Meşhur tefsir, hadis ve fıkıh âlimlerinden. İsmi, Süleyman bin Ahmed bin Eyyub bin Mutayr eş-Şâmî el-Lahmî et-Taberânî olup, künyesi Ebü'l-Kasım'dır. 260 (m. 873) senesi Safer ayında Şam'ın Taberiyye kasabasında doğdu. İsfehan'a yerleşti. 360 (m. 970) senesi Zilkade ayının sonlarına doğru 100 yaşlarında vefat etti. İsfehan şehrinin girişinde Resulullah'ın eshabından olan Hammad Durî'nin kabri yanına defnedildi.
Taberânî; Haşim bin Mürsed et-Taberânî, Ebu Zür'a es-Sekafî, İshak ed-Debrî, İdris el-Attar, Beşir bin Musa, Hafs bin Ömer, Ali bin Abdülaziz el-Begavî, Ebu Abdurrahman en-Nesaî ve daha pek çok âlimden ilim alıp, hadis-i şerif rivayetinde bulundu. Kendisinden de; İbn-i Ukde, Ebu Nuaym el-Hafız, Ca'fer el-Feryabî, Ebu Abdullah bin Merde el-Hafız ve daha birçok âlim ilim öğrendi ve hadis-i şerif rivayet etti.
Büyük hadis âlimlerinden olan Taberânî, güvenilir, sağlam, hadiste hüccet (üç yüz binden fazla hadis-i şerifi senetleriyle birlikte ezbere bilen) ünvanına sahiptir. Onun ilmi ve rivayet ettiği hadis-i şerifler, bütün İslam âlemine yayıldı. Kendisine; “Bu kadar hadis-i şerif ezberleme bahtiyarlığına nasıl kavuştun?” diye sorulduğunda; “Otuz sene kuru hasır üzerinde uyudum.” buyurdu. İlim tahsili için rahatı terkederek sade bir hayat yaşadı. Otuz üç sene ilim uğrunda seyahat yaptı. Bu yolda fedakârlıktan kaçınmadı. Her işini Allahü tealanın rızası için yapar, O'nun kullarını Cehennem ateşinden kurtarmak için çalışırdı. Talebelerinden Ebü'l-Abbas Şirazî, Taberânî'den üç yüz bin hadis-i şerif yazdığını, güvenilir, sağlam bir muhaddis olduğunu bildirmekte ve hocasının ne derece ilim sahibi olduğunu vesikalandırmaktadır.
İmam-ı Ebu Bekr-i Mukrî, bir gün İmam-ı Taberânî ve Ebü'ş-Şeyh ile Mescid-i Saadet'te oturuyorlardı. Birkaç günden beri açlardı. Yatsı namazından sonra İmam-ı Ebu Bekr, dayanamayarak, çok sıkılmış bir hâlde; “Açım ya Resulallah.” dedikten sonra, bir köşeye çekildi. İki arkadaşı kitap okuyorlardı. Seyyidlerden bir zat, iki hizmetçisi ile gelerek; “Kardeşlerim! Dedem Resulullah'tan; aç olduğunuz için yardım istemişsiniz. Biraz uyumuştum. Sizi doyurmamı emir buyurdu.” dedi ve getirdiklerini beraber yediler. Artanı da bırakıp gitti.
Taberânî buyurdu ki: “Âlimlerin çoğuna göre, bir kimsenin vücudu sağlam olur, aklı başında olur, bir yere borcu olmaz ve evli olmayıp malsızlığa sabredebilirse veya evli olup da, çoluk çocuğu da sabrederlerse, bu kimsenin bütün malını sadaka vermesi caiz olur. Bu saydığımız şartlardan biri eksik olursa sadaka vermesi mekruh olur. Bazı âlimler, sadakası kabul olmaz buyurdu.” Hazreti Ömer de böyle buyurdu.
Eserleri: Yalnız, Allahü tealanın rızasını kazanmayı arzu eden İmam-ı Taberânî, birçok kitap yazdı. Eserleri, elden ele, sözleri dilden dile, nesilden nesle zamanımıza kadar ulaştı. Bunlardan bazıları şunlardır:
1- Kitabü Delaili'n-Nübüvve, 2- Kitabü's Sünne, 3- Tefsirü'l-kebir, 4- Kitabü't-tıvalat, 5- Tefsirü'l-hasen, 6- Kitabü'l-menasik, 7- Kitabü'd-dua, 8- Kitabü Müsnedi Süfyan, 9- Kitabü Müsnedi Şu'be, 10- Kitabü'n-nevadir, 11- Kitabü'r-rami, 12- Kitabü'l-evail, 13- Kitabü hadisi Şamiyyin, 14- Mu'cemü'l-Kebir, 15- El-Mu'cemü'l-evsat, 16- Marifetü's-Sahabe, 17- Reddü ale'l-Mu'tezile, 18- Er-Reddü ale'l-Cehmiye, 19- Mekarimü'l-ahlâk, 20 Fadlü'l-ilm, 21- Fadlu'r-remyi ve Ta'limuhu, 22- Hadisü Malik bin Dinar, 23- Hadisü Hamza ez-Ziyad, 24- Fedailü'l-Erbaati'r-Raşidîn, 25- Mu'cemü's-Sagir, 26- Kitabü'l-evail, 27 Mu'cemü's-sagir.
