Osmanlı âlimlerinden. İsmi Süleyman bin Ceza'dır. Hayatı hakkında kaynak eserlerde malumat yoktur. Doğum ve vefat tarihleri belli değildir. Hicrî onuncu asırda yaşadığı bilinmektedir. Kıymetli kitaplar yazdı. Eyyühe'l-veled (Ey oğul) adındaki ilmihâl kitabı meşhur olup çok faydalıdır. Bu eserini, Hanefî mezhebindeki büyük İslam âlimlerinin kitaplarından derlemiştir. Hüccetü'l-İslam İmam-ı Gazalî'nin Eyyühe'l-veled ismindeki Ey oğul kitabı başkadır. Onu, Osmanlı âlimlerinden Mustafa Ali Efendi tercüme etmiş ve Tuhfetü's-sulehâ ismini vermiştir. Ayrıca Hadimî hazretleri de şerh etmiştir. Süleyman bin Ceza'nın 960 (m. 1552) yılında telif etmiş olduğu Ey oğul kitabı, İstanbul'da Hakikat Kitabevi tarafından muhtelif tarihlerde basılmıştır. Müellif, bu eserinin mukaddimesinde (önsözünde) buyuruyor ki:
“Elhamdü lillahi Rabbil âlemîn. Vesselâtü vesselâmü alâ Resulina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmain. Ey Oğul! Senin için üç yüz altmış hadis-i şerif, kırk dört haber ve dinimizin direği olan namazın yedi şartı, beş rüknü, yedi vacibi ve on dört sünneti, yirmi beş müstehabı ve on dört müfsidini, Hanefî mezhebi âlimlerinin kitaplarından toplayıp sana beyan ettim. Bunlarla amel edip feyz-ü necata dahil olasın! Bil ki bin doksan adabı, sen ve senin gibi Müslüman evlatları için topladım. Bunlar ile amel edersen, sana yeter. Eğer tembellik eder de Allahü tealaya asi olur, bunları terk edersen, dünyada esaret ve rezalete, ahirette azaba düçar olursun. Eğer bunlarla amel edip diğer din kardeşlerine de tavsiye edersen, senin için faydası olur. Sana hayır dua ederler. Hak teala hazretleri, inşaallah dualarını kabul eder. Zira kul, kulun duası ile affolunur.”
Ey Oğul kitabından seçilmiş bazı bölümler: Cami adabı bahsi: Dürer'de diyor ki: Hayızlı ve cünüp olanın camiye girmesi haramdır. Abdestsiz olanın girmesi mekruhtur. Camiye giden kimsenin her adımı için bir sevap verilir ve bir günahı affolur. Cami kapısına gidince evvela sağ ayağını içeri koy ve şu duayı oku: İlahî bize rahmet kapısını aç. Ve içeri gir. İçeride şayet adam varsa selam ver, adam yoksa yine şu şekilde selam ver: Esselamü aleyna ve alâ ibadillahissalihîn. Ve üç kere; Sübhanallahi velhamdü lillahi ve lâ ilahe illallahü vallahü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim. diyerek otur, tesbih ve tehlil eyle. Müezzin ezanı bitirince şu duayı oku: Allahümme rabbe hazihid daveti't-tammeti vesselâtil kaimeti ati Muhammedenil vesilete ve'l-fadilete ve'd-derecete'r-refi'ate veb'ashü makamen mahmudenillezi veattehu inneke lâ tuhlifül miad. Lâ havle ve lâ kuvvete illa billahi'l-aliyyi'l-azim. Namaz başlayınca imama uymaya niyet ettikten sonra uy ve arkasında dur.
Peygamber Efendimiz buyurdular ki: Hak teala rahmetini imama indirir, imamın arka, sağ ve sol tarafına da indirir. Bunun için imamın arkasına, sağ veya soluna durmaya gayret eyle! Her namazda imamın, ilk, yani iftitah tekbirine yetişmeye çok gayret eyle! Bunda çok büyük fazilet vardır. Çünkü Resulullah Efendimiz bir gün camiye gelerek buyurdu ki: Ey ümmetim! Sizin indinizde namazın evvelindeki tekbirin fazileti ne derece yüksektir? Hazreti Ali (kerremallahü vecheh) buyurdu ki: Benim indimde imam ile beraber alınan tekbirin fazileti, dünya dolusu kâfirleri cihad-ı fî sebilillah suretiyle öldürmekten daha faziletlidir. Hazreti Ebu Bekr-i Sıddîk: Eğer dünya dolusu altın veya gümüşüm olsa ve onların hepsini tasadduk eylesem, yani Allah rızası için fukaraya versem, imamla beraber alınan iftitah tekbirinin faziletine erişemem. dedi. Böylece, her Sahabi kendine göre bir cevap verdi. Nihayet, Sultan-ı enbiya buyurdu ki: Cebrail Aleyhisselam bana gelip dedi ki: Ya Muhammed (Aleyhisselam)! Hak teala buyurdu ki: Habibime müjde eyle, eğer denizler mürekkep olsa, bütün ağaçlar kalem olsa ve yer gök ehli kâtip olsalar ve kıyamet gününe kadar yazsalar, imam ile beraber alınan iftitah tekbirinin sevabının onda birini yazmaya kudretleri kâfi gelmez. Bütün şu hakikatler karşısında, sana düşen vazife, namazın evvelindeki iftitah tekbirini kaçırmamaktır. Uğraş ve dikkat eyle ki bu fazileti elden çıkarmayasın ve bundan da nasibin olsun.
Ayete'l-kürsi'nin fazileti: Resul-i Ekrem buyurdu ki: Bir kişi namazdan sonra hemen bir kere Ayete'l-kürsi'yi okusa, o ayet göklere doğru çıkıp ta Arş-ı a'lâya kadar gider ve orada durmadan hareket ederek der ki: “Ya Rabbî! Beni okuyan kulunu affet.” Hak teala hazretleri, mekandan ve cihetten münezzeh olarak azamet ve şanıyla buyurur ki: “Ey benim meleklerim, sizler şahit olun, namazdan sonra Ayete'l-kürsi'yi okuyan kulumun günahlarını affeyledim. Bilindiği gibi, Bekara suresindeki; Allahü lâ ilâhe illa hu.. ayetinin tamamına Ayete'l kürsi denir. Bu ayet-i kerimeyi ihlas ile okuyanın, insan ve hayvan haklarından ma'ada ve farz borçlarından başka günahları affolunur. Yani tövbeleri kabul olur. Yine Resul-i Ekrem buyurdu ki: Her kim namazdan sonra hemen Ayete'l-kürsi'yi okursa Hak teala o kula her harfi için kırk sevap verir. Şafiîler, farz namazını kılıp selam verince yerinden kalkmadan, Hanefîler ise son sünnetten sonra hemen okumalıdır.
Resulullah Efendimiz buyurdu ki: Her kim farz namazı bitirir bitirmez yerinden kalkmadan bir kere Ayete'l-kürsi'yi okuyup otuz üç kere Sübhanallah, otuz üç kere Elhamdülillah, otuz üç kere Allahü ekber derse hepsi doksan dokuz olur. Bir kere de Lâ ilahe illallahü vahdehu lâ şerike leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadir dese, Hak teala o kişinin günahlarını affeder. Şunu iyi bilmek lazım gelir ki Allahü teala hazretlerinin affettiği günahlar, yalnız kendisi ile o kulu arasında olan, tövbe etmiş olduğu günahlardır. İnsanların ve hayvanların haklarını Cenab-ı Hak affetmez. Bunlara tövbe ettikten sonra helalleşmek de lazımdır. Habib-i kibriya, diğer bir hadis-i şeriflerinde buyurdu ki: Hak teala hazretlerinin zatına mahsus olarak üç bin ismi vardır. Bunların içinden terazide en ağır geleni “Sübhanallahi ve bi hamdihi sübhanallahil azimi ve bi hamdihi”dir. Her kim, bunu namazdan ve tesbihlerden sonra on kere okursa her harfine on sevap verilir. Sonra imam ve cemaat ile beraber kollarını, bir miktar ileriye uzatıp ve göğüs hizasına kaldırıp avuçları tam açık olarak semaya çevirip dua et ve âmin de. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: Her kim namazdan sonra imam ile dua edip âmin dese, âmin kelimesinin harfleri dörttür, her harfine bir melek nazil olur. Bunlar ta kıyamet gününe kadar, bu kimse için dua ederler. Dua bitince ellerini yüzüne sürüp Velhamdü lillahi Rabbil âlemîn. de ve salavat ile Fatiha-i şerife oku.
Camide musafaha (El sıkmak): Ey Oğul! Camide yanında olan cemaatle musafaha et! Resulullah Efendimiz buyurdu ki: Ebu Süfyan'ın evinden ikindi vakti çıkıp camiye girdim. Boyu ve boynu uzun ve kaşları çatık bir kişi gelip dört rekat namaz kıldı. Ben mihraba yakın giderken o şahsa baktım. Namazı bitirince ellerini kaldırıp ağlayarak dua etmeye başladı. Ben de ellerimi kaldırıp âmin dedim. Duasını bitirdikten sonra elini bana uzattı ve elimi hafifçe tutup bana selam verdi. Ondan sonra elimi üç kere salladı, daha sonra camiden çıkıp gitti. Ben o şahsın bu hareketine taaccüb eyledim. Bundan sonra Resul-i Ekrem, Hazreti Ali'nin evine gitti ve bu işi olduğu gibi Hazreti Ali'ye anlattı. Bu esnada Cebrail Aleyhisselam geldi ve dedi ki: Ya Muhammed! Hak teala sana selam eder ve buyurur ki: “Camide elini tutanın kim olduğunu bildi mi? Resulullah Efendimiz; Hayır bilmedim. dedi. Cebrail dedi ki: O gördüğün yiğit, Hızır Aleyhisselam idi. Seni ziyaret etmeye gelmişti. Bunun üzerine Peygamberimiz buyurdu ki: Ya Ali! Hızır Aleyhisselam'ın sünneti sana vasiyet olsun. Yine buyurdu ki: Her kim, bir din kardeşi ile karşılaştığı zaman, el ayaları birbirine temas etmek üzere, musafaha ederse Hak teala ona Hızır sevabı verir. Ve her parmağına bir yıllık ibadet sevabı verilir. Musafaha edenler yerlerinden ayrılmadan, Hak teala her ikisini dahi af ve mağfiretine nail kılar. Musafaha her zaman yapılır. Yalnız namazlardan sonra musafaha yapmak mekruhtur. Musafaha ederken birbirine sarılmak, öpüşmek caiz değildir. Kadınların birbirleriyle yabancı erkeklerin göremeyecekleri yerlerde, musafaha etmeleri caizdir.
Ey Oğul! Camiden dışarı çıkarken; İlahî, bana fazlınla rahmet kapısını aç. deyip sol ayağınla dışarı çık. Çıkarken inşallah öğle namazına da geleceğim, diye niyet eyle. Şayet çok mühim bir mâni çıkıp gelemezsen, gelmiş gibi sevaba nail olursun. Eğer öğle namazını kılmışsan, ikindiye, ikindiyi kılmışsan akşama, akşamı kılmışsan yatsıya, yatsıyı kılmışsan, sabaha da gelmek için böyle niyet edersin. Çünkü Resulullah Efendimiz buyurdu ki: İyi ameller ancak niyete bağlıdırlar. Niyetsiz ibadet olmaz. Bir insan iyi bir amel işlemeye niyet etse, fakat o işi işlemek nasip olmasa, o kimseye niyetinin sevabı yazılır. Yine buyurdu ki: Namaz, dinin direğidir, kim namazını kılarsa dinini yaptı, kim namaz kılmazsa, dinini yıkmıştır. Zira namaz, bütün ibadetlerin en faziletlisidir. Hazreti Resulullah buyurdu ki: Namazı cemaatle kılmak, yalnız kılmaktan yirmi yedi derece efdaldir. Diğer bir hadislerinde; Özürsüz, evinde (yalnız) namaz kılan kişinin borcu ödenir, namazının sevabı noksan kalır. buyurmuşlardır. Namaz kılacağın vakit, vaktin evvelinde veya hiç olmazsa ortasında kılmak gerektir. Daha sonra kılarsan, borç ödenirse de sevabı olmaz. Vakit çıktıktan sonra kılınan namaz kaza niyetiyle kılınır. Resul-i Ekrem buyurdu ki: Miraç gecesinde bir kısım insanların hâline vâkıf oldum. Baktım ki onlar şiddetli bir azapla muazzeb oluyorlar. Cebrail Aleyhisselam'a sordum, bu taife kimlerdendir? (Yani niçin azap görüyorlar?) Cebrail Aleyhisselam cevaben; “Bunlar namazlarını vaktinde kılmayanlardır. buyurdu. Öyle ise namazını vaktinde kıl. Zira vaktin sonunda kılan borcunu öder. Fakat sevaba nail olamaz. Her kim cemaatle namaz kılmayı severse Hak teala hazretleri o kulunu sever, melekler sever. O kul daima Hak teala hazretlerinin rızasında olmuş olur.
Resulullah Efendimiz buyurdu ki: Bir kimse, sabah namazını cemaatle kılsa ve öğle vaktine erişemeden ölse, Hak teala o kulun, şirk, insan ve kul hakkından başka bütün günahlarını affeder. Öğle namazını kılıp akşama varmadan, akşamı kılıp yatsıya varmadan ölenlerin ayrı ayrı mertebeleri vardır. Beş vakit namazı cemaat ile kıl! Aciz olma! Kıyamet günü Hak teala hazretleri yedi kat yerleri, yedi kat gökleri, Arş'ı, Kürsi'yi, kuşları ve yeryüzünde olan bütün mahlukatı terazinin bir tarafına koysa ve bir vakit şartlarını gözeterek cemaatle kılınan namazın sevabını diğer tarafına koysa, namazın sevabı daha ağır gelir. Mümin olan kimse, cemaati terk etmez. Bir Mümin, beş vakit namazını, her gün cemaatle kılsa, yüz yirmi dört bin Peygambere aleyhimüsselam yetişmiş gibi sevaba nail olur. Sabah namazını cemaatle kılan bir kimse bin şehir fethetmiş gibi, öğle namazını cemaatle kılan, on iki yıl hep ibadet etmiş gibi, ikindi namazını cemaatle kılan kimse, on bin aç doyurmuş gibi, akşam namazını cemaatle kılan bin kere Kur'an-ı Kerim'i hatmetmiş gibi, yatsı namazını cemaatle kılan kimse, kâfirlere karşı yapılan muharebeye bin at göndermiş gibi ve bin kere Kâbe'yi tavaf etmiş gibi ve bin şehit namazı kılmış gibi sayısız hayırların faziletlerine nail olur. Bir Mümin, beş vakit namazın iftitah tekbirine erişse, Hak teala ona Cehennem azabından kurtuldun diye berat takdir buyurur. O kul, dünyadan çıkmadan Cennet-i a'lâda yerini görür. O kul üzerine Cenab-ı Hakk'ın rahmeti daimi olur. İlk Cennet'e girenlerle, Cennet-i a'lâ makamına hesapsız vasıl olur.
