Medineli Ensardan olan Sahabi. İsmi Ukbe bin Amir bin Abs bin Malik el-Cüheni'dir. Künyesinin Ebu Hammad, Ebu Esed, Ebu Amr; Ebu Abs ve bol olduğu bildirilmiştir. Doğum tarihi bilinmemektedir. Medine otlaklarında koyun güderdi. Peygamber Efendimizin Medine'ye hicret ettiğini de dağda haber almıştı. Koyunları oracıkta bıraktı, doğruca Medine'nin yolunu tuttu. Geldi, Resulullah'ı sordu. Misafir kaldığı evi öğrenir öğrenmez soluğu huzurunda aldı. Kainatın Efendisini karşısında görünce çok sevindi, birden dünyası genişledi, gönlü aydınlandı. Dedi ki: “Ya Resulallah! Size biat edeceğim.”
Resul-i Ekrem Efendimiz İslam dininin esaslarını öğretti. Ukbe en ufak bir tereddüt bile göstermedi. Hemen biat edip Müminler arasında yer almakta gecikmedi. Ukbe bundan sonra her şeyi terk ederek Eshab-ı Suffe arasına katıldı ve kendisini tamamen ilme verdi. Peygamberimizin hayat dolu sohbetini artık hiç kaçırmıyordu. Ondan ilim ve marifet meyveleri derliyordu. Peygamberimizde Ukbe'nin ilme olan aşırı arzusunu bildiği için kendisiyle hususi olarak ilgileniyordu.
Bir gün Hazreti Ukbe'ye hitaben şöyle buyurdu: “Kur'an-ı Kerim'de bazı su'reler vardır. Cenab-ı Hak o surelerin bir benzerini ne Tevrat'ta, ne İncil'de, ne Zebur'da ve ne de Kur'an-ı Kerim'de indirmemiştir. Hiçbir geceni onları okumadan geçirme. Bunlar: İhlas, Felak, ve Nas sureleridir.”
Bu sözleri kulaklarına küpe edinen Ukbe şöyle der: “O günden sonra her gece bu sureleri okumadan yatmadım. Hep okudum.”
Hazreti Ukbe bilmediklerini, öğrenmek istediği hususları Peygamberimizden sormaktan çekinmezdi. Böylece pek çok şeyi öğrenme imkanını bulmuştu. Bir gün Peygamberimizin yanına yaklaştı, mübarek ellerini tuttu ve şöyle dedi: “Ya Resulallah, iyilik ve ibadetin üstün olanlarının hangisi olduğunu söyler misiniz?” Resulullah Efendimiz; “Halini sormayanın halini sor. Sana bir şey vermeyene vermeye bak. Sana haksızlık edeni de affet.” buyurdu. Tekrar; “Ya Resulallah, kurtuluş nerededir?” diye sordu. “Diline sahip ol, evin sana dar gelmesin. Sırrını yayma. Günahların için ağla.” buyurdu. Bunlar zor işlerdi. Nefse ağır gelen hizmetlerdi, fakat Cennet'e kavuşturuyordu. Bunun için her şeyden önce böyle nefse zor gelen amelleri işleyerek Allahü tealanın rızasını elde etmek lazımdı.
Hazreti Ukbe'nin öğrenme hususundaki bu gayreti onun kısa zamanda âlim Sahabiler arasına girmesine sebep oldu. Öyle ki, Hazreti Ukbe, Peygamberimizin zamanında ictihad edebilecek seviyeye geldi. Hatta bir defasında Peygamberimiz kendisine müracaat eden iki davalı hakkında hüküm verme işini ona bıraktı. Ukbe: “Siz daha layıksınız ya Resulallah! Anam, babam size feda olsun.” dedi. Fakat Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Sen hüküm ver!” “Neye göre hüküm vereyim ya Resulallah?” diye arz etti. “Kendi ictihadına göre hüküm ver. Eğer hükmünde isabet edersen sana on sevab verilir. İsabet etmezsen bir sevab kazanırsın.” buyurdu.
Hazreti Ukbe bir gün on iki arkadaşıyla birlikte Peygamberimizden bir şeyler öğrenmek düşüncesiyle yola çıktı. Yanlarında develeri de vardı. Onları başıboş bırakmak istemediler. Dediler ki: “İçimizden birisi develerimizi otlatsa da, kalanımız Resulullah Efendimizle sohbet etsek. Sonra öğrendiklerimizi ona bildiririz.” Hazreti Ukbe gerçi Peygamberimizin sohbetinde bulunmayı çok arzuluyordu. Fakat develerin yanında birisinin kalması gerektiğine de inanıyordu. Arkadaşlarını kendi nefsine tercih ederek, “Siz gidin. Develeri ben otlatırım.” dedi. Sonrasını kendisi şöyle anlatır: “Arkadaşlarım gideli bir hayli olmuştu. Kendi kendime dedim ki: “Galiba aldandım. Arkadaşlarım Resulullah'tan benim duymadıklarımı dinliyor, öğrenmediklerimi öğreniyorlar.“
Sonra şehre gittim. Yolda Sahabilerden bir grupla karşılaştım. İçlerinden biri, Peygamberimizin, “Kim güzelce abdest alırsa, günahından temizlenerek annesinden yeni doğmuş gibi olur.” buyurduğunu söyledi. Hayret ettim. Benim hayretimi fark eden Ömer bin Hattab dedi ki: “Hele sen ondan önceki hadisi dinlemeliydin. Ondaki müjde daha fazla idi.” “Ne olur, onu da sen söyle!” diye yalvardım. Bunun üzerine o da, Resulullah'ın; “Kim Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölürse, Allah ona Cennet kapılarını açar. O da istediği kapıdan Cennet'e girer. Cennet'in sekiz kapısı vardır.” buyurduğunu söyledi. Tam bu sırada Resulullah Efendimiz geldi. Ben de tam karşısında oturdum, dinlemeyebaşladım. Fakat benden yüzünü çevirdi. Dedim ki: “Ey Allah'ın Resulü! Anam babam size feda olsun. Niçin benden yüzünüzü çeviriyorsunuz?” Resul-i Ekrem Efendimiz buyurdu ki: “Sence bir kişinin istifadesi mi daha kıymetli, yoksa on iki kişinin mi?” Hatamı anlamıştım.
Hazreti Ukbe, Peygamber Efendimize karşı son derece hürmetkardı. Öyle ki, Resulullah'ın huzurunda deveye binmeyi hürmetsizlik sayardı. Bir gün Peygamberimizle birlikte bir yere gidiyordu. Peygamberimiz deveye binmişti. Kendisi yaya idi. Resulullah Efendimiz onu terkisine almak istedi. “Ey Ukbe! Binmiyor musun?” buyurdu. Hazreti Ukbe dedi ki: “Ya Resulallah! Edebsizlik etmekten korkuyorum,.” Peygamberimizin ısrar etmesi üzerine, onun emri edebden üstündür diyerek mahcub bir halde deveye bindi.
Ukbe, Mümin kardeşlerinde gördüğü kusurları, kabahatleri açığa vurmazdı. Başkalarının kusurlarını araştırmadığı gibi, yanında başkasının kabahatlerinin anlatılmasından da rahatsız olurdu. Bir defasında hizmetçisi, komşunun bir hatasını söyledi. Hazreti Ukbe, hizmetçiye kızmadı. Ona nasihat etti. Bunun iyi bir şey olmadığını anlattı. Sonra da şu hadis-i şerifi rivayet etti: “Kim dünyada bir Müminin ayıbını örterse, Allahü teala da Kıyamet günü onun ayıbını örter.”
Hazreti Ukbe'nin; hadis, miras taksimi ve hitabet gibi sahalarda müstesna bir yeri vardı. Kur'an-ı Kerim'i güzel okuyan, sesiyle süsleyen Sahabilerdendi. Hatta Hazreti Ömer ona Kur'an-ı Kerim okutturur ve büyük bir huşu ile dinlerdi.
Hazreti Ukbe'nin bir diğer hususiyeti de askerlik sanatına olan merakıydı. Fırsat buldukça Peygamber Efendimizin; “Hiçbiriniz ok atışı yapmaktan geri durmasın!” ve “Bir ok sebebiyle Allah üç kişiyi Cennete koyar: Oku hayırlı bir işte kullanmak maksadıyla yapan ustasını, onu atanı ve atana yardımcı olanı.” gibi hadisleri hatırlatıyordu. Böylece cihat ruhunun devamlı uyanık kalmasını, Müslümanların düşmana karşı talim yapmaya ehemmiyet vermelerini istiyordu.
Hazreti Ukbe Amr bin As ile birlikte Mısır'ın fethine katıldı. 44 (m. 664) yılında Mısır valisi tayin edildi. Peygamberimizin İstanbul'un fethi için verdiği müjdeyi kalbinin derinliğinde bir sır gibi saklıyordu. Hicretin 52. senesinde Hazreti Muaviye'nin İstanbul'un fethi için hazırladığı orduda vazife aldı. O sıralar Mısır valisi olduğu için Mısır'dan hazırlanan birliğin kumandanlığını yaptı. 58 (m. 678) senesinde Mısır'da vefat etti. Şehit edildiği ve Küçük Karafe kabristanına defnedildiği de rivayet edilmiştir.
Ukbe bin Amir sahabenin âlimlerinden idi. Fıkıh, tefsir, hadis sahasında otorite ve cesur bir kumandan meşhur bir okçu idi. Kendisinin Mısır'da bir Kur'an-ı Kerim Mushafı hazırladığı bilinmektedir. Uzun seneler Mısır'da bu mushafa göre kıraat olunmuştur. 55 hadis-i şerif rivayet etmiştir. Kendisinden İbn-i Abbas, Ebu Eyyub ve Ebu Ümame gibi Sahabiler, Ebü'l-Hayr, Ata bin Ebu Rebah, Sa'id bin Müseyyeb gibi Tabiin'in büyükleri rivayette bulunmuştur. Kabrinin yanında kendisinin bina ettirdiği Ukbe bin Amir camii vardır.
Mısır'da vali iken Peygamberimizden rivayet ettiği bir hutbenin meali şöyledir:
“Ey insanlar! Sözlerin en iyisi, Allahütealanın kitabıdır. Yolların en hayırlısı, benim yolumdur. Sözlerin en değerlisi, Allahütealayı anmaktır. Kıssaların en değerlisi, Kur'an-ı Kerim'dir. Amellerin en iyisi, farz olan amellerdir. İşlerin en kötüsü, bu yolda yapılan değişikliklerdir. Bid'atlerin hepsi dalalettir, sapıklıktır. Ölümlerin en şereflisi, şehitlerin ölümüdür. Körlüğün en kötüsü, hidayete erdikten sonra sapıklığa düşmektir. İlmin en iyisi, faydalı olandır. Veren el, alan elden üstündür. Az ve yeterli olan mal, çok olan ve azdıran servetten iyidir. Pişmanlığın en kötüsü, Kıyamet günü duyulan pişmanlıktır. En büyük hata, yalan söylemektir. En hayırlı zenginlik, gönül zenginliğidir. En iyi azık, takvadır. Hikmetin başı, Allah korkusudur. Kalbde yer alan şeylerin en iyisi, hakiki imandır. Ölüler için yüksek sesle ağlayıp dövünmek cahiliye adetlerindendir. Devlet malına el uzatmak, Cehennem'den ateş közleri çalmaktır. Altın ve gümüşü biriktirip zekatını vermemek, insanın, vücudunu Cehennem ateşiyle dağlamasıdır. İçki kötülüklerin anasıdır. Kazançların en kötüsü faizdir. Yiyeceklerin en kötüsü yetimin malıdır. Bahtiyar insan, başkasından ders alabilendir. Hepiniz nihayet birkaç metrelik toprağa gireceksiniz. Her iş neticesiyle değerlendirilir. Amellerde geçerli olan, amelin sonudur. Gelmesi muhakkak olan şey, uzak olsa da yakındır. Mümine sövmek fasıklıktır. Müminin gıybetini etmek Allahütealaya karşı gelmektir. Müminin kanına tecavüz etmek ne kadar haram ise, malına tecavüz etmek de o kadar haramdır. Kim kötü bir iş yapmak için Allah adına yemin ederse, Allahüteala onu yalancı çıkarır. Kim sabrederse, Allah sevabını kat kat verir. Allahım, beni ve ümmetimi bağışla! Allah'ım, beni ve ümmetimi bağışla! Allah'tan beni ve sizi affetmesini dilerim.”