İslam âlimlerinin büyüklerinden. İsmi Süfyan bin Sa'id bin Mesruk el-Ku fî, künyesi Ebu Muhammed veya Ebu Abdullah'tır. 95 (m. 715) senesinde Kufe'de doğmuş, 161 (m. 778)'de Basra'da vefat etmiştir. Tebe-i tabiînin büyüklerindendir. İlmini zamanındaki büyük âlimlerden öğrenmiştir. Aynı zamanda hadis ve fıkıh ilminde yüksek derecede olup müçtehitlerdendir. Mezhebi zamanla unutulmuştur. Fıkha dair bildirdikleri Mevsuatü fıkhi Süfyan es-Sev rî adıyla 1990'da Beyrut'ta yayınlanmıştır. Hadis, fıkh, tefsir ve tasavvuf gibi ilimlerde zamanın eşsizlerinden, haramlardan kaçıp, şüpheli şeyleri yapmamakta da nihayete erenlerdendi. Edep ve tevazuda (alçakgönüllülükte) benzeri azdı. Camiu'l-kebir, Camiü's-sagir ve Feraiz isimli kitapları ve Tefsir'i meşhurdur. Tefsiri 1983'te Beyrut'ta yayınlanmıştır. Mekke-i Mükerreme'ye gittiği zaman halk başına toplanır, bilmedikleri anlayamadıkları hususları ona sorarlardı. O hepsine teker teker cevap verir, müşküllerini hallederdi. Hafızası çok kuvvetli ve fevkalade idi. “Hafızam, kendisine tevdi ettiğim hiçbir şeyde bana ihanet etmedi.” buyurdu. Yani öğrendiğim hiçbir şeyi unutmadım demek istedi. Yirmi yıl geceleri uyumadı ve abdestsiz gezmedi. Ölümü hatırladığında kendinden geçerdi. Kime rastlasa; “Ölüm gelmeden önce ona hazırlan.” derdi. Süfyan-ı Sev rî'nin annesi ona hamile iken bir gün dama çıkıp komşuya ait bir turşuyu ağzına koymuştu. Bunun üzerine henüz ana rahminde bulunan Süfyan, kafasını şiddetle annesinin karnına vurdu. O anda annesi, yediği turşuyu komşudan izinsiz aldığını hatırlayıp, komşuya koştu. Onunla helalleşti. Süfyan-ı Sev rî ana karnında bile haram lokmayı kabul etmeyip, hep helal lokma ile büyüdü. Bir defa devrin halifesiyle namaz kıldı. Halife namaz kılarken sakalıyla oynuyordu. Süfyan namazdan sonra; “Ey Halife! Namaz kılarken lüzumsuz hareket yapılmaz. Yarın kıyamet günü böyle kıldığın namazları paçavra gibi yüzüne çarparlar.” buyurunca Halife; “Biraz yavaş konuş etraftakiler duyacaklar.” dedi. Süfyan; “Eğer böyle önemli bir meseleyi izah etmezsem, dinin emrini yerine getirmemiş olurum. Bu ise bana yakışmaz.” buyurdu. Bu söz halifeye çok acı geldi. Halife, kendisine başkalarının da söz söyleyememesi için darağacının kurulmasını ve aleme ibret için asılmasını emretti. Darağacının kurulduğu gün Süfyan, yanında Fu dayl bin İyad ve Süfyan bin Uyeyne varken uyuyordu. Bu iki büyük onun asılacağını öğrenmişlerdi. Birbirlerine; “Asılacağını uyanıncaya kadar bildirmeyelim.” derken işitti ve; “Ne konuşuyorsunuz?” buyurdu. Onlar da durumu Süfyan-ı Sev rî'ye anlattılar. O da; “Ben yaşamaya hevesli bir kimse değilim. Fakat, dünyada yarım kalan, yapmam lazım gelen işler var.” buyurdu. Gözleri dolu dolu oldu ve; “Ey Allah'ım! Onları şiddetli bir cezaya çarptır.” diye dua etti. Daha duası biter bitmez sarayın kubbesi çöktü. Halife Ca'fer ve adamları altında kalarak can verdi. Bunun üzerine o iki büyük zat; “Bu kadar çabuk kabul olunan bir dua işitmedik.” dediler. O zamanın en büyük âlimlerinden İmam-ı A'zam, Süfyan-ı Sev rî, Mis'ar bin Kedam ve Şüreyk halife tarafından kadı tayin edilmek isteniyordu. Lakin bunlar bu mesuliyetli işten çekiniyorlardı. Halife Mansur bunları yanına çağırttı. İmam-ı A'zam yolda giderken arkadaşlarına buyurdu ki: “Neticenin nasıl olacağını size tahmin edeyim mi? Ben bir çaresini bularak, Süfyan firar ederek ve Mis'ar kendini deli göstererek bu işten kurtuluruz. Şüreyk de kadı olur.” buyurdu. Nihayet yolda giderlerken, Süfyan-ı Sev rî; “Kadı tayin edilen kimse, bıçaksız boğazlanmıştır.” hadis-i şerifini düşünerek kaçtı, bir vapura sığındı. “Beni gizleyiniz zira beni boğazlayacaklar.” buyurdu. Onlar da kendisini gizlediler. Böylece kadı olmaktan kurtuldu. İmam-ı A'zam'ın buyurduğu gibi Şüreyk kadı oldu.
