UMEYR BİN SA'D

Umeyr Bin Sa'd bin Ubeyd bin Numan El-Evsî el-Ensarî Zahid Sahabilerden ve vali
A- A+

Zahid Sahabilerden ve vali. İsmi Umeyr Bin Sa'd bin Ubeyd bin Numan El-Evsî el-Ensarî'dir. Künyesi Ebu Abdurrahman'dır. Babası küçükken vefat etmişti. Ancak annesi çok geçmeden Cülas bin Suveyd adında Evs kabilesine mensup bir zenginle evlenmişti. O zat, kadının oğlu Umeyr'e de bakmayı kabul etmiş ve onu ailesine katmıştı. Umeyr, Cülas'ın kendisine güzel davranmasından ve şefkat göstermesinden dolayı yetim olduğunu hiç hissetmedi. Oğul babasını nasıl severse, Umeyr, Cülas'ı öyle seviyordu. Baba oğuluna nasıl düşkünse Cülas da Umeyr'e karşı öyleydi. Nihayet Umeyr büyüdü. Cülas, onun iş ve hareketlerinde görülen zeka ve üstünlük belirtileriyle, doğruluk ve dürüstlük huylarını görünce onu daha çok sevmeye başlamıştı.

Umeyr Bin Sa'd, 10 yaşını biraz geçince Müslüman oldu. İman onun taze yüreğinde boş bir yer, İslam da onun saf ve berrak gönlünde verimli bir toprak bulmuş, oraya girip yerleşmişlerdi. Yaşının küçük olmasına rağmen Resulullah'ın arkasında namaz kılmaktan geri kalmazdı. Oğlunu bazan kocasıyla, bazan da tek başına mescide giderken veya oradan dönerken görünce annesini bir sevinç alırdı. Küçük Umeyr bin Sa'd'ın hayatı sakin ve huzur içinde geçiyordu. Huzurunu ve sükunetini bozan bir şey yoktu. Nihayet ergenlik çağına yaklaşan bu çocuğu Allah, o yaştaki birisinin benzeriyle pek az karşılaştığı bir imtihan ve pek sert bir tecrübeyle karşılaştırdı.

Hicretin 9. yılında Rasulullah Tebük'te Bizanslılarla savaşmaya karar verdiğini açıklayıp Müslümanların buna hazırlanmalarını emretmişti. Resulullah Efendimiz bir harp yapmak istediğinde bunu açıkça belirtmez, asıl gitmek istediği yönden başka bir yöne gitmek istediği havasını verirdi. Tebük seferinde ise böyle olmamıştı. Halkın durumu açıkça bilip, madden ve manen buna hazır olmaları için, ayrıca mesafenin uzaklığı, meşakkatin büyüklüğü ve düşmanın güçlü oluşu sebebiyle nereye gideceğini halka açıklamıştı. Yaz mevsiminin gelmiş, sıcakların artmış, meyvelerin olgunlaşmış ve gölgenin daha hoş olmasına, nefislerin gevşeklik ve tembelliğe eğilim göstermesine rağmen, Müslümanlar Peygamberlerinin davetini kabul edip harbe, hazırlanmaya başladılar. Ancak bazı münafıklar, azimleri kırmaya, gayretleri azaltmaya, şüpheler doğurmaya, Resulullah'ın aleyhinde konuşmaya ve özel oturumlarında kendilerine küfür damgasını vurduran sözler sarf etmeye başladılar.

Ordunun hareketinden önceki günlerden birinde, küçük Umeyr Bin Sa'd mescitte namazı eda ettikten sonra evine dönmüştü. Gönlü, gözleriyle görüp kulaklarıyla, işittiği Müslümanların gayret ve fedakarlık tablolarıyla dolup taşıyordu. Muhacir ve Ensar kadınlarının Resulullah'a gelip ziynetlerini çıkardıklarını, parasıyla Allah yolunda savaşan orduyu donatmak için onun önüne attıklarını görmüş- tü. Osman bin Affan'ın içinde binlerce dinar bulunan bir çıkın getirip onu Resulullah'a takdim ettiğini gözleriyle görmüştü. Abdurrahman bin Avf'ın iki bin dört yüz dirhem altını omuzunda getirip Hazreti Peygamber'in önüne koyduğuna da şahit olmuştu. Hatta o bir zatın, parasıyla Allah yolunda dövüşeceği kılıcı satın almak için yatağını satışa çıkardığını da görmüştü.

Umeyr, bu nadide ve şahane tabloları tekrar etmeye, Cülas'ın Resulullah'la gitmek için hazırlanma konusunda ağır davranmasına, güçlü olmasına ve zenginliğine rağmen yardım etmede gecikmesine hayret etmeye başlamıştı. Umeyr, Cülas'ın gayret göstermesini, içindeki hamiyeti ortaya çıkarmasını istiyordu. Ona duyduğu ve gördüğü haberleri, özellikle Resulullah'a gelip hararetle ondan Allah yolunda savaşacak orduya kendilerini de almasını isteyen Müslümanlarla ilgili haberleri anlatmaya başlıyordu. Rasulullah Efendimiz onları götürecek kadar biniti bulunmadığı için isteklerini kabul edemiyor, onlar da cihada çıkma arzularına ulaşamamalarına ve şehit olma özlemlerini gerçekleştiremediklerine üzüldükleri için gözlerinden yaşlar akıtarak geri dönüyorlardı. Ancak bunları Umeyr'den dinledikten sonra Cülas'ın ağzından, mümin gencin aklını başından alan bir cümle çıktı. Cülas şöyle demişti: “Eğer Muhammed'in peygamber olduğu doğru ise, biz eşeklerden daha kötü olalım.

Umeyr, duyduklarından dolayı hayret ve dehşet içinde kalmıştı. Cülas'ın akıl ve yaşına sahip birisinin ağzından, sahibini bir defada imandan çıkaran böyle bir sözün çıkacağını ve onu en geniş kapılarından küfre sokacağını tahmin etmiyordu.

Allah azze ve celle katında amellerin en sevimlisi; bir Müslümanı sevindirmek yahut bir sıkıntısını gidermek veya sabrını taşıran bir kederini ortadan kaldırmak yahut bir borcunu ödemektir.” Hadis-i şerif ince hesap makinalarının kendilerine verilen problemlerin hesabına başladıkları gibi, Umeyr bin Sa'd da ne yapması gerektiğini düşünmeye başladı.

Umeyr düşündü ki; Cülas hakkında konuşmamak, onun durumunu örtbas etmek; Allah ve Resulüne hıyanet etmek, münafıkların hile ve entrikalar düzenledikleri İslam'a zarar vermek demekti. Bir de şöyle düşündü: Cülas'dan duyduğunu yaymak, babası yerine koyduğu adama isyan etmek, kendisine iyilik yapana kötülükle karşılık vermek demekti. Çünkü kendisini yetimlikten ve fakirlikten kurtaran ve babasının yokluğunu unutturan oydu. Umeyr'in en tatlısı acı olan iki şey arasında tercihte bulunması gerekiyordu ve hemen tercihini yaptı. Cülas'a dönüp şöyle dedi: “Ey Cülas! Yeryüzünde Abdullah oğlu Muhammed'den sonra hiçbir kimseyi senden daha çok sevmem. Bana en çok iyilik eden de sensin. Şüphesiz sen bir söz söyledin. Eğer onu söylersem seni ifşa etmiş olurum. Şayet gizlersem emanetimi gizlemiş, kendimi ve dinimi mahvetmiş olurum. Şimdi ben Resulullah'a gitmeye ve söylediğin şeyi ona bildirmeye karar verdim. Senin de haberin ola!

Umeyr bin Sa'd mescide gidip Cülas bin Süveyd'den duyduklarını Peygamber Efendimize haber verdi. Rasulullah Efendimiz onu yanında alıkoyup Cülas'ı çağırması için Eshabından birini ona gönderdi. Az sonra Cülas gelip Resulullah'ı selamladı ve yanına oturdu. Peygamber Efendimiz ona: “Umeyr bin Sa'd'ın senden duyduğu söz nedir?” dedi ve dediğini ona tekrar etti. Cülas: “O benim hakkımda yalan söyleyip iftira etmiş, ben böyle bir şey söylemedim.” dedi.

Sahabiler gözlerini Cülas'la onun genç oğlu Umeyr bin Sa'd arasında gezdiriyorlardı. Sanki onlar, ikisinin içini yüzlerinden okumak istiyorlardı. Birbirleriyle fısıldaşmaya başladılar ve kalblerinde hastalık bulunanlardan biri şöyle dedi: “Bu, kendisine iyilik edene kötülükle karşılık veren isyankar bir gençtir.” Diğerleri de şöyle dedi: “Hayır, aksine, o Allah'a itaat içinde büyümüş bir çocuktur. Onun yüz hatları doğru olduğunu söylüyor.

Rasulullah Efendimiz Umeyr'e dönüp baktı ki, bütün kanı yüzünde toplanmış, gözlerinden de yaşlar coşmuş, yanaklarına ve göğsüne düşmektedir. Bir taraftan da şöyle diyordu: “Ya Rabbi! Söylediğimi açıklamak için Peygamberine vahiy indir! Ya Rabbi! Söylediğimi açıklamak için Peygamberine vahiy indir.” Cülas atılıp: “Ya Resulallah! Sana söylediğim doğrudur. Eğer istersen senin huzurunda yemin edelim. Allah'a yemin ederim ki, Umeyr'in sana aktardıklarından hiçbirini söylemedim.

Yemin biter bitmez oradakilerin bakışları Umeyr bin Sa'd'a dikildi ve Resulullah'ı sekinet aldı. Sahabe anladı ki, bu vahiydir. Yerlerinde çakılıp kaldılar, hiç konuşamadılar, bu defa gözler Resulullah'a dikildi. Bu arada Cülas'da korku ve endişe, Umeyr'de ise telaş ve merak görüldü. Resulullah'tan vahyin tesiri kayboluncaya kadar herkes böyle kaldı. Resulullah Efendimiz Allahü tealanın şu ayetini okudu: “O sözleri söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve Müslüman olduktan sonra kafir oldular. Başaramadıkları bir şeye (Peygambere suikast yapmaya) de yeltendiler. Ve sırf Allah ve Resulü kendi lütuflarından onları zenginleştirdiği için öçalmaya kalkıştılar. Eğer tövbe ederlerse onlar için daha hayırlı olur. Yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de elem verici bir azaba çarptıracaktır. Yeryüzünde onların ne dostu ne de yardımcısı vardır.” (Tevbe suresi: 74)

Cülas işittiğinin korkusundan irkildi. Nerdeyse korkudan dili tutulacaktı. Daha sonra Resulullah'a dönüp şöyle dedi: “Ya Resulallah! Tövbe ediyorum... Tövbe ediyorum... Umeyr doğrudur. Ya Resulallah! Asıl ben yalan söyledim. Allah'tan tövbemi kabul etmesini iste. Senin yoluna feda olayım ey Allah'ın Resulü!” Bu arada Peygamber Umeyr bin Sa'd'a döndü. Bir de görsün, sevinç gözyaşları iman nuruyla parlayan yüzünü ıslatmıştı. Resulullah Efendimiz mübarek elini onun kulağına uzatıp, yumuşak bir şekilde tuttu ve şöyle dedi: “Kulağın duyduğunu tam duymuş. Rabbin seni doğruladı.” buyurdu.

Cülas İslam topluluğuna dönüp iyi bir Müslüman oldu. Sahabe, Umeyr'e yaptığı iyiliklerden onun halinin düzeldiğini fark ettiler. O, ne zaman Umeyr anılsa şöyle derdi: “Allah benden dolayı ona hayırla karşılık versin. Beni küfürden, boynumu da ateşten kurtardı.

Umeyr, Hazreti Ömer devrinde Humus'a vali olarak gönderildi. Bu durum şöyle anlatılır: Humus halkı valilerini hiç beğenmez, onları devamlı şikayet ederlerdi. Kendilerine bir vali gelir gelmez, hemen ona kusurlar bulurlar, günahlarını sayar dökerler, onu Müslümanların halifesine bildirirler ve ovalinin daha iyi birisiyle değiştirilmesini isterlerdi. Hazreti Ömer onlara, kusurunu bulamayacakları ve hayatlarında göremiyecekleri bir vali göndermeye karar verdi. Adamlarını tek tek gözden geçirdi ve Umeyr Bin Sa'd'dan daha iyisini bulamadı. Halbuki Umeyr, Suriye topraklarında Allah yolunda savaşan ordunun başında yürüyor, şehirleri kurtarıyor, kaleler yıkıyor, kabileleri itaat altına alıyor ve ayak bastığı her yerde camiler yaptırıyordu. Bütün bunlara rağmen Emiru'l-müminin onu çağırdı. Humus vilayetini onun uhdesine verdi ve oraya gitmesini emretti. Umeyr istemeye istemeye emri kabul etti, çünkü o hiçbir şeyi cihada tercih etmezdi. Umeyr Humus'a varıp halkı cemaatla namaz kılmaya davet etti. Namaz kılınınca halka bir konuşma yaptı. Allah'a hamdedip Resulullah'a salat ve selam getirdikten sonra şöyle konuştu: “Ey cemaat! Şüphesiz İslam, muhkem bir kale ve metin bir kapıdır. İslam'ın kalesi adalet, kapısı ise haktır. Kale yıkılıp kapı kırıldığı zaman bu dinin yurdu harap edilir. Sultan sert olduğu sürece, İslam daima muhkem kalacaktır. Sultanın sertliği kamçıyla vurmak, kılıçla öldürmek değildir. Ancak adaletle hükmetmek ve hakkı yerine getirmektir.

Bu kısa konuşmadan sonra, onlara çizdiği düsturu uygulamak için işinin başına döndü. Umeyr bin Sa'd, Humus'ta tam bir yılını doldurmuştu. Bu süre içinde halifeye mektup yazmamış ve Müslümanların beytülmaline bir dirhem veya bir dinar olsun vergi göndermemişti. Hazreti Ömer şüphelenmeye başlamıştı. Çünkü halife olması sebebiyle valileri hakkında Allah'tan çok korkardı. Umeyr bin Sa'd'a; “Mektubumu alır almaz, hemen Humus'u terk et ve Müslümanlardan topladığın vergileri de al Medine'ye gel.” diye bir mektup yazdı.

Umeyr bin Sa'd, Hazreti Ömer'in mektubunu alınca azık çantasını, yemek tenceresini, su tulumunu ve mızrağını yüklendi. Humus'u ve valiliği bırakıp yaya olarak Medine'nİn yolunu tuttu. Medine'ye vardığında, Umeyr'in rengi solmuş, bedeni zayıflamış, saçı da uzamıştı. Üzerinde yolculuğun perişan hali görünüyordu. Umeyr, Emiru'l-müminin huzuruna girdiğinde, Hazreti Ömer onun haline şaşırıp kaldı ve; “Bu ne hal ya Umeyr?” diye sordu. “Benim bir şeyim yok ya Emire'l-müminin. Allah'a hamdolsun, sıhhat ve afiyetteyim. Bütün dünyalığımı yanımda taşıyorum.” diye cevap verdi. “Yanında dünyalık olarak neler var?” diye sordu. “İçine erzağımı koyduğum bir azık torbam, içinde yemeğimi yediğim, başımı ve elbiselerimi yıkadığım bir tencerem ve abdest suyuyla içecek suyumu koyduğum bir su tulumum var. Aslında bütün dünyalık bu eşyalardan ibarettir. Benim ve başkalarının bunlardan fazlasına ihtiyacı yoktur.diye cevap verdi.

Hazreti Ömer; “Yürüyerek mi geldin?” diye tekrar sordu. “Evet, ey Müminlerin Emiri!” diye cevap verdi. “Valilikten sana bir binek hayvanı verilmedi mi?” deyince; “Onlar vermediler. Ben de istemedim.” diye cevap verdi. “Beytülmal için getirdiklerin nerede?” diye sorunca; “Bir şey getirmedim ki.” şeklinde cevap verdi. “Niçin?” diye sorunca; “Humus'a vardığımda, halktan dürüst kimseleri topladım ve onları vergi toplamakla vazifelendirdim. Bir miktar vergi toplandıktan sonra, oturup onlarla konuştum. Gerekli yerlere ve muhtaçlara dağıttım.” dedi.

Hazreti Ömer katibine; “Umeyr'in Humus valiliği sözleşmesini yenile.” dedi. Umeyr ise, “Hayır, artık bunu hiç istemiyorum. Ne senin için ne de senden sonra gelecek kimse için bunu asla yapmıyacağım.” diye cevap verdi. Hazreti Ömer ne kadar ısrar etti ise kabul etmedi. Daha sonra, Medine civarında, ailesinin oturduğu bir köye gitmek için izin istedi. Ömer ona izin verdi.

Umeyr'in köyüne dönmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmeden, Hazreti Ömer arkadaşını yoklamak ve onun durumundan emin olmak istedi. Haris isimli güvenilir birisine; “Umeyr ibn Sa'd'ın yanına git ve sanki misafiriymiş gibi onun evinde kal. Eğer üzerinde bolluk ve nimet belirtileri görürsen, geldiğin gibi dön. Şayet onu sıkıntı içinde bulursan şu dinarları ona ver!” deyip içinde yüz dinar bulunan bir keseyi ona teslim etti. Haris, Umeyr İbn Sa'd'ın köyüne vardı. Onu sordu ve gösterdiler. Üç gece Umeyr bin Sa'd'ın misafiri olarak kaldı. Umeyr her gece, ona bir arpa ekmeği getiriyordu. Üçüncü gün, halktan birisi Haris'e şöyle dedi: “Umeyr ve ailesini perişan ettin. Onların, seni kendilerine tercih ettirdikleri bu arpa ekmeklerinden başka bir şeyleri yoktur. Açlık ve sıkıntı onlara zarar verdi. Onlara misafir olmaktan vazgeç. Benim misafirim ol bari.” Haris hemen dinarları çıkarıp Ümeyr'e verdi. Umeyr; “Bunlar ne?” diye sordu. “Bunları sana Halife gönderdi.” dedi. “Onları Hazreti Ömer'e geri götür. Selam söyle. Şunu da söyle Umeyr'in bunlara ihtiyacı yokmuş.” Ancak Haris dinarları Umeyr'in önüne attı ve oradan ayrıldı. Umeyr onları alıp küçük keselere koydu. O geceyi geçirince, hemen onları ihtiyaç sahipleri arasında dağıttı. Özellikle de şehit çocuklarına verdi.

Haris Medine'ye dönünce Hazreti Ömer'e durumunu anlattı ve “Kendine bir dirhem bile bıraktığını zannetmiyorum.” dedi. Bunun üzerine Hazreti Ömer, Umeyr'i Medine'ye çağırarak bir takım elbise ile yiyecekler verdi. Hazreti Ömer onun hakkında “Müslümanların işlerinde yardımlarını isteyeceğim Umeyr bin Sa'd gibi bazı adamlarımın olmasını arzu ederdim.” buyurmuştur. Umeyr bin Sa'd, 45 (m. 665) yılları civarında Şam'da vefat etti. Umeyr sahabenin zahitlerinden idi. Kendisinden oğlu Abdurrahman, Ebu Talha Havlanî ve başkaları rivayette bulunmuştur.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası