Eshab-ı Kiram'dan olup, Ensar'ın büyüklerinden. Künyesi, Ubade Ebu Velid olup, Hazrec kabilesinin Avfoğullarına mensuptur. Babası, Samit bin Kays bin Esrem bin Fihr, annesi, Kurretü'l-ayn binti Ubade binti Nadle binti Malik bin Aclan'dır. İsmi Ubade bin Samit bin Kays bin Esrem bin Fihr bin Sa'lebe bin Ganem bin Salim bin Avf bin Amr bin Avf bin Hazrec'dir. Medine'de (m. 586) senesinde doğup, Filistin'de Remle'de veya Kudüs'te 34 (m. 654) senesinde vefat etti.
Ubade bin Samit hazretleri, Bi'setin on birinci senesi hac mevsiminde Mekke'ye gidip, Müslüman olmakla şereflendi. Birinci Akabe biatında, Resulullah Efendimiz ile Mekke Panayırı'nda görüştü. Bu biatta hazır bulunan on iki kişiden biri olup, tarihe geçen rivayeti şöyledir: “Ben Birinci Akabe'de hazır bulunanlar içindeydim. Biz on iki kişi idik. Resulullah ile kadınların biati gibi biat ettik. Bu bize harp farz kılınmasından önceydi. Şunun üzerine biat ettik ki; Allahü tealaya hiçbir şeyi ortak koşmayalım, hırsızlık etmiyelim, zina yapmayalım, çocuklarımızı öldürmeyelim, dillerimizle yalan söyleyerek iftira etmeyelim, herhangi bir iyilik hususunda ona asi olmayalım.” Peygamberimiz buyurdu ki: “Eğer ahdinizde (sözünüzde) durursanız sizin için Cennet vardır. Eğer onlardan bir şeyi örtbas ederseniz sizin işiniz Allahü tealaya aittir, dilerse azap eder, dilerse affeder.”
Bi'setin on ikinci senesi hac mevsiminde Mekke'de yapılan ikinci Akabe biatinde de bulunan, Hazrec kabilesinin on iki temsilcisinden biridir. Biatte, “Ya Resulallah! Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınaması beni tutmamak, yolumdan alıkoymamak üzere, sana biat ediyorum.” dedi. Annesi de İslamiyet ile şereflenip, çok kimsenin Müslüman olmasına vesile oldu. Hicret-i Nebeviden sonra Mekke'den göç eden Müslümanlardan Ebu Mersed ile kardeş oldu. Hazreti Muhammed'in süt teyzesi Ümmü Hıram ile evlendi. Kabri Kıbrıs'ta olup, Türkler'in “Hala Sultan.” dedikleri Ümmü Hiram ile Ubade bin Samit'in nikahını Resulullah kıydı.
Hicret-i Nebevi'den sonra kurulan İslam Devleti'nde önemli vazifeler aldı. Peygamber Efendimizin katıldığı muharebelere katıldı. Eğitim, öğretim, ilmi, adli, idari, siyasi ve askeri sahalarda vazife aldı. Hicretin ikinci senesinde Peygamberimizin kumandasında İslam ordusunda bulunarak Eshab-ı Bedr'den oldu. Yine üçüncü senede Uhud Gazvesi'ne, Beni Kureyza'nın Medine'den kovulmasına sebep olan gazveye de katıldı. Beşinci yılda meydana gelen gazvelerden sonra Ubade bin Samit Hudeybiye barışında da bulundu. Hazreti Ubade bin Samit, Huneyn Muharebesine de katılarak, büyük yararlıklar gösterdi. Tebük Gazvesi'ne de bedenen ve malen katıldı ve Resul-i Ekrem'in Veda Haccı'nda bulunmak şerefine nail oldu.
Hicri on dördüncü yıldan itibaren Hazreti Ömer'in hilafeti sırasında Suriye'deki seferlerde bulunduktan sonra, Mısır'a geçerek Mısır'ın fethine katıldı. Amr bin As Mısır harekatında Hazreti Ömer'den yardım istedi. O, Amr bin As'a her biri bin kişiye bedel dört kişi gönderdi. Bunların içinde Ubade bin Samit de bulunuyordu. Orada çok önemli vazifelerde bulunarak, Mısır'ın fethinin tamamlanmasında büyük rolü geçti. Hazreti Ömer'in hilafeti zamanında Filistin ve Humus eyaletlerinin valiliklerinde bulundu. Üstün idarecilik vasıflarına sahip bulunduğundan ahaliye, devlete çok güzel hizmeti geçti. Hazreti Osman'ın hilafeti zamanında Şam taraflarına gidip, Kudüs, Remle ve Filistin'i ziyaret etti.
Ubade bin Samit, Eshab-ı Kiram'ın en faziletlilerinden biri idi. Peygamber Efendimiz zamanında Kur'an-ı Kerim'i tamamen ezberlemiş, ayrıca bir de Kur'an-ı Kerim yazmıştı. Asr-ı Se'adette, Eshab-ı Suffa'ya hocalık yaparak bir çoklarına okuma-yazma, Kur'an-ı Kerim ve dini ilimler öğretmiştir. Bu hizmetlerinden dolayı, Eshab-ı Suffa'dan bazıları hediyeler göndermişti. Resul-i Ekrem bunu duyunca, Hazreti Ubade'ye onları kabul etmemesini buyurdu.
Ubade, hadis ilminde de çok derin alim idi. Hadis ilminin kurucularından sayılan Hazreti Ubade, duyduğu hadisleri son derece dikkat ve itina ile naklederdi. Hadis nakletmelerine, “Bizzat Resul-i Ekrem'den dinledim”, “Resul-i Ekrem'den duyduğuma şehadet ederim.” sözleriyle başlardı. Bulunduğu ilim meclislerinde hadis-i şerif naklederdi ve bu meclislerde Hıristiyanlar da bulunurdu. Yüz seksen bir hadis-i şerif rivayet etti.
Ubade bin Samit aynı zamanda büyük bir fıkıh alimi olup, Fukaha-yı Sahabe'dendir. Fıkıhta herkes merci olarak tanıyordu. Hazreti Ubade bin Samit, herkesin örnek aldığı, sağlam karakterli, doğru sözlü, ahlaken çok iyi niteliklere sahipti. Doğruyu söylemek hususunda hiç kimseden çekinmezdi. Emirlerin yüzüne karşı da doğru sözü söylerdi. Ubade bin Samit Peygamber Efendimizden ilim ve irfan öğrenmiş, ondan çok istifade eden Sahabilerdendir. Her hususta çok dirayetli birisiydi.
Hazreti Osman devrinde büyük fitne ve fesadın çıkmasına, İslam tarihi yönünden büyük olayların meydana gelmesine sebep olan Abdullah bin Sebe Yahudisinin maksadını anlayan önemli bir zattır.
Ubade'nin, Resul-i Ekrem'den bizzat işittiği hadis-i şeriflerden biri: Bir gün bir zat Peygamber Efendimize gelerek sordu: “Ya Resulallah, amellerin en iyisi nedir?” Resul-i Ekrem cevabında; “Allah'a iman ile O'nu tasdik, O'nun yolunda cihattır.” buyurdu. Bunu dinleyen zat, Ya Resulallah, daha ehveni yok mu? dedi. Resulullah; “O halde sabır ve iyilikseverlik.” buyurdu. “Ya Resulallah! Daha da kolayını istiyorum.” deyince; Resulullah; “O halde, Allahü teala sana ne kısmet etmiş ise ona razı ol.” buyurdu.
Hazreti Ubade bin Samit, 34 (m. 654) yılında yetmiş iki yaşlarında iken Remle'de hastalandı. Vefatından kısa bir süre önce oğlu Velid bin Ubade, babasının huzuruna gelerek şöyle dedi: “Babacığım bana vasiyette bulun.” Hazreti Ubade bin Samit şöyle buyurdu: “Oğlum! İmanın lezzetini tatmak, ilmin özü olan hakikate ulaşmak için, kaderin hayır ve şerrine inanmak lazımdır.” dedi Velid bin Ubade; “Kaderin hayır ve şerrini nasıl anlayabilirim?” diye babasına sordu. Cevabında; “Sana gelmeyenin sana isabet etmeyeceğine, sana isabet edenin muhakkak sana geleceğine inanırsın.” dedi.
Buyurdu ki: “Cehennem'in yedi kapısı vardır; üçü zenginler, üçü kadınlar, birisi de fakirler içindir.” Talebelerinden Sanabic'in hastalığına üzülüp, ağladığını görünce; “Ne ağlıyorsun, eğer mahşerde sana şehadet etmeme ve şefaat etmeme müsaade edilirse, şehadet ve şefaat ederim.” Bu Resul-i Ekrem'den nakledilen bir hadistir. Size şimdi de Resul-i Ekrem'in diğer bir hadis-i şerifini rivayet ediyorum: Resul-i Ekrem buyurdu ki: “Kim ki Allah'tan başka tapacak bir mabut bulunmadığına, Muhammed Aleyhisselam'ın, Resulullah olduğuna şehadet ederse, onun cesedi Cehennem'e haram olur.” buyurdu. “Bir kul Allah rızası için bir kerre secde edince Cenab-ı Hak muhakkak o secde sebebiyle o kimseye bir iyilik yazar. Yine secde sebebiyle bir günahını affeder. Onu bir derece yükseltir. Ey eshabım! Çok secde ediniz.”
Resulullah Efendimiz Ubade bin Samit'i zekat tahsiline gönderdiği vakit; “Ey Velid'in babası, Allah'tan kork, kıyamet günü boynunda bağıran deve ile veya böğüren inek veya meleyen koyun ile mahşer yerine gelme.” buyurduğu zaman Ubade; “Böyle mi olacak ya Resulallah?” deyince; “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, evet öyle olacaktır. Ancak Allahü tealanın merhamet buyurduklarım müstisnadır.” buyurdular. Bunun üzerine; “Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'ayemin ederim ki, ben de bundan böyle bu gibi işlere girmem.” deyince; Resulullah da; “Ben sizin benden sonra şirke döneceğinizden korkmam. Sizin için korktuğum mala meyl ve rağbet etmenizdir.” buyurdular.
Birisi Ubade bin Samit'e; “Ben harp ederken Allahü tealanın rızasını murad ettiğim gibi başkalarının beni övmesini de isterim.” deyince; “Sana bundan kar yok.” buyurdu. Adam üç kere söyleyince, şu hadis-i şerifi okudu: “Allahü teala buyuruyor ki: Ben ortaklıktan müstağni olanların en müstagnisiyim. Kim ki benim için amel eder ve başkasını da bu amele katarsa, hissemi o ortağıma devrederim.”
“Yapacağın işin sonunu düşün, salah ve iyilik ise onu yap. Azgınlık ise ondan vazgeç.”
“Allahü tealaya mülakatı (kavuşmayı) seveni Allah da sever. Allahü tealaya mülakatı sevmeyeni Allah da sevmez.” buyurunca, Eshab-ı Kiram; “Hepimiz ölümü kerih görürüz.” deyince Resul-i Ekrem; “O, o demek değildir. Belki Mümine Cennetteki yeri gösterildiği vakit ölümü sever. Allahü teala da onu sever.”
“Allahü teala, kullarına beş vakit namazı farzetmiştir. Eksiksiz olarak erkan ve adabına riayetle o namazları kılan kimseyi Allahü tealanın Cennet'e koyacağına vaadi vardır. İstenildiği gibi o namazları kılmayan kimseye Allahü tealanın vaadi yoktur. Dilerse ona azap eder, dilerse de affeder.”
“Herhangi bir Müslüman Allahü tealaya secde ederse, Allahü teala onun bir günahını affeder ve kendisini bir derece yükseltir.”
“Kurbanların en hayırlısı boynuzlu koçtur.”
“Allahü teala buyuruyor: Benim için birbirini ziyaret edenler benim sevgimi kazanmıştır. Benim için sevişenler, benim sevgime mazhar olmuştur. Benim için verenler, benim sevgimi hak etmiştir. Benim için birbirine yardımda bulunanlar, benim sevgimi kazanmıştır.”
“Allahü tealanın, senin aleyhinde hüküm ettiği hiçbir şeyde, O'nu töhmete kalkışma.”