SON NEFES KORKUSU!
Süfyan-ı Sev rî'nin gençliğinde sırtı kamburlaşmıştı. Sebebinisordular. Onlara; “Üç üstada talebelik yaptım. Hepsi de zamanının en âlimleriydi. Sonradan anladım ki, ölüm zamanında üçü de dünyadan imansız olarak gitmişlerdi. Ben onların halini görünce, korkudan omurga kemiğim eğrildi. Hele üstadımın birine uzun seneler hizmet ettim, talebelik yaptım. Hiç bir edebi terk ettiğini görmedim. Dünyadan ahirete göçeceğiz zaman baş ucunda idim. Gözünü açıp; “Ey Süfyan! Bana ne olduğunu görüyor musun?” dedi. Ben de; “Ey üstadım, kendinizi nasıl buluyorsunuz?” dedim. O; “Beni dergahlarından kovuyorlar, kabul etmiyorlar. Sen buradan git, bize layık değilsin, diyorlar.” dedi. Süfyan-ı Sevri hazretleri sonra yanındakilerden Kur'an-ı Kerim istedi ve elini kitabın üzerine koyarak; “Şahit olunuz ki o, bu mushaftan ve içinde bulunanlardan nasipsiz öldü. Yahudi dinini seçti ve can verdi. Allahü teala dilediğini yapar.” dedi. Birisi Süfyan-ı Sev rî'ye iki altın gönderdi ve; “Babam sizin dostlarınızdan ve talebelerinizden idi. Bu iki altın, onun bana miras bıraktığı helal paradandır. Lütfen kabul ediniz.” dedi. Süfyan-ı Sev rî bu altınları çocuğuna verip geri götürmesini emretti. Şöyle buyurdu: “Onun babasıyla olan dostluğum ve muhabbetim Allah için idi.” dedi. Çocuğu, altınları iade edip gelince babasına; “Ey babacığım! Bizim çoluk çocuğumuz var, paraya da ihtiyacımız vardı. Bu durumda, siz yine o altınları kabul etmediniz.” deyince O da; “Ey oğlum! Sen yemeyi, içmeyi düşünüyorsun. Ben, Allah için olan muhabbeti verip de kıyamette zararını göreceğim dünya sevgisini düşünüyorum.” buyurdu. Bir zaman yanında bir kimse ile beraber Mekke'ye gidiyorlardı. Süfyan yolda hep ağlıyordu. Yanındaki kimse ona; “Günahların sebebi ile mi ağlıyorsun?” dedi. Süfyan; “Günahlarım çoktur. Lakin beni en fazla korkutan ve ağlatan şey acaba imanımı muhafaza edebilecek miyim korkusudur.” buyurdu. Mekke'ye vardıklarında hac esnasında bir genç Allah korkusuyla öyle bir “Allah” dedi ki dayanamadı ve düşüp vefat etti. Hazreti Süfyan-ı Sev rî bu hali görünce, gencin cesedinin yanına geldi ve; “Dört defa hac yaptım. Bunların sevabını senin ruhuna hediye ettim. Sen de bu söylediğin; “Allah” sözünden meydana gelen sevabı bana versen.” deyince gencin cesedinden; “Verdim.” sesi duyuldu. Süfyan-ı Sev rî'ye o gece rüyasında; “Sen çok kâr ettin. Eğer bu aldığını bütün Arafat'ta bulunanlara taksim etsen, hepsi zengin olurlardı.” denildi. Birisi şahit olduğu bir hadiseyi şöyle anlatıyor: Bir seher vakti zemzem kuyusunun yanında oturuyordum. Bir kimse geldi. Kuyudan bir kova su çekip, içti. Kalanını da bırakıp gitti. Yüzünde örtü olduğu için kim olduğunu da anlayamadım. Kovada kalan artığını içtim. Tadı badem ezmesi gibiydi. O ana kadar o lezzette bir şey içmemiştim. Bir seher vakti yine aynı yerde oturuyordum ki o yine geldi, kovayı doldurup kuyudan su çekti ve içip gitti. Artığını içtim. Tadı bal şerbeti gibiydi. Geri döndüğümde ise gitmişti. Başka bir sefer yine böyle oldu. Bu sefer tadı şekerli süt gibiydi. Bu sefer elbisesinden sıkıca tuttum; “Allah için söyle kimsin?” dedim. O; “Ben hayatta olduğum müddetçe kimseye söylemeyeceğine söz ver.” dedi. Ben de kabul ettim. “Ben Süfyan-ı Sev rî'yim.” dedi. Mahluklara karşı çok şefkatliydi. Bir gün çarşıda kafeste ötüp duran bir kuş gördü. Satın alıp salıverdi. Bu kuş her gece evine gelir namaz kılarken onu seyrederdi. Bazen de omuzuna konardı. Vefat ettiğinde yine geldi. Bulamayınca kabrine gidip üstüne kendini attı ve orada öldü. O esnada bir ses; “Allahü