Resul-i Ekrem buyurdular ki: Sabah namazı ile yatsı namazını cemaatle kılmak çok sevaptır. Bu iki vakit namazı cemaatle kılmanın, ne derece bir fazilet ve ne büyük bir sevap olduğunu layıkı ile bilseler, bunu kimse terk edemezdi. Bu iki vakit namaza gidip cemaatle eda edilmesinde, diğer namazlardan ayrı bir hususiyet vardır. Bu hususiyet de şudur: Peygamberimiz zamanında birçok münafık vardı. Bunlar namaz dahi kılarlardı. Çünkü bunlar Müslümanlara, biz Müslümanız derlerdi. Bu münafıklar, yalnız gündüz namaza giderlerdi, gece namazlarına gitmezlerdi. Bu bakımdan, gece namazlarına gitmek, bir taraftan münafıklardan ayrılmak diğer taraftan da gündüz namazına gitmekten daha zor olduğu için fazileti, gündüz namazlarından çok daha üstündür. Cemaat ile namaz kılmakta, cemaat ne kadar kalabalık olursa namazın kabul edilmesi ve varacağı mertebeye varması da o kadar kolay ve süratli olur. Bunu dünya işleriyle de kıyas edebiliriz. Mesela bir âmirin makamına herhangi bir iş için bir kişinin gitmesiyle bir heyetin gitmesinde, işin kabul edilmesi bakımından fark vardır.
Hak teala, hadis-i kutside buyurdu ki: Kulum bana farz namazda olduğu kadar, hiçbir amel ile yakın olamaz. Farz namazları kılıp hiçbir namazı kazaya kalmayanların, nafile namazları da böyle olur. Yine hadis-i kutside Allahü teala buyurdu ki: Kullarım namaz kılmakla gözleri, kulakları, elleri, ayakları ve bütün azaları benim emrimde olmuş olur. Resulullah Efendimiz buyurdular ki: Hak teala Cennet-i a'lâda huriler yaratmıştır. O hurilere, sizler kimler için yaratıldınız, diye sorulduğu zaman, bizler beş vakit namazını cemaatle kılanlar için yaratıldık derler. İbn-i Mes'ud buyurdu ki: Peygamber Efendimize sordum. Allahü teala indinde hangi amel sevgilidir? Cevaben buyurdular ki: “Namazı vaktinde kılmak, ana-babaya iyilik etmek ve Hak yolunda harp etmek. Beş vakit namazı cemaatle kıl! Müezzin efendi minarede ezanı okuyunca camiye git! Ezanı (sünnete uygun okunuyor ise) her nerede işitirsen hemen yerinde dur, ezanı dinle ve ona tazim eyle. Yahut camiye koş! Habibullah buyuruyor ki: Ey ümmet-ü eshabım! Sizlerden biriniz, ezan sadasını işittiği vakit olduğu yerde dursun, ezan tamamlanıncaya kadar beklesin. Zira çok büyük sevaba nail olur. Yine buyurdu ki: Bir kişi, bir vakit namaz kılsa ve ikinci vakte hazırlansa, o kul için gökteki melekler nida ederek derler ki: “Ya Rabbî, bu kulunun günahlarını affet. Buna rahmet eyle.
Ezan-ı Muhammedî'yi işitince hemen camiye git. Bir gün bir kör, Efendimize sordu; Ya Resulallah! Benim gözlerim görmüyor, elimden tutup camiye götürecek bir kimsem de yoktur. Evimde namazımı kılayım mı? Resulullah sordular: Ezan sesini işitiyor musun? O da; Evet işitiyorum. dedi. Resulullah Efendimiz; Sana evde namazı kılmaya izin veremem. dedi. Yine bir kişi sordu: Ya Resulallah! Şehrin yılan, akrep ve vahşî hayvanları vardır. Bana bir çare var mıdır? Namazımı evde kılsam? Resul-i Ekrem sordular: Ezan-ı Muhammedî'yi işitir misin? O da; Evet işitirim. dedi. Şu hâlde namaza, yani cemaate gitmelisin. cevabını verdi. Böyle olunca nerede kaldı ki gözlerin, ayakların yerinde, bir korkun yoktur. Şer'î bir mânin de yok! Niye evde kılıp cemaate gitmeyesin? Ancak yürüyemeyecek kadar hasta olana ve şiddetli soğuk ve yağmurda izin vardır.
İşrak namazının fazileti de çok büyüktür. Bunun hakkında birçok âsar (eserler) vardır. Sultan-ı Enbiya buyurdu ki: Sabah namazını kıldıktan sonra dünya kelamı söylemeden kıbleye karşı durup güneş bir mızrak boyu yükseldikten sonra iki rekat işrak namazı kılan kimse şüphesiz Cennetliktir. (Güneşin bir mızrak yükselmesi, ufuk hattında beş derece yükselmesidir.) Gece namazı da kıl, duan kabul olsun. Hasan-ı Basrî rivayet eder ki: Allahü teala Tur-i Sina'da Musa Aleyhisselam'a buyurdu ki: Ya Musa! Benim için ibadet yap. Musa Aleyhisselam ise; Ya Rabbî! Sana ne zaman ibadet yapayım ki huzurunda kabul olunsun? dedi. Müzzemmil suresinin 2. ayetinin meal-i şerifi; Gecenin yarısında gece namazı kıl! dır.
Süleyman bin Ceza buyurdu ki: Gönlün ferah olup duanın makbul olmasını istersen, şu beş şeyi terk etme: 1- Dünyaya haris olmayan, her işi Allah rızası için yapan âlimlerle beraber ol. 2- Gece namazı kıl! Kazaya kalmış namazlarını, geceleri de kaza ederek bir an önce öde! Farz namazı kazaya kalan kimsenin, sünnet ve nafile namazları kabul olmaz. Yani sahih olsa da sevap verilmez. Âlimlerimiz buyuruyor ki: Şeytan, Müslümanları aldatmak için farzları ehemmiyetsiz gösterip sünnet ve nafileleri yapmaya sevk eder. 3- Teganni etmeden Kur'an-ı Kerim oku. 4- Namazlarını tam olarak, vaktin geldiğini bilerek ve evvel vaktinde kıl. 5- Helal ye. Helal yiyenin duası makbuldür. O hâlde helali, haramı öğrenmek lazımdır.
Tarif edeceğim şu namazı da ihmal etme! Çok büyük derecesi ve sevabı vardır: Resul-i Ekrem buyurdular ki: Her kim akşam namazından sonra yatsı vakti girmeden iki rekat namaz kılarsa evvelki rekatinde bir Fatiha ve bir Ayete'l-kürsi ve beş kere İhlas-ı şerifi okuyup ikinci rekatte bir Fatiha ve bir defa “lillahi ma fissemavati ve ma fi'l-erdı ve in tübdu ma fî enfüsiküm ev tuhfuhü yuhasibküm bihillah fe yagfiru limen yeşaü ve yuazzibü men yeşaü vallahü alâ külli şey'in kadir.” okuyup sonra amenerresulü'yü sonuna kadar okuyan ve böylece bu namazı ifa eden kimseye, Hak teala hazretleri Cennet'te bir mevki lütfeder ve her rekati için bir şehit sevabı ve her ayet için de bir kul azat etmiş sevabı verir. (Kaza namazı borcu olanlara bu sevaplar verilmez. Bunlar kaza namazlarını kılıp borçlarını ödemedikçe Cehennem'den kurtulamaz.) Namaz kılmaya muhabbet eyle! Beş vakit farz namazlarını ifa eyle! Beş vakit namaz, bütün ibadetlerden daha faziletlidir. Namaz, cemaatle kılınırsa çok daha faziletli olur. Özürsüz sakın cemaatle namaz kılmayı terk etme. Özürsüz olarak cemaatle namaz kılmayı terk etmek münafıklık alametidir. Ve dört kitapta lanetle yad edilmiştir. Namazı özürsüz yalnız kılanın hâli böyle olursa hiç kılmayanın hâlinin ne olacağını sen düşün!
Resul-i Ekrem buyurdu ki: Cebrail Aleyhisselam bana gelip dedi ki: Ya Muhammed ümmetine müjde eyle! Her ne zaman bir Mümin farz namaza durursa (Tövbeleri kabul olur) günahları dökülür. Anadan doğmuş gibi günahsız olur. Euzüyü ve Besmeleyi söyleyince üzerindeki kıllar kadar kendisine sevap verilir. Fatiha'yı okuyunca yirmi kere nafile hac etmiş gibi olur. Rükuda üç kere tesbih edince gökten inen kitapların hepsini üç kere hatmetmiş gibi olur ve secdede tesbih edince kendisine Allahü teala yetmiş kere rahmet nazarı ile nazar eder. Tehiyyatı okuyunca Hak teala Cennet kapılarını o kimseye serbest bırakır, istediği kapıdan girer. Duasını yapınca (tövbeleri) kabul olur, günahları affolur. Şayet kalbinin diri olmasını istersen, Berat gecesini boş geçirme! Resulullah buyurdu ki: Her kim Şaban-ı şerif ayının on beşinde Berat gecesini ihya ederse öldüğü vakit kalbi diri olur. Yine buyurdu ki: Berat gecesi, her kim yüz rekat namaz kılsa, Hak teala o kişiye yüz melek gönderir. Otuzu Cennet'i müjdeleyip gösterir, otuzu dünya afetlerinden korur, otuzu Cehennem ateşinden korur. On tanesi de şeytan şerrinden muhafaza eder. Bu gecede de kaza namazlarını kılmalıdır.
Resulullah Efendimiz buyurdu ki: Her kim beş vakit farz namazda Kur'an-ı Kerim okursa Hak teala her harfine yüz sevap verir. Her kim namazdan başka vakitlerde Kur'an okursa her harfine on sevap verir. Her kim, (tegannisiz ve hürmetle okunan) Kur'an-ı ayakta veya oturarak hürmet ile dinlerse her harfine bir sevap verir. Her kim Kur'an-ı Kerim'i hatmeylese, o kulun duası Allah indinde kabul edilir.
Kur'an-ı Kerim'e uygun hareket etmeyen hafızlar, efendisinden mektup alan bir hizmetçiye benzer ki mektubu alıp musiki ile yanık sesle okur, fakat mektuptaki emirleri yapmaz.
Kur'an-ı Kerim okurken on edep lazımdır:
1- Abdestli ve kıbleye karşı hürmetle okumalı.
2- Ağır ağır ve manasını düşünerek okumalı. Manasını bilmeyen de ağır okumalıdır.
3- Ağlayarak okumalıdır.
4- Her ayetin hakkını vermeli, yani azap ayetini okurken, korkarak, rahmet ayetlerini heveslenerek, tenzih ayetlerini tesbih ederek okumalı. Kur'an-ı Kerim okumaya başlarken Euzü ve Besmele çekmelidir.
5- Kendisinde riya, yani gösteriş uyanırsa veya namaz kılana mâni oluyorsa yavaş sesle okumalıdır. Hafızların mushafa bakarak okumaları, ezber okumaktan daha çok sevaptır. Çünkü gözler de ibadet etmiş olur.
6- Kur'an-ı Kerim'i güzel sesle ve tecvid üzere okumalıdır. Harfleri, kelimeleri bozarak teganni etmek haramdır. Harfler bozulmazsa, mekruh olur. Halebî'de diyor ki teganni ile okuyan bir imam arkasında kılınan namazın iadesi lazımdır.
7- Kur'an-ı Kerim, Allahü tealanın kelamıdır, sıfatıdır, kadimdir. Ağızdan çıkan harfler, ateş demeye benzer. Ateş demek kolaydır. Fakat ateşe kimse dayanamaz. Bu harflerin manâları da böyledir. Süleyman bin Ceza hazretlerinin Huccetü'l-İslam kitabının ilk sayfası. Eserin isminden dolayı yanlışlıkla İmam-ı Gazalî'ye nisbet edilmiştir. Bu harfler, başka harflere benzemez. Bu harflerin manâları meydana çıksa, yedi kat yer ve yedi kat gök dayanamaz. Allahü tealanın kendi sözünün büyüklüğünü, güzelliğini, bu harflerin içine saklayarak insanlara göndermiştir. Nitekim hayvanlara söylemekle iş yaptırılamaz. Hayvan seslerine benzeyen bazı sesler çıkararak idare edilirler. Mesela öküz, alıştığı bir sesle tarlayı sürer. Fakat yaptığı işin sebebini ve faydasını bilmez. İşte insanların çoğu da böyle, Kur'an-ı Kerim'den yalnız ses duyarlar ve Kur'an, harf ve sesten başka bir şey değildir zannederler. Bunlar, ateş, birkaç harften başka bir şey değildir, zan eden kimseye benzer. Bu zavallı bilmez ki kağıt ateşe dayanamayıp yanar. Ateş harfleri ise kağıt üzerinde durur ve kağıda bir şey yapmaz. Nasıl her insanın bir ruhu vardır ve ruhu, insanın şekline benzemez ise bu harfler de insan gibi şekildir. Harflerin manâları ise insanın ruhu gibidir. İnsanın şerefi, kıymeti, ruh ile olduğu gibi, harflerin şerefi de manâları iledir.
8- Kur'an-ı Kerim'i okumadan evvel, bunu söyleyen Allahü tealanın büyüklüğünü düşünmelidir. Kimin sözü söyleniyor, ne tehlikeli iş yapılıyor düşünmelidir. Kur'an-ı Kerim'e dokunmak için temiz el lazım olduğu gibi, onu okumak için de temiz kalb lazımdır. Bunun içindir ki İkrime, mushafı açınca kendinden geçerdi. Allahü tealanın büyüklüğünü bilmeyen, Kur'an-ı Kerim'in büyüklüğünü anlayamaz. Allahü tealanın büyüklüğünü anlamak için de O'nun sıfatlarını ve yarattıklarını düşünmek lazımdır. Bütün mahlukatın sahibi, hâkimi olan bir zatın kelamı olduğunu düşünerek okumalıdır.
9- Okurken başka şeyler düşünmemelidir. Bir kimse, bir bahçeyi dolaşırken, gördüklerini düşünmezse, o bahçeyi dolaşmış olmaz. Kur'an-ı Kerim de Müminlerin kalblerinin dolaşacağı yerdir. Onu okuyan, ondaki acaiplikleri ve hikmetleri düşünmelidir.
10- Her kelimeyi okurken manasını düşünmeli ve anlayıncaya kadar tekrar etmelidir. Lezzet bulunca da tekrar etmelidir. Peygamberimiz, bir gece sabaha kadar İntüazzibhüm. ayetinin tamamını tekrar buyurmuştur. Kur'an-ı Kerim'in manasını anlamak çok güçtür. Namazlarını özürsüz terk etme ki münafıklardan olmayasın.
Resul-i Ekrem buyurdu ki: Eğer kadınlarla, memede olan çocuklar olmasa, yerime bir imam koyup şehri gezer, namaza gelmeyenlerin evlerinin yakılmasını temin ederdim. Yine Resulullah Efendimiz buyurdu ki: Namazlarınızı ihlas üzerine kılınız! Çünkü yanınızda bulunan melekler, sizin amel, namaz ve taatinizi alıp göklere giderler. Göklere giderken, muhtelif melekler, bu ibadetleri görürler:
-
1Kat gökteki melekler, yalancıların ibadetini geçirmezler.
-
2Katta, namaz kılarken dünya işi ile kalbi meşgul olan kimsenin namazını geçirmezler.
-
3Kattaki melekler, kendini iyi görüp namazını beğenenlerin namazını geçirmezler.
-
4Kattaki melekler, kibredenlerin yani kendini beğenenlerin namazını geçirmezler.
-
5Kattaki melekler, hasetlik edenlerin namazlarını geçirmezler.
-
6Kattaki melekler, kalbinde şefkat ve merhameti olmayanın namazını geçirmezler.
-
7Katta ise hırs ve tamahı olanların namazını geçirmeyip geri döndürürler.
Bu hâli Habib-i kibriya beyan buyurdukları zaman, bütün Eshab-ı güzin ağladılar. Resul-i Ekrem büyük eshabdan Muaz hazretlerine buyurdular ki: Ya Muaz! Ayıpları gizle, kimsenin ayıbını yüzüne vurma! Farzlardan başka kıldığın namazları ve ibadetleri kimseye söyleme! Dünya işini ahiret işinden büyük görüp evvel yapma! Hiç kimseye hor bakma! Kimsenin gönlünü kırma, herkesle hoş geçin. Eğer bu şekilde hareket etmezseniz, elem verici azaba uğrarsınız.
Gecenin en karanlık zamanında, yani seher vaktinde ibadet eyle ki yarın sırattan geçerken her tarafın aydınlık olsun. (Bu ibadetlerin en kıymetlisi ilmihâl kitabı okumak, öğrenmek ve öğretmektir.) Camiye girince dünya kelamı söyleme! Resulullah Efendimiz buyurdular ki: Camide dünya kelamı söyleyen kimsenin ağzından fena bir koku çıkar. Melekler derler ki; ya Rabbî, bu kulun camide dünya kelamı söylemesinden dolayı, ağzından çıkan koku bizleri rahatsız ediyor. Hak teala hazretleri buyurur ki: İzzim, celalim hakkı için onlara yakında büyük bir bela veririm. (Önce Tahıyyetü'l-mescid denilen iki rekat namaz kılıp veya başka ibadet edip sonra yavaşça dünya kelamı konuşmak caizdir. Camiye girince itikafa niyet edince de dünya kelamı konuşulabilir.)
İman bahsi: Ey Oğul! İman, kalb ile inanmak demektir. Cebrail Aleyhisselam, aklı, hayâyı ve imanı Âdem Aleyhisselam'a getirdi. Ve dedi ki: Ya Âdem! Allahü teala hazretleri selam eder, sana getirdiğim şu üç hediyenin birini kabul etsin dedi. Âdem Aleyhisselam aklı kabul eyledi ve Cebrail Aleyhisselam, iman ile hayâya; Siz gidin. deyince iman dedi ki: Allahü teala hazretleri bana emreyledi ki akıl nerede ise sen de orada ol! Ondan sonra hayâ da aynı şekilde, Allahü teala tarafından emir olunduğunu beyan ederek, her ikisi, akıl ile beraber Âdem Aleyhisselam'da kaldılar. Binaenaleyh Allahü teala kime akıl verirse hayâ ile iman da onunla beraberdir. Aklı olmayanın ne hayâsı ve ne de imanı bulunmaz.
Bir gün Hasan-ı Basrî'ye bir kadın gelerek sordu: Ya imam! Din temizliği nedir? Din cevheri nedir? Din hazinesi nedir? Hasan-ı Basrî cevaben; Siz söyleyin biz dinleyelim. dedi. Kadın; Din temizliği abdest almaktır. Din cevheri, Allahü tealadan korkmak ve hayâ etmektir. Din kuvveti ise namazdır. Çünkü Hak teala hazretleri, hayâ eden kulunu metheylemiştir. Din hazinesi ilimdir. Çünkü her kimin abdesti olmazsa, dini temiz olmaz. Her kimin hayâsı olmazsa, dinin cevheri olmaz. Kimde Allahü tealanın korkusu olmazsa, onda dinin cevheri olmaz. Her kimin ilmi olmazsa, dinin hazinesi olmaz. dedi. Hasan-ı Basrî bu kadının sözüne hayran olarak, hak söylediğini tasdik eyledi.
İmanı dört türlü temsil ederler: İman beş katlı kaleye benzer. Birinci katı altından, ikinci katı gümüşten, üçüncü katı demirden, dördüncü katı tunçtan ve beşinci katı ise bakırdandır. Bakır dediğimiz kat, edeptir. Bir kimsenin edebi olmazsa, her hâlde o kattan şeytan geçer. Şayet edebi olup şeytanı o kattan geçirmezse, o kimsenin imanı kurtulur. Demir dediğimiz sünnettir. Tunç tabakası dediğimiz, farzdır. Gümüş tabakası dediğimiz, ihlastır. Altın tabakası dediğimiz Allahü teala hazretlerine yakınlıktır. Her kimin edebi varsa sünnete yol bulur, ihlası varsa Allahü teala hazretlerine varmaya yol bulmuş olur. Bir kimse adabı gözetmezse yani edebi olmazsa, sünnete yol bulamaz. Sünneti tutmayan kimse, farza yol bulamaz. Farzı tutmayan da ihlasa yol bulamaz. Her kim verdiğini Allahü teala hazretlerinin rızası için verirse ve sevdiğini de Allah rızası için severse ve düşmanlığını da Allah için yaparsa o kimsenin imanı tamam olur. Ahlâkı güzel olanın da imanı kâmil olur. İmanın alâmeti, kâfirleri kâfir oldukları için sevmemektir. Resulullah Efendimiz buyururlar ki: Sizin imanen mükemmel olanınız, ahlâken güzel olup insanlara iyilik yapanlardır. Zira Hak teala hazretleri Kur'an-ı Kerim'de buyurur ki: Muhakkak sen yüksek bir ahlâk üzerindesin. Yani Allahü teala hazretleri Habibinin ahlâkını metheylemiştir. Bir kimsenin ahlâkı güzel olsa, Resulullah'ın ahlâkı ile ahlâklanmış olur ve onun yolunu tutmuş olur. Korktuğundan kurtulup istek ve arzularına kavuşur ve hakiki Mümin olmuş olur. Bir kimsenin aklına gayrimeşru bir şey gelse, onun haram olduğunu bilmek de imandandır. Eshab-ı Kiram sordular: Ya Resulallah! Kalbimize fena şeyler gelirse ne yapalım? Buyurdu ki: Kalbe iyi şey de gelir; fena şey de gelir. Fena şeylerin fena olduğunu bilmek ve anlamak da imandandır.
Eğer imanın kâmil olmasını istersen, kendini Müslümanlardan yüksek görme! Peygamberimiz buyurdular ki: Bir kişi imanının kemalini isterse kendine insaf versin (Yani tevazu üzere hareket eylesin) ve fakir olduğu hâlde sadaka versin! Bu iki huy, imanı kâmil derecesine yükseltir.
Tevhit, Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulühu. demektir. Manâsı şudur: Hak teala hazretleri birdir, şerîki ve benzeri yoktur ve Muhammed Aleyhisselam, sevgili kulu ve hak peygamberidir. Peygamberimiz buyurdu ki: Bir kimse, Kelime-i tevhidi dese, Hak teala hazretleri ile o kelime arasından perdeler kalkar ve kelime, doğrudan doğruya Allahü teala hazretlerine gider. Allahü teala buyurur ki: Ey kelime, dur! Kelime der ki beni söyleyen kulu affetmeyince duramam. Hak teala hazretleri, o zaman buyurur ki izzetim, celalim, kudretim, kemalim hakkı için beni zikreden kulumu affettim. Bu kelime-i tevhidi söyleyen kulu kıyamet gününde melekler ziyaret ederler. Hak teala hazretleri Musa Aleyhisselam'a mealen; Ya Musa kıyamet gününde meleklerin seni ziyaret etmesini istersen, kelime-i tevhidi çok söyle. buyurdu. Bu kelime-i tevhidi dilinle söyleyip kalbinle şüphe etme! Aksi takdirde, ebedî olarak Cehennem'de kalırsın. Musa Aleyhisselam dedi ki: Ya Rabbî! Bir kulun, dili ile kelime-i tevhidi söyleyip kalbi ile şüphe etse, sen ona nasıl bir ceza verirsin? Allahü teala mealen buyurdu ki: Ya Musa! Ben onu daimi olarak Cehennemlik yaparım. O kimseye ne Peygamber, ne velî, ne şehit ve ne de meleklerden şefaat eden olmaz.
Bu Kelime-i tevhidi çok zikreyle! Zira Musa Aleyhisselam Cenab-ı Hakk'a sordu: Ya Rabbî! Bir kulun Kelime-i tevhidi söylese, sen o kula ne verirsin? Allahü teala hazretleri cevabında, mealen; Ben o kulumdan razı olup Cennet ve cemalimle onu mesrur eylerim. buyurdu. İşte bu Kelime-i tevhit söyleyen kimseye, Hak tealanın vereceği in'am ve ihsanı, Allahü tealadan başka kimse bilmez. Kelime-i tevhit söyleyince Arş-ı a'lâ titrer. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: Hak teala hazretleri bir direk yaratmıştır. Kelime-i tevhitten bu direk de titrer ve Arş'ı titretir. Arş titreyince Hak teala hazretleri Arş'a, sakin ol emrini verir ve Arş'ın mukabelesiyle yine o Kelime-i tevhidi söyleyen kimse Aff-ı İlahî'ye mazhar olur.
Resulullah Efendimiz buyurdu ki: Her kim can-ü gönülden, hâlisen, muhlisen bir kere Kelime-i tevhit söylese, Hak teala hazretleri, o kimseye Cennet-i a'lâda dört bin derece ihsan eder ve dört bin günahını bağışlar. Eshab-ı Kiram aleyhimürrıdvan sordular: Ya Resulallah! O kimsenin dört bin günahı olmazsa? Resulullah buyurdu ki: Ehlinin, evladının ve akraba ve taallukatının günahlarından bağışlanır. Kelime-i tevhidi dilinle çok söyle! Bütün günahlardan ağır gelir. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: Mahşer günü bir kişi gelecek, doksan dokuz defteri olup her bir defterin sathı göz gördüğü kadar geniştir. Hiçbirinde iyiliği olmayıp yalnız bir parmak kadar, o kimsenin dünyada söylediği Kelime-i tevhit bulunur. O doksan dokuz defteri terazinin bir kefesine ve bir Kelime-i tevhidi diğer kefesine koyarlar. Kelime-i tevhit tarafı ağır gelir.
Allah rızası: Ey Oğul! Eğer Hak teala hazretlerinin rızasını bulmak istersen, bununla amel eyle. Hak teala hazretleri Musa Aleyhisselam'a mealen buyurdu ki: Ya Musa! Benim için ne amel işledin? Musa Aleyhisselam: Ya Rabbî! Senin için namaz kıldım, oruç tuttum, tesbih okudum, sadaka verdim. Hak teala buyurdu ki: Bunların hepsi senin içindir. Namaz kılarsan Cennet veririm, oruç tutarsan sana kabir ve sırata nur olur. Tesbih okursan, Cennet-i a'lâda senin için ağaç dikilir. Sadaka verirsen, üzerine gelecek kaza ve bela def' ve ref' olur. Ya Musa, benim için ne yaptın? Musa Aleyhisselam: Ya Rabbî! Senin için ne amel yapmak gerekir? Hak teala hazretleri buyurdu ki: Benim için amel; dostumu dost ve düşmanımı düşman tanımaktır. Allahü tealanın en beğendiği ibadet, Müslümanları sevmek, kâfirlere düşman olmaktır. Buna Hubb-i fillah ve buğd-i fillah. denir.
Sultan-ı Enbiya buyurdu ki: Bir kimse, bir günah yapmak istese ve sonra Allah'tan korkup onu terk etse, Hak teala hazretleri, o kula iki Cennet ihsan eder. Bir kişinin said olmasının nişanı şudur: Hak teala hazretlerinin kaza ve kaderine razı olur. Fena adam olmanın da nişanı şudur: Kaza ve kadere razı olmayıp bir musibet geldiği zaman, bağırır, çağırır, çok ağlar, sızlar. Şayet Allahü teala hazretlerinin huzurunda mutilerden olmayı istersen, her işte inşaallah de! Resulullah Efendimiz buyurdu ki: İnsanlar için bundan daha faziletli mutilik yoktur. Bir kimse ile bir şey kararlaştırırken inşaallah deyip sonradan o işi yerine getiremezsen, yalancı olmamış olursun.
Üç yerde gönlünü hazırla ki üzerine rahmet kapısı açılsın: 1- Kur'an-ı Kerim okunurken, 2- Zikrederken, 3- Namaz kılarken. Hak teala hazretlerinden korkmamanın alametleri şunlardır: 1- Niyet zayıflığı, 2- Kibirli olmak, 3- Ölümü yakın bilmeyip tul-i emele saplanmak, 4- Hak teala hazretlerinin rızasını terk edip halkın isteğini yapmak. 5- Sünneti bırakıp bidat işlemek, 6- Günahını az görmektir. Ne mutlu o kimseye ki bu altı şeyden hiçbiri kendisinde bulunmaz.
Vücut emanetinin faslı: Ey Oğul! Vücudunda olan azaların hepsi sana emanettir. Hazreti Peygamber buyurdu ki: El, insana bir emanettir, onunla haram olan şeyi tutma! Ayak ile haram yere gitme! Tenasül aleti sana bir emanettir, onunla zina etme. Bunun gibi vücuttaki bütün azalar birer emanettir. Şayet bunları meşru şekilde ve meşru yerlerde kullanırsan, emin kimselerden olur, Hakk'a karşı tam vazife görmüş olursun. Aksi takdirde, bu emanetleri gayrimeşru yerlerde kullanmak suretiyle, Allahü tealaya isyan edersen hainlerden olur ve sana verilen emanetleri yerinde kullanmamış ve hıyanet etmiş olursun. Sevgili Peygamberimiz buyurdu ki: Bir kişi geldi. Lokman Hakim hazretlerine sordu: Ya Lokman! Sen bu mertebeye nasıl eriştin? Lokman hazretleri buyurdu ki: Ben bu mertebeye üç şeyle eriştim. 1- Emaneti yerine vermekle, 2- Doğru söylemekle, 3- Malayani (yani faydasız sözü) terk etmekle.
Allahü teala buyuruyor ki: Her iyiliğe on misli cevap verilir. Fakat oruç bana mahsustur, onun karşılığını ben veririm. Hadis-i Şerif
Ey Oğul! Emanetleri güzelce ifa eyle ki kıyamet gününde korktuğun şeylerden kurtulup arzu ettiğin şeylere kavuşasın. Musa Aleyhisselam, Cenab-ı Hakk'a sordu ki: Ya Rabbî! Bir kulun emanetleri güzelce yerine tevdi eylese, ona nasıl bir mükâfat edersin? Müminun suresinin 8. ayetinin meal-i şerifi; Emanetleri güzelce kullanıp yerli yerine ifa edeni, korktuğundan emin kılıp Cennet'ime koyarım. dır.
Nimetlere şükür faslı: Hak teala hazretlerinin verdiği nimetlere daima şükredici ol! Bir gün, Musa Aleyhisselam, Tur-i Sina'da, Hak teala hazretlerine münacat ederken der ki: Ya Rabbî! İnsanlara el, ayak, göz, kulak ve bunlara benzer birçok nimetler verdin. Bu nimetlerin şükrünü nasıl ifa edebilirler? Hak teala hazretleri buyurdu ki: Ya Musa! Bir kimse kendine verdiğim nimeti benden bilip kendinden bilmezse, nimetlerimin şükrünü eda etmiş olur. Bir kulum rızkını kendi çalışması ile benden bilip benden bilmez ise nimetin şükrünü eda etmemiş olur. İnsanlara layık olan, her zaman kendisine verilen rızıkları Allahü tealadan bilmektir. Ve bunlara mukabil, gece gündüz şükür ve tesbih ile tahmid eylemektir. Musa Aleyhisselam bu kelamları işitince hemen secdeye varıp; Ya Rabbî! Bütün kelamların hakikattir. dedi.
Bayram fazileti: Bayram günü aile, çoluk çocuk ve yakın akrabana güzel ve güleryüzlülükle muamele eyle! Ramazan ayında ayırmış olduğun zekatını, bayram günlerinde fakirlere ver! Âlimler ve salihler sohbetine sen de iştirak eyle! İlim meclisine gitmenin fazilet ve derecesi çok büyüktür. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: Bir kimse din âlimlerinin ve salihlerin (yani İslam'ın beş şartını devam üzere yapanların) yanına gitse, her bir adımına Hak teala, kabul olmuş nafile bir hac sevabı ihsan eder. Zira âlimleri ve salihleri Hak teala sever. Allahü tealanın evi olsaydı, bu kimse o evi ziyaret eyleseydi, ancak bu sevabı kazanırdı. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: Ya âlim, ya müteallim (talebe) veyahut bunları dinleyici ol! Bu üçünden olmayıp dördüncüsünden olursan (hiçbirinden olmazsan), helak olursun.
Birbirine dargın olanları barıştırmaya çalış! Hazreti Musa Aleyhisselam Hak teala ile mükaleme ederken, Allahü tealaya sordu: Ya Rabbî! Birbiri ile dargın olan iki kişiyi barıştıran ve senin rızanı bulmak için zulmetmeyen kimseye ne ecr verirsin? Hak teala buyurdu ki: Kıyamet gününde onlara selamet verir, korktuğu şeylerden emin eder, umduğu şeylerle şereflendiririm. Rivayet edilir ki Musa Aleyhisselam'a Cenab-ı Hak sordu: Ya Musa, sana peygamberlik vermeme sebep olan şeyi biliyor musun? Musa Aleyhisselam; Bilmiyorum ya Rabbî! Sebebi neydi? dedi. Hak teala Buyurdu ki: Sen bir gün koyun bekliyordun. Bir koyun sürüden ayrılarak kaçtı. Sen onu sürüye katmak için arkasından yürüdün. Bir hayli yol gittin. Hem sen ve hem de koyun yoruldu. Nihayet koyunu yakaladığın zaman, koyunu tutup şöylece hitap eyledin: Ya koyun, ne zorun vardı da böylece hem kendini ve hem de beni zahmete soktun ve her ikimizi de yordun? Halbuki o anında son derece yorgun ve hiddetli idin. İşte, o hiddetli ve gazaplı zamanında hırsını yenip rıfk ile (yani güzellikle) muamele ettiğin için sana peygamberlik derecesini ihsan eyledim.
Fakirlere merhametle, mülayemetle muamele eyle! Zenginlere ise zenginlikleri için tevazu gösterme ve onlara, onun için hiç minnet eyleme! Din düşmanlarını, İslamiyeti beğenmeyenleri, namaz kılmayanları sevme ki kıyamet gününde selamet ve saadet bulasın. Bir çocuk gördüğün zaman, bunun günahı yoktur, benim günahım vardır. Binaenaleyh, bu çocuk benden daha faziletlidir. Bir yaşlı Müslüman gördüğün zaman, bu benden daha fazla ibadet eylemiştir, binaenaleyh benden daha faziletlidir. Bir İslam âlimi görünce ben cahilim, bu benden ziyade âlimdir. Öyle ise benden daha faziletlidir. Bir cahil görünce bu bilmeden günah işler. Fakat ben bilerek işlerim. Öyle ise bu benden efdaldir. Bir kâfir görsen, olur ki dünyadan iman ile gider. Benim imanla gidip gitmeyeceğim ise belli değildir. Şu hâlde benden daha faziletlidir diye düşünmelisin! Müslümanları hor ve hakir görmeyip onlara karşı gurur ve kibir yapmazsan, Hak teala indinde yüksek derecelere vasıl olursun.
Mümin kardeşlerini sevindirmeye çalış! Zira Peygamberimiz: Bir kimse, bir Mümin kardeşini sevindirince Hak teala o kimsenin kalbini kıyamet gününde ferahlandırır. buyurdu. Yine; Bir kimse, bir masum çocuğu sevindirirse Hak teala o kimsenin şirkten başka geçmiş günahlarını affeder. ve; Her kim dünyada bir Mümin kardeşinin işini görürse Hak teala o kimsenin yetmiş işine kolaylık ihsan buyurur. O yetmiş işin on tanesi dünyada, altmış tanesi kıyamet günündedir. Bir kimse, bir Mümin kardeşinin ayıbını kapatırsa Allahü teala o kimsenin bütün ayıplarını kıyamet günü kapatır. buyurdu. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: İnsanın işlediği hayırlı amel daimi olmalı, daimi olarak işlenen amel, insanı maksadına ulaştırır.
Kabirde sual meleklerine şöyle cevap vereceksin: Rabbim Allahü teala, peygamberim Hazreti Muhammed Aleyhissalatü vesselam, dinim din-i İslam, kitabım Kur'an-ı azimüşşan, kıblem Kâbe-i şerif, itikatta mezhebim Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat, amelde mezhebim İmam-ı A'zam Ebu Hanife mezhebidir. (Kıyamet günü insanların tâbi oldukları mezhep imamının isimleri ile çağrılacakları, mesela; Hanefîler geliniz! Sünnîler geliniz! denileceği Ruhü'l-beyan tefsirinde İsra suresinin 71. ayetinde yazılıdır.) Bunları şimdiden ezberle ve çocuklarına da öğret!
Helal lokma yemekle ve haramdan sakınmakla vücudunu temizle! Kalbinde Müslümanlara düşmanlık beslememekle ve kimse için fenalık düşünmemekle kalbini, Ramazan-ı şerif ayında da oruç tutmakla ve nefsine muhalefet ve mukavemet etmekle ve yalan, gıybet, iftira ve malayani söylememekle ruhunu yıka. Şunu da bilmelisin ki malayaniyi terk etmekle yani faydasız söz konuşmamakla insanın imanı nurlanır. Elin haram tutmamalı, kulak haram olan şeyi dinlememeli, ayak da haram olan yere gitmemeli, mide ise haram olan şeyi yememeli, göz ise haram olan şeye bakmamalı, dil de haram söylememeli. Bunun gibi, insanda bulunan azaların haramla alâkalarının kesilmesi lazımdır ki fevz-ü felah bulasın. Aksi takdirde kendini helak etmiş olursun. Göz kazara veya gafletle haram bir şey görürse günah olmaz. Fakat tekrar bakmak günahtır. Tesadüfen görünce başı başka tarafa çevirmek lazımdır.
Ana-babaya itaat faslı: Hak teala hazretleri Musa Aleyhisselam'a buyurdu ki: Ya Musa! Bir kimse, ana-babasına karşı gelirse onun dilini kes ve herhangi bir azasıyla ana-babasını gücendirirse o azasını kes! Ana babasını razı eden kimse için Cennet'te iki kapı açılır. Ana-babası razı olmayan kimse için de Cehennem'de iki kapı açılır. Bir kimsenin ana-babası zalim dahi olsalar, onlara karşı gelmek, onlarla sert konuşmak caiz değildir.
Hak teala buyurdu ki: “Ya Musa! Günahlar içinde bir günah vardır ki benim indimde çok ağır ve büyüktür. O da ana-baba evladını çağırdığı zaman, emrine muvafakat etmemesidir.” Ana-baba çağırdığı zaman herhangi bir işle uğraşırsan, hemen onu terk edip derhal ana-babanın emrine koşacaksın! Anan baban sana kızıp bağırırsa onlara sen bir şey söyleme! Ana-babanın duasını almak istersen, sana emrettikleri işleri çabuk ve güzel yapmaya çalış! Bu işini beğenmeyip sana gücenmelerinden ve beddua etmelerinden kork! Sana darılır iseler, onlara karşı sert söyleme! Hemen ellerini öperek gazaplarını teskin eyle! Ananın-babanın kalblerine geleni gözet! Zira senin saadetin ve felaketin, onların kalblerinden doğan sözdedir. Anan-baban hasta ise ihtiyar ise onlara yardım et! Saadetini onlardan alacağın hayır duada bil! Eğer onları incitip beddualarını alırsan, dünya ve ahiretin harap olur. Atılan ok tekrar geri yaya gelmez. Onlar hayatta iken, kıymetini bil! Allahü tealanın rızası, dinine bağlı olan ana-babanın rızasında; Allahü tealanın gazabı, dinine bağlı olan ana-babanın gazabındadır. Habib-i kibriya bir hadis-i şeriflerinde buyurdu ki: Cennet, ana-babanın ayağı altındadır. Yani, sana dinini, imanını öğreten ananın babanın rızasındadır. Hak teala hazretleri Musa Aleyhisselam'a dedi ki: Ya Musa! Ana-babasını razı eden, beni razı etmiş olur. Ana-babasını razı edip bana asi olan kimseyi dahi iyilerden sayarım. Ana-babasına asi olan, bana muti olsa bile, onu fenalar tarafına ilhak ederim.
İmanı olanlardan Cehennem'den en sonra çıkacak olanlar, Allahü tealanın yolunda olan anasının, babasının İslamiyete uygun olan emirlerine asi olanlardır. Peygamberimiz buyurdu ki: Ana-babaya iyilik etmek, nafile namaz, oruç ve hac ibadetlerinden daha faziletlidir. Ana-babasına hizmet edenlerin ömrü bereketli ve uzun olur. Ana-babasına karşı gelip onlara asi olanların ömürleri bereketsiz ve kısa olur. Ana-babasına asi olan melundur.
Hasan-ı Basrî Kâbe'yi ziyaret ve tavaf ederken bir zat gördü ki arkasında bir zenbil ile tavaf eder. O zata dedi ki: Arkadaş, arkandaki yükü koyup öylece tavaf etsen daha iyi olmaz mı? O zat cevaben dedi ki: Bu arkamdaki yük değil, babamdır. Bunu Şam'dan yedi kere buraya getirip birlikte tavaf eyledim. Çünkü bana dinimi, imanımı bu öğretti. Beni İslam ahlâkı ile yetiştirdi. dedi. Hasan-ı Basrî hazretleri ona dedi ki: Kıyamet gününe kadar böylece arkanda getirip tavaf eylesen, bir kere kalbini kırmakla bu yaptığın hizmet havaya gider ve yine bir defa gönlünü yapsan, bu kadar hizmete mukabil olur.
Ana-baba hakkında hikaye olunur ki Hazreti Musa Aleyhisselam, Tur-i Sina'da Hak teala hazretleri ile mükaleme ederken; Ya Rabbî! Ahirette benim komşum kimdir? diye sordu. Hak teala buyurdu ki: Ya Musa! Senin komşum, falan yerde, falan kasaptır. Musa Aleyhisselam kasabın yanına giderek; Beni misafir eder misin? dedi. Yanında misafir oldu. Yemek zamanı gelince kasap bir parça et pişirdi. Duvardaki asılı zenbili aşağı alarak, orada bulunan ve sadece kemiklerden ibaret bir kadına et verdi ve suyunu da verdi. Üstünü başını temizleyip zenbile koydu. Musa sordu: Bu senin neyindir? Kasap; Annemdir. İhtiyar olup bu hâle geldi. İşte her sabah, akşam kendisine böyle bakarım. dedi. Kasap, annesine yemek verirken, o zayıf ve âciz annesi oğluna dua ederek; Ya Rabbî, oğlumu Cennet'te Musa Aleyhisselam'a komşu eyle. dediğini, Musa Aleyhisselam dahi işitmiş. Bunun üzerine kasaba, Musa Aleyhisselam müjde vererek; Seni Allahü teala affederek, Musa Aleyhisselam'a komşu etmiş. demiştir. Gaflet ve şaşkınlığa kapılarak ana-babanın kalbini kırarsan, derhal onların rızasını almaya çalış. Yalvar, minnet eyle ve her ne yaparsan yap, onların gönlünü al! Ana-babanın evlat üzerinde hakları çok büyüktür. Bunu daima göz önünde tutarak, ona göre hareket eyle!
Arkadaşlık ve dostluk: Din kardeşini ziyarete gideceğin zaman onun müsait bir zamanını öğren. Kendisinden bir vaat, yani bir söz al ve o zamanda ziyarete git! Geç kalma! Evine gireceğin zaman, kapı açık olsa bile, ondan izin iste ve izin verdikten sonra içeriye gir, içeri girince sağa sola bakma. İçeride çalgı, içki, kumar varsa ve hele kadın erkek karışık oturuluyorsa bir bahane ile oradan ayrıl! Salih bir kimse yemek ikram ederse yavaş ve adabı vechile ye! Fazla konuşma, dostunda fazla eğlenme, giderken, tevazu ile selam ile ayrıl!
Tanıdığın bir Müslüman sana gelince elinden geldiği kadar iyi ve tatlı karşıla, yemek ikram eyle! Kapıya çık, kendisini karşıla! Selam verince selamını al ve kendisine güzelce iltifatta bulunup; Efendim safa geldiniz, hoş geldiniz. diyerek odanın baş tarafına oturmasını teklif eyle! Sen aşağı tarafta otur. Dinden, ibadetten, haramların zararlarından ve Evliyanın hayatlarından anlat! Bir şeyler öğret! Yemek yerken onu utandırmamak için sen de çok ye! Giderken, onu uğurla ve selam söyle ve dua eyle! Evine gelip geçici salih bir misafir gelirse onun hizmetini iyice yap! Hemen yemeğini ver, belki acıkmıştır. Yanında fazla da oturma. Belki yorgundur. Yatmadan önce kıbleyi, helayı, seccadeyi ona göster. Abdest suyunu, abdest havlusunu ve diğer ihtiyaçlarını temin eyle! Sabah olunca sabah namazına kaldır ve cemaat hâlinde beraber kılınız! Erkence yemeğini hazırla, gideceği yol belki uzundur. Giderken kendisine bir din kitabı hediye eyle!
Şu sureleri akşam sabah üçer kere Besmele ile oku ve zevcine, çocuklarına da okut! 1- İhlas (Kul hüvallahü suresi). 2- Muavvezeteyn (yani Kul euzü bi Rabbi'n-nasi ile Kul euzü bi Rabbil felak). 3- Fatiha-i şerife (yani Elhamdü lillahi suresi). Bu dört sureyi akşam, sabah üçer kere okuyan, malını, canını, çoluk, çocuğunu, bütün belalardan muhafaza etmiş olur. Bunlardan başka (Kul ya eyyühel kâfirun) suresini akşam, sabah okuyan kimse, kendisini şirkten korumuş olur. Akşam, sabah bu duayı okuyan kimse, sihir ve zalimlerin şerrinden emin olur. Dua şudur: Bismillahirrahmanirrahim, bismillahillezi lâ yedurru ma'asmihi şey'ün fi'l-erdi ve lâ fissemai ve hüvessemiu'l-alim.
Evinden çıkarken Ayete'l-kürsi'yi oku! Zira her işinde muvaffak olur ve hayırlı işler başarırsın. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: Bir kimse, evinden çıkarken Ayete'l-kürsi'yi okursa Hak teala, yetmiş meleğe emreder, o kimse evine gelinceye kadar, ona dua ile istiğfar ederler. Evine gelince de okursan, iki Ayete'l-kürsi arasındaki işlerin hayırlı olur ve fakirliğin önlenir. Önce sağ ayakkabını giy! Sonra sol ayak ile evden, camiden çık! Yatağa yatarken ve sabahleyin yataktan kalkınca ve her namazda, duadan ve salavattan sonra istigfarların en büyüğü olan şu duayı okumayı da ihmal etme ki günahlar affolur. Estağfirullah el-azim el kerim ellezi lâ ilâhe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh.
(Dört mezhebin fıkıh bilgilerinin inceliklerine vâkıf, derin âlim, Seyyid Abdülhakim Efendi buyurdu ki: Yatağına Euzü ve Besmele okuyarak gir. Sağ yan üzerine kıbleye karşı yat. Sağ avucunu sağ yanağın altına döşe, Euzü Besmele ile bir Ayete'l-kürsi oku, sonra her biri için Besmele okuyarak, üç İhlas, sonra bir Fatiha, sonra birer defa iki Kul euzüyü oku. Sonra üç defa “Estağfirullah el-azim ellezi lâ ilâhe illa hu.” oku. Üçüncüsüne “el-hayye'l-kayyume ve etubü ileyh.” ilave et. Sonra on kere “Lâ havle ve lâ kuvvete illa billah.” oku. Onuncusuna “hi'l-aliyyi'l-azim ellezi lâ ilâhe illa hu.” ilave et! Sonra istediğin tarafa dönerek, istediğin şekilde uyu!)