Taberânî anlatır: Resulullah Efendimizin amcasının oğlu İbn-i Abbas şöyle bildirdi: Sıcak bir günde Hazreti Ömer öğleye doğru Mescid-i Saadet'e geldi ve bir köşeye yalnız başına oturdu. Bir müddet sonra Hazreti Ebu Bekr geldi. Hazreti Ömer ona; “Senin bu saatte evinden çıkmana hangi şey sebep oldu?” Hazreti Ebu Bekr: “Açlığımın şiddetli olması.” buyurdu. Bunun üzerine Hazreti Ömer; “Bende aynı sebeple dışarı çıktım.” diye mukabele etti. O ikisi konuşmalarına devam ederken, Resulullah Efendimiz evinden çıkıp mescide geliyordu. Onları görünce selam verip; “İkinizide bu sıcakta evden çıkaran şey nedir?” buyurdular. Onlar da; “Şiddetli açlıktan hasıl olan sıkıntı...” diye cevap verdiler. Resulullah tebessüm buyurup ve; “Vallahi beni de evden çıkaran şey aynı sıkıntıdır.” buyurup tesellide bulundular ve hep birlikte Ebu Eyyub el-Ensarî hazretlerinin evinin önüne geldiler. Ebu Eyyub el-Ensarî, Resulullah Efendimiz için her gün, hurma, süt ve benzeri şeyler hazırlardı. Bugün her nedense geciktirmişti. Daha doğrusu hazırlamış olduğu ilk yemeği çocuklarına yedirmişti. Kendisine ait hurma bahçesinde işleri vardı. Oraya gitmişti. Bahçeden çıkıp eve doğru geliyordu. Resulullah ve iki Eshab'ı kapıda bekliyorlar, hizmetçisi de onlarla ilgileniyordu. Resulullah; “Ebu Eyyub nerede?” buyurdular. O cevabını vereceği sırada Ebu Eyyub geldi ve Resulullah'a ve beraberindekilere selam verdikten sonra merakla; “Ya Resulallah! Her zamanki, geldiğiniz vakitte gelmediniz, nasıl oldu da erken çıktınız; bir emriniz mi vardı?” deyince, Resulullah; “Doğru söyledin.” buyurdular. Ebu Eyyub el-Ensarî durumu kavramakta gecikmedi. Hemen hurma bahçesine gidip, henüz olgunlaşmamış taze hurmadan, olgun taze hurmadan ve kurumaya yüz tutmuş hurmalardan toplayıp getirdi. Resulullah Efendimiz; “Neden taze hurmaları kopardın? Bize sadece kurumaya yüz tutanından getirsen de yeterdi.” buyurunca, Ebu Eyyub el-Ensarî: “Bahçemin bu üç çeşit hurmasından yemenizi istedim. Ayrıca sizler için bir hayvan keseceğim.” dedi. Resulullah bunun süt veren bir dişi olmamasını tenbih ettiler. Ebu Eyyub el-Ensarî süt vermeyen dişi bir keçi kesti. Derisini yüzüp hanımına teslim etti ve etin yanında ekmek de pişirmesini tenbih etti. Et ve ekmek pişirilip getirilince, Resulullah bir ekmek alıp içerisine bir miktar et koydular. Ebu Eyyub'a uzatarak; “Bunu kızım Fatıma'ya ulaştır. Zira onun bugünkü kadar aç kaldığı günü olmamıştır.” buyurdular. Sonra, hep birlikte oturup ikram edilen yemekleri yediler. Resulullah; “Ekmek, et, taze hurma, kuru hurma ve yeni olgunlaşmaya yüz tutmuş hurma!..” diye buyururlarken mübarek gözleri nemlendi ve; “Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a ant olsun ki: Bu, kıyamet günü sorulacağımız nimettir” buyurdular. Resulullah Efendimizin bu sözleri, yanlarındaki eshabının gözlerini de yaşarttı. Bu hâl üzerine Resulullah Efendimiz; “İşte buna benzer bir nimete kavuştuğunuzda, elinizi o nimete uzatırken, Bismillah deyin. Doyunca da; “Bizidoyuran ve üzerimize nimeti indiren ve bunu fadl ve kereminden veren Allah'a hamd olsun.” deyin, işte böyle demeniz, o nimetten size sorulan soruya denk bir cevap olur.” buyurdular.
Sonra Resulullah Efendimiz ayağa kalkarak Ebu Eyyub'a; “Yarın bize gelmeyi unutma.” buyurdular. Fakat Ebu Eyyub bu tenbihi duymadı. Bunun üzerine Hazreti Ömer; “Ya Eba Eyyub, Resulullah yarın gelmeni emrediyor.” dedi ve ayrıldılar. Ertesi gün Ebu Eyyub Hazreti Resulullah'ın huzuruna geldi. Yanında cariyesini de getirmişti. Resulullah Efendimiz Ebu Eyyub'a; “Bu cariyene hayırlı tavsiyede bulun. Çünkü bunlar yanımızda bulundukları sürece ancak hayır görüyoruz.” buyurdular. Ebu Eyyub el-Ensarî eve dönünce kendi kendine; “Resulullah'ın cariyem için hayır tavsiyede bulunmamızı emretmesinden maksat, cariyeyi serbest bırakmaktır. Çünkü en hayırlısı da budur.” deyip, cariyeyi azat etti.
Taberânî hazretlerinin rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir: Resulullah buyurdu ki:
“Ölüm meleği bir adamın canını almaya gitti. Kalbini yokladı, kalbinde bir şey bulamadı. Çenesini ayırdı baktı ki, dili bir kenarda Kelime-i tevhit getiriyor. Bu Kelime-i tevhit sayesinde günahları mağfiret edildi.”
“Ana ve babasının veya bunlardan birinin mezarını her Cuma günü ziyaret eden kimse, mağfiret edilip iyilerden yazılır.”
“Ölülerinizi ancak iyilikle yad ediniz. Şayet onlar Cennetlik ise, onlar hakkında kötü söylemekle günah kâr olursunuz. Cehennemlik iseler, zaten bulundukları hâl kendilerine yeter.”
“Ben, kıyamet gününde yerdeki ağaç ve kum sayılarından daha çok kişiye şefaat ederim.”
“Bir kişinin kendi hanesi, ailesi, çocukları, hizmetçileri hususunda sarf ettiği şey, kendisi için bir sadakadır.”
“Eğer en aşağı derecedeki bir Cennet ehlinin bezek, süs ve ziynetleri, bütün dünyanın ziynetleri ile karşılaştırılsa, aziz ve celil olan Allahü tealanın Mümin kuluna ahiretteki bu ihsanı, bütün dünya süs ve ziynetlerinden üstün gelirdi.”
“Allahü teala kıyamet günü, Âdem Aleyhisselam'ı bir milyar insana şefaatçi kılar.”
“Günahın kefareti, pişmanlıktır.”
“Günahların öyleleri var ki, onları ancak geçim hususunda çekilen sıkıntılar yok eder.”
“Üç haslet vardır ki, Müslüman olan kimsenin dünyada saadeti cümlesindendir. Bunlarda: Salih komşu, geniş ev, kolayca binilir hayvandır.”
“Şüphe yok ki, Allahü teala, salih Müslüman sebebiyle, komşularında olan yüz belayı defeder.”
“Size bir şey emrettiğimde onu yapınız, bir şeyden nehyettiğimde ise ondan elinizden geldiği kadar kaçınınız.”
“Her Mümin günahı ile eskimiş ve tövbe ile yamanmıştır. Bunların hayırlısı, tövbe hâlinde ölenidir.”
Resulullah'a imandan soruldukta buyurdular ki: “O, sabır ve cömertliktir.”
“Amellerin en makbulü, yapmasına insanların zorlandığı amellerdir.”
“Sabır bir insan farz edilse, keremli bir adam olurdu. Allahü teala sabredenleri sever.”
“Vaaz olarak ölüm yeter.”
“Allahü teala; “Ey Cebrail, iki gözü kör olanın mü kâ fatının ne olduğunu bilir misiniz?” buyurdu. Cebrail; “Allah'ım! Senin noksan sıfatlardan tenzih ederim. Biz ancak bize bildirdiğini bilebiliriz.” dedi. Allahü teala; “Onun mü kâ fatı, ebedî olarak Cennet'te kalmak ve benim cemalime bakmaktır.” buyurdu.”
Resulullah'ın oğlu İbrahim vefat ettiği zaman, mübarek gözleri yaşardı. Bu hâli gören Sahabe; “Siz bize ağlamayı menetmediniz mi?” dediklerinde, Resulullah; “Bu gözyaşı, bir merhamet ve acıma neticesidir. Allahü teala kullarından merhametli olanlara rahmet eder.” buyurdu.
Resulullah bir zata; “Nasıl sabahladın?” buyurdular. O zat da; “Hayır üzereyim.” dedi. Resulullah aynı suali üç defa tekrarladılar ve üçüncüde o zat; “Allah'a hamd-ü senalar olsun.” deyince, Resulullah; “İşte senden bu cevabı bekliyordum, bunun için bu soruyu tekrarladım.” buyurdu.
“Kim ki din ve dünyasında rahat ve huzur içinde olmak isterse, vera bakımından kendisinden üstün ve servet bakımından kendisinden düşük olanlara baksın.”
“Muhakkak Kur'an-ı Kerim bir zenginliktir ki, onun üstünde zenginlik olmadığı gibi, onunla beraber de fakirlik yoktur.”
“Allahü teala bir kuluna hayır murad ettiği vakit, onun günahının cezasını acele ile dünyada kendisine çektirir.”
“Yedirip şükreden, oruç tutup sabreden gibidir.”
“Allahü tealanın korkusundan Müminin kalbi ürperdiği vakit ağacın yaprakları düşer gibi günahları dökülür.”
“Herhangi bir Mümin ki, Allahü tealanın korkusundan sivrisineğin başı kadar da olsa gözünden bir damla yaş çıkar, sonra sıcaklığı yüzüne değerse, Allahü teala onu Cehennem'e haram kılar.”
“Fakirlik, Mümin için, atın yanağındaki dizgin ve alnındaki beyazdan daha süslüdür.”
“Müminin dünyadaki hediyesi fakirliktir.”
“Sizin her biriniz şükreden dile, şükreden kalbe sahip olsun. Bir de ahireti hususunda kendisine yardımcı olacak bir kadın elde etsin.”
“Aziz ve celil olan Rabbim, Mekke vadisini altın yapıp emrime verilmesini bana bildirdi. Ben dedim ki: “Ey Rabbim, bunu istemem. Bir gün aç, bir gün tok olarak yaşayayım, bu bana yeter. Acıktığım gün, sana tazarru ve niyazda bulunurum. Doyduğum gün de sana hamd eder ve senada bulunurum.”
“Dört şey zorlukla elde edilir: Susmak ki, ibadetin başlangıcıdır. Tevazu, çok zikir ve az varlık ile yetinmektir.”
“Allahü tealaya yönelen kimseye, Allahü teala her hususta yeter ve ummadığı yerden onu rızıklandırır. Fakat dünyaya yönelen kimseyi de, dünyaya havale eder.”
“Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.”
“Kim ki kalbinden sadakat ve ihlas ile; “Lâ ilahe illallah.” derse, ona Cennet vacip olur.”
“Deveni bağla, sonra tevekkül et.”
“Her derdin bir dermanı vardır. Bilen bildi, bilmeyen bilemedi. Yalnız ölümün çaresi yoktur.”
“Siz altınlarınızı ateşle denediğiniz gibi, Allahü teala da kullarını belalarla tecrübe eder. Kimisi, tam ayar hâlis altının aynı parlaklıkta ateşten çıktığı gibi, parlak çıkar, denemeyi kazanır. Kimisi biraz karışık bir kısmı dayanmış ve kararmış olarak tecrübeden çıkar.”
“Allahü teala kulunu sevdiği vakit onu ibtila eder, yani dert verir. Fazla sevdiği vakit onu iktina eder, yani mal ve evlat diye kendisinde bir şey bırakmaz.”
“Aziz ve celil olan Allahü teala, rahatlık ve ferahlığı rıza ve yakînde, gam, keder ve tasayı da, şüphe ve kızgınlıkta kılmıştır.”
“Bir kavmi sevip onlarla dostluk kuran, kıyamet günü onlarla haşrolacaktır.”
“Bidat sahibine hürmet eden kimse, İslamiyeti yıkmaya yardım etmiş olur.”
“Kul, ibadetizayıf olduğu hâlde, güzel ahlâkı sayesinde, ahiretin yüksek derece ve şerefli menzillerini kazanır.”
“Kur'an-ı Kerim'i hatmedenin duası kabul olunur.”
“Kötü huy, bağışlanmayacak bir günah, kötü zani se kokan bir günahtır.”
“Allahü tealaya gönül hoşluğu ile ibadet et. Şayet buna gücün yetmiyorsa, hoşlanmadığın şeyde sabret. Zira böyle yapmanda senin için çok hayır vardır.”
“Müslümanın Müslümanı korkutması helal olmaz.”
“İyiliklerine sevinen, kötülüklerine üzülen kimse Mümindir.”
“Çölde yalnız kalan kimse bir şey kaybederse, ey Allah'ın kulları, bana yardım ediniz desin! Çünkü Allahü tealanın sizin göremediğiniz kulları vardır.”
“Allahü teala, her şeyi yoktan var etti. Her şey içinden insanları sevdi, kıymetlendirdi. İnsanlar içinden de, seçtiklerini Arabistan'da yerleştirdi. Arabistan'daki seçilmişler arasında da, beni seçti. Beni, her zamandaki insanların seçilmişlerinde, en iyilerinde bulundurdu. O hâlde, Arabistan'da bana bağlı olanları sevenler, benim için severler. Onlara düşmanlık edenler, bana düşmanlık etmiş olurlar.”
“Bir kimse namaz sonunda, üç defa sübhanerabbike ayet-i kerimesini okursa, yetişir miktarda sevaba kavuşur.”
“Âdemoğlunun hatalarının çoğu dilindendir.”
“Hayır olmayan her sözden dilini çek, ancak bu sayede şeytana galebe çalarsın.”
“İnsanlar üç kısımdır; bir kısmı kârda, bir kısmı selamette ve bir kısmı da helaktedir. Kârda olanlar, Allah'ı zikredenlerdir. Selamette olanlar, diline sahip olanlardır. Helake gidenler ise, batıl ve boş sözlere dalanlardır.”
“İtirazı terk edin, zira onun hikmeti anlaşılmaz ve fitnesinden emin olunmaz.”
“Güzel söz ve yemek yedirmek, Cennet'e girmenizi kolaylaştırır.”
“Allahü tealadan kork, takvaya devam et, bir kimse senden bildiği bir kusurdan dolayı seni ayıplarsa, sen de bildiğin bir kusurdan dolayı onu ayıplamaya kalkışma, günahı onun, sevabı ise senin olur. Ve kimseye kötü söz söyleme.”
“Şeytanın, insanın gözüne çekeceği sürmesi, kötü söz söyletmek için ağzına koyup yalatacağı şeyi, koklatmak için burnuna süreceği kokusu vardır. Ağzına süreceği; yalan, burnuna çektireceği; gazap, gözüne süreceği; uykudur.”
“Gıybeti dinleyen de, gıybet edenlerden biridir.”
“Kimin yanında bir Mümin (aleyhinde konuşulmakla) zillete düşürülür de, ona, yardıma gücü yettiği hâlde yardım etmez, onu zilletten kurtarmazsa, kıyamet günü mahlukat arasında Allahü teala onu zelil eder.”
“Faciri anmaktan çekiniyor musunuz? Onun her hâlini açıklayın ki, herkes onu bilsin. Onda olan hâller ile onu anlatınız ki, insanlar ondan kendilerini korusunlar.”
“Allahü tealanın katında en sevimliniz, ahlâkı en güzel olanınız ve halk ile güzel geçinip ülfet eden ve ülfet olunanınızdır: Allahü tealanın katında en sevimsiz olanınız da, insanlar arasında laf götürüp getiren, dostların arasını açmak için çalışan ve temiz insanlarda kusur arayanınızdır.”
“Ümmetimin hayırlısı, dinde keskin ve titiz davranandır.”
“Kızdığın vakit, sükut et.”
“Gazabından çekinen kimseden, Allahü teala azabını meneder. Rabbinden özür dileyenin özrünü Allahü teala kabul eder. Dilini koruyan kimsenin kusurunu Allahü teala gizler.”
“İlim öğrenmek; çalışmak ve sıkıntıya sabretmekle, hilm; ahlâkı güzelleştirmek ve bu yolda gayret etmekle mümkündür. Hayır isteyene hayır verildiği gibi, kötülükten sakınan da korunur.”
“Müslüman, yumuşaklığı ile, gündüz oruç tutan ve gece ibadet edenler seviyesine yükselir. Bunun aksine olarak gazabı sebebiyle, inatçı zorbalar seviyesine de düşebilir ve sözü aile efradından başka kimseye geçmez olur.”
“Allahü teala, yumuşak tabiatlı ve utangaç olanları, zengin olup iffet sahibi bulunanları, nüfusu kalabalık olduğu hâlde fakir olup mütte kî olanları sever. Çirkin söz söyleyen, ağır tabiatlı, ısrarlı olarak dilenen ahmakları sevmez.”
“Allahü teala, kıyamet günü mahlukatı mahşer yerinde topladığı zaman, Arş'ın altındaki bir dellal üç defa; “Ey iman edenler, Allahü teala sizi affetti. Siz de birbirinizde olan hakkınızı bağışlayın.” diye seslenir.”
“Kıyamet günü insanlar Mevkif'te toplandıkları zaman dellal, “İnsanları affedip, mü kâ fatları Allahü tealanın üzerinde olanlar kalksın ve Cennet'e girsinler.” diye seslenir. Bunun üzerine binlerce insan kalkar ve hesap görmeden Cennet'e girerler.”
“Üç şey vardır ki, Mümin olduğu hâlde bunları yapan ve bunlar ile gelen kimse, (kıyamet günü) hangi kapısından isterse Cennet'e girer ve istediği kadar hurilerden kendisine verilir. Bunlar; bilinmeyen, şahidi olmayan ve unutulmuş borcu ödeyenler, her namazı müteakip on İhlas okuyanlar ve katilini affedenlerdir.” Bunlardan birini yapanlara da aynı mü kâ fat verilir mi? diye soruldukta; “Evet, birini yapanlara da aynı mü kâ fat verilir.” buyuruldu.
“Allahü teala sertliğe vermediklerini, yumuşaklığa verir. Bir kulunu sevdiği zaman, ona yumuşaklığı nasip eder. Yumuşaklıktan mahrum bir aile, Allahü tealanın sevgisinden mahrum demektir.”
“Allahü tealanın verdiği nimetlerinde düşmanları vardır. Bunlar da; Allahü tealanın kendi fadlından verdiği kimselere haset eden, onları çekemeyenlerdir.”
“İnsanoğlunun üç dostu vardır. Bunlardan biri, ölünceye kadar kendisine arkadaş olur; ikincisi, mezara gidinceye kadar; üçüncüsü, mahşere kadar kendisinden ayrılmaz. Ölünceye kadar kendisine arkadaşlık eden servettir. Mezara kadar gelen aile efradı ve diğer ahbaplarıdır. Mahşere kadar kendisine arkadaşlık edecek olan, amelidir.”
“İktisat eden sıkıntı çekmez.”
“Bol yemek yedirmek, herkese selam vermek ve güzel konuşmak, mağfireti gerektiren sebeplerdendir.”
“Allahü tealanın birtakım kulları vardır. Allahü teala, yolunda harcanmak üzere onlara servet vermiştir. Bunlardan cimrilik edenler olursa, o serveti onlardan alır başkasına verir.”
“Dininde ve dünyasında parmak ile gösterilmek, kötülük olarak kula yeter. Allahü tealanın korudukları müstesna! Allahü teala suretlerinize bakmaz; niyetlerinize ve amellerinize bakar.”
“Şüphesiz Cennet ehli, her saçı sakalı karışık, dağınık, üstü başı toz toprak içinde, eski elbiseye bürünmüş, nazar-ı itibara alınmayan kimselerdir ki, büyüklerin (makam sahiplerinin) huzuruna girmek isteseler kabul edilmezler. Evlenmek isteseler kimse kız vermez, konuşsalar kimse dinlemez. Her birinin ihtiyacı göğsünde deprenip durur. İşte bunların nuru kıyamet halkına taksim edilecek olsa hepsine yeterdi.”
“Riyanın azı da şirktir. Allahü teala, bilinmeyen, gizli kalan mütte kî leri sever. Onlar ki, yokluklarında aranmaz, varlıklarında bilinmezler. Onların kalbleri hidayet nuru saçar. Her karanlık, tozlu yollardan bu sayede kurtulurlar.”
“Kendisinde zerre kadar riya bulunan ameli, Allahü teala kabul etmez.”
“Adil hükümdarın bir günü, bir insanın kendi kendine altmış sene (nafile) ibadet etmesinden daha hayırlıdır.”
“Üç şey helakedicidir: İtaat edilen cimrilik, uyulan heva-i nefs, kulun kendini beğenip böbürlenmesidir.”
“Zillete düşmeyecek şekilde tevazu gösteren, meşru kazancını meşru yola sarf eden, düşkünlere acıyan, fakih ve hikmet ehli ile düşüp kalkan kimseye müjdeler olsun.”
“Dört şey varki, Allahü teala bunları ancak sevdiği kimselere verir: Sükut etmek; bu, ibadetin başlangıcıdır, Allahü tealaya tevekkül, tevazu ve dünyadan meylini kesmektir.”
“Kıyamet gününde, en ağır azabı görececek olan, Allahü tealanın, ilminden kendisini faydalandırmadığı âlimdir.”
“Bir kabilenin ölümü, bir âlimin ölümünden ehvendir.”
“Siz din âlimleri ve fukahası çok, okuyucu ve hatipleri az, soranları az, cevap verenleri çok bir diyar ve zamandasınız. Bu vaziyet karşısında amel, ilimden hayırlıdır. Yakında bir zaman gelecek, âlimler ve fukaha, azalacak, konuşmalar çoğalacak, soranlar çok olacak, cevap verebilenler az bulunacak, işte o zaman ilim amelden hayırlıdır.”
“Allahü teala kıyamet günü, bütün kullarını ve âlimleri diriltir. Sonra âlimlere: Ey âlimler, ben hâlinizi bilerek, ilmi size verdim, bunu size azap etmek için vermedim. Kusurlarınızı bağışladım. Buyurun Cennet'e...”
“İlimden bir mesele öğrenmek, bütün varlığı ile dünyadan hayırlıdır.”
“Cahilin cehaletine susması, (öğrenmemesi) âlimin de ilmini saklaması doğru değildir.”
“En güzel hediye; hikmetli bir sözü iyice anlayıp, din kardeşine anlatmaktır. Bu, aynı zamanda bir senelik ibadete karşılıktır.”
“İlim Çin'de bile olsa öğreniniz.”
“İnsanlar ilim öğrenip ameli terk ettikleri, dil ile sevişip içten husumet besledikleri ve sıla-i rahmi terk ettikleri vakit, Allahü teala onlara lanet eder, kulaklarını sağır, gözlerini de kör eder.”
“Müslümanlar, Peygamberlerinden sonra, onun bildirdiği dinde bir bidat, herhangi bir yenilik yaparsa, bunun benzeri olan bir sünnet, aralarından kalkar.”
“Bidat sahibi bidatinden vazgeçinceye kadar, Allahü teala tövbesini kabul etmez.”
“Yeryüzünde, her zaman kırk kişi bulunur. Her biri, İbrahim (Aleyhisselam) gibi bereketlidir. Bunların bereketi ile yağmur yağar. Biri ölünce, Allahü teala onun yerine başkasını getirir.”
“Gençlerin en hayırlısı, kendisini yaşlılara benzeten, ihtiyarların en fenası da kendisini gençlere benzetendir.”
“Namazı zayi ettiği hâlde Allahü tealaya mülaki olan (huzuruna gelen) kimsenin, diğer iyiliklerine Allahü teala değer vermez.”
“Kim ki, abdestini güzel alır, namazını vaktinde kılar, rüku ve sü cû dunu tamamlar, huşuuna riayet ederse, kıldığı namaz beyaz ve parlak olduğu hâlde yükselir ve benim hakkıma riayet ettiğin gibi, Allah da seni korusun der. Kim ki abdestini güzel almaz, namazını vaktinde kılmaz, rüku, sü cûd ve huşuuna riayet etmezse, kıldığı namaz siyah ve karanlık olduğu hâlde yükselir ve beni zayi ettiğin gibi, Allahü teala da seni zayi etsin der. Ta ki Allahü tealanın dilediği yere gittikten sonra bir paçavra gibi dürülür ve kişinin yüzüne çarpılır.”
“Sizden herhangi birisinin, yemek sofrası misafirinin önünde bulunduğu müddetçe, melekler onun için istiğfar ederler.”
“Din kardeşinin arzu ettiği yemeği kendisine yediren kimsenin günahları bağışlanır. Din kardeşini sevindiren, Allahü tealayı sevindirmiş olur.”
“Muhakkak ki insan, güzel ahlâkı sayesinde, gündüz oruçlu, gece ibadet edici olanların derecesine yükselir.”
“Evlenen kimse, dininin yarısını korumuş olur. Artık diğer yarısında da Allahü tealaya karşı gelmekten sakınsın.”
“İki çocuğu ölen kimse, Cehennem ateşine karşı duvardan bir perde ile siperlenmiş olur.”
“Kadını, sırf malı ve güzelliği dolayısıyla alan kimse, malından da güzelliğinden de mahrum olur. Fakat dindarlığı için bir kadın ile evlenen kimseye, Allahü teala malı da güzelliği de nasip eder.”
“Her kimin kız çocuğu olur da onu terbiye eder ve terbiyesini güzel eder, gıda verir ve gıdasını güzel verir ve Allahü tealanın kendisine verdiği nimetlerden ona da bolluk gösterirse, o kız çocuğu onun için bereket ve Cehennem'den kurtarıp Cennet'e girmesi için bir kolaylık vesilesi olur.”
“Lâ ilahe illallah söyleyip, bu Kelime-i tayyibe üzere vefat eden Cennet'e girer. Allahü teala için bir gün oruç tutup, bu minval üzere vefat ederse Cennet'e girer. Allahü teala için sadaka verip ömrü bunun üzerine biten Cennet'e girer.”
“Ramazan-ı şerif ayında oruç tutup, ardından Şevval ayından da altı gün oruç tutarsa, bir yıl oruç tutmuş gibi olur.” buyurunca, hadis-i şerifi rivayet eden Ebu Eyyub-i Ensarî hazretleri, “Bir gününe on gün mü?” diye sordu. Resulullah Efendimiz; “Evet.” buyurdu.
“Yaşadığınız günlerde Rabbinizin nefhaları (rahmet dağıtması) vardır. Onlardan istifade edin. Cuma günü de bu günlerden biridir.”
“Gizli sadaka Allahü tealanın gazabını söndürür.”
“Helal (nafaka) talep etmek, farz üzerine farzdır.”
“Gıybet eden ve dinleyen, günahta ortaktırlar.”
“Memleketler Allahü tealanın yarattığı yerler, insanlar da Allahü tealanın kullarıdır. Nerede huzur bulursan orada otur ve Allahü tealaya hamd eyle.”
Sevgili Peygamberimiz yola çıkmak isteyene şu duayı okurlardı: “Allahü teala seni rahmet ve himayesine alsın, takvayı sana azık etsin, günahlarını bağışlasın ve nerede olursan ol, yönünü hayra çevirsin.”
“Vefatımdan sonra beni ziyaret eden, sağlığımda ziyaret etmiş gibidir.”
“Yalnız beni görmek maksadıyla ziyaretime gelenler, Allahü tealanın izniyle şefaatimi hak etmişlerdir.”
“Cennet bahçelerinde eğlenmek isteyenler, Allahü tealayı çok zikretsinler.”
Resulullah'a; “Hangi amel daha faziletlidir?” diye sorduklarında şöyle buyurdular: “Dilin, Allah Allah derken ölmendir.”
“Lâ ilahe illallah diyenler için mezarlarında vahşet (yalnızlık), mahşer meydanında dehşet yoktur. Sur'un üflenmesi anında, başlarındaki toprakları nasıl silkeleyerek kalktıklarını sanki görür gibiyim. Hüznü bizden gideren Allahü tealaya hamd ederiz. Muhakkak ki, bizim Rabbimiz, son derece mağfiret edici (gafur) ve şekurdur (iyiliklerin mü kâ fatını verendir).”
“Kim herhangi bir kitapta benim üzerime salavat-ı şerife getirirse, yani salavat-ı şerifeyi kitaba yazarsa, ismim orada kaldığı müddetçe, melekler o kişi için istiğfar ederler.”
“Abdestli olarak uyuyan kişinin ruhu Arş'a yükselir.”
“İman, üç yüz otuz üç yoldur. Bu yollardan birine girip şehadet ile Allahü tealaya ulaşan kimse, Cennet'e girer.”
“Allahü teala katında en faziletli namaz, akşam namazıdır. Misafir ve mukim hakkında aynıdır, değişmez. Onunla gündüz namazı sona erer ve gece namazı başlar. Kim akşamın farzını kıldıktan sonra iki rekat sünnet kılarsa, Allahü teala ona Cennet'te iki köşk inşa ettirir. Dört rekat kılan kimsenin ise, yirmi veyahut kırk senelik günahı bağışlanır.”
“Gece kıyamına (namazına) devam edin; zira bu sizden önceki salihlerin ibadeti, Allahü tealaya yakınlık ve günahlara kefaret olup, insanı bedenî hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.”
“Yemekten evvel elleri yıkamak fakirliği, yemekten sonra yıkamak ise, günahları giderir.”
“Üç haslet kendisinde bulunmadıkça kişinin imanı kemal bulmaz: Kızdığı vakit hiddeti kendisini haktan ayırmamak, memnuniyeti vaktinde batıla girmemek, gücü yettiği vakit hakkı olmayan şeyi almamaktır.”
“Kim ki, bir iyiliği niyet eder de, sonra herhangi bir mâni sebebiyle onu yapamazsa, ona tam bir sevap yazılır.”
“Riyanın en küçüğü dahi şirktir.”
“Çok yaşayıp, ameli güzel olan kimseye müjdeler olsun.”
“Allahü tealanın yarattıkları üzerinde düşünün, zatı hakkında düşünmeyin. Zira siz O'nun kadrini takdir edemez, O'nu anlamaya güç yetiremezsiniz.”
“Müminin hediyesi ölümdür.”
Taberânî'nin eserlerinden seçmeler: Üsame bin Zeyd anlatır: “Resulullah Efendimiz Benî Mustalak kabilesi üzerine yapılan seferden döndüğünde, Abdullah bin Übey'in oğlu, münafıkların başı olan babasına karşı kılıcını çekip; “Muhammed insanların en şereflisi, en üstünü, ben ise en adisi, en alçağıyım demedikçe, vallahi bu kılıcı kınına koymam.” dedi. Bunun üzerine Abdullah bin Übey: “Vay Allah'ın belası vay! Muhammed insanların en şereflisi, en yükseği, ben ise, en adisi, en alçağıyım.” dedi. Resulullah bu hadiseyi duyunca tebessüm edip, onun hareketini takdir buyurdular.”
Abdullah bin Abbas anlatır: “Peygamber Efendimize mübarek eshabından biri gelerek; “Ya Resulallah! Seni o kadar çok seviyorum ki, aklıma gelince sizi hemen gelip görmezsem, canım çıkacak gibi oluyor. Gelip seni görüyorum. Fakat ben ahirette ne yapacağım. Eğer Cennet'e girersem, muhakkak senden aşağı mertebelerde olacağım. Senden ayrılmak ise, bana çok zor gelecek Ben Cennet'te de seninle olmak istiyorum.” dedi. Resulullah Efendimiz hiçbir cevap vermedi. Daha sonra bu hususta Allahü teala Nisa suresi 69. ayet-i kerimesini nazil edip mealen şöyle buyurdu: “Kim Allahü teala ve Peygamberine itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği Peygamberlerle, sıddîklarla, şehitlerle, iyilerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştır.” buyurdu. Resulullah hemen o zatı çağırarak, bu ayet-i kerimeyi okuyarak müjdeledi.”
Üsame bin Şerik anlatır: “Bir gün Resulullah'ın yanında oturuyorduk. Herkesin sessizce oturduğu sırada birkaç kişi gelip, Resulullah'a; “Allahü teala en çok kimi sever?” diye sordular. Resulullah da; “Ahlâkı en güzel olanı.” buyurdu.”
Abdurrahman bin Haris Sülemî anlatır: “Resulullah'ın yanındaydık. Abdest almak için su istediler. Kapta su gelince, eliyle kaptan su alarak abdest aldılar. Resulullah işini bitirince kabı alıp içindeki suyu içtik. Resulullah Efendimiz bunu görünce; “Niçin böyle yapıyorsunuz?” diye sorduğunda, “Allah ve Resulünün sevgisi için.” diye cevap verdik. Resulullah Efendimiz de; “Allah ve Resulünün sizden razı olmasını istiyorsanız, size verilen emanetleri hakkıyla muhafaza edin. Konuştuğunuzda doğru söyleyin. Komşularınıza iyi muamele edin.” buyurdu.”
Enes bin Malik anlatır: “Uhud Savaşı'nda; “Muhammed öldü.” şayiası Medine'ye ulaşınca, Ensar'dan ihramlı bir kadın Uhud'da savaş meydanına geldi. Babası, kocası, kardeşi ve evladının cesediyle karşılaştı. “Kim bunlar?” diye sorunca; “Baban, kardeşin, kocan ve çocuğun.” dediler. Kadın; “Bana Resulullah'ı gösterin!” dedi. Resulullah'ın yerini öğrenince, koşup yanlarına vardı. Elbisesinin ucundan tutarak; “Anam babam sana feda olsun ya Resulallah, sen sağ olduktan sonra, gerisi ne olursa olsun. Benim için hiç mühim değil.” dedi.”
Katade bin Nu'man anlatır: “Resulullah'a bir yay hediye edildi. O da Uhud Savaşı'nda bana verdi. Savaşta, Resulullah'ın önüne dikilip, hem müşriklere yayın ipi kopuncaya kadar ok attım. Hem de Resulullah'a gelebilecek oklara siper oldum. Yayımın ipi kırılınca ok atamaz olmuştum. Bizim tarafa ne zaman bir ok atılsa, hemen göğsümü Resulullah'ın önüne gerer, okun hedefine ulaşmasına mâni olurdum.”
Muaz bin Cebel anlatır: “Resulullah'a gittim. Namaz kılıyordu. Sabaha kadar ayakta durdu, secdeye gitti. Orada ruhunun kabzedildiğini zannettim. Daha sonra bana; “Niçin böyle yaptım, biliyor musunuz?” buyurdu. “Allahü teala ve Resulü daha iyi bilir.” dedim. Üç veya dört defa aynı soruyu tekrarladı ve şöyle buyurdu: “Ben, Allah'ın farz kıldığı namazı kıldım. Sonunda Rabbimin elçisi gelerek; “Ümmetin için ne yapayım?” dedi. “Rabbim daha iyi bilir.” deyince, aynı soruyu üç veya dört defa tekrarlayarak; “Ümmetin için ne yapayım?” dedi. Ben yine; “Rabbim daha iyi bilir.” dedim. Bunun üzerine; “Ümmetinden dolayı seni hiç üzmeyeceğim.” buyurunca, bende hemen Rabbime secde ettim. Rabbim, şükredenlere karşılığını verir ve onları sever.” buyurdu.
Ubade bin Samit anlatır: “Bir gün Resulullah eshabı ile birlikte yola çıktı. Resulullah bir deveye binmişti. Eshabından hiçbiri Resulullah'ın önüne geçmiyordu. Muaz bin Cebel; “Ya Resulallah! Allahü teala bizim canımızı senden önce alsın. Allah göstermesin! Sen önce vefat edersen, senden sonra biz hangi ibadeti yapalım? Ya Resulallah! Allah yolunda cihat mı yapalım?” diyesual etti. Ben de; “Anam babam sana feda olsun ya Resulallah!” dedim. Resulullah; “Allah yolunda cihat güzel şey! Fakat, insanlar için bundan daha üstünü var.” buyurdu. Muaz bin Cebel; “Oruç ve sadaka mı?” diye sual eyledi. Resulullah; “Oruç ve zekat da güzel şey! Fakat, insanlar için bunlardan daha üstünü var.” buyurdu. Bunun üzerine Muaz bin Cebel, bildiği bütün hayırları saydı. Hepsine de Resulullah; “İnsanlar için bundan daha hayırlısı var.” buyurdu. Muaz; “Ya Resulallah! İnsanlar için bundan daha hayırlı olan nedir?” diye sual eyledi. Resulullah ağzını işaret ederek; “Susmak, konuşunca da hayır konuşmaktır.” buyurdu. Muaz; “Dillerimizle söylediklerimizden hesap sorulacak mı?” deyince Resulullah, Muaz'ın dizine vurdu. Sonra da; “Annen yokluğuna yansın!” buyurup, daha başka şeyler de söyledi. Daha sonra; “İnsanları Cehennem'e yüz üstü düşürecek olan şey, dillerinden başkası değildir. Kim Allah'a ve ahiret gününe inanırsa, ya hayır söylesin, ya da sussun. Hayır konuşun istifade edin. Şer konuşmayın ki, selamette olasınız.”
Taberanî hazretlerinin bildirdiği, “Üç şey helak edicidir: İtaat edilen cimrilik, uyulan heva-i nefs, kulun kendini beğenip böbürlenmesidir.” manasındaki hadis-i şerif.
Muaz bin Cebel anlatır: “Abdullah bin Amr'ın evine uğradım, kapının önüne çıkmış kendi kendine konuşur gibi hareketler yaparken görünce, böyle yapmasının sebebini sordum; “Allah'ın düşmanı olan şeytan, neden beni Resulullah'ın buyurduklarını tatbik etmekten alıkoyuyor? Bana; “Evinde sıkılıyorsun, İnsanların arasına çıkmıyor musun?” diyor. Halbuki ben, Resulullah'ın; “Allah, yolunda cihat edeni korur. Hastaları ziyaret edeni korur. Sabah namazına camiye gideni korur. Yardım etmek düşüncesi ile idarecilerinin yanlarına gideni korur. Hiç kimsenin gıybetini yapmadan evinde oturanı da Allah korur.” buyurduğunu duymuştum. Buna rağmen Allahü tealanın düşmanı, beni evimden meclise çıkarmak istiyor.” dedi.
Mus'ab bin Umeyr'in kardeşi Ebu Aziz bin Umeyr anlatır: “Bedr Savaşı'nda müşriklerin yanındaydım. Savaş neticesinde Resulullah'ın eshabı tarafından esir edildim. Ben, Medineli Ensar'dan bir grubun muhafazasındaydım. Onlar, sabah ve akşam yemeklerinde Resulullah'ın emrine uyarak, kendileri yalnız hurmayla yetinirler, bana ise kendi ihtiyaçları olan ekmeği verirlerdi. Çünkü Resulullah; “Esirlere iyi muamele edin.” buyurmuştu.”
İbn-i Abbas anlatır: “Resulullah buyurdu ki: “Ey Abdülmuttalib oğulları, sizin için Allahü tealadan üç şey diledim. Doğru yolda olanları, o yoldan ayırmamasını, bilgisi olmayanları, bilgili kılmasını da diledim. Bir kimse Hacerü'l-Esved'le Makam-ı İbrahim arasında durup namaz kılsa ve oruç tutsa; eğer, Muhammed'in Ehl-i Beyt'ine düşmanlık ediyorsa, ölünce Cehennem'e, girer.”
Nu'man bin Beşir anlatır: **“Biz, Resulullah ile beraber seferde iken, içimizden biri hayvanının üzerinde uyukluyordu. Bir başkası şaka niyetiyle, sadağından okunualdı. Birden korkarak uyandı. Bunun üzerine Resulullah; “Hiç kimseye, Müslüman bir kardeşini korkutmak helal değildir.” buyurdu.
Ebu Hüreyre anlatır: “Hazreti Ebu Bekr, Resulullah Efendimiz ile oturuyorlardı. Bir adam gelip, Hazreti Ebu Bekr'e kötü sözler söylemeye başladı. Resulullah da hayret ve tebessümle onları seyrediyordu. Adam biraz ileri gidince, Hazreti Ebu Bekr, onun sözlerinden bir kısmına karşılık verdi. Resulullah üzülerek oradan ayrıldı. Ebu Bekr de arkasından koşup yetişti. “Ya Resulallah! Adam bana kötü söylerken siz orada oturuyordunuz. Adama ben karşılık verince oradan ayrıldınız. Acaba hata mı eyledim, sebebini söyleyin de rahatlayayım?” dedi. Resulullah; “Sen, o adamın karşısında susarken, senin yerine ona bir melek karşılık veriyordu. Sen ona cevap vermeye başlayınca, araya şeytan girdi. Ben, ise şeytanla beraber bir arada bulunmam.” buyurup, şöyle devam etti: “Ya Eba Bekr! Üç şey vardır ki, Allahü teala asla onları karşılıksız bırakmaz. Kim zulme uğrar da, Allahü tealanın rızasını kazanmak için mukabelede bulunmazsa, Allahü teala o kimseye yardım ederek yükseltir. Her kim Allahü tealaya yaklaşmak için herkese ihsanda bulunursa, Cenab-ı Allah o kimsenin zenginliğini arttırır. Her kim de zengin olmak için dilencilik yaparsa, Allahü teala, o kimseyi fakirleştirir.”
Cerir anlattı: “Resulullah'ın huzuruna bir adam geldi. Dizlerinin titrediğini gördüm. Resulullah bu zata; “Titremene hacet yok. Ben kral değilim. Kureyşli, kuru et yiyen bir kadının oğluyum.” buyurdu.”
Yahudilerin Medine'de ileri gelen âlimlerinden iken, Müslüman olmakla şereflenen Abdullah bin Selam, Medine çarşısında sırtında odun taşımaktaydı. Kendisine; “Allah seni sırtında odun taşımaya muhtaç etmediği hâlde, bu şekilde dolaşmanın sebebi nedir?” diye sorulunca; “Kibrimden kurtulmak istedim. Çünkü Resulullah; “Kalbinde bir hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse, Cennet'e giremeyecektir.” buyurdu.” dedi.
Zeyd bin Erkam anlatır: “Resulullah bir hastalığımda evime teşrif etti ve; “Bu hastalığından sana bir şey olmaz. Fakat, benden sonra yaşadığın takdirde a'ma olursan ne yaparsın?” buyurdu. “O zaman sabreder ve sevabını Allahü tealadan beklerim.” diye cevap verdim. Resulullah da; “Bu takdirde sorgusuz sualsiz Cennet'e girersin.” buyurdu. Resulullah'ın vefatından sonra gözlerim görmez oldu.” Bir diğer rivayette, Zeyd bin Erkam'ın gözlerinin, vefatına yakın tekrar açıldığı bildirilmektedir.
Hazreti Ömer anlatır: Resulullah'ın yeni bir elbise giyerken, elbise göğsüne kadar gelince; “Mahrem yerlerimi örten ve dünyada beni güzelleştiren elbiseyi bana giydiren Allah'a hamd olsun. Kuvvet ve iradesi ile yaşadığım Allah'a yemin ederim ki, yeni bir elbise giyip de, benim söylediğim gibi söyleyen ve sonra da eskilerini Allah rızası için bir fakire giydiren her Müslüman, giydirdiği o elbisenin bir ipliği dahi fakirin üzerinde bulunduğu müddetçe, kendisi hayatta olsun, ölmüş olsun, Allah'ın himayesinde olur.” buyurdu.
Taberânî'nin Eshab-ı Kiram'dan bazı rivayetleri şunlardır: Bir adam, Abdullah bin Abbas'ın huzuruna gelerek; “Bana nasihat eyle!” dedi. İbn-i Abbas da, “Allahü tealaya hakkıyla kulluk et ve Resulullah'ın eshabı hakkında kötü söz söylemekten sakın. Çünkü sen, onların ne kadar yüksek derecelerde olduğunu bilmiyorsun.” buyurdu.
Abdullah bin Mes'ud; “Kendisinden başka ilah bulunmayan Allahü tealaya yemin ederim ki, yeryüzünde dilden başka uzun zaman hapsedilmeye layık bir şey yoktur.” buyurdu.
Abdullah bin Mes'ud; “İnsanlar üç sınıfa ayrılır. Bunlardan birincisi; Allah yolunda cihat edenlere, malı ve canı ile yardım edenler, ikincisi; iyilikleri emredip, kötülüklerden nehyederek dilleri ile cihat edenler. Üçüncüsü de; kalbi ile hakikati tasdik edip, kötülüğe buğz edenlerdir.” buyurdu.
İkrime bin Ebu Cehil ile birlikte Yemen'de mürtedlere karşı savaşan, Eshab-ı Kiram'dan Garafe bin Haris anlatır: Mısır'da Mendukun adında bir Hıristiyanı İslamiyete davet ettim. Fakat adam, Resulullah hakkında kötü sözler söyledi. Ben de onu bir güzel dövdüm. Vali Amr bin As hadiseyi duyunca beni çağırıp; “Biz onlarla antlaşma yapıp, emniyette olduklarını bildirmedik mi?” dedi. Ben de; “Onlara, her hâlde Resulullah hakkında kötü sözler söylesinler diye eman verilmedi. Benim bildiğim, kiliselerine dokunmayacağımıza, ibadetlerine karışmayacağımıza altından kalkamayacakları mükellefiyetler yüklemeyeceğimize, onlara düşman saldırdığında koruyacağımıza, kendi aralarında diledikleri gibi karar verebileceklerine, bizim kanunlarımıza uymak isteyenler hakkında Allahü teala ve Resulünün emrettiği gibi hüküm vereceğimize, arzu etmezlerse mecbur etmeyeceğimize söz verdik.” dedim. Amr bin As da; “Evet doğru söyledin.” dedi.