tealanın mahlukuna olan aşırı merhametinden dolayı, Süfyan'a Allahü teala çok merhamet etmiştir.” buyurdu. Bir gün elinde bulunan bir ekmekten hem kendisinin yediğini hem de yanında bulunan bir köpeğe yedirdiğini gördüler. “Niçin böyle yapıyorsunuz?” diye soranlara; “Sabaha kadar beni bekliyor, bende namaz kılıyorum.” cevabını verdi. Süfyan sade yaşamayı sever, az kanaat eder, fakirlere çok itibar gösterirdi. Süfyan-ı Sev rî dünyalık ele geçirmek için devlet adamlarına hizmet eden birine bu halden uzaklaşmasını, Allahü tealaya ibadet etmesini tavsiye etti. O kimse; “Ailemin geçimi ne olacak?” diye sorunca Süfyan; “Sübhanallah! Kendisine asi olduğun hallerde bile rızkını kesmeyen Allahü teala, kendisine itaatkar olduğun zaman rızkını vermez mi?” buyurdu. Süfyan, birisiyle birlikte evin kapısında duruyordu. Önlerinden süslenmiş bir adam geçti. Arkadaşı bu adama bakarken, Süfyan mani olup; “Eğer sizler bakmamış olsanız, böyle israf yapmazdı. Bunun israf günahına siz de ortak oluyorsunuz.” buyurdu.
MEĞER DOKTOR HASTA İMİŞ!
Bir gün arkadaşları; “Ey Süfyan! Güç ve takatinizin üzerinde ibadet ve nefsinizle mücadele ediyorsunuz. Nefsinize biraz merhamet etseniz yine muradınıza erersiniz.” dediler. Süfyan-ı Sev rî; “Ey kardeşlerim! Âlimlerden duydum ki: “Kıyamet günü Cennet ehli Cennet'e girip, makamlarına vardıklarında bir nur görürler. Öyle ki o nur Cennet'in yedi katını dahi aydınlatır. O kimseler zannedecekler ki bu nur Allahü tealanın cemalinin nurudur. Onun için secdeye kapanırlar. Sonra Allahü teala tarafından bir ses; “Siz başınızı secdeden kaldırın. Bu nur, Allahü tealanın cemalinin nuru değildir. Bir hurinin, sahibinin yüzüne karşı güldüğünde meydana gelen ve bu kadar yükselen nurudur.” deyince bu hurileri isteyenler kınanmazlarsa, Rabbini isteyenler nasıl kınanabilirler.” buyurdu. Birisi gelip; “Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde; “Çok et yenen bir hanenin halkından Allahü teala nefret eder.” buyuruyor. Buradaki hane halkından murat nedir?” deyince Süfyan-ı Sev rî; “Gıybet edenlerdir. Çünkü gıybet edenler başkalarının etini yemiş gibidir.” buyurdu. Süfyan-ı Sev rî'nin talebelerinden birisi sefere çıkacak olsa ona; “Eğer gittiğiniz yerlerde satılık bir ölüm görürseniz onu benim için satın alınız.” buyururdu. Vefatı yaklaştığında çok ağlıyordu. Bir zaman Süfyan-ı Sev rî hazretleri hastalandı. Bunun üzerine mütahassıs bir Hıristiyan doktor getirdiler. Doktor muayene edeceği şahsın Müslümanların büyüklerinden ve evliyasından olduğunu duydu. Süfyan gelen doktor ile tıp ve diğer ilimler üzerinde bir süre sohbet etti. Gelen şahıs tabip olmasına rağmen Süfyan-ı Sev rî'nin tıp üzerine verdiği malumatlar hiç duymadığı, bilmediği şeylerdi. Hayretler içinde kaldı. Daha sonra muayene etti. Muayeneden sonra; “Sizin akciğeriniz ve böbrekleriniz tamamen çalışmaz durumda. Bu haliyle bir insanın yaşaması imkansızdır.” dedi. Süfyan; “Allahü teala her şeye kadirdir.” buyurdu. Bunun üzerine Hıristiyan doktor; “Bir dinde, tıbben yaşaması mümkün olmayan bir insanın yaşaması, o dinin yanlış olmadığına açık delildir.” deyip hemen orada kelime-i şehadet getirip Müslüman oldu. Devrin halifesi bunu duyunca; “Ben sandım ki doktor hastanın yanına geldi. Meğer hasta doktora gönderilmiş.” dedi. “Ölmeyi çok arzu ediyordum. Lakin şimdi ölümümün nasıl olacağını bilemediğim için çok korkuyorum. Bu sefere çıkmak gayet güçtür. Başka seferlere çıkmak gibi bir asa ve bir su kabı yetmiyor.” deyince, dostları kendisine; “Cennet'i beğeniyor musunuz?” diye sordular. Bunlara cevaben; “Siz ne söylüyorsunuz? Benim gibi birine, hiç Cennet'i verirler mi?” buyurdu. Süfyan-ı Sev rî Basra'da hastalandı. Karnı ağrıdığından devamlı abdesti bozuluyordu. Abdestsiz ölmek korkusuyla o gece altmış defa abdest aldı ve hasta haliyle hep namaz kıldı. Vefatı yaklaştığında Hazreti Abdullah bin Mehdi'ye; “Beni yatağımdan indirip, yüzümü yere koyunuz. Çünkü vakit tamam oldu.” buyurduğunda Abdullah, Süfyan-ı Sev rî'ninyüzünü toprağa koyup, dostlara haber vereyim diye dışarı çıktığında herkesin hazırlanmış olarak beklediğini gördü. “Size kim haber verdi?” deyince, hepsi de; “Rüyada; “Haydi kalkın, Süfyan'ın cenaze namazına hazırlanın.” diye bir ses işittik.” dediler. Bazıları içeri girdi. Süfyan son anlarını yaşıyordu. Yastığının altından içinde bin altın bulunan bir kese çıkardı. “Bunu sadaka olarak dağıtın.” buyurdu. Orada bulunanlar hayret edip; “Allah! Allah! Bu zat, dünya malına kıymet vermez, yanında dünyalık bulundurmaz, hatta dünyalık olan hediyeleri de kabul etmez idi. Bu kadar para biriktirmesinin hikmeti nedir?” diye birbirlerine sordular. Onların söylediklerini işitince; “Bu para ile dinimi ve bedenimi korudum. Şeytan; “Elbisen ve yiyecek şeylerin yok, bunlar için dünyalık kazan!” diyene kadar vesvese vermiş ise de her defasında; “İşte altın.” diyerek bu altınları gösterdim ve onu başımdan defettim. Bu altınları ona karşı silah olarak kullandım.” dedi. Bundan sonra kelime-i şehadeti söyleyerek ruhunu teslim etti. Vefat ettiği gece; “Veravedinde hassasiyet sahibi olan Süfyan vefat etti.” diye bir ses duyuldu. Vefatından sonra kendisini rüyada görenler; “Efendim, mezar daracık bir yerdir. Hem karanlık hem de yalnızlıktır. Buna sabretmeniz nasıl mümkün oluyor?” diye sordular. Cevabında; “Benim mezarım Allahü tealanın izni ile çok genişledi ve Cennet bahçelerinden bir bahçe oldu ki o bahçede Cennet kuşları ötüşüyor.” buyurdu. Dostlarından biri kendisini rüyada görüp; “Allahü teala sana nasıl muamele eyledi?” diye sordu. Cevabında; “Allahü teala bana öyle ihsanda bulundu ki iki adımda Cennet'e vardım.” buyurdu. Diğer bir kimse, Süfyan'ı Cennet'te nurdan kanatlarla uçmakta olduğunu gördü. “Bu dereceye nasıl kavuştun?” diye sordu. “Dinin emirlerine uymakta çok hassas olmakla kavuştum.” buyurdu. Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır: “Her şeyin bir zekatı vardır. Bedenin zekatı da oruçtur.” Resulullah Efendimiz; “Her Müslümanın her gün sadaka vermesi lazımdır.” buyurunca Eshab-ı Kiram; “Ey Allah'ın Resulü! Buna kimin gücü yetebilir?” diye sordu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz buyurdular ki: “Müslüman kardeşinize selam vermeniz sadakadır. Hastasını ziyaret etmeniz sadakadır. Cenaze namazını kılmanız sadakadır. Yoldan ona eziyet veren şeyi kaldırmanız sadakadır...” “Meyyit (ölü) mezara konup, mezar başındakiler dağılırken, onların ayak seslerini işitir.” “Allahü teala nimetlerin kulunun üzerinde görmeyi sever.” “Allahü teala sizin suretlerinize, bedenlerinize bakmaz. Ancak O sizin kalblerinize bakar.” “Hilali gördüğünüz zaman oruç tutunuz. Hilali gördüğünüz zaman iftar ediniz (bayram yapınız). Eğer hava bulutlu olursa sayıyı otuza tamamlayınız.” “Sahur yemeği yiyiniz, zira sahur yemeğinde bereket vardır.” “İşçiye alnının teri kurumadan hakkını veriniz.” “Seha (cömertlik) kökü Cennet'te, dalları dünyada olan bir ağaçtır. Kim dünyada bu ağacın dallarına tutunursa, bu dal onu Cennet'e götürür. Buhl (cimrilik) de kökü Cehennem'de, dalları dünyada olan bir ağaçtır. Kim dünyada bu dallara tutunursa, bu dal onu Cehennem'e götürür.”
“Sabah namazını aydınlık zamanına (güneş doğmadan önceki) bırakınız. Çünkü bunun sevabı daha büyüktür.” “Misvak, ağız için temizlik ve Allahü tealanın rızasına sebeptir.” Süfyan-ı Sev rî'nin kıymetli ve hikmetli sözleri çoktur. Buyurdu ki: “Büyük bir kalabalık, bir yere toplansa ve; “İçinizden akşama kadar kim yaşayacak, bilsin.” dense, kimse bilemez. İşin şaşılacak tarafı şurasıdır ki, eğer o kimselere; “Öyleyse ölüm için gerekli hazırlığı yapan ayağa kalksın.” dense kimse ayağa kalkmaz. Bu gafletten kurtulmaya çalışmalıdır.” “Züht, yamalı elbise giymek, arpa ekmeği yemek değil, dünyanın faydasız şeylerine gönül bağlamamak ve uzun emel sahibi olmamaktır.” “Para, mal ve mülk, kişinin zahit olmasına mani değildir. Dünyalığı bulunmayan da zahit sayılmaz. Dünyanın faydasız şeylerine aşırı düşkünlük olup olmadığına göre hüküm verilir. Bir kimsenin elinde dünyalığı vardır, fakat zahittir. Bir kimsenin de dünyalığı yoktur, lakin zahit değildir. Mal, insanın silahı gibidir. Yani insan canını, sıhhatini, dinini ve şerefini mal ile korur.”
Tebe-i tabiînin büyüklerinden olan Süfyan-ı Sevrî hazretlerinin 1983 senesinde Beyrut'ta basılan tefsirinin kapak sayfası.
“Bir kimse, hep ölümü hatırlar, ömrünü ölüme ve ondan sonraki hayata hazırlanmakla geçirirse, kabri Cennet bahçelerinden bir bahçe olur. Ölümü hiç hatırlamaz, gafletle günleri geçerse, onun kabri Cehennem çukurlarından bir çukur olur.” “Rıza Allahü tealanın takdir ettiğine şükrederek kabul etmektir.” Birisi sana gelip “Sen ne mübarek bir zatsın.” bir başkası da; “Sen ne kötü ve aşağı bir kimsesin.” dese, sana birinci söz ikinci sözden daha hoş geliyorsa, anla ki fena bir kimsesin.” “Edep öğrenilmeden ilim öğrenilmez.” “Para, eskiden sevimsizdi. Ama şimdi müminin kalkanıdır.” “Harama düşmemek ve zaruri ihtiyaçlarını temin etmek için, elinde dünyalık bulunmasının zararı yoktur.” “Kendini iyi tanı. O zaman hakkında söylenenler sana zarar vermez.” “İlmine ve ameline güvenerek, bu haliyle kendini din kardeşlerinden üstün zanneden kimsenin ilmi de ameli de zayi olmuştur.” “Lüzumsuz yere konuşan zelil (aşağı) olur.” “İlim öğrenmenin ilk şartı, susmak ve edepli olmaktır. İkinci şartı, dikkatle dinleyip ezberlemektir. Üçüncü şartı, öğrendiği ile amel etmek, dördüncüsü de öğrendiği ilmi başkalarına öğretmek, herkese yaymaktır.” “Kötü işler hastalıktır. Âlimler ise hastalıklara ilaçtır. Âlimler bozulur yani kötü işlere bulaşırsa, hastaları kim iyileştirecek?”
GAFLET
“İlim, Allahü tealadan korkmak ve ona ibadet etmek için öğrenilir. İlim öğreten birini buldukça öğrenmeye devam ederiz.” “Haram para ile sadaka veren, cami yaptıran, hayrat yapan kimse, kirlenmiş elbiseyi idrar ile yıkayan kimseye benzer ki daha çok pislenir.” “Ana ve babaya, helal ve mubah olan işlerde itaat edilir. Haram ve şüphelilerde değil.” “Bir kimse Allahü tealanın bütün emirlerini yerine getirip kalbinde az bir dünya sevgisi bulunsa, kıyamet günü herkesin huzurunda; “Bakın bu filan oğlu filan kimsedir. Bu, Allahü tealanın kendisine sivrisineğin kanadı kadar kıymet vermediği dünyaya gönül verdi.” diyen ida edilir. Bu halden dolayı öyle mahcup olur ki yüz etleri dökülecek gibi olur.” “Bu zamanda helal lokma yemek zorlaşmıştır.” “İyi ve kötü amellerin kendilerine mahsus kokuları vardır. İyiliğin kokusu çok hoş, kötülüğün kokusu ise rahatsız edicidir. Kalbde kötülük yapmak için bir meyil olduğu anda kokusu, insanın yanındaki meleklere gelir. İyilik durumunda da iyi kokuyu hemen alırlar. Nasıl ki o melekler, sizi hiç rahatsız etmiyorlarsa, siz de onları rahatsız etmeyin.” “Yemeklerini toplu olarak bir sofrada yiyen ev halkına meleklerin dua ettiğini duydum. Bunlara Allahü teala rahmet eder.” “Bir din kardeşiniz sizi ziyarete geldiği zaman ona; “Yemek yer misin? Karnın aç mı? Bir şeyler getireyim mi?” diye sorulmaz. Hemen bir şeyler hazırlanıp getirilir yemezse kaldırılır.” “Sende olmayan meziyetleri söyleyerek seni metheden kimse, hiç şüphe yok ki sende olmayan günahı söyleyerek seni kötüler.” Bir kimsenin, dua ederken yalnız kendisine dua edip, ana babasına ve diğer Müslümanlara dua etmemesi, Kur'an-ı Kerim okumayı bildiği halde her gün en azından yüz ayet okumaması, camiye girdiği halde iki rekat olsun namaz kılmadan çıkması, kabristandan geçtiği halde mevtalara (ölülere) selam vermemesi, bir yerde yalnız olarak yaşıyorsa Cuma günü şehre geldiği halde Cuma namazı kılmaması, bulunduğu beldeye bir âlim geldiği halde onun ilminden hiç istifade edememesi, bir kişi ile dost olduğu halde ismini öğrenmeden ayrılması, bir tanıdığı kendisini davet ettiği halde davetine gitmemesi, gençlik çağı büyük bir fırsat olduğu halde zamanını boşa geçirmesi, kendisi tok ve komşusunun aç olduğunu bildiği halde ona bir şeyler vermemesi o kimsenin gafletindendir. “Ölüm her an gelebilir. Yarına kadar yaşayabileceğinizi zanneden bir kimse ölüm için hazırlıklı değildir. Allahü tealaya yapılan ibadetler, ölümü hatırlamaya işarettir. Günah ve kusur olan işler de, ölümü unutmuş olmanın alametidir.” “Dini ve imanı hakkında “Sonum ne olur?” diye söğüt yaprağı gibi titremeyen kimsenin sonu tehlikelidir.” “Allahü tealadan korkmakta, emirlerini yapmakta, ibadet etmekte ve O'nun yasak ettiklerinden sakınmakta İmam-ı A'zam'dan daha üstün kimse görmedim.” “Ey insan! Senin bütün sermayen, dünyadaki birkaç günlük ömründür. Bu günler mutlaka gelip geçecek, hatta bir çoğu geçmiştir. O halde hiç olmazsa geride kalanlarının kıymetini bil.” “Kişinin Allah'tan korkmak, haramlardan uzak durmak, şüphelilerinden sakınmak ve sabırlı olmak gibi güzel huylara sahip olması, ilmi Allah rızası için öğrendiğinin alametidir.” “Allahü teala, sevdiği bir kuluna hiçbir zaman düşman olmaz. Düşmanını da hiçbir zaman dost edinmez.” Süfyan-ı Sev rî'nin nasihatleri de çoktur. Bunlardan biri şöyledir: Ey kardeşim! Her zaman ve her yerde doğru ol. Yalan, sözünde durmamak, emaneti yerine getirmemek gibi kötü huylardan çok sakın. Yalancı ve sözünde durmayanlarla düşüp kalkma. Çünkü böyle kimselerle beraber olmak günaha sebep olur. Yine sözlerinde ve işlerinde riyadan sakın. Çünkü riya (gizli) şirktir. Ucub'dan da kendini muhafaza et. Ucub, yaptığı ibadetleri, iyilikleri beğenerek bunlarla övünmektir. Ucub bulunan amel, Allahü tealanın katında makbul değildir. Fakat bunların Allahü tealadan gelen nimetler olduğunu düşünerek sevinmek ucub olmaz. Sen dinini, dini üzerine titreyen (Sünnet-i Seniyye'ye bağlı, ilmiyle amel eden) âlimlerden öğren. Çünkü dininde sağlam olmayıp, ilmiyle amel etmeyenlerin hali; hasta olup, kendisini tedavi eden ve kendine bir çare bulmaktan âciz olan tabibin haline benzer. Böyle bir tabip, insanların hastalıklarını nasıl teşhis edip, iyileştirir? Onlara nasıl ilaç tavsiye eder? Çünkü o kendisi hastadır. İşte bunun gibi dini üzerine titremeyen, ilmiyle amel etmeyen bir kimse, senin dinine imanına zarar gelir diye nasıl titrer? Ne derecede titizlik gösterebilir?
Süfyan-ı Sevrî hazretlerinin Kitabü'l-Feraiz adlı eserinin Şam'da Zahiriye Kütüphanesi'nde bulunan yazma nüshasının unvan sayfası.
Aziz kardeşim! Dinin, senin etin ve kanın yerindedir. Kendin için ağla. Kendine merhamet et. Sen kendine acımazsan, başkası sana hiç acımaz. Senden dünya sevgisini giderip, ahirete hazırlık için teşvik eden kimselerle oturup, kalk. Dünya işine dalıp, ahireti unutanlarla düşüp kalkma. Çünkü onlar senin dinini, itikadını ve kalbini bozarlar. Sen ölümü çok hatırla. Geçmiş günahlarından dolayı çok istiğfar et. Kalan ömrün için Allahü tealadan seni muhafaza etmesini iste. Aziz kardeşim! Güzel edep ve güzel ahlâka iyi sarıl. Cemaate muhalefet edip, onlardan ayrılma. Çünkü hayır, cemaat iledir. Fakat cemaat dünyaya dalıp, dünyalarını mamur etmeğe çalışıyorlarsa, onlara uyulmaz. Dini hakkında senden bir şey soran her mümine yardımcı ol. Onlara yol göster. Onlara nasihatte bulun. Allahü tealanın beğendiği bir işte, seninle müşavere eden (sana danışan) bir kimseden hiçbir şeyi gizleme. Bir mümine hıyanet etmekten çok sakın. Kim bir mümine hıyanet ederse, Allahü teala ve Resulüne hıyanet etmiş olur. Mümin bir kardeşini Allahü tealanın rızası için sevdiğin zaman canını ve malını ondan esirgeme. Münakaşa ve mücadele de yapma. Haksızlık edip günaha girebilirsin. Her yerde sabırlı ol. Sabır, hayra ve iyiliğe, bunlar ise Cennet'e götürür. Hiddet ve gadaptan (öfkeden) da kendini muhafaza et. Bunlar insanı kötülüğe çeker. Kötülükler ise Cehennem'e götürür. Âlimlerle münakaşa yapma. Kıymetini düşürürsün. Âlimlerin yanına gidip gelmek rahmettir. Âlimlerle irtibatı kesmekten Allahü teala razı olmaz. Âlimler Peygamberlerin varisleridir. Zühde (dünyaya rağbet etmemeye) sarıl ki Allahü teala sana çok şeyler ihsan etsin. Veraya (şüphelilerden sakınmaya) yapış ki hesabın kolay olsun. Seni şüpheye düşüren şeyleri bırakıp, şüpheye düşürmeyen şeylere sarılırsan günaha düşmekten kurtulursun. İyiliği emret, kötülükten alıkoy, Allahü tealanın sevdiği kul olursun. Fasıkları sevme. Böyle yaparsan şeytanları kovmuş olursun. Dünyada kavuştuğun şeylerden dolayı sevinci ve gülmeyi azalt. Böylece Allahü tealanın nezdinde kıymetin olur. Ahiretin için çalış, dünyan için Allahü teala kafi olur. İçini, kalbini güzelleştirirsen, Allahü teala da dışını güzelleştirir. Hataların günahların için ağla, Refik-i a'lâ ehlinden olursun. Allahü tealadan gafil olma. Çünkü Allahü teala senden gafil değildir. Allahü tealanın senin üzerinde hakkı vardır. Onları yerine getirmen gerekir. Bu vazifelerden gafil olma. Kıyamet gününde onlardan hesaba çekileceksin. Vakar (ağırbaşlı) ve itidal sahibi ol. Bir işin ahiretin için muvafık (uygun) olduğunu görürsen ona yapış. Eğer ahiretin için muvafık değilse dur, ona yapışanların ne yaptıklarını ve ondan nasıl kurtulduklarını gör. Acele etme. Allahü tealadan, afiyet dile. Ahiretle alakalı bir şeye yöneldiğin zaman, senin ile onun arasına şeytan girmeden önce onu hemen yap, geciktirme! Çok yeme, yerken niyetsiz ve isteğin olmadan yeme (yemeği, sağlık ve sıhhat ve afiyet sahibi olup, daha iyi ibadet ve taat yapabilmek niyetiyle ye.). Karnını şişirme, Allahü tealayı zikredip, anmana mani olur. İnsanların elindekine düşkün olma. Çünkü bu insanın dinine zarar verir. İnsanların elindekine rağbet etme. Çünkü bu kalbi katılaştırır. Dünyaya düşkün olma! Dünyaya düşkün olmak, kıyamet günü insanın ayıbını ortaya çıkarır. Kalbi ve cesedi, günah ve hatalardan arınmış, eli zulümden uzak, kalbi kin, hile ve hıyanetten kurtulmuş, karnı haramdan boş olan kimselerden ol. Haram kazanç ile beslenen vücut Cennet'e giremez. Gözünü insanlardan çevir, ihtiyacın olmadan yürüme. Boş yere, sebepsiz konuşma. Senin olmayan şeyi alma. Kalan ömrün için, acaba dinime ve ahiretime bir zarar gelir mi diye kork, bunun hüzün ve endişesi içerisinde ol. Allahü tealaya taatta bulunan salih bir Müslümana buğzetme. Büyük küçük herkese merhametli ol. Akraban ile alakayı kesme. Sana gelmeyene, sen git. Akraban seninle alakayı kesseler de sen kesme. Sana zulmedeni affet, böylece Peygamberler ve şehitlerle beraber olursun. Çarşıya fazla girme. Çünkü çarşıda (çoğunlukla) iyi olmayan şeyler görülür. Çarşıda fazla kalma, ihtiyacını gör ve ayrıl. Oruca devam et. O, kötülük kapısını kapalı tutar, ibadet kapısını açar. Az konuş, kalbin yumuşak olur, katılaşmaz. Ekseriyetle suskun ol, vera sahibi olursun. Dünyaya hırslı olma, hasetçi olma, anlayışın süratli olur. Herkesi kötüleyici ve suçlayıcı olma, insanların dilinden kurtulursun. Şefkatli ve merhametli ol, herkes seni sever. Allahü tealanın yaptığı taksime razı olup, rızkından memnun olursan, gönlü zenginlerden olursun. Allahü tealaya tevekkül et. Kuvvetli olursun. Dünya ehli ile zenginlerden olursun. Allahü tealaya tevekkül et. Kuvvetli olursun. Dünya ehli ile onların dünya menfaatleri üzerinde münakaşa etme, o zaman seni Allahü teala ve insanlar sever. Mütevazi (alçakgönüllü) ol, salih amelleri tamamlamış olursun. Merhametli olursan, her şey sana merhametli olur. Kıymetli kardeşim! Günlerini, gecelerini ve saatlerini boşa geçirme, ahiretine hazırlık yap. Allahü tealanın rızasını kazanmaya bak. Bu da, Allahü tealaya ibadet ve taatle olur. Kıymetli kardeşim! Cömert ol. Bununla Allahü teala, senin hesabını kolay yapar. Çok iyilik yap. Kabrinde sana arkadaş olurlar. Haramlardan sakın, imanın tadını duyarsın. Takva ve vera ehli ile oturup kalk. Allahü teala ahiretini iyi yapar. Dinin ve ahiretin hususunda, Allahü tealadan korkan kimselerle istişare et, onlara danış. Hayırlı işlerde acele et. Allahü teala seninle ma'siyet (günahlar) arasına perde yapar. Allahü tealayı çok an, Allahü teala seni dünyaya düşkün yapmaz. Ölümü çok hatırlarsan Allahü teala sana dünya işini hafif kılar. Cennet'e kavuşmaya arzulu olursan, Allahü teala seni beğendiği işleri yapmağa muvaffak kılar. Cehennem'den korkarsan, dünya musibetleri sana hafif ve kolay gelir. Cennet ehlini seversen, kıyamet günü onlarla beraber olursun. Günah işleyen ve kötülük yapanları sevmezsen, seni Allahü teala sever. Müslümanlardan hiç kimseye kötü söz söyleme. Hiçbir iyiliği hor görme. Açıkta ve gizlide ilk işin Allahü tealadan korkup, yasakladığı şeylerden sakınmak olsun. Allahü tealadan şöyle kork: Ölmüşsün, kabirde başına gelenleri görmüşsün, sonra kıyamet kopup diriltilmişsin, sonra haşr olup, Allahü tealanın huzurunda durmuş dünyada yaptıklarından hesaba çekiliyor, bu sıradaki sıkıntılarla karşılaşıyor, sonra Cennet veya Cehennem'e gidiyorsun. Eğer Cennet'e gidiyorsan ebedî nimetlere kavuşuyorsun. Cehennem'e gidersen de çeşit çeşit azaplar göreceksin ve orada olup, kurtulma yok. İşte bütün bunları görüp, başına bir musibet gelmesinden nasıl korkuyorsan, Allahü tealadan da öylece kork.” buyurmuştur.