YILDIRIM BAYEZİDHAN

Yıldırım Bayezidhan Dördüncü Osmanlı padişahı. Âlim ve evliya dostu.
A- A+

Dördüncü Osmanlı padişahı. Âlim ve evliya dostu. Üçüncü Osmanlı Sultanı Murad-ı Hüdavendigar'ın oğlu ve Çelebi Sultan Mehmed Han'ın babasıdır. Annesi Gülçiçek Hatun'dur. 761 (m. 1360) yılında Sultan Orhan Gazi'nin vefat edip Murad-ı Hüdavendigar'ın tahta çıktığı gün doğdu. Daha şehzade iken gösterdiği cesaret ve kahramanlıklardan dolayı, “Yıldırım” lakabı verildi. Babasının Kosova meydanında şehadeti üzerine, Osmanlı Sultanı oldu. 805 (m. 1402) yılında Timur Han'a esir düşüp üzüntü ile nefes darlığı hastalığına yakalanarak, Akşehir'de vefat etti. Oğlu Musa Çelebi tarafından Bursa'ya götürülüp türbesine defnedildi.

Şehzade Bayezid, küçük yaştan itibaren zamanın en mümtaz ilim adamlarından ilim öğrendi. Bursa kadısı Koca Mahmud, Kazasker Çandarlı Halil, Karamanlı Molla Rüstem ve Molla Fenarî gibi âlimler, belli başlı hocaları arasındaydı. Meşhur kıraat âlimi İbnü'l-Cezerî'den kıraat ilimlerini öğrendi. Babasının en seçme silâhşörlerinden askerlik eğitimi gördü. Osmanlının değerli kumandanlarından komutanlık dersleri aldı. Lalası Firuz Bey ile birlikte, 783 (m. 1381)'de Kütahya'ya, sonra da 788 (m. 1386)'da Amasya'ya vali tayin edildi. Şehzade Bayezid, Amasya'ya varınca şehirde sulh ve sükunu temin etti. Daha önce mevcut olan karışıklıklar sebebiyle başka taraflara göç etmiş olanlar, tekrar Amasya'ya geldiler. Bunlar arasında Ebu İshak Kazerunî'nin torunlarından Şeyh Şemseddin Müeyyed Çelebi ve damadı ve halifesi Divriklizade Şeyh Ali Yâr bin Şehsüvar gibi ilim ve irfan ehli, gönül ve keramet sahibi mübarek kimseler de vardı. Şehzade Bayezid, bu mübarek kimselerin ilim ve feyzinden istifade için eline geçen fırsatı değerlendirdi. Aklî ve naklî ilimlerde bilgisini arttırmaya, ahlâkını güzelleştirmeye, Allahü tealanın emir ve yasaklarını yaymaya gayret etti. Aynı zamanda devletin kanun ve nizamı da demek olan fıkıh bilgilerinde çok ilerledi. Babası Murad-ı Hüdavendigar'ın emri üzerine, yerine Amasya beylerbeyi olarak tayin edilen Hacı Şadgeldi Paşazade Ahmed Paşa'yı bırakıp yanına topladığı askerlerle babasının yanına gitti. Yanında çok sevdiği hocaları Şemseddin Müeyyed Çelebi ve damadı Ali Yâr Çelebi'yi de götürdü.

Rumeli'de, Avrupa'dan toplanıp gelen haçlı askerleriyle 791 (m. 1389) yılında yapılan Birinci Kosova Savaşı'na katıldı. Kardeşi Şehzade Ya'kub'la beraber büyük kahramanlıklar gösterdi. Babasının bir Sırplı tarafından savaş alanında şehit edilmesi üzerine, devlet ileri gelenlerinin müşterek kararı ile Osmanlı tahtına çıktı. Allahü tealanın dinini yaymak, Resul-i Ekrem'in güzel yolunu bildirmek için cihat bayrağını eline aldı. Baba ve dedelerinden kendisine miras kalan cihat aşkı, din gayreti, güzel ahlâk ve babasının bıraktığı güçlü ve disiplinli ordu, sağlam karakterli devlet adamları, haksızlığa, gayrimeşru işlere rıza göstermeyen, yalnız Allahü tealanın rızası için çalışan âlimler, Yıldırım Bayezid Han'a büyük destek oldular. Sultan Murad-ı Hüdavendigar, oğluna Amasya'dan Yugoslavya'ya, Seydişehir'den Kosova'ya kadar, Asya ve Avrupa'da beşyüzbin kilometrekarelik toprak bırakmıştı. Otuz yaşındaki genç sultanın en büyük yardımcısı, babasının mirası olan Çandarlızade Ali Paşa idi. Çandarlı Halil Hayreddin Paşa'nın oğlu olan Ali Paşa da babası gibi kazaskerlikten gelmiş, iyi bir tahsil görmüştü. Sultan Yıldırım Bayezid, Anadolu birliğini bir an önce tesis edip küffar ile çarpışmak, Allahü tealanın dinini daha çok kimselere duyurmak, yıllardır ızdırap içinde sıkıntı çeken, huzur ve sükuna muhtaç Anadolu Müslümanlarını rahata kavuşturmak için faaliyete geçti. Yıldırım lakabına uygun şekilde Anadolu'ya yaptığı birinci seferde, Batı Anadolu'daki beyliklerin bir kısmını aldı. İkinci seferde Konya'ya kadar ilerledi. Eniştesi Karamanoğlu Alaeddin Ali Bey'le antlaşma yaptı. Karamanoğlu topraklarından bir kısmını Osmanlı topraklarına katıp geri kalanını bıraktı.

Dördüncü Osmanlı Padişahı ve Emir Sultan'ın kayınpederi Yıldırım Bayezid Hanın bir portresi. Yıldırım Bayezid adına basılan akçe.

Bizans İmparatoru Beşinci İoannes'in Bizans surlarını tahkim etmesine şiddetle karşı çıkan Yıldırım Bayezid Han, altmış parça gemiden meydana gelen Osmanlı donanmasını hazırlatıp Ege denizine gönderdi. Bazı adaları fethetti. Bu arada Bizans İmparatoru öldü. Yerine, o sırada Bursa'da gözaltında bulunan oğlu Manuel geçti. Manuel, babasının öldüğünü haber alınca bir gece sessizce Bursa'dan kaçmıştı. Sultan Yıldırım Bayezid, Bizans'ı ilk defa kuşatma altına aldı. 793 (m. 1391)'de yedi ay süren kuşatmada; kendini yıpratmamak, düşmanı azamî derecede hırpalamak gayesini güttü. Bizans'ı olgun bir meyve gibi avucuna düşürmek arzusundaydı. Ablukaya alarak, Bizans'ı zorlamak işine 799 (m. 1396) yılına kadar devam etti. Bu arada Rumeli topraklarına saldırıp sonunu hazırlamak için çırpınan Eflak (Romanya) Voyvodası Mirce üzerine bir sefer yapıldı. Mirce esir edilip Bursa'ya gönderildi. Rumeli'de durumu düzelten Sultan, Anadolu'ya geçti.

Yıldırım Bayezid Hanın Mudurnu'da yaptırdığı kendi adıyla anılan Camii (sağda) ve İstanbul'da Bizans'a denizden gelecek yardımları kesmek için yaptırdığı Anadolu Hisarı (solda).

Candaroğlu ülkesi olan Kastamonu'yu ve civarını fethetti. Sivas-Kayseri Devleti hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed'le araları iyice açıldı. Kadı Burhaneddin'le Çorumlu sahrasında yapılan savaşta Osmanlı ordusu savaşı kaybetti. Yıldırım Bayezid Han'ın oğlu Şehzade Ertuğrul, bu savaşta şehit oldu. Bu sırada Rumeli'de Macar Kralı ile Eflak voyvodası birleşerek, Tuna üzerindeki Niğbolu kalesini uzun bir muhasara sonunda ele geçirdiler. Osmanlı kuvvetlerinin toplandığı haberini alınca da geri çekildiler. Sultan Yıldırım Bayezid Han, 795 (m. 1393) baharında Anadolu'ya tekrar gitti. Kadı Burhaneddin'i işgal ettiği topraklardan çıkardı. Amasya'yı Osmanlı toprakları arasına katıp oğlu Şehzade Mehmed Çelebi'yi bu bölgeye vali tayin etti. Tekrar Rumeli'ye geçti. Selanik ve Yenişehir fethedildi. Bu arada Şehzade Süleyman Çelebi de Macar kralı Sigismund'la iş birliğine giren Bulgar kralı Şişman'ın üzerine yürüdü. Bulgar topraklarını ele geçirip Osmanlı adaleti ile şenlendirdi. Böyle bir hadiseyi hazmedemeyen Macar kralı Sigismund, Yıldırım Bayezid Han'a bir elçi gönderdi. Osmanlıların elçiye karşı müşfik davrandıklarını, “Elçiye zeval yoktur.” atasözüne her hâlükarda sadık kaldıklarını bilen Macar elçisi, elinden gelen küstahlığı gösterdi. Padişahın huzurunda edepsizlik edip kralının ağzından; “Bulgaristan'ı hangi hak ve salahiyetle işgal ettiniz?” diye sordu. Padişah hemen bir Kur'an-ı Kerim istedi.

Getirilen Yıldırım Bayezid'ın Bursa'da yaptırdığı Ulu Camii (sağda) ve camiinin içinden bir görünüş (solda).

Kerim'i, ayağa kalkarak, Besmele'yle eline aldı. Öptükten sonra sağ elinde tuttu. Sol eline de kılıcını aldı. Önce sağ elini kaldırıp Kur'an-ı Kerim'i elçiye gösterdi ve; “Ey elçi! İşte hak.” dedi. Sonra kılıcını kaldırdı ve; “İşte salahiyet! Başka sözün var mı?” dedi. Elçi ne söyleyeceğini bilemedi. Memleketine geri dönüp gitti.

Bizans İmparatorunun birinci kuşatma neticesindeki antlaşma şartlarından olan; İstanbul'da cami yapılması, bir İslam mahallesi tesis edilerek kadı tayin edilmesi gibi hükümlere riayet etmemesi üzerine, İstanbul ikinci defa kuşatıldı. 797 (m. 1395) yılında yapılan bu kuşatmayı haber alan papa ve Avrupa devletleri, birlik olup bir haçlı ordusu hazırladılar. Yüzbin kişilik haçlı ordusu, Vidin ve Orsova'yı işgal edip Niğbolu'yu kuşattı. Avrupa'nın ne kadar eli kılıç tutanı, kralı, prensi, papazı, keşişi varsa hepsi toplanıp; Osmanlıyı Rumeli'den çıkarmak ve Anadolu'yu Müslümanlara mezar yapmak gayesiyle harekete geçtiler. Sultan Yıldırım Bayezid'in daha İstanbul çevresinde uğraştığını düşünerek, başıbozuk bir düzenle Niğbolu önlerine geldiler. Haçlı ordusunda kimin ne yaptığı belirsizdi. Bastıkları her toprağı talan ediyor, yakıp yıkıyorlardı. Yüzbin kişilik haçlı ordusu, Doğan Bey'in müdafaasındaki Niğbolu kalesini muhasara etti. Padişah Yıldırım Bayezid Han, bir gece düşman askeri arasından geçip tek başına Niğbolu kalesine geldi. Kale burçları dibinde; “Bre Doğan! Bre Doğan!” diye bağırdı. Doğan Bey, Padişah'ın sesini hemen tanıdı. Padişah, gerekli olan talimatı verip geri döndü. Ertesi gün yapılan savaşta, Allahü tealanın yardımı ile Osmanlı ordusu tam bir muvaffakiyet elde etti. 798 (m. 1396)'da yapılan bu savaşta, Yıldırım Bayezid Han yaralanıp düştü. İmdad-ı İlahî yetişip öldürülmekten kurtuldu. Bu esnada bir genç, yaralıların yarasını sarmakla meşguldü. Fırsat buldukça da ellerini açıp dua ediyordu. Padişah bu genci bir müddet hayranlıkla seyretti. Gence karşı bir yakınlık duydu. Yanına kadar giderek; “Benim de kolumda yara var, yaramı sarıver.” dedi. Genç; “Buyurun Padişahım, sizin yaranızı da bu mendille sarayım.” dedi. Sabah olunca sarılan bütün yaraların iyi olduğu, yaralı askerlerin eskisi gibi ayakta dolaştıkları görüldü. Padişahı durumdan haberdar ettiler. Padişah da merak edip kendi yarasını açtı. Sargıyı açarken, o gencin sargıda kullandığı mendilin, hanımının nişanlı iken kendisine hediye ettiği mendilin yarısı olduğunu anladı. Haber gönderip o gencin bulunmasını istedi. Ancak o kadar aramalara rağmen bulamadılar. Rumeli'de bir kalenin fethi esnasında, günlerce kanlı çarpışmalar oldu. Kale bir türlü fethedilemedi. Hücumların çok şiddetlendiği bir sırada, genç bir asker, kale kapısını omuzlayıp ardına kadar açtı. Başlarında Padişah, Osmanlı ordusu kaleden içeri girdi. Kale kolaylıkla fethedildi. Padişah, kapıyı açan genç askeri arattırdı. Yine bulunamadı. Padişah Rumeli'den dönüşte Edirne'de konakladı. Baba ve dedelerinin İstanbul'un fethedilmesi, Kostantiniyye'nin açılıp gülzar yapılması hususundaki emirlerini yerine getirmek, Resul-i Ekrem Efendimizin müjdesine mazhar olabilmek için hazırlıklar yaptı.

Yıldırım Bayezid Hanın sandukası. Yıldırım Bayezid Hanın Bursa'da yaptırdığı Yıldırım Camii (sağda) ve caminin içinden bir görünüş (solda).

Ertesi sene ilkbaharda Bizans'ı sıkıştırmak istiyordu. Padişah'ın Edirne'de konakladığı sıralarda, Bursa'da sarayda annesinin yanında bulunan kızı Hundî Fatıma Sultan, bir rüya gördü. Rüyasında Resulullah Efendimiz ona; “Oğlum Muhammed Buharî (Emir Sultan) ile evlen, sakın sözüme uymamazlık etme.” buyurdu. Temiz ruhlu, edep ve hayâ timsali Hundî Fatıma Sultan, kimseye bir şey söyleyemedi.

ULU CAMİ

Ertesi günü yine Resulullah Efendimizi rüyada gördü. Ona; “Eğer ahirette benim şefaat etmemi istiyorsan, Muhammed Buharî ile evlen.” buyurdu. Hâlbuki Hundî Sultan'ın bir paşa ile evleneceği söyleniyordu. Hundî Sultan, çaresiz kalıp terbiyesi ile meşgul olan ihtiyar dadısına hâlini anlattı. Emir Sultan'la gidip konuşmasını söyledi. Dadı, Emir Sultan'a varıp hâli arz etti. O sırada genç bir delikanlı olan Emir Sultan, meseleden haberdar olduğunu, nikâhlarının bile kıyıldığını, ancak zahiren yeniden bir nikâh kıyılması icab ettiğini, dünürler gönderip isteteceğini söyledi. Emir Sultan, dünür gönderdi. Fakat Hundî Sultan'ın annesi Valide Sultan, kızını vermek istemeyip işi zora sürdü. Dünürlere; “Emir Sultan'a söyleyin, kırk deve yükü altın getirirse kızımı ona veririm.” dedi. Emir Sultan'a durum arz edilince; “Sultan validemiz develeri göndersinler, isteklerini yerine getirelim. Arzu ettiği kadar altın gönderelim.” dedi. Durum saraya bildirildi. Osmanlı sarayında tam bir telaş başladı. Herkes ne yapacağını şaşırdı. Padişahın haberi olmadan böyle bir şeye teşebbüs, çok büyük bir cesaret işiydi. Ayrıca bu garip derviş, kırk deve yükü altını nereden bulacaktı. Biraz da onu denemek maksadıyla saraydan kırk deve gönderildi. Emir Sultan, gelen develeri Nilüfer Çayı kenarına götürdü. Devecilere kumları gösterip; “Heybeleri doldurun, kendiniz için de istediğiniz kadar alın. Aldığınız altın olsun.” buyurdu. Heybeler doldurulup saraya götürüldü. Develerin başındakilerden bir kısmı; “Bu kumları saraya ne cesaretle götürüyoruz?” diye hayıflanıp üstlerine başlarına yapışan kumları çırparken, bir kısmı da; “Bu mübarek kimsenin emrinde bir hikmet vardır.” deyip teslimiyet içerisinde yollarına devam ettiler. Saraya vardılar. Saray mensuplarının gözü önünde develerin yüklerini indirip heybeleri döktüler. Heybelere doldurulan kumlar hep altın olmuştu. Emir Sultan'ın Hundî Fatıma Sultan'la evlenmesine kimse bir şey diyemez oldu. Karar verilip iş kesinleşti. Valide Sultan, damadı olan Emir Sultan'a el işlemesi gömlek, mendil vs. gibi hediyeler gönderdi. Emir Sultan, gelen hediyeler arasından bir mendil aldı. Önündeki mangaldan da bir köz alıp mendilin içine koydu. Hediyeleri getiren harem ağasına verip; “Valide Sultan'a selam söyleyiniz, biz fakir dervişlerin zatıyye-i şahaniyelerine hediyesi, ancak böyle köz parçaları olur. Kabul etmelerini arz ederim.” dedi. Saraya getirilip mendil Valide Sultan'a teslim edildi. Mendili açtıklarında, kömürlerin göz kamaştıran birer elmas parçası hâline gelmiş olduklarını gördüler. Bütün bu hâllerden sonra nikâhları kıyıldı. Nikâh haberi Edirne'ye ulaşınca Yıldırım Bayezid Han çok hiddetlendi. Kendisinden habersiz böyle bir şeye nasıl cesaret edilebilirdi. Hemen kırk tane seçme asker ve başlarına bir kumandan verip Bursa'ya gönderdi. Emir Sultan ve Hundî Sultan'ın getirilmesini istedi.

Yıldırım Bayezid Hanın Bursa'da yaptırdığı Yıldırım Daruşşifa'sı.

Askerler Bursa'ya gelince Emir Sultan'ın kerametiyle geri dönüp gittiler. Molla Fenarî, padişahın Bursa'ya asker gönderdiğini işitince bir mektup yazıp padişaha nasihatta bulundu. Emir Sultan'ın sıradan bir kimse olmadığını, Resul-i Ekrem'in bir mübarek torunu olduğunu bildirdi. Padişah bir miktar sakinleşti. O sene Bizans'ı muhasara etti. Güzelcehisar'ı (Anadolu Hisarı) yaptırdı. Batı cephesini düzene koyduktan sonra Anadolu'ya geçti. Bursa'ya döndü. Şehrin girişinde padişahı karşıladılar. Karşılayanlar arasında, Emir Sultan da vardı. Padişah, Emir Sultan'ı görünce Niğbolu muharebesi esnasında kolunu saran genç askeri hatırladı. Bu, ondan başkası değildi. Padişah, yanına çağırıp; “O el çabukluğu neydi?” diye sorup tanıdığını şifreli olarak sordu. Emir Sultan da; “Allahü tealanın kuvvet ve yardımı, o biat edenlerin vefa ve sadakatlerinin üzerinedir.” mealindeki Fetih suresi 10. ayet-i kerimesini okudu.

Yıldırım Bayezid Hanın Bursa'da yaptırdığı Yıldırım Medresesi (sağda) ve Medresenin avlusundan bir görünüş (solda). Yıldırım Bayezid Hanın Bursa'da yaptırdığı Yıldırım Hamamı.

Padişah tekrar sorup; “Ya o mendilin yarısı ne oldu?” deyince Emir Sultan; “Babacığım, o mendilin yarısı cebimdedir. Bendeniz damadınız Muhammed Şemseddin'im.” dedi. Nice küffara baş eğdirip nice koca cüsselileri yere yıkan Yıldırım Bayezid Han, Allahü tealanın kendisine ihsan ettiği bu lütfu karşısında daha fazla dayanamadı. Atından inip damadını kucakladı. Her ikisinin de gözlerinden yaşlar aktı.

Padişah Yıldırım Bayezid Han, Niğbolu Savaşı'nda aldığı ganimetlerle, Edirne'de yaptırdığı gibi, Bursa'da da bir imaret, bir hastahane, iki medrese yaptırdı. Ulu Cami'yi inşa ettirdi. Daha sonraları da Ebu İshak Kazerunî yolunda olup Allahü tealanın dinini yaymak aşkıyla yanıp tutuşan kimselerin barınması için bir zaviye inşa ettirdi. İstanbul'un fethinin kolaylaşması için Anadolu birliğinin tesis edilmesi, kuvvetlerin birleşmesi lazımdı. Her bey kendi etrafında birleşilmesini istediği için sulh yolu kapalıydı. Ayrıca Osmanlı ordusu batıda cihat ile meşgul olurken, bilhassa Karamanoğulları ve Candaroğulları beyleri, Osmanlı topraklarına saldırıp zulmediyorlardı. Sultan Yıldırım Bayezid Han da ilk önce Anadolu birliğini tesis etmeye gayret etti. Karamanoğlu Ali Bey'i daha sonra da oğlu Mehmed Bey'i yenip Konya'yı aldı.

Yıldırım Bayezid Hanın Bursa'daki Türbesinin dışardan görünüşü (sağda) ve Türbe kapısının görünüşü (solda).

Kubadoğlu Cüneyd Bey'den Samsun'u aldı. Kadı Burhaneddin'in vefatından sonra halkın arzu ve isteği üzerine Sivas ve Kayseri'ye hâkim oldu. Böylelikle Anadolu'nun yarıdan fazlası Osmanlı hâkimiyetine girmiş oldu. Mısır Sultanı Berkuk'un vefatı üzerine, Memlûklülerin himayesinde olan Dulkadiroğulları üzerine yürüdü. Elbistan'ı aldı. Malatya, Besni, Divriği gibi Memlûklülere ait kaleleri işgal etti. Kuşatma altındaki Bizanslıların bazı hareketlere kalkışması üzerine, kuşatmayı daha da sıkıştırdı. Bizans'ın düşmesi an meselesiydi. Bu sıralarda Timur Han, Yıldırım Bayezid'e bir mektup gönderdi. Anadolu'da Yıldırım Bayezid Han'dan kaçan beyler, Timur Han'ı kışkırtıyorlardı. Timur Han'ın önünden kaçan beyler de boş durmadılar. Onlar da Osmanlı Sultanı yanında Timur Han'ı kötülediler. Timur Han mektubunda; toprakları alınan beylerin topraklarının geri verilmesini ve kendisine karşı gelinmemesini bildiriyor, Anadolu toprakları üzerinde veraset hakkı iddia ediyor; “Gel birlik olalım, beraberce gaza edelim. Daha önceden de sen batıda, ben doğuda gaza ediyoruz.” diyordu. Yıldırım Bayezid Han, Timur'un emrine girmek istemedi. Ordusuna çok güveniyordu. Niğbolu'da kazandığı zaferi, İslam askerlerinden müteşekkil Timur ordusu karşısında da kazanacağını zannediyordu. Timur Han'ın mektuplarına çok sert cevaplar verdi. Timur Han'ın ordusu Sivas'ı aldı. Osmanlı ordusu Bizans'tan ablukayı kaldırıp harp hazırlığına başladı. Emir Sultan, böyle bir kardeş kavgasına karşıydı. Savaşın olmaması için elinden gelen gayreti gösterdi. Fakat kayınpederi Yıldırım Bayezid Han'ı fikrinden vazgeçiremedi. İki ordu, Ankara yakınlarındaki Çubuk Ovası'nda karşılaştı. 805 (m. 1402) yılında yapılan savaşta, Osmanlı ordusu mağlup oldu. Anadolu tekrar eski sahiplerine iade edildi. Yıldırım Bayezid Han, esir düştü. Akşehir'de üzüntüsünden hastalandı. Timur Han, ona çok iyi muamele etti. İzzet ve ikramda bulundu. (Demir kafese konduğu yolundaki iddialar tamamen uydurmadır.) Hastalığında Timur Han, en kıymetli doktorlarını gönderdi. Ancak vadesi dolan Yıldırım Bayezid Han, vefat etti. (Yüzüğünde bulunan zehiri içerek intihar ettiği hikayesini, Bizans tarihçilerinin uydurduğu anlaşılmıştır.) Timur Han, Yıldırım Bayezid'in vefat ettiğini duyunca; “Yazık oldu. Büyük bir mücahit kaybettik.” dedi. Yıldırım Bayezid Han'ın vefatı üzerine, cenazesi Bursa'ya gönderildi. Yakınları serbest bırakıldı. Yalnız bir oğlu Timur Han'ın yanında kaldı. Oğullarının her biri bir yerde beyliklerini ilan ettiler. Çelebi Sultan Mehmed Han, 816 (m. 1413) yılında Osmanlı birliğini yeniden tesis etti.

Sultan Yıldırım Bayezid Han, çevik, atılgan, kendisine güvenen bir tabiata sahipti. İslam düşmanları, bu kahraman mücahiti lekelemek için; “İçki içerdi.” diye iftira ettilerse de bunu bildiren hiçbir vesika yoktur. Adaleti pek meşhurdu. Her gün belirli bir zamanda, herkesin kendisini görebileceği bir yere gelir ve her taraftan gelen tebeasının şikayet ve arzularını dinler, haksızlığa uğrayanların haklarını derhal iade ederdi. Kadıların hükümlerine kesinlikle karışmaz ve kimseyi karıştırmazdı. Âlimlerin, Allahü tealanın emir ve yasaklarını bildiren sözlerini canla başla kabul ederdi. Evliyaya çok hürmet eder, âlimlerin meclisinde bulunurdu. Kendi çocuklarına ve halkına ilim öğretmeleri için her taraftan âlimler getirtti. Onları teşvik edici tedbirler aldı. Her tarafta ilim yuvaları kurdu. Haçlılarla yaptığı savaşlarda elde ettiği ganimetleri, halkının refahı için harcadı. Birçok cami ve imaret yaptırdı. Bunlardan biri de Bursa'da yaptırdığı Ulu Cami idi.

Yıldırım Bayezid Hanın Türbesinin kapısından içerisinin görünüşü (sağda) ve Türbenin içindeki kabirler (solda). Bu kabirlerden ikisi oğlu İsa Çelebi ve hanımıdır. İki kabrin kim olduğu bilinmemektedir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası