Son devir fıkıh, kelam, edebiyat ve astronomi âlimi. İsmi Seyyid Taha bin Mustafa Arvasî'dir. 1280 (m. 1864) senesinde o zaman Hakkari, bugün Van'a bağlı Başkale kasabasında dünyaya geldi. 1347 (m. 1928) senesinde Ankara'da vefat etti. Kabri Bağlum kabristanındadır.
Peygamber Efendimizin 43. kuşaktan torunudur. İmam-ı Ali Rıza'nın soyundandır. Bu sebeple seyyid unvanıyla anılır. Ataları Bağdad'dan bugün Van'ın Müküs (Bahçesaray) kasabasına bağlı Arvas (Doğanyayla) köyüne yerleştiği için Arvasî nisbetiyle tanınır. Büyük dedesi Seyyid Muhammed Sultan II. Mahmud zamanında tedrisat vesilesiyle Arvas'tan Başkale'ye yerleşmişti. Bunun babası olan Seyyid Abdurrahman, Seyyid Fehim Arvasî'nin de dedesidir. Abdülhakim Efendi'nin dedesi Seyyid Muhyiddin Başkale müftüsü idi. Babası Halife Mustafa Efendi, Seyyid Taha Hakkarî'nin oğlu ve Seyyid Salih Nehrî'nin halifesi Seyyid Ubeydullah Şemdinî'nin halifesi idi. Annesi Ayşe (Hano) Hanım'dır. Hakkari ibtidaiye ve rüşdiye mekteplerini bitirdi.
Genç yaşta babasını kaybettiği için ağabeyi meşhur İslam âlimi Seyyid Abdülhakim Arvasî'nin medresesinde 12 sene okuyup kendisinden icazetname aldı. Bu arada ağabeyinin üstadı Seyyid Fehim Efendi'nin teveccühünü kazandı. Nitekim Seyyid Fehim Efendi'nin kendisine hitaben yazılmış övgü dolu mektupları vardır.
Önce Başkale'de ağabeyinin medresesinde ders verdi. Bir yandan da Hakkari Vilayeti'nde memuriyetlerde bulundu. Mahkeme azalığı, müderrislik ve muallimlik yaptı. Gevaş (Yüksekova) müftüsü oldu. Van vilayeti nakibüleşraf kaymakamlığına tayin edildi.
1326 (m. 1908) tarihli İkinci Meşrutiyet meclisine Van meb'usu seçildi. Mecliste ciddi faaliyetlerde bulundu. 1329 (m. 1911) senesinde meclisin feshine kadar bu vazifeyi sürdürdü. Sonra Hakkari Evkaf müdürlüğü yaptı. 1333 (m. 1915)'te Rus işgali sebebiyle ailesiyle beraber Irak'a hicret etti. 1334 (m. 1916)'da Kerkük Medresesi müdürlüğü ve belagat müderrisliğine getirildi. Musul İdadisi'nde edebiyat ve Türkçe muallimliği yaptı. Bilahare memlekete dönerek 1336 (m. 1918)'de Van Müftüsü oldu. 1339 (m. 1920)'de İzmir payesine ilaveten Mahreç payesi aldı.
İstanbul'da izinli bulunduğu esnada 1337 (m. 1919) senesinde Sultan Vahideddin'in iradesiyle Medrese-i Süleymaniye (sonra Medresetü'l-Mütehassisin adını aldı) Fıkh-ı Şafiî müderrisliğine tayin olundu. Aynı irade-i seniyye ile ağabeyi Seyyid Abdülhakim Efendi de bu medreseye tasavvuf müderrisi tayin edildi. Seyyid Taha Efendi burada dört sene kaldı. 1339 (m. 1920)'de Ankara'da toplanan meclise Hakkari milletvekili seçildiği halde İstanbul'un işgali sebebiyle celselere katılamadığı için müstafi sayıldı.
1341-1342 (m. 1923-1924) arası Ankara'da Şer'iyye Vekaleti heyet-i iftaiyye (fetva heyeti), 1343-1347 (m. 1924-1928) arası da heyet-i müşavere reisliği yaptı. Bu vazifede iken nüzul geçirerek 3 Rebiülahir 1347 (19 Eylül 1928) tarihinde vefat etti. Kalaba mezarlığına gömüldü. Burası iskana açılınca, Bağlum'a ağabeyinin yanına nakledildi. Dört çocuğu genç yaşta vefat etti. Kürtçe'den başka mükemmelen Arapça, Farsça ve Türkçe bilirdi.
Eserleri:
- Banet Suad Kasidesi'ne Türkçe şerh
- Burhan-ı Gelenbevî Şerhi
- Adab-ı Gelenbevî şerhi
- Mantıkta Tezhibü't-Tehzib
- Belagatta Kalaidü'd-Darair adlı birer risalesi
- Bahaî'nin Teşrihü'l-Eflak'ine şerh
Bunlar matbu olmamakla beraber talebe tarafından istinsah edilerek çoğaltılmıştır. Talebe okutup çeşitli defalar icazet vermiştir. Abdürrahim Zapsu, Kirazlımescid İmamı mesnevihan Seyyid Cemal Efendi, yeğeni Seyyid Mekkî Efendi kendisinden okumuştur.
Mekkî Efendi anlatır: “Amcam çok büyük âlimdi. Beni en çok o okuttu. Bir saniyesini boşa geçirmez, devamlı kitap okur veya okuturdu. Halbuki biz kendisinin sohbet etmesini isterdik. Sohbeti çok tatlıydı. Ama o konuşmaz, hep eski âlimlerin kitaplarından bize okurdu. Biz de kurnazlık yapıp, o geleceği zaman, etraftaki kitapları ortadan kaldırır, saklardık. O gelince, şöyle bir etrafa göz gezdirir, hiç kitap göremeyince, mecburen sohbet ederdi.”
Taha Efendi kitap okumaya çok düşkündü. Elinden kitap düşmediği, yolda yürürken bile kitap okuduğu anlatılır. Abdülhakim Efendi kardeşlerinden en çok Taha Efendi'yi sever; ilmî meselelerde mutlaka kendisiyle müzakere ve münazara ederdi. Hatta, “İlim süreyya yıldızına çıksa, kardeşim Taha onu tutar, getirir.” sözüyle övmüştür. Taha Efendi'nin, iki saat zarfında hiçbir yere bakmadan usul-i fıkıha dair bir metin kitabı yazması, ilimdeki derinliğine delildir. Dinî konularda olduğu kadar, fen bilgilerinde, bilhassa astronomide de mahirdi. Medrese arkadaşı olup, bilahare Kandilli Rasathanesi müdürlüğüne tayin edilen Fatin (Gökmen) Hoca, müşkül meseleleri kendisinden sorardı.