muhtelifü'r-Rivaye: Ebu Hafs Ömer Nesefî'nin on babda 2669 beyitle tertip ettiği hilaf ilmine yani mukayeseli hukuka dair Manzumetü'n-Nesefî fi'l-Hilaf adlı eserin, Abdülmuhsin el-Kusayrî tarafından yapılan El-Cevahirü'l-Manzume adlı şerhinin şerhidir.

Kaynaklarda Uşî'ye nisbet edilen başka eserlerden de bahsedilmektedir. Emalî Kasidesi'nin Türkçesi şöyledir:

Doğru itikat yazar, Emalî'nin başında, İnciler gibi olan nazmı, tevhit hakkında.

Mevlamız, mahlukların ilahıdır biliniz, Kemal sıfatlar ile muttasıftır Rabbimiz.

O, Hayy'dır, hayattadır, her işte tedbir eder. O, vardır, zül-celaldir. Her şeyi takdir eder.

Hayrı ve şerri ister, irade sıfatıyla, Ancak şerden, kötüden, razı değildir asla.

Allah'ın sıfatları, değil zatının aynı, Aynı zamanda bil ki olamaz zatından ayrı.

Zata ve fi'le ait, Allah'ın sıfatları, Öncesi yok, kadimdir, yok zeval bulmaları.

O'na “şey” deriz ancak hiçbir şeye benzemez, (Zat) da denilir ancak altı yön düşünülemez.

Başka değildir ismi, O'nun müsemmasından, Bildirildi bu mana, İslam ulemasından.

Rabbim cevher değildir ve hiç olamaz cisim. Ne şümullü bir bütün, ne de ondan bir kısım.

Cüz'i lâ yetecezza, var şeksiz inanmalı, Ey Müslümanlar, bunu, inkârdan sakınmalı.

Mahluk ve hadis değil, asla, Kur'an-ı Kerim, Rabbin kelam sıfatı, vardır, zatıyla kaim.

“Allah Arş üstündedir.” buyurur Rabbimiz, Lakin keyfiyetini, anlayamaz aklımız.

Zat, sıfat ve fi'liyle benzemez mahluklara, Ey Ehl-i Sünnet kanma, böyle inanmayanlara.

Allahü tealanın, üstünden vakit geçmez. Zamandan münezzehtir, hâlden hâle de girmez.

Münezzehtir Rabbimiz, hanımdan hizmetçiden, Oğlu ve kızı yoktur, berîdir her birinden.

Keza yok ihtiyacı, yardımcıya mu'ine, Her şeyin sahibidir, vardır kendi kendine.

Öldürür her canlıyı, sonra diriltecektir. Amellerine göre karşılık verecektir.

Hayır ehli içindir. Cennetler ve nimetler. Kâfir olanlar ise Cehennem'e giderler.

Cennet ile Cehennem, hiç yok olmayacaktır. İçlerinde olanlar, devamlı kalacaktır.

Müminler Rablerini, görecekler Cennet'te, Ancak nasıl olduğu, bilinemez elbette.

O'nu gören Müminler, nimetleri unutur. Yazık Mu'tezileye, inkâr eden mahrumdur.

Hak teala üstüne, kula en yarar fi'li, Yaratmak vacip değil, vacip der Mu'tezilî.

Bütün Peygamberleri, tasdik etmek lazımdır. Meleklerin hepsine, iman etmek de farzdır.

Haşimî ve zi-cemal, Nebimiz en sondadır. Ancak sadr-ı mualla, şerefi de O'ndadır.

İhtilafsız olarak, İmamü'l-enbiyadır. Şek şüphe olmaksızın, O, Tacü'l-asfiyadır.

O'nun dini, her vakit, bakîdir, devamlıdır, Getirdiği hükümler, kıyamete kadardır.

Mütevatir ve meşhur, haberlerle mahsustur. Mirac-i Resulullah, yalnız O'na mahsustur.

Peygamberlerin hepsi, elbette emandadırlar, Asla isyan etmezler ve azil olunmazlar.

Kadından ve köleden, kötü iş sahibinden, Peygamber gelmemiştir, bunların hiçbirinden.

Zülkarneyn ve Lokman'ın, Peygamber veya veli, Oldukları hakkında, cidali terk etmeli.

İsa Aleyhisselam muhakkak gelecektir. Şakî, fesat Deccal'ı, elbet öldürecektir.

Evliyanın dünyada kerametleri vardır. Bunlar Rabbin veliye ikramı, ihsanıdır.

Bir veli, hiçbir zaman, Nebiden ve Resulden, Şerefte üstünlüğü, olamaz hiçbir yönden.

Ebu Bekr-i Sıddîk'ın, Eshabın tamamından, Üstünlüğü açıktır, bir ihtimal olmadan.

Ömer İbnü'l-Hattab'ın, Osman ibni Affan'dan, Rüçhanı, fadlı vardır, bir şüphe bulunmadan.

Osman-ı Zinnûreyn de doğrusunu istersen, Üstündür muharebe safındaki Ali'den.

Üçünden sonra üstün, bu ümmetin içinde, Kerrar olan Ali'dir, bu da mühimdir dinde.

Aişe-i Sıddîka, bazı hasletleriyle, Fatıma-i Zehra'dan, üstündür, inan böyle.

Birkaç fırkadan başka haddi tecavüz eden, Olmadı Eshaba ve Yezid'e lanet eden.

Mukallidin imanı, kıymetli, muteberdir. Çok çeşitli ve keskin, delille müdelleldir.

Âlemleri yaratan, Rabbini kim tanımaz, Eğer akıllı ise cehli mazur sayılmaz.

Daha önce imanı, olmayan bir kimsenin, Son nefeste imanı, kabul olmaz bilesin.

İmandan sayılmazlar, bütün hayırlı işler, İbadetler imanın, parçası değildirler.

Asla hüküm verilmez, kâfir ve mürted diye, Zina eden, katleden, mal gaspeden kimseye.

Bir kimse irtidada, ne zaman niyet eder, Hak dininden sıyrılıp dışarı çıkar gider.

Küfür olacak sözü, gafletle ve bilmeden, Zor görmeden söyleyen, denildi, çıkar dinden.

Sarhoş hâldeki insan, düşünmeden hezeyan, Ve lağv söyler ise kâfir olmaz o zaman.

“Mer'i” ve “Şey” denilmez Ma'duma, yok olana, Hilali görmek kadar, açık delil var buna.

Tekvin ile mükevven bil, farklı iki şeydir. Böyle inananların, görüşü kuvvetlidir.

Helal gibi rızıktır, haram olarak gelen, Kötü görünse bile, doğrudur böyle bilen.

Kabirde sual vardır, tevhitten, itikattan, Her şahsa sorulacak, kaçış yok imtihandan.

Fasıkların bir kısmı, kâfirlerin tamamı, Kötü işleri için görür kabir azabı.

İnsanlar ameliyle Cennet'e giremezler, Ancak Hak tealanın fadlı ile girerler.

Öldükten sonra tekrar, insanlar dirilecek, Sakınmalı günahtan, hesabı verilecek.

Defterler verilecek, bir kısmına sağ yandan, Bir kısmına da soldan veyahut da arkadan.

Ameller tartılacak, geçilecek Sırat'tan, Şüphesiz olacaktır, değildir bunlar yalan.

Müminlerin günahı, dağlar gibi olsa da, Şefaat edecektir, hayır ehli orada.

Sapık yolda olanlar, inkâr etseler bile, İnanmamız lazımdır, duanın tesirine.

Sonra yaratıldığı için Dünya hadistir, Heyulanın aslı yok, bu söz felsefededir.

Çok zamanlar ve hâller, geçse de üzerinden, Şimdi vardır muhakkak Cennet ve Cehennem.

Günahı fazla fakat iman sahibi olan, Cehennem'de ebedî, kalmaz böylece inan.

Ehl-i Sünnet üzere, tevhit hakkında yazdım. Fevkalade bal gibi, tesirli oldu nazmım.

Bu nazm, Mümin kalblere, rahatlık, neşe verir. Ab-ı Zülal gibidir, ruhlara hayat verir.

İnanıp ezberleyip anlamaya çalışın, Nimet içinde olup ihsanlara kavuşun.

Tazarru hâlinizde, yad ederek hayr ile, Duada bulununuz, zaman zaman bu kula.

Umulur ki fadlıyla Rabbim beni affetsin. Ahirette ebedî, saadet ihsan etsin.

Hayır dua ederse, biri, bir vakit bana, Ben de bütün gücümle, dua ederim ona.

Siraceddin Ali Uşî, Fetava-i Siraciyye isimli fetva kitabında buyuruyor ki:

“Bir kimseye selam verirken, cem (çoğul) olarak vermeli, çok kimseye verir gibi vermelidir. Çünkü Mümin yalnız değildir. Muhafaza melekleri (ve Kiramen Kâtibin adındaki iki melek) onunla beraberdir.”

Siraceddin Ebu Muhammed Ali Uşî'nin, Süleymaniye Kütüphanesi, Laleli Kısmı 1504 numarada kayıtlı bulunan, Nisabü'l-ahbar fî tezkireti'l-ahyar isimli kıymetli eserinden bazı kısımlar, tercüme edilerek aşağıya yazılmıştır:

Allahü tealanın rahmetinin bolluğu ve genişliği ile alakalı olarak hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Allahü teala; “Kulum beni andığı zaman, ben kulum ile beraberim. Ben, kulumun benim hakkımdaki zannına göreyim. Eğer, kulumun benim hakkımdaki zannı hayır ise hayır olur. Hayırdan başka ise hayırdan başka olur. Kim beni yanında bir kimse olmadan anarsa, ben de onu öyle anarım. Kulum beni bir cemaatin arasında anarsa, ben de onu, onlardan daha iyi bir cemaat (topluluk) arasında anarım.” buyurdu.”

“Allahü teala rahmetini yüz parçaya ayırdı. Bunlardan doksan dokuzunu yanında tuttu. Geride kalan bir parçayı ise yeryüzüne indirdi. Bu bir parça rahmet sebebiyle mahluklar birbirine merhamet etmektedir.”

Eshab-ı Kiram'dan birisi şöyle anlattı: “Biz, bir yerde gülüyorduk. Resulullah Efendimiz çıkageldi. “Sizin böyle gülmenizi münasip görmüyorum.” buyurup gittiler. Biz hâlimize çok üzüldük. Başlarımızı önümüze eğdik, kaldıramıyorduk. Biraz sonra Resulullah tekrar teşrif edip yanımıza geldi ve buyurdu ki: “Cebrail (Aleyhisselam) geldi. Allahü tealanın şöyle buyurduğunu haber verdi: Kullarıma haber ver, şüphesiz ben Gafur (çok af ve mağfiret edici) ve Rahim'im (çok merhametliyim). Bununla beraber, azabım da pek çetin ve acıdır.” (Hicr suresi: 49-50)

“Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde bulunan Allahü teala kıyamet gününde, hiçbir beşerin kalbine gelmeyen bir şekilde af ve mağfirette bulunur.”

“Allahü teala buyurur ki: “Ey Muhammed'in ümmeti! Muhakkak ki benim rahmetim, gazabımı geçmiştir. Size, siz istemeden verdim. Sizi, siz benden af ve mağfiret istemeden affettim. Sizden kim Allahü tealadan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in benim Resulüm olduğuna doğru olarak şehadet ederse, onu Cennet'e koyarım.”

Kelime-i şehadetin fazileti: Resulullah, Eshab-ı Kiram'a buyurdu ki: “Allah yolunda şehit olan kimse hakkında ne dersiniz?” Eshab-ı Kiram, Allah ve Resulü daha iyi bilir dediler. Resulullah; “İnşaallah o Cennetliktir.” buyurdu. Sonra; “Bir kimse ölür. Adil iki kimse kalkıp; “Bu şahıs hakkında, hayırdan başka bir şey bilmiyoruz.” derlerse, bu kimse hakkında ne dersiniz?” buyurdu. Eshab-ı Kiram yine, Allah ve Resulü daha iyi bilir dediler. Resulullah; “İnşaallah onun da yeri Cennet'tir.” buyurdular.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediklerinin en üstünü, Lâ ilâhe illallah'tır.”

“Kıyamet günü birisi teraziye getirilir. O kimsenin doksan dokuz sicili (defteri) çıkarılır. Her defter, gözün görebildiği kadar uzunluktadır. Bu defterlerde, o kimsenin işlediği hata ve günahlar yazılıdır. Bunlar terazinin bir kefesine konur. Sonra başka defterler çıkarılır. Karıncalar kadar çok olan o defterlerde Kelime-i şehadet vardır. Bu defterler de terazinin diğer kefesine konur ve o kimsenin hatalarından ağır gelir.”

“Lâ ilâhe illallah diyen kimselere, kabirlerinde yalnızlık yoktur. Lâ ilâhe illallah diyenler, yüzlerinden toprağı silkerler, “Geçim ve akıbet derdini bizden gideren Allahü tealaya hamdolsun. Şüphesiz, bizim Rabbimiz Gafur'dur (çok af ve mağfiret edicidir) ve Şekur'dur (az bir amele karşılık çok mükâfat vericidir).” derler.”

“Yerleri ve gökleri terazinin bir kefesine koysalar, Kelime-i tevhidi diğer kefesine koysalar, bu kelimenin (Kelime-i tevhidin) bulunduğu kefe elbette ağır gelir.”

“Kim Allahü tealadan başka ilah olmadığına, Muhammed Aleyhisselam'ın O'nun kulu ve Resulü olduğuna kat'i olarak şehadet ederek vefat ederse, Cennet'e girer.”

“Lâ ilâhe illallah diyerek can veren kimseye, Cennet vacip olur.”

Allahü tealayı zikretmenin fazileti:

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Allahü tealayı anmak, imanın alameti ve nifaktan beraattır.”

“En faziletli söz dörttür: Sübhanallah, Elhamdülillah, Lâ ilâhe illallah ve Allahü ekber.”

“Sübhanallah, Elhamdülillah, Lâ ilâhe illallah ve Allahü ekber, bana, üzerine güneş doğan şeylerin hepsinden daha sevimlidir.”

Resulullah Efendimiz, Eshab-ı Kiram'a; “İki kalkanınızı alınız.” buyurdu. “Ya Resulallah! O iki kalkan nedir?” dediler. Resulullah Efendimiz, “(Sübhanallahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber) ve (Lâ havle ve lâ kuvvete illa billahi'l-aliyyi'l-azim)dir. Bunlar, kıyamet gününde mukaddimat (sahiplerini Cennet'e götürücü) Münciyat (sahiplerini Cehennem'den kurtarıcı) ve muakkibat (sahiplerini muhafaza edici) olarak gelir.” buyurdu.

“İki kelime vardır. Söylemesi çok kolaydır. Terazide çok ağır gelirler. Allahü teala bu iki kelimeyi çok sever. Sübhanallahi ve bi hamdihi sübhanallahil azim.”

“Ebu Ümame; “Ya Resulallah! Herkes sadaka veriyor. Benim ise tasadduk edeceğim bir şeyim yok. Kendi kendime; “Sübhanallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber.” desem olur mu?” dedi. Resulullah; “Ey Ebu Ümame! Bu kelime, miskinlere (yoksullara) tasadduk edeceğin bir müd (875 gram) altından daha hayırlıdır.” buyurdu.”

Başka hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

“Kim çarşıya girdiğinde, “Eşhedü enlâ ilâhe illallahü vahdehu lâ şerike leh. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Resulühu.” der. Sonra da; “Ya Rabbî! Beni tövbe edenlerden ve günahlardan temizlenmiş olanlardan eyle.” derse, Cennet'in kapıları onun için açılır. Hangisinden isterse girer.”

“Gönlümün meyvesi, zikrullahtır (Allahü tealayı anmak ve hatırlamaktır). Üzüntüm ise ahır zamanda gelecek olan ümmetim içindir. Şevkim ve iştiyakım ise Mevlama kavuşmayadır.”

Hazreti Hasan'a, en faziletli amelin hangisi olduğu sorulduğunda, “Dilin, Allahü tealanın zikri ile ıslanmasıdır (hep O'nu zikretmesidir).” buyurdu.

Havf (Allah korkusu):

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Hiçbir gün yoktur ki şark tarafından bir melek; “Eğer Allah'tan korkan kimseler, emzikli çocuklar ve otlayan hayvanlar olmasaydı, üzerinize tam bir şekilde azap yağardı.” diye seslenmiş olmasın.”

“Kim Allahü tealadan korkarsa, Allahü teala da her şeyi ondan korkutur. Kim Allahü tealadan korkmazsa, Allahü teala da onu her şeyden korkutur.”

“Bir kul ki dünyada işlediği günahından dolayı ağlar, hatta gözyaşları iki yanağına dökülürse, Allahü teala ona Cehennem'i haram kılar.”

“Allahü teala, her mahzun kalbi sever.”

“Allahü teala, Allah korkusundan ağlayan her Müminin günahlarını, gökteki yıldızlardan daha çok ve yağan yağmur damlaları kadar bile olsa, af ve mağfiret eder.” Resulullah Efendimiz böyle buyurduktan sonra; “Artık az gülsünler ve çok ağlasınlar.” (Tevbe suresi: 82) mealindeki ayet-i kerimeyi okudu.

“Ümmetimden kim, dünya şehvetlerinden bir şehveti terk etmek için çalışır, Allahü tealadan korktuğu için onu terk ederse, Allahü teala da onu, en büyük korkudan emin kılar ve Cennet'e koyar.”

“Hikmetin başı, Allah korkusudur. Kalbe konulanların en hayırlısı yakîndir.”

Allah için sevmek ve Allahü tealaya taat hususunda, hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Kim Allahü tealaya kavuşmak isterse, Allahü teala da ona kavuşmayı ister. Kim Allahü tealaya kavuşmak istemezse, Allahü teala da ona kavuşmayı istemez.”

“Allahü tealayı seven, beni sevsin. Beni seven, Eshabımı da sevsin. (Beni seven, Allahü tealayı sevmiş olur. Eshabımı seven de beni sevmiş olur.)”

“Kim Allahü tealayı sevmeyi, insanları sevmeye tercih ederse, Allahü teala o kimseye kâfidir. Onu insanlara muhtaç bırakmaz.”

“Cennet'e müştak olan, hayra koşar.”

“Üç şey vardır ki bunlar kimde bulunursa, o kimse imanın tadını bulur. (Birincisi) Bir kimseye Allah ve Resulü, başkalarından daha sevgili olmak. (İkincisi) Bir kimse, sevdiğini Allah için sevmek. (Üçüncüsü) Bir kimse küfürden kurtulduktan sonra tekrar küfre dönmekten, ateşe atılmaktan tiksindiği gibi tiksinmek.”

“Beş şey gelmeden evvel, beş şeyin kıymetini biliniz. Ölmeden önce hayatın kıymetini, hastalıktan önce sıhhatin kıymetini, dünyada ahireti kazanmanın kıymetini, ihtiyarlamadan gençliğin kıymetini, fakirlikten evvel zenginliğin kıymetini.”

Resulullah Efendimiz, mübarek ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Bir defasında Hazreti Aişe; “Ya Resulallah! Allahü teala senin geçmişte ve gelecekte olan günahlarını affettiğini bildirdiği hâlde sen böyle mi yapıyorsun? (Niçin bu kadar namaz kılıyorsun?) dedi. Bunun üzerine; “Ya Aişe! Şükredici bir kul olmayayım mı?” buyurdu.

Züht ve vera:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Allahü tealanın emrettiği farzları yap, abid olursun. Allahü tealanın taksimine rıza göster, zahit olursun. Dünyaya rağbet etme, düşkün olma ki Allahü teala seni sevsin. İnsanların ellerinde bulunanlara göz dikme, rağbet etme ki insanlar seni sevsin.”

“Dinde en faziletli olan, veradır (şüpheli olan şeylerden sakınmaktır).”

“Dinin özü veradır.”

“İnsanların en zahidi, kabri ve kabirde çürüyeceğini aklından çıkarmayan, dünya ziynetinin fazlasını terk eden, bakî olanı fanî ve geçici olana tercih eden, günlerden yarını saymayan (yarına kadar yaşayamayacağını düşünüp her an öleceğini düşünen) ve kendini ölmüş sayan kimsedir.”

“Zahitler (dünyaya rağbet etmeyenler) ve ahirete rağbet edenler, kıyamet günü emin olanlardır (kurtulanlardır).”

İhlas ve riya:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Müminin niyeti, amelinden daha hayırlıdır. Melekler bir kulun amelini yükseltirler. Allahü tealanın dilediği yere kadar götürürler. Bu sırada Allahü teala, “Siz; kulumun amelinin muhafızlarısınız. Ben ise kulumun içindekini biliyorum. Kulum, bu ameli benim için yapmadı. Onu siccîne (kötülerin amellerinin yazıldığı deftere) yazınız.” diye bildirir. Yine melekler başka bir kulun amelini yükseltirler. Fakat o amele kıymet vermezler. Bu ameli de Allahü tealanın dilediği yere kadar götürürler. Allahü teala onlara da; “Siz, kulumun amelinin sadece muhafızlarısınız. Ben ise kulumun içindekileri bilirim. Onun amelini, yüksek makam ve derece sahiplerinin defterinde yazınız!” diye bildirir.”

Eshab-ı Kiram'dan birisi gelerek; “Ya Resulallah! Ben, sırf Allah rızası için sadaka veriyorum. Şimdi bana hayırlı bir şey söylenmesini istiyorum.” dedi. Bunun üzerine; “... (Güzel bir hâl üzere) Allahü tealaya kavuşmak isteyen kimse (O'nun huzuruna kötü bir hâlde varmaktan korkan ve Cennet'te Allahü tealanın cemalini görmek isteyen kimse, Allahü tealanın rızasını isteyerek, sırf O'nun rızası için) salih amel işlesin. Allahü tealaya ibadette kimseyi ortak etmesin.” (Kehf suresi: 110) mealindeki ayet-i kerime nazil oldu.

“İhlasa sarıl ihlasa! Çünkü kul, ihlastan başka bir şey ile kurtulamaz.”

Peygamberler ve melekler:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Allahü teala, toprağa, Peygamberleri çürütmeyi haram etmiştir.”

“Allahü teala ona rahmet eylesin, kardeşim İshak bin İbrahim çok sabırlı idi.”

“Biz Peygamberlere ecir, kat kat olduğu gibi, bela ve musibet de kat kattır.”

“Davud Aleyhisselam, insanların en abidi idi.”

“Âdem Aleyhisselam'ın yüzüğü üzerinde, “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah.” yazılıydı.”

Resulullah Efendimizin mucizeleri: Bir defasında Abdullah bin Mes'ud, Resulullah'a bir kap getirdi. Resulullah mübarek elini o kabın içine koydu, mübarek parmaklarından su geldi. Orada bulunan herkes o sudan abdest aldılar.

Bir A'rabî, Resulullah'a gelerek, “Senin peygamber olduğunu nasıl bileyim?” diyerek mucize istedi. Resulullah Efendimiz; “Şayet ben hurma ağacının üzerinde bulunan hurma salkımını çağırırsam, benim Resulullah olduğuma şehadet edecek misin?” buyurdu. O A'rabî; “Evet.” dedi. Resulullah Efendimiz, hurma salkımına işaret etti. Hurma salkımı, ağaçtan inmeye başladı. Nihayet Resulullah Efendimizin yanına geldi. Sonra; “Geri dön.” buyurdu. Salkım geri gidip ağaçtaki yerine tekrar asıldı. Bu hâli gören A'rabî de Kelime-i şehadet getirip Müslüman oldu.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”

“Rabbim bana, konuşmamın zikir, susmamın tefekkür, bakışımın ise ibret olmasını emretti.”

“Ben, İbrahim Aleyhisselam'ın duasıyım. O şöyle dua etmişti: “Ya Rabbî! Benim Müslüman olan zürriyetimden, insanlara senin ayetlerini (tevhit ve peygamberlik delillerini) bildirecek, kitabı (Kur'an-ı Kerim'i) ve onun hükümlerini öğretecek, onları şirk ve günahlardan temizleyecek bir peygamber gönder! Şüphesiz ki sen, her şeye gücü yeten, her şeye galip ve hükmünde hâkim, fiili ilmine uygun olansın.” (Bakara suresi: 129)

Resulullah Efendimize salat okumanın faydası: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Ümmetimden kim bana ihlaslı olarak kalbinden salat okursa, Allahü teala o kuluna on kere rahmet eder.”

“Ben vefat ettikten sonra sizden birisi bana selam ederse, Cebrail bana gelir; “Ey Muhammed! Ümmetinden falan oğlu filan sana selam söylüyor.” der. Ben de; “Ve Aleyhisselam ve rahmetullahi ve berekatühu.” derim.”

“Dört şey cefadandır: Kişinin ayakta bevletmesi (küçük abdest bozması), namazda selam vermeden evvel alnını silmesi, yanında ismim anıldığı hâlde bana salat okumaması, ezanı işittiği hâlde müezzin ile birlikte ezanın kelimelerini tekrar etmemesidir.”

“Muhammed Aleyhisselam'a ve âline salat okumadıkça, dua Allahü tealaya ulaşmaz. Salat okununca duanın kabulüne mâni olan perde yırtılır. Dua ondan içeri girer. Bana salat okunmayınca dua geri döner.”

“Kim bana her gün, bana olan sevgisinden ve şevkinden dolayı salat okursa, Allahü teala onun, o günkü günahını affeder ve mağfiret eder.”

Resulullah Efendimizin ve ümmetinin şefaati: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Ümmetimin salihleri, kıyamet günü şefaat ederler.”

“Ümmetim arasında öyle kimseler vardır ki Peygamberler gibi şefaat ederler.”

“Şefaati yalanlayan, ona kavuşamaz.”

Peygamberimize; “Müslüman Cehennem'e girer mi?” diye sual ettiler. “Evet.” buyurdu. “Cehennem'den kurtulurlar mı?” diye sual ettiler. “Evet.” buyurdu. “Hangi şey ile kurtulurlar?” dediler, “İman ile Allahü tealanın rahmeti ile ve benim şefaatim ile.” buyurdu.

Peygamberimiz Eshab-ı Kiram hakkında buyurdu ki:

“(Şimdi) Size, Cennet ehlinden birisi gelir.” Bu sırada Ebu Bekr çıkageldi. Sonra yine, “(Şimdi) Size, Cennet ehlinden biri gelir.” buyurdu. Bu sırada Ömer Faruk çıkageldi.”

“Her peygamberin Cennet'te, bir refiki vardır. Benim Cennet'teki refikim, Osman bin Affan'dır.”

Resulullah Efendimiz, Hazreti Ali'ye; “Sen, dünyada ve ahirette benim kardeşimsin.” buyurdu.

Resulullah Efendimiz, Hazreti Muaviye için; “Ya Rabbî! Onu hadî ve mühdî eyle!” buyurdu. Yani, onu doğru yola ulaştır ve doğru yola ulaştırıcı eyle!

“Her ümmetin bir emini vardır. Bu ümmetin emini Ebu Ubeyde bin Cerrah'tır.”

“Ebu Zer, yeryüzünde İsa bin Meryem'in zühtü ile yürür.”

“Halid bin Velid, ne iyi bir kimsedir. O, Allahü tealanın kılıçlarından bir kılıçtır.”

“Huzeyfe bin Yeman Rahman'ın dostlarındandır.”

“Ca'fer-i Tayyar'ı Cennet'te melekler ile beraber uçarken gördüm.”

Resulullah Efendimizin evladı ve zevceleri:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Hasan ile Hüseyin, Cennet gençlerinin efendisidir.”

Resulullah Efendimiz Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin'i görünce; “Ya Rabbî! Ben onları seviyorum. Sen de onları sev!” buyururdu.

“Ey insanlar! Size kendisine sıkı sıkı sarıldığınızda doğru yoldan sapmayacağınız iki şey bırakıyorum. Allahü tealanın kitabı, benim akrabam olan Ehl-i Beytim.”

Gemini said

Tabiîn:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Ümmetimden Nu'man bin Sabit adında birisi gelir. Künyesi Ebu Hanife'dir. Allahü teala onun vasıtası ile dinimi ve sünnetimi ihya eder.”

“Kureyş'e sövmeyiniz! Çünkü onların âlimi, yeryüzünü ilim ile doldurur.”

Muhammed Aleyhisselam'ın ümmeti: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“En hayırlı ümmet, benim ümmetimdir. Ben, Peygamberlerin en üstünüyüm. Hakikati bildiriyorum, övünmüyorum.”

Kur'an-ı Kerim ve Ehl-i Kur'an:

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Kur'an-ı Kerim şifadır.”

“Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'an-ı Kerim'in kalbi de Yasin-i şeriftir.”

“Fatihatü'l-Kitab (Fatiha suresi) her hastalığa şifadır.”

“İhlas suresi, Kur'an-ı Kerim'in üçte biri yerindedir.”

Vaaz-ü nasihat meclisleri:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“İnsanların yaptıklarını yazan meleklerden başka melekler de vardır. Yollarda, sokak başlarında dolaşırlar. Allahü tealayı zikredenleri ararlar. Zikredenleri bulunca birbirlerine seslenirler. “Buraya geliniz. Buraya geliniz”, derler. Kanatları ile onları sararlar. O kadar çokturlar ki göğe varırlar. Kullarının her işini bilici olan Allahü teala, meleklere sorarak, “Kullarımı nasıl buldunuz?” buyurur. “Ya Rabbî! Sana hamd ve sena ediyorlar ve senin büyüklüğünü söylüyorlar ve senin ayıplardan ve kusurlardan temiz olduğunu söylüyorlar.” derler. “Onlar, beni gördüler mi?” buyurur. “Hayır görmediler.” derler. “Görselerdi, nasıl olurlardı?” buyurur. “Daha çok hamd ederlerdi ve daha çok tesbih ederlerdi ve daha çok tekbir söylerlerdi.” derler. “Onlar, benden ne istiyorlar?” buyurur. “Ya Rabbî! Cennet'ini istiyorlar.” derler. “Onlar, Cennet'i gördüler mi?” buyurur. “Görmediler.” derler. “Görselerdi, nasıl olurlardı?” buyurur. “Daha çok yalvarırlardı, daha çok isterlerdi. Ya Rabbî! Bu kulların Cehennem'den korkuyorlar. Sana sığınıyorlar.” derler. “Onlar, Cehennem'i gördüler mi?” buyurur. “Hayır, görmediler.” derler. “Görselerdi, nasıl olurlardı?” buyurur. “Görselerdi daha çok yalvarırlardı ve ondan kurtulmak yoluna daha çok sarılırlardı.” derler. Allahü teala, meleklere, “Şahit olunuz ki onların hepsini affeyledim.” buyurur. “Ya Rabbî! O zikredenlerin yanında, filan kimse zikretmek için gelmemişti. Dünya çıkarı için gelmişti.” derler. “Onlar benim misafirlerimdir. Beni zikredenlerle beraberim. Onların yanında bulunanlar da zarar etmezler.” buyurur.”

“Kim bilmediği hâlde insanlara fetva verirse, gökte ve yerde bulunan melekler ona lanet eder.”

“Bir kavim Allahü tealayı anmak için oturunca gökyüzünden bir münadi (nida eden, seslenen) şöyle nida eder: Artık kalkınız! Günahlarınız iyiliğe çevrildi. Günahlarınız af ve mağfiret olundu.”

İlim ve ilim ehli:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Talebe, âlimin huzurunda oturduğu zaman, onun için yetmiş rahmet kapısı açılır. Oradan, anasından doğduğu günkü gibi (tertemiz, günahlarından arınmış olarak) kalkar.”

“Kim ilmi aramak, ilim elde etmek için bir yola çıkarsa, Allahü teala ona Cennet yolunu kolaylaştırır.”

“İlim öğreniniz. Çünkü ilim öğrenmek taat, ilmi talep etmek ibadet, ilmi aramak cihat, onu düşünmek tesbih, bilmeyene öğretmek sadaka, onu ehline vermek kurbettir (Allahü teala için yapılan ve O'nun beğendiği şeydir).”

“İlmi tefekkür etmek, düşünmek, nafile oruç tutmak gibi ve ilmi müzakere (ilimden konuşmak, ilim öğrenmek) geceleri namaz kılmak gibidir.”

“Bir kimse ilim talep etse, Allahü teala, onun istediği şeyleri ve rızkını, ummadığı yerlerden gönderir.”

“Yeryüzünde en faziletli amel üçtür: “İlim talep etmek, cihat ve helal kazançtır.”

“İlim öğrenmek yolunda bir dirhem harcamak, Allah yolunda bin dirhem harcamak gibidir.”

“Allahü teala, ilim öğrenmek yolunda ayakları tozlanan kimsenin vücudunu Cehennem'e haram kılar.”

Âlimlere hürmet, âlimlerin üstünlüğü:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Âlimlere hürmet ediniz. Çünkü siz, onlara dünyada da ahirette de muhtaçsınız.”

“Kim Allahü tealanın Cehennem ateşinden azat ettiği kimselere bakmak isterse, âlimlere ve ilim öğrenenlere baksın.”

“Âlimin abide (çok ibadet edene) üstünlüğü, ondördüncü gecesinde ayın, diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir.”

Cehaletin kötülüğü:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“İnsanlar iki kısımdır: Âlim ve ilim öğrenen. Diğerlerinde hayır yoktur.”

“Cehaletten daha şiddetli bir fakirlik yoktur.”

“Dünya ve ahiretin hayrı ilim iledir. Dünya ve ahiretin şerri cehalet iledir.”

Kötü âlimler:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Âlimlerin kötüsü, insanların en kötüsüdür.”

“Kıyamet günü azapların en şiddetlisi, ilmi kendisine faydalı olmayan din adamınadır.”

“Kim ahiret amelini dünyayı elde etmek için yaparsa, o kimsenin ahirette nasibi yoktur.”

“Üç şeyden dolayı ilim öğrenen Cehennem'dedir: Diğer ilim sahiplerine karşı övünmek için ilim öğrenen, sefih kimselere (zevk ve eğlenceye düşkün olanlara) karşı övünmek için ilim öğrenen ve insanların kendisine yönelmeleri, alaka göstermeleri için ilim öğrenen.”

Salih rüya:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Sizden birisi, hoşuna giden (salih) bir rüya görürse, (bilsin ki) bu rüyası Allahü tealadandır. Bu sebeple Allahü tealaya hamd etsin ve rüyasını (başkasına) anlatsın, iyi olmayan rüya gördüğü zaman, (bilsin ki) bu rüyası şeytandandır. Onun şerrinden Allahü tealaya sığınsın. O rüyasını kimseye söylemesin.”

“Rüyası en doğru olanınız, sözü en doğru olanınızdır.”

“En doğru rüya, seher vakitlerinde görülen rüyadır.”

“Kim beni rüyasında görürse, gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim suretime giremez.”

Tıp ve faydalı şeyler:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Ey Allah'ın kulları tedavi olunuz. Çünkü Allahü teala, her hastalığın ilacını yaratmıştır. Yalnız ölüme çare yoktur.”

“Hurma Cennet'tendir.”

“Tuza iyi sarılınız. Çünkü yetmiş çeşit hastalığa şifadır. Cüzzam, delilik ve baras bunlardandır.”

“Sizden birisi kalbinde hüzün ve sıkıntı bulursa, sefercel (ayva) yesin.”

Yazmak, yazmanın fazileti:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“İlmi, zengin, fakir, küçük, büyük herkesten yazınız. Kim ilmi, ilmin sahibi fakir veya kendisinden küçük diye terk ederse, Cehennem'deki yerini hazırlasın.”

“Kim “Bismillahirrahmanirrahim”i yazar ve ona hürmetinden dolayı yazıyı güzel yaparsa, bu yaptığı sebebiyle Allahü teala onu af ve mağfiret eder.”

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Sizden birisi, küçük ve büyük abdest bozarken kıbleye dönmesin.”

“Bevlden (üzerinize idrar sıçratmaktan) sakınınız. Çünkü kabir azabının çoğu bundandır.”

Abdest:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Müslüman abdest alınca günahları kulağından, gözünden, elinden ve ayağından çıkar. Oturunca mağfiret olunmuş olarak oturur.”

“Kim namaz için güzelce, (şartlarına uygun olarak) abdest alırsa, günahlarından temizlenir, anasından doğduğu gün gibi tertemiz olur.”

“Ateş, kuru otu yaktığı gibi, abdest de günahları yakar.”

Ezan ve fazileti:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Müezzin ezan okuduğu zaman, sema kapıları açılır. Bu sırada yapılan dua kabul olunur. İkamete başladığı zaman, yapılan dua reddolunmaz.”

“Müezzin ezan okuduğu zaman, şeytan kaçar. Tuzun (suda) eridiği gibi erir.”

“Müezzin ile beraber, söylediklerini tekrar edersen, Allahü teala bedenini Cehennem'e haram kılar.”

Mescidin fazileti:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Bir kimsenin mescitlere devam ettiğini gördüğünüz zaman, onun imanlı olduğuna şehadet ediniz.”

“Kim mescide bir kandil asarsa, kandildeki her damla yağ için Allahü teala o kimseye on hasene (sevap) yazar. On günahını siler ve onu on derece yükseltir. Bu mescide, namaz kılanlar için astığı kandil (yaktığı ışık) sebebiyle Allahü teala bu kimseye hayatında, ölümünde, kabrinde, kabrinden çıkarıldığında (tekrar diriltildiğinde) ve Cennet'e girinceye kadar nur verir.” (Bu hadis-i şerif, mescitlere hizmet etmeyi teşvik etmektedir.)

“Sizden birisi mescide girince iki rekat namaz kılmadan oturmasın.”

“Mescitler, Allahü tealanın en çok sevdiği yerlerdir.”

“Benim mescidimde (Mescid-i Nebî'de) kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç, diğer mescitlerde kılınan bin namaza eşittir.”

“Mescid-i Harama bakmak ibadettir.”

“Sevabını Allahü tealadan ümit ederek, (Kudüs'teki) Beyt-i Makdisî (Mescid-i Aksa'yı) ziyaret eden kimseye, Allahü teala yüz şehit sevabı verir.”

Farz namazlar ve bunların fazileti:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Kim emniyet içinde, emin olarak Allahü tealaya kavuşmak isterse, beş vakit namaza devam etsin.”

“Kim kırk gün, ilk tekbirine yetişerek cemaatle namaz kılarsa, onun için iki berat (kurtuluş) olur. Biri nifaktan (münafıklıktan) kurtuluş ve biri de Cehennem'den kurtuluş içindir.”

“Kim sabah namazını cemaatle kılarsa, ona yüz hasene (iyilik, sevap) yazılır. Yüz günahı silinir ve yüz derece yükseltilir.”

“Cemaatle namaza devam ediniz! Çünkü imam ile beraber alınan iftitah tekbirine yetişmek, bin (nafile) hac ve bin umreden hayırlıdır.”

Recep ayı ve fazileti:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Recep ayında iki gün oruç tutana, Allahü teala öyle lütuf ve ihsanlarda bulunur ki gök ve yer ehlinden hiçbirisi bu ihsanları anlatamaz.”

“Allahü teala, Recep ayında üç gün oruç tutan kimse ile Cehennem arasına perde koyar.”

“Cennet'te bir köşk vardır. Ona Recep ayında oruç tutanlar girer.”

“İnsanlar, Recep ve Ramazan aylarından gaflette bulunuyorlar. Halbuki kulların amelleri, bu aylarda Allahü tealaya arz olunur. Ben, amelimin, oruçlu iken Allahü tealaya arz edilmesini severim.”

Şaban ayı ve fazileti:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Şaban ayı, benim ayımdır. Onun diğer aylara olan üstünlüğü, benim diğer Peygamberlere olan üstünlüğüm gibidir.”

“Şaban ayında tutulan oruç, Cehennem'e karşı bir kalkandır. Kim bana Cennet'te kavuşmak isterse, üç gün de olsa bu ayda oruç tutsun.”

Resulullah Efendimiz; “Şaban ayına niçin Şaban denildi, biliyor musunuz?” buyurdu. Eshab-ı Kiram, “Allah ve Resulü bilir.” dediler. “Çünkü Allahü teala, bu ayda pek çok hayırlar dağıtır, ihsan eder.” buyurdu.

“Kim, Şaban'ın ilk gecesi oniki rekat namaz kılar her rekatte, bir kere Fatiha ve beş kere İhlas suresi okursa, Allahü teala ona, onikibin şehit ve oniki senelik ibadet sevabı verir. Günahlarından sıyrılarak, anasından doğduğu günkü gibi olur.”

Cebrail Aleyhisselam, Berat gecesi Resulullah Efendimize gelerek; “Ya Muhammed! Bu gece çok gayret et! Çünkü bu gece ihtiyaçlar giderilir.” dedi. Resulullah Efendimiz de bu gecede çok gayret gösterirdi. Cebrail Aleyhisselam yine gelerek; “Ya Muhammed! Müjdeler olsun. Allahü teala, ümmetinden, kendisine şirk koşanlar hariç, hepsini af ve mağfiret etti. Başını semaya kaldır! Ne görüyorsun bak?” dedi. Resulullah Efendimiz mübarek başını kaldırıp semaya bakınca sema kapılarının açılmış olduğunu, meleklerin dünya semasından Arş'a kadar secdede olduklarını, ümmeti için Allahü tealadan af ve mağfiret dilediklerini ve her sema kapısında seslenen bir melek olduğunu, birinci semanın kapısındaki meleğin; “Bu gece rüku edenlere ne mutlu.” İkinci semanın kapısındaki meleğin; “Bu gece secde edenlere ne mutlu.” Üçüncü semanın kapısındaki meleğin; “Bu gece Allahü tealayı ananlara ne mutlu.” Dördüncü semanın kapısındaki meleğin; “Bu gece dua edenlere ne mutlu.” Beşinci semanın kapısındaki meleğin; “Bu gece Allah korkusundan ağlayanlara ne mutlu.” Altıncı semanın kapısındaki meleğin; “Dua edip bu gecede duası kabul olanlara ne mutlu.” Yedinci semanın kapısındaki meleğin; “Dua eden yok mu? Ona istediği verilecektir.” dediğini gördü.

“Şaban'ın onbeşinci gecesi olduğu zaman, gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Çünkü Allahü teala, benden mağfiret isteyen yok mu? Onu af ve mağfiret edeyim. Belaya mübtela olmuş olan yok mu? Ona afiyet vereyim. Rızık isteyen yok mu? Ona rızık vereyim ve daha başka şeylerle nida buyurur. Bu, fecir doğuncaya kadar devam eder.”

Ramazan ayı ve fazileti:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Bir kimse Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazife bilir ve tuttuğu orucun sevabını Allahü tealadan beklerse, geçmiş günahları affolur.”

“Allahü teala Ramazan-ı şerifin her gecesinde, “İsteyen yok mu? Ona vereyim. Tövbe eden yok mu? Tövbesini kabul edeyim. Affını ve mağfiretini isteyen yok mu? Onu af ve mağfiret edeyim.” buyurur.”

“Eğer kullar, Ramazan-ı şerif ayındaki fazilet ve ihsanları bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi. Çünkü bu ayda çok sevap vardır.”

“Ramazan ayı gelince Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır.”

“Eğer Allahü teala, göklerin ve yerin insanlarla konuşmasına izin verseydi, yerler ve gökler, Ramazan-ı şerif ayında oruç tutanlar ile konuşurlardı.”

“Ramazan-ı şerif ayında bir fakire bir sadaka veren kimseye, Ramazan'dan başka bir ayda, üzerine güneş doğan her şeyi tasadduk eden (sadaka olarak veren) kimseye verilen ecir ve sevap gibi ecir ve sevap verilir. Ramazan'da bir tesbih okuyana, diğer aylarda yüzbin tesbih okumuş gibi ecir ve sevap verilir. Ramazan'da bir Mümini giydiren kimseye, Allahü teala, kıyamet gününde herkesin huzurunda en güzel elbiselerden yediyüz tane giydirir. Bu ayda bir açı doyurana (bir oruçluya iftar verene), yer dolusu altın vermiş gibi sevap verilir.”

“Sizden birisi iftar edeceği zaman, hurma ile iftar etsin. Hurma bulamazsa, su ile iftar etsin.”

Nafile oruç ve fazileti:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Aşure günü oruç tutan kimseye, bin (nafile) hac, bin (nafile) umre ve onbin şehit sevabı verilir. Kim Aşure gecesi oruçlu bir Mümine iftar verirse, Muhammed Aleyhisselam'ın ümmetinin hepsine iftar vermiş, onları doyurmuş gibi olur.”

“Kim Ramazan-ı şerifte oruç tutar, ondan sonra de Şevval'den altı gün oruç tutarsa, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi olur.”

“Kim Arefe günü oruç tutarsa, Allahü teala onun iki sene önceki ve iki sene sonraki günahlarını affeder.”

Ebu Hüreyre şöyle anlatıyor: Resulullah Efendimiz bana, şu üç şeyi ölünceye kadar bırakmamayı öğretti. “Abdestli olarak yatmak, her ay üç gün oruç tutmak ve kuşluk namazını terk etmemek.”

Resulullah Efendimiz, Hazreti Ebu Zer'e; “Ey Ebu Zer! Her ay üç gün oruç tutacaksan, (Kamerî) ayın 13, 14 ve 15. günleri oruç tut!”

Zekat, sadaka, sadaka-i fıtr:

Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Kim Ramazan'da oruç tutar, fakat sadaka-i fıtrı vermezse, orucu, yer ile gök arasında asılı kalır.”

Gemini said

“Mallarınızı, zekat vermek suretiyle koruyunuz! Hastalarınızı, sadaka vererek tedavi ediniz! Belaları, dua ile karşılayınız.”

“Allahü teala, verilen sadaka ile yetmiş belayı defeder. Zelil, kötü, çirkin olarak can vermek de bu belalardandır.”

Haccın fazileti: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Allah'ım! Hac edeni ve onun, senden af ve mağfiretini istediği kimseyi af ve mağfiret eyle!”

“Haccın mükâfatı ancak Cennet'tir.”

“Kim helalden kazandığı ile hacca giderse, Allahü teala onun her adımına yetmiş hasene, (iyilik) sevap yazar ve onu yetmiş derece yükseltir.”

“Kim giderken veya dönerken Mekke yolunda vefat ederse, Allahü teala onu elbette af ve mağfiret eder. Onu, akrabasından yetmiş kişiye şefaatçi eyler.”

Cihadın fazileti: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Cennet, kılıçların gölgesi altındadır.”

“Allahü tealaya, Allah yolunda akıtılan bir damla kan ile Allah korkusundan akan bir damla gözyaşından daha sevimli bir şey yoktur.”

Zina, livata ve harama bakmanın kötülüğü: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“İnsanların amelleri her Cuma günü iki kere bana arz edilir (gösterilir). Allahü tealanın gazabı, bunlardan en çok zina eden kimseyedir.”

“Harama bakmak, şeytanın oklarından zehirli bir oktur.”

“Zina, fakirlik getirir.”

“Allahü teala, Lut kavminin yaptığı işi (livata) yapana lanet eylesin.”

“Zina yapanların yüzlerinde, hiçbir nur ve kıymet yoktur. Allahü teala, onların rızıklarına bereket koymaz. Onlar, Allahü tealanın katında cife'den (leşten) daha pis kokar.”

Helal kazanç ve faizden kaçınmak: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“İnsanın yediklerinin en hayırlısı, iyisi, bileği (elinin emeği) ile kazanıp yediğidir.”

“Kazancı, yaşayışı, zahiri güzel olan ve insanlara kötülüğü dokunmayan kimseye ne mutlu!”

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki kişi aldığı şeyi, haram yoldan mı, helal yoldan mı aldığına aldırmayacaktır.”

“İhtikar yapanlar (halkın ve ehil hayvanların, yiyecek ve içecek gibi zarurî ihtiyaçlarını insanlara vermeyip kıymeti, fiyatı yükselsin diye saklayanlar, vurgunculuk yapanlar, karaborsacılar.) Cehennem'de, katiller ile aynı derecede (tabakada) bulunacaklardır.”

“Allahü teala faiz yiyene, yedirene, faiz işinin kâtipliğini yapana ve bunun için şahitlik yapana lanet eylesin.”

“Elinin emeğinden helal yiyen kimse için Cennet kapıları açılır. İstediğinden girer.”

Bir kimse; “Ya Resulallah! Dualarımın kabul olması için Allahü tealaya dua ediniz.” deyince Hazreti Resulullah; “Eğer yaptığın duanın kabul olmasını istiyorsan, kazancını güzel yap! Helalinden kazan!” buyurdu.

İçkinin haramlığı: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Allahü tealaya ve ahiret gününe iman eden kimse, üzerinde içki içilen sofraya oturmasın.”

“İçki içen kimse için kıyamet gününde Allahü teala meleklere; “Onu tutunuz!” buyurur. Yetmiş bin melek onu yakalayıp yüz üstü sürükleyerek Cehennem'e atarlar.”

“Allahü teala kıyamet gününde, dünyada iken içki içmiş olan kimseye, dünyada içkiyi içtiği gibi, kaynar su, içirir.”

“Dünyada içki içen kimse tövbe etmedikçe, ahiretteki Cennet şerbetinden içemez.”

“Dikkat ediniz! Kim sarhoş olarak ölürse, sarhoş olarak kabre konulur. Allahü tealanın huzurunda sarhoş olarak durdurulur. Cehennem'in ortasında Sekran diye isimlendirilen bir dağ vardır. O dağda bir pınar vardır. O pınardan sadece kan akar. O sarhoş kimsenin yiyeceği ve içeceği sadece bu kandır. Vay şakinin (Cehennemlik olanın) hâline!”

“İçki içene bir lokma verene, Allahü teala, yılanları ve akrepleri musallat eder. Ona Cehennem'in, dimağı kaynatan sadîdinden (kaynamış irininden) yedirilir.”

Yemin-i facire (yalan yere yemin): Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Yalan yere yemin, memleketleri tahrip eder, ömürleri kısaltır.”

“Bir kimse, Müslüman bir kimsenin malını elde etmek için yalan yere yemin ederse, Allahü tealayı gazaplı olarak bulur.”

“Allah'tan başkası üzerine yemin eden, şirke düşmüştür.”

“Dört kimse vardır ki Allahü tealayı gazaplandırır: Çok yemin eden satıcı, hilekâr fakir, zina eden ihtiyar ve zalim devlet reisi.”

“Yalan yere yemin etmek malı yok eder, kazançta bereketi giderir.”

Gıybet ve nemime: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Miraç gecesi semaya götürüldüğüm zaman bir kavme uğradım ki etlerinden kesilip sonra da onlara, “Bunları yiyiniz! Kardeşlerinizin, yediğiniz etleridir.” deniyordu, Cebrail'e; “Ey Cebrail! Bunlar kimlerdir?” dedim. “Onlar, senin ümmetinden nemmam (koğucu, söz taşıyıcı) olanlardır.” dedi.”

“Kim iki kişi arasında nemime (söz taşımak) için yürürse, Allahü teala onun kabrine bir ateş musallat eder ki o ateş, kıyamete kadar o kimseyi yakar.”

Müslümanların arasını bulmak: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“İnsanların arasını ıslah edenlere ne mutlu! Onlar, kıyamet gününde Allahü tealaya yakın kimselerdir.”

“İki kişinin arasını ıslah eden kimse, şehit sevabı kazanır.”

“İki Müslümanın, birbirine üç günden fazla dargın durması helal değildir.”

Müdara (Dini ve dünyayı korumak için dünyalık vermek) ve ihtiyaçlarını gidermek: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“İmandan sonra aklın başı, insanlara müdara etmektir.”

“Kim bir Mümini sevindirirse, Allahü teala da kıyamet gününde onu sevindirir.”

“Müdara sadakadır.”

“Selam vermek ve güzel söz, Allahü tealanın af ve mağfiretini gerektiren şeylerdendir.”

“Kim bir Müslüman kardeşinin bir hacetini giderirse, Allahü teala da onun yüz hacetini giderir.”

Ana-babaya iyilik: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Allahü tealanın rızası, ananın ve babanın rızasındadır. Allahü tealanın gazabı da ana ve babanın gazabındadır.”

Resulullah'a, “Ya Resulallah! Babanın, çocuğu üzerindeki hakkı nedir?” diye sual edildi. “Babası yaşadığı müddetçe, çocuğunun ona itaat etmesidir.” buyurdu.

“Ana ve babaya sövmek, büyük günahlardandır.”

“Bir kimse, anne ve babasının yüzüne merhametle bakarsa, o kimseye kabul olunmuş bir hac sevabı yazılır.” “Ya Resulallah! Yüz bin kere bakılsa yine öyle olur mu?” diye sual edilince; “Evet, yüz bin kere bakılsa yine öyledir.” buyuruldu.

Çocuğun ana-baba üzerindeki hakkı: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Müminin çocuğu, ciğeri gibidir. Kendisinden önce vefat ederse, kendisine şefaatçi olur. Kendisinden sonra vefat ederse, kendisi için Allahü tealadan af ve mağfiret diler ve Allahü teala da onu mağfiret eder.”

“Çocuklarınız, Allahü tealanın size ihsanıdır. Dilediğine kız, dilediğine erkek verir.”

“Hangi erkek, hanımını döverse, Allahü teala onu, kıyamet gününde mahlukların önünde rezil ve rüsva eder. Öncekiler ve sonrakiler, herkes de onun bu hâlini görürler.”

“Evladınıza, yedi yaşına geldiği zaman namazı emredin. On yaşına geldiklerinde kılmazlarsa, el ile hafifçe dövün. On yaşında yataklarını ayırınız.”

“Kişinin çocuğunu terbiye etmesi, bir sa' sadaka vermesinden daha hayırlıdır.”

“Babanın çocuğuna duası, peygamberin ümmetine duası gibidir.”

“Kimin iki kız kardeşi veya iki kızı olur da onlara iyilik ederse, ben ve o, Cennet'te şu ikisi gibi olacağız.” (Resulullah böyle buyururken, işaret ve orta parmakları ile işaret buyurdu.)

“Çocuklarınıza ikram ediniz. Onları güzel terbiye ediniz.”

Karı-kocanın birbirlerine olan hakları: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Sizin en hayırlı olanınız, zevcesine (hanımına) karşı en iyi olanınızdır.”

“Cebrail, kadınlar üzerinde öyle durdu ki onları boşamanın haram olduğunu bildirecek zannettim.”

“Hangi kadın ki kocasının rızası ve izni olmadan evden çıkarsa, güneşin ve ayın üzerine doğduğu her şey ona lanet eder.”

“Kocasına; “Allahü teala sana lanet etsin.” diyene kadına, Allahü teala lanet eder.”

“Allahü teala, kendisine zenginlik verdiği hâlde çoluk çocuğuna cimrilik eden, onları darlık içinde geçindiren kimse bizden değildir.”

“Eğer bir kimsenin, Allahü tealadan başka birine secde etmesi emrolunsaydı, kadının kocasına secde etmesi emrolunurdu.”

“Kocasına yedi gün hizmet eden kadına, Allahü teala yedi Cehennem kapısını kapatır, sekiz Cennet kapısını açar. O kadın, dilediği kapıdan hesapsız olarak Cennet'e girer.”

Akrabaya iyilik: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Akraba ile alakayı, ilişkiyi kesen, Cennet'e giremez.”

“Selam ile de olsa, akrabalarınızı ziyaret ediniz!”

“Sevap bakımından en beğenilen taat sıla-i rahimdir (akrabayı ziyaret ederek onlarla görüşmek, hiç olmazsa mektupla veya selam göndererek alakayı devam ettirmektir. Onlara iyilik etmektir).”

“Sıla-i rahim, ömrü artırır.”

Hizmetçilere iyilik: Resulullah bir hutbelerinde; “... Ellerinizdeki kölelere de iyilik edin...” (Nisa suresi: 36) mealindeki ayet-i kerime hakkında buyurdular ki:

“Onlara yediriniz! Giydiğinizden giydiriniz! Onlara, güçlerinin yetmeyeceği işleri teklif etmeyiniz! Çünkü onlar da et ve kandır. Onlar da sizin gibidirler. Kim onlara zulmederse, ben o zulmedenin hasmıyım. Allahü teala da onların hâkimidir.”

Komşu hakkı: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Sizden en hayırlı komşu, komşusuna en iyi olandır.”

“Allahü tealaya ve ahiret gününe iman eden, komşusuna iyilik etsin, ikramda bulunsun!”

“Cebrail bana, komşu hakkından o kadar tavsiyelerde bulundu ki komşuyu komşuya vâris (mirasçı) yapacak zannettim.”

“Kim komşusuna haksız yere eziyet verirse, Allahü teala onu Cennet'in kokusundan mahrum eder. Onun yeri Cehennem'dir.”

Resulullah Hazreti Ali'ye buyurdu ki: “Ya Ali! Komşuna, evinin ehline, muaşerette bulunduğun (beraber olduğun) kimselere iyilik et! Sana yüksek dereceler ihsan olunur.”

“Kötülüklerinden komşusunun emin olmadığı kimse, Cennet'e giremez.”

Siraceddin Ali Uşî'nin kitaplarında bildirdiği; “Ben vefat ettikten sonra sizden birisi bana selam ederse, Cebrail bana gelir; “Ey Muhammed! Ümmetinden falan oğlu filan sana selam söylüyor.” der. Ben de; “Ve Aleyhisselam ve rahmetullahi ve berekatühu.” derim.” hadis-i şerifinin yazılı olduğu levha.

“Komşusuna ikram edene Cennet vacip olur.”

“Allahü tealanın, meleklerin ve bütün insanların laneti, komşusuna eziyet eden kimseyedir.”

“Kim, üç komşusu kendisinden razı olarak vefat ederse, Allahü teala onu af ve mağfiret eder.”

“Komşusunun aç yattığını bildiği hâlde kendisi tok yatan kimse, kâmil bir Mümin değildir.”

Fakirleri, yetimleri sevmek ve onlara iyilik etmek: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“En hayırlı ev, içerisinde yetim bulunup iyilik edilen evdir.”

“Kim bir Mümini giydirirse, Allahü teala da ona, kıyamet gününde bin hulle (Cennet elbisesi) giydirir, onun bin ihtiyacını giderir. Ona bir senelik ibadet sevabı yazar, gökteki yıldızlardan çok bile olsa günahlarını af ve mağfiret eder, ona vücudundaki her kıla karşılık bir nur verir, kabir azabını ondan kaldırır. Sırat Köprüsü'nü geçmeyi, azaptan emin olmayı nasip eder ve ona Cehennem'den kurtuluş beratı (nişanı) verir.”

“Kendi ayıbı ile uğraşan, kendisini başkalarının ayıpları ile meşgul olmaktan alıkoyan, helal yoldan mal kazanıp Allah yolunda harcayan, aşağı kimselere merhamet eden ve ilim ehli ile beraber olan kimselere merhamet eden ve ilim ehli ile beraber olan kimselere ne mutlu!”

“Kim bir yetimi, küçüklüğünden büyüyünceye kadar terbiye ederse, Allahü teala, ondan türlü belaları, sıkıntıları kaldırır. Bu sıkıntılardan en hafifi, delilik, cüzzam ve barastır.”

İyilik yapmak: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Müslüman kardeşinin yüzüne tebessüm, sadakadır.”

“Dikkat ediniz! Müslüman kardeşini güler yüz ile karşılaman, kabında bulunan suyu onun kabına dökmen iyiliktendir.”

“İki haslet vardır ki pek yüksektirler: Allahü tealaya iman ve Müslümanlara faydalı olmak.”

Misafir ve misafirlik: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Misafirlik üç gündür. Üç günden fazlası sadakadır.”

“Resulullah Efendimiz Cebrail Aleyhisselam'dan şöyle nakletti: Misafir, Mümin kardeşinin evine girdiği zaman, onunla beraber bin bereket ve bin rahmet girer. Allahü teala o ev ehlinin günahlarını mağfiret eder. İsterse günahları, denizlerdeki köpüklerden ve ağaçlardaki yapraklardan daha çok olsun. Allahü teala, onlara bin şehit sevabı verir. Misafirlerin yediği her lokmaya karşılık, onlara bir hac ve umre sevabı yazar ve onlar için Cennet'te bir şehir bina eder.”

“Misafirine ikram etmeyen, bizden değildir.”

“Kim, gösteriş ve şöhret için bir şey yedirirse, Allahü teala ona, Cehennem sadîdinden (kaynamış irin) yedirir.”

Su vermek ve yemek yedirmek: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Susuz kalmış bir Mümine su içiren kimseye, Allahü teala Cennet şerbeti içirir.”

“Herhangi bir Mümin, bir susamışa su içirirse, ahirette Allahü teala ona benim havzımdan içirir.”

“Bir Mümin, bir açı doyurursa, Allahü teala da onu, Cennet yemekleriyle doyurur.”

“Yemeklerinizi takva sahiplerine yediriniz.”

“Allahü tealanın rızası için aç bir kimseyi doyurana, Cennet vacip olur.”

“Kim, (memleketinden uzak düşmüş, yabancı) garip bir kimseye bir içim su verirse, Allahü teala onun, dünya ve ahirette yetmiş ihtiyacını giderir.”

Gemini said

Yiyecekler: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Bir topluluk, ekmeği hafif görürse, Allahü teala onlara musibet olarak açlık verir.”

“Ekmek ikram ediniz. Ekmekte, gökten inen ve yerden çıkan bereket vardır.”

“En iyi yemeğiniz ekmek, en iyi meyveniz üzümdür.”

“Kabağa iyi sarılınız! Çünkü o, kalbe ferahlık verir ve dimağı kuvvetlendirir.”

“Zeytin yiyin. Çünkü o, aklı kuvvetlendirir.”

“Nar yiyiniz. Ondan mideye düşen her tane, kalbi parlatır.”

Yolculuk ve garipler (gurbette bulunanlar): Hadis-i şerifte bu hususta buyuruldu ki:

“Müslümanın, dini kendi dini gibi olan bir hanımı, hayırlı evladı, salih arkadaşları ve rızkını memleketinde temin etmiş olması saadettendir.”

Yeme adabı hakkında: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Müminin alameti üçtür: Oruç tutmayı tercih ettiği için yemesi azdır. Allahü tealayı zikri (hatırlamayı) tercih ettiği için lüzumsuz sözü azdır. Gece namaz kılmayı tercih ettiği için uykusu azdır.”

“Kim sofradaki kırıntıları yerse, rızkı geniş ve bol olur. Çocuğu ve torunu ahmaklıktan korunur.”

“Allahü tealanın en razı olduğu yemek, yiyenlerin çok bulunduğu yemektir.”

“Sizden birisi yemek yemek istediği zaman, Bismillahirrahmanirrahim desin ve önünden yesin.”

“Kim yemek yer ve yemeyi tuz ile bitirirse, Cennet'e girer.”

Bina yapmak ve ağaç dikmek: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Bir Müslüman, bir şey eker, ondan bir insan, kuş veya herhangi bir hayvan yerse, o yenilen şey, o kimse için sadaka olur.”

“Bina yapmakta haramdan sakınınız. Çünkü haram, haraplığın ve yıkıklığın temelidir.”

“Lazım olmayan ve ihtiyaç olmayan her bina, sahibi için vebaldir.”

“Kim bir mescit yaparsa, Allahü teala, Cennet'te onun için bir köşk bina eder.”

Uzlet (yalnızlık) ve afiyet: Bu hususta hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Diline sahip ve evi geniş olan, hata ve günahından dolayı ağlayan kimseye ne mutlu.”

“Yalnız başına olmak, kötü kimse ile beraber oturmaktan daha hayırlıdır.”

“Salih arkadaş, yalnızlıktan hayırlıdır.”

“Cennet'in ortasında ikamet etmek isteyen, cemaatten ayrılmasın. Çünkü şeytan, tek kişi iledir.”

“Allahü tealadan af ve afiyet iste.”

“Kişinin, kendisini ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.”

Kanaat: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Kanaatkâr ol, insanların en şükredicisi olursun.”

“Kanaat, bitmeyen bir hazinedir.”

“İslam ile şereflenen, hayatı için kâfi nafakaya sahip olan ve bunda kanaat eden kimseye ne mutlu.”

“Müminlerin en hayırlısı, kanaatkâr olanı; en kötüsü de tamah sahibi olanıdır.”

“Duanın en hayırlısı, gizli olanı, rızkın en hayırlısı, kâfi olanıdır.”

“Cebrail bana; “Hiçbir nefis, rızkını tamamlayıp bitirmedikçe ölmeyecektir.” dedi.”

“Sizden birisinin dünyadan edindiği, yolcunun azığı kadar olsun.”

“Azığına razı olmayan kimsenin kalbi meşgul olur, nefsini yorar. Ahirette, mizanda (amellerin tartılması sırasında) hüsrana uğrar.”

Hırs ve tamah: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Dikkat ediniz! Kim, Müslüman kardeşinin malına tamah ederse (onda gözü varsa) malının bereketi gider.”

“İnsanlar üzerinde öyle bir zaman gelecek ki o zaman, dünyaya en düşkün olanları, yaşlıları, ihtiyarları olacaktır.”

“Âdemoğlunun altından iki vadisi olsaydı bir üçüncüsünü daha isterdi. Âdemoğlunun (gözünü) sadece toprak doldurur.”

“Emellerinizi kısa yapınız. Allahü tealadan nasıl hayâ edilmesi gerekiyorsa, öylece hayâ ediniz.”

Bir hadis-i kutside Allahü teala buyuruyor ki: “Ey Âdemoğlu! Az ile kanaat etmezsen, çok ile de doymazsın.”

Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Dünya çöplüktür. Onun talipleri, (ona gönül verenler) köpeklerdir.”

Birisi Resulullah Efendimize gelerek; “Beni Allahü tealaya yaklaştıracak bir şey öğret.” dedi. Resulullah Efendimiz; “Kızgınlığını söndür.” buyurdu.

Tevekkül: Bu hususta Peygamberimiz buyurdular ki:

“Allahü tealanın hükmüne rıza göstermek, Âdemoğlunun saadetindendir. (Saadet, Cennetlik olmak demektir.) Allahü tealanın hükmüne kızmak, Âdemoğlunun şekavetindendir. (Şekavet, Cehennemlik olmak demektir.)”

“Eğer Allahü tealaya hakkıyla tevekkül etmiş olsaydınız, kuşların rızıklandığı gibi, siz de rızıklanırdınız.”

“Kim insanların en kuvvetlisi olmak isterse, Allahü tealaya tevekkül etsin.”

“Kulda şu beş haslet bulunmadıkça, imanı kâmil bir kul olamaz: Allahü tealaya tevekkül etmek. Allahü tealaya tefviz (Helal ve faydalı şeyleri kazanmaya çalışmak, fakat onlara kavuşmayı Allahü tealadan beklemek). Allahü tealanın emrine teslim olmak. Allahü tealanın hükmüne rıza göstermek. Allahü tealadan gelen bela ve musibetlere sabır ve tahammül etmek.”

Birisi Resulullah Efendimize gelip; “Ey Allah'ın Resulü! Bana kısa bir nasihatta bulun?” deyince Resulullah Efendimiz; “Senin hakkında hükmettiği herhangi bir şeyden dolayı Allahü tealayı suçlama!” buyurdu.

Tedbir (Bir işte başarılı olmak için lazım olan hazırlık), meşveret (istişarede bulunma, danışma) ve nasihat: Bu hususta Peygamberimiz buyurdular ki:

“Müslümanların birbirine nasihat etmeleri ve birbirlerine merhametli olmaları gerekir.”

“Müslümanın, Müslüman üzerinde altı hakkı vardır: Biri diğerini davet ettiği zaman, davetine icabet etmek. Hastalandığı zaman, ziyaret etmek. Vefat ettiği zaman, cenazesinde hazır bulunmak. Karşılaştığı zaman selam vermek. Nasihat istediği zaman, nasihat etmek. Aksırıp elhamdülillah deyince yerhamükellah demek.”

“Tedbir, hayatın, yaşamanın yarısıdır.”

“Akıl sahipleri ile istişare ediniz. Böylece doğruyu bulursunuz. Onlara karşı gelmeyiniz. Yoksa, pişman olursunuz.”

“Üç kimseye azap yoktur: Müslümanlara nasihat edene, hayrı gösterene, Allahü tealanın taksimine rıza gösterene.”

Dilin muhafaza edilmesi: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Allahü tealaya ve ahıret gününe iman eden, ya hayır söylesin yahut sussun!”

Resulullah Efendimiz, Hazreti Ebu Zer'e; “Sana, bedene çok kolay, dile de hafif gelen, fakat mizanda (ahirette tartılırken) çok ağır gelen bir ibadeti bildireyim mi? Susması uzun olmak ve güzel ahlâk.” buyurdu.

“Dilini hayırdan başkasından muhafaza et. Çünkü sen, bununla şeytanı mağlup edersin.”

“Ey Allah'ın Resulü! Kurtuluş hangi şeydedir?” denilince; “Diline sahip ol!” buyurdu.

“Yerine getiremeyeceğin bir vaadi (sözü) kardeşine yapma!”

“Çok konuşanın hatası çok olur. Hatası çok olanın ise günahları çok olur. Günahı çok olan da Cehennem'e layıktır.”

“Allahü teala, dilini muhafaza eden kimsenin ayıbını örter.”

“Düşmanlık ve asabiyet (kızgınlık) ile söylenen söz, damlayan bir kan gibidir.”

Doğruluk ve yalan: Birisi Resulullah Efendimize geldi. “Üç günaha tutuldum. Onları terk edemiyorum. Zina, yalan söylemek ve içki içmek.” dedi. Resulullah Efendimiz ona, “Yalanı benim için terk et.” buyurdu. O kimse kabul edip Resulullah'ın huzurundan ayrıldı. Yine, zina yapma durumu ile karşı karşıya kaldı. Fakat kendi kendine: “Eğer zina yaparsam, Resulullah da bana; “Zina ettin mi?” diye sorarsa, ben de; “Evet.” dersem, bana had cezası vurur (ceza verir). Eğer; “Hayır zina yapmadım.” dersem, O'na verdiğim ahdi (sözü bozmuş olurum.” deyip zinayı terk etti. Sonra içki içme durumu ile karşı karşıya kaldı. Yine kendi kendine aynı şeyleri düşünerek onu da terk etti.

Resulullah Efendimiz buyurdu ki:

“Doğruluğa sarıl! Çünkü doğruluk, iyiliğe götürür, iyilik ise Cennet'e götürür.”

“Yalandan sakınınız! Çünkü yalan, kötülüğe götürür, kötülük ise Cehennem'e götürür.”

“Sözün afeti, yalan söylemektir.”

“Yalancı şahitlik yapan, kıyamet günü, dili Cehennem'e sarkıtılmış olarak diriltilir.”

“Yalancı şahitliği, ancak münafık yapar.”

Akıllı kimse: Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

“Ahmakla beraber olmayınız! Akıllıdan da ayrılmayınız!”

Affetmek, kızgınlığı söndürmek, hilm (yumuşaklık): Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Gazaba gelen (sinirlenen) bir kimse, dilediğini yapmaya gücü yettiği hâlde kızgınlığını söndürür, yumuşak davranırsa, Allahü teala onun kalbini emniyet ve iman ile doldurur.”

“Kişi, hilmi (yumuşaklığı) sebebiyle gündüzleri oruç tutup gecelerini ibadetle geçiren kimsenin derecesine yükselir.”

“Allahü teala, asla bir kimseyi cehaletle aziz kılmaz. Hilm (yumuşaklık) ile de bir kimseyi zelil kılmaz.”

“Kıyamet gününde, “Nerede Allahü tealanın kendilerine ücretlerini vereceği kimseler?” diye nida edilir. Bunun üzerine, insanları affedenler kalkarlar ve Cennet'e girerler.”

“İslam'ın süsü hilm, Kâbe-i Muazzama'nın süsü, tavaf ve tesbihtir.”

“Bir kimse Allahü tealanın rızası için gazabını (kızgınlığını) giderirse, Allahü teala da kıyamet gününde ondan azabını kaldırır.”

Tevazu (Alçak gönüllü olmak), kibir (Kendini başkalarından üstün görmek) ve ucub (Yaptığı ibadetleri iyilikleri beğenip bunlarla övünmek): Bu hususlardaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Allah için tevazu göstereni, Allahü teala yükseltir.”

“Kim Allahü tealaya karşı kibirlilik yaparsa, Allahü teala onu öyle alçaltır ki onu esfel-i safiline (Cehennem'in en aşağı tabakasına) düşürür.”

“Eşyasını kendi taşıyan kimse, kibirden uzak olur.”

Cömertlik ve cimrilik: Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Müslümanda şu iki şey bulunmaz: Cimrilik ve kötü zan.”

“Cimri ve yaptığı iyiliği başa kakan kimse, tövbe etmedikçe Cennet'e giremez.”

“Cimri kimse, Allahü tealadan, insanlardan, Cennet'ten uzak ve Cehennem'e yakındır.”

Hayâ: Bu hususta Peygamberimiz buyurdular ki:

“Hayâ imandandır, iman da Cennet'tedir.”

“Dört şey Peygamberlerin sünnetlerindendir: Koku sürünmek, evlenmek, misvak kullanmak ve hayâ.”

“Hayânın hepsi hayırdır.”

“Hayâ, hayır getirir.”

“Bu ümmetten ilk kaldırılacak şey, hayâ ve emanettir.”

“Hayâ ile iman, beraberdirler. Biri gidince diğeri onu takip eder.”

Emanet ve hıyanet: Bu hususta Peygamberimiz buyurdular ki:

“Kim, garip (memleketinden uzakta bulunan) kimseyi aldatırsa, şefaatime ve sevgime kavuşamaz.”

“Emanet rızkı, hıyanet fakirliği çeker.”

“Sana güvenen kimseye, emaneti eda et. Sana hainlikte bulunan kimseye hainlik etme!”

“Bizi aldatan, bizden değildir.”

“Kim bir Mümini alış verişte aldatırsa, kıyamet günü Yahudilerle beraber haşrolunur. Çünkü Yahudiler, insanlar arasında Müslümanlara en fazla hile yapanlardır.”

“Ateşin odunu yemesi gibi, kin ve haset de iyilikleri yer.”

“Dikkat ediniz! Allahü tealanın nimetlerinin düşmanları vardır.” “Allahü tealanın nimetlerinin düşmanları kimlerdir?” diye sorulunca; “Allahü tealanın kendilerine olan lütuf ve ihsanından dolayı insanları kıskananlardır.” buyurdu.

Mahlukata merhamet: Bu hususta hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Merhametli olanlara, Rahman (Allahü teala) merhamet eder.”

“Sizden birisi, kendisi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemedikçe kâmil bir Mümin olamaz.”

“Nefsin için istediğini, insanlar için de iste, kâmil bir Mümin olursun.”

“Allahü tealanın, kalbine, insanlara karşı merhamet koymadığı kimse, hüsranda, ziyanda olan, muradına nail olamayan kimsedir.”

“Merhamet, ancak Cehennemlik kimselerde bulunmaz.”

“Kalbler, kendilerine iyilik eden kimselere sevgi ve kendilerine kötülük yapanlara buğz etme tabiatı üzere yaratılmıştır.”

“Ümmetimin, ümmetime en merhametlisi Ebu Bekr, din hususunda en şiddetlisi Ömer, en hayâlısı Osman, onların cömert ve cesur olanı Ali'dir.”

“İnsanların en iyisi, insanlara faydalı olanıdır.”

Hadis-i kutside Allahü teala buyurdu ki: “Merhametimi isteyen, mahlukatıma merhamet eylesin.”

Güzel ahlâk: Bu hususta hadis-i şerifte buyuruldu ki:

Resulullah'a, “Cennet'e en çok ne ile girilir?” diye sorulunca; “Takva (Haramlardan sakınmak) ve güzel ahlâk ile.” buyurdular. Yine Resulullah'a; “İnsan en çok ne ile Cehennem'e gider?” diye sorulunca; “Karnı (midesi), ferci ve kötü ahlâkı ile.” buyurdular.

“Güzel ahlâk, kişinin saadetindendir.”

“Güzelin de güzeli, güzel ahlâktır.”

“Güzel ahlâkın güzelliği gibi güzellik yoktur.”

“Kişi güzel ahlâkı sebebiyle gündüzleri oruç tutup geceleri ibadet eden kimsenin derecesine erişir.”

Sabır: Bu hususta hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“İstenmeyen şeylere karşı sabırlı olmakta çok hayır vardır.”

“Sabrın sevabı, tahammül gösterilen sıkıntı miktarına göredir.”

“Kocasının kötü ahlâkına sabreden kadına, Allahü teala, Asiye binti Müzahim'in sevabı kadar sevap verir.”

Hadis-i kutside Allahü teala buyuruyor ki: “Bir kulumun malına veya çocuğuna veya bedenine bir musibet (bela, sıkıntı) veririm de o kulum bu musibeti güzel bir sabırla karşılarsa, kıyamet gününde onun amellerini tartmak için mizan kurmaktan, onun divanını, amel defterlerini yaymaktan hayâ ederim.”

Şükür: Bu hususta Peygamberimiz buyurdular ki:

“Kime bir iyilik yapılır, o da; “Cezakellahü hayren.” (Allahü teala seni hayırlarla mükâfatlandırsın) derse, ona çok güzel bir dua yapmış olur.”

“İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü tealaya şükretmemiş olur.”

“Nimeti insanlara bildirmek (tahdis-i nimet) şükürdür.”

“Allahü teala, kulunun yiyip içip sonra da bunlardan dolayı Allahü tealaya hamdetmesinden hoşnut olur.”

“Nimetlere insanların en layıkı, onlara en çok şükredenidir.”

Fakirlik: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Cennet'in kapısında durdum. Cennet'te bulunanların çoğunluğunun fakir olduğunu gördüm.”

“Bana bir melek gelip; “Ey Muhammed! Rabbin sana selam söylüyor, isterse Mekke vadisini onun için altın yaparım.” buyuruyor deyince Ben de; “Ey Rabbim! Bir gün doyup sana hamd ederim, bir gün aç kalıp şükrederim.” dedim.”

“Eğer dünyanın, Allahü teala katında sivrisinek kanadı kadar bir kıymeti olsaydı, dünyada kâfire bir içim su vermezdi.”

“Dünyanın zillet ve meşakkatine, zorluk ve sıkıntılarına aldırmayınız. Çünkü dünyanın zillet ve meşakkati, sahibi için; ahirette izzet, kıymet, hürmet, saygı, ikram ve rahatlıktır.”

Mal: Hadis-i şeriflerde bu hususta buyuruldu ki:

“Her kavmin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi, maldır.”

“İyi mal, salih kimse için ne iyidir.”

“Ey Âdemoğlu! Benim malım, benim malım dersin. O maldan senin olan; yiyerek yok ettiğin, giyerek eskittiğin ve Allahü tealanın rızası için vererek sonsuz yaşattığındır.”

Sultan hakkında: Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

“Kıyamet gününde Allahü tealanın en sevdiği ve O'na en yakın olan, adil devlet reisidir.”

Tövbe ve istiğfar: Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“En faziletli dua istiğfardır.”

“Can gargaraya gelmeden önce tövbe eden kimsenin tövbesini, Allahü teala kabul eder.”

“Günahın kefareti pişmanlıktır.”

Sünnet ve bidat: Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Sünnetime ve Hulefa-i Raşidîn'in sünnetine yapışınız, sımsıkı sarılınız!”

“Kim sünnet ve cemaat üzere bulunursa, Allahü teala, onun attığı her adımına karşılık on hasene (sevap) verir ve onu on derece yükseltir.”

“Tevhit ehli olan ümmetim benden sonra yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Yetmiş ikisi, bidat ve dalalet ehlidir. Bunlar, Cehennem'e gider. Diğer bir fırka ise Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat'tir. Bunlar, Cennet'e giderler.”

“Ümmetim dalalet üzere birleşmez, ihtilaf gördüğünüz zaman, Sivad-ı a'zam'a (Ehl-i Sünnet âlimlerinin söz birliği ile bildirdikleri Ehl-i Sünnet yoluna) yapışınız.”

“Sünnet-i seniyyeye uygun olarak yapılan az bir amel, bidat bulunan çok amelden hayırlıdır.”

Selam: Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Binekte olan yürüyene, yürüyen oturana, az olan çok olana selam verir.”

“Selam, kelamdan (sözden) öncedir.”

“Birbirinize selam veriniz! Birbirinize yiyecek ikram ediniz! Akrabanızın haklarını gözetiniz! Gece herkes uyurken namaz kılınız. Bunları yaparak, selametle Cennet'e giriniz.”

“Hane ehline selam ver. Evinin bereketi çok olur.”

“Bir kul, bir meclisten ayrılırken selam verirse, Allahü teala onun bedenindeki her kıla karşılık bin hasene (sevap) yazar. Onun bin günahını yok eder, o meclis, kıyamete kadar onun için af ve mağfiret diler.”

Emr-i ma'rûf (iyiliği emretmek), nehy-i münker (kötülükten sakındırmak): Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Sizden kim bir kötülük görürse, ona eliyle mâni olsun! Buna gücü yetmezse, diliyle mâni olsun! Buna da gücü yetmezse, kalbiyle o işi beğenmesin!”

“Acı bile olsa, hakkı söyle!”

“İmanında veya ibadetinde bidat, bozukluk bulunan bir kimseye, Allah için sert bakanın kalbini Allahü teala imanla doldurur.”

“Kim bidat sahibine kıymet vermez ve onu aşağı tutarsa, Allahü teala, kıyamet gününde onu en büyük korkudan kurtarır.”

“Kim iyiliği emreder, kötülükten nehyederse, o, yeryüzünde Allahü tealanın, kitabının ve Resulünün halifesidir.”

Gençler ve ihtiyarlar: Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Allahü teala, tövbe eden gençten çok razıdır.”

“Yaşlılara, ihtiyarlara saygı gösteriniz. Çünkü ihtiyarlara saygı, Allahü tealaya hürmettendir.”

“Büyüğüne saygı göstermeyen ve küçüğüne merhamet etmeyen bizden değildir.”

Hastalık ve ziyaret: Bu hususta Peygamberimiz buyurdular ki:

“Hastanın inlemesi, tesbih, Allahü tealayı zikirdir.”

“Bir yerde taun olduğunu duyduğunuz zaman, oraya girmeyiniz. Sizin bulunduğunuz bir yerde taun olursa, oradan çıkmayınız.”

Ölüm ve cenazeyi takip etmek: Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

“Kim bir cenazeyi takip ederse, Allah için yedi yüz gün oruç tutmuş gibi olur.”

“Kabir, ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur.”

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

“Güneş, Cuma gününden daha faziletli bir gün üzerine doğup batmadı.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası