Anadolu evliyasından. O zaman Amasya'ya bağlı Vezirköprü (Kedikara) kasabasında doğdu. Doğum tarihi belli değildir. Künyesi Ebü'l-Mekarim'dir. Babası, Vezirköprü Taceddin Paşa Camii imamı Sarıimamoğullarından Mehmed bin Yusuf Efendi'dir. 1241 (m. 1825)'de Çorum'da vefat etti. Hıdırlık Camii avlusunda Ma'di Kereb Gazi türbesi bitişiğindeki türbededir.
Tahsil hayatına Samsun Sıbyan Mektebinde başladı. Sonra Amasya'ya giderek, buradaki medresede Şehid Müftü namıyla meşhur müderristen akait okudu. Tahsiline devam etmek üzere İstanbul'a gitti. Burada Hadimî'nin talebesi Ebu Muhammed Ahmed bin Hasan el-Ürgübî'den beş yıl aklî ilimler ve hadise dair ders aldı. Ayrıca, Harput ulemasından olup Ankara'da ilim neşreden Seyyid Süleyman bin Mustafa'dan hadis-i şerif okuyup Sahih-i Buharî icazeti aldı. Beldesinin müftüsü Köprülü Şeyh Mustafa bin Ahmed Efendi'den dinî ilimler okuyup Beydavî icazeti aldı. Hace Ahmed Kefevî'den de felekiyat, akait, fıkıh usulü, mantık ve münazara okuyup bunlardan icazete nail oldu. Ayrıca kendisinden büyük bir hürmet ve övgüyle bahsettiği Erzincanlı Müftizade Ebü'l-Burhan Muhammed Efendi'den, Tatarcıkzade Ebu Ahmed Reşid Abdullah Molla Efendi'den okudu. Beyzade Seyyid Mustafa bin Ali el-Hüseynî'den Delail icazeti aldı. Tirmizî'nin Şemail'ini okutma icazetini İstanbul'a gelen eski Trablusşam müftüsü Ebü'l-Kerem Kerimüddin Abdülkerim bin Ahmed bin Muhammed bin Nuh el-Hanefî et-Tarablusî'den aldı.
Yusuf Bahrî Efendi'nin imamlık yaptığı Vezirköprü'deki Taceddin Camii.
Yusuf Bahri Efendi'nin çeşitli âlimlerden muhtelif kitap ve dersleri okutmak hususunda başka icazetleri de vardır. Ahmed bin Hasan el-Ürgübî'den Sahih-i Buharî; Muhammed Murtaza Zebidî'den ve Ebü'l-Hasan Sindî'nin talebesi Şeyh Mustafa Efendi'den Sünen-i Hafız ve Sünen-i Ebu Davud okutma icazeti aldı. Kütüb-i Sitte'ye dahil her eser için Muhammed Murtaza ez-Zebidî'den ayrıca icazet aldı. Ürgübî'den hadis icazeti aldığı tarih Receb 1194 (Temmuz 1780)'dir. Hocasından gördüğü derslerle dair şunları anlatmaktadır: Sahih-i Buharî'nin tamamını, Kütüb-i Sitte'nin diğer beş kitabını dirayet üzere, yanında zabt ve rivayet ehlinden bir cemaat de varken tahkikli bir şekilde okudum. Elfiyetü'l-mustalah'ı, Elfiyetü's-sire'yi, Şemail'i, Rahmet hadisini evveliyyet şartıyla birlikte, “Ameller niyetlere göredir.” hadisini, sülasiyyatı, El-Kamus'un başından yaklaşık sekizde birini ondan aldım. Bütün bu zikredilenler ve son zamanlarda ve daha önceleri hadis ilmine dair telif ettiği her şeyi rivayet hususunda bana icazet verdi. Bunların dışında Zebidî kendisine, 10 ciltlik Kamusu'l-Muhit Şerhi ve İhyau 'ulumi'd-din'in 20 ciltlik şerhini okutma icazeti verdi. Bütün bunlardan başka kendisini ziyarete gittiği âlimlerin kendisinin ilmî yüksekliğini görerek teberrüken verdiği icazetler de vardır.
Muhammed Murtaza Efendi kendisine hadis icazetlerinden başka, Şemail ve Ed-Dürrü'l-muhtar'ın yaklaşık üçte birini okutma icazeti verdi. Fıkıhtaki silsilesi Ed-Dürrü'l-muhtar müellifi Alaeddin Haskefî'ye kadar ulaşmaktadır. Yusuf Bahrî Efendi bu eseri istinsah etmiştir. Hatta müellifinin Diyarbakır'ın Hasankeyf beldesinden olması hasebiyle bu şekilde nisbet edilmesi gerektiğini, kaynaklarda geçen Haskefî nisbetinin hatalı olduğunu söyler.
Yakınında Yusuf Bahrî Efendi'nin Türbesi'nin bulunduğu Çorum'daki Hıdırlık Camii.
Yusuf Bahrî Efendi 1189 (m. 1775) senesinde Bafra'ya gitti. Burada iken Trabzonlu Şeyh Ahmed Efendi'nin halifesi ve Muallimü's-Sıbyan namıyla tanınan Bafralı Seyyid Süleyman Efendi'nin sohbetlerine iştirak etti. Hatta ondan Hizbu'l-bahr icazeti aldı. Bafra'dan Kastamonu'ya geçti. Burada Şeyh Şaban-ı Velî Tekkesi postnişini Şeyh Hafız Mustafa Vahdeti Efendi'yle görüşmeyi arzu etti. Huzuruna giderken bir yandan da Şeyhe sormayı düşündüğü sualleri zihninden geçirdi. Odasına girdiğinde şeyh elinde kalem bir kağıda bir şeyler yazıyordu. Kağıtta, yolda zihninden geçen suallerin cevaplarının yazılı olduğunu gördü. Bunun üzerine kendisine intisap etti. Yusuf Bahrî Efendi Kastamonu'dan Çankırı'ya geçti. 1046 (m. 1636) senesinde vefat etmiş meşhur Halvetî şeyhi Ömer el-Füadî'nin Risale fi muhlisi'n-nefs isimli tasavvufa dair eserini burada 1195 (m. 1781) senesinde istinsah etti. Sonra babasının Vezirköprü'de imamlık yaptığı Taceddin Paşa Camii imamlığında bulundu.
Padişahın katiplerinden Süleyman Feyzi Paşa, Yusuf Bahrî Efendi'yi Mısır'dan tanıyordu. Süleyman Feyzi Paşa, 1201 (m. 1786)'da Çorum'da yaptırdığı medreseye Yusuf Bahrî Efendi'yi müderris tayin etti. Ömrünün sonuna kadar bu medresede talebe yetiştirmekle meşgul oldu. Yusuf Bahrî Efendi Çorum'da Seydimoğlu ailesinden bir kız aldı. Ali, Hüseyin ve Mustafa isminde üç oğlu, Ayşe ve Hadice isminde iki kızı oldu. Ali küçük yaşta iken, Hüseyin de evlendikten bir yıl sonra hastalanarak vefat etti. Mustafa'nın Abdullah ve Yusuf adında iki oğlu vardır. Ayşe, Kayışoğulları'na gelin gitti. Hadice ise Elvan Çelebi neslinden olup, Tekkeli Hocalar ailesine mensup ve Yusuf Bahrî Efendi'nin talebesi Halil İbrahim Efendi ile evlendi. Halil İbrahim Efendi birinci eşinden çocuğu olmadığı için Hadice Hanım ile evlenmiş ve İbrahim Nuri adında bir oğlu dünyaya gelmişti. Ancak birinci hanım bu çocuğu evde istemeyince Yusuf Bahrî Efendi torununu yanına alıp yedi yaşına kadar baktı.
Çorum o zamanlar Yozgat sancağına bağlı olup burası da Çapanoğullarının nüfuzunda idi. Yusuf Bahrî Efendi Çapanoğulları ile bir yakınlık kurmuş, Çapanoğlu'nu Yozgat'ta zaman zaman ziyaret etmiştir. Hatta Yozgat'a giderken yol üzerinde bulunan Arpaöz köylüleri kendisini ağırlamak istemiş; Yusuf Bahrî Efendi de hem yolcuların kalması, hem de köye geldiği zaman irşat faaliyetlerini yürütmek üzere burada bir köy odası yapılmasına ön ayak oldu. Bu köy odası bugüne kadar gelmiştir. Çapanoğlu, Yozgat'ta yaptırdığı camiin açılış duasını yapmak üzere Yusuf Bahrî Efendi'yi davet etti, o da icabet eyledi. Hatta Ulu Camii'n yapılmasına Yusuf Bahrî Efendi'nin vesile olduğu anlatılır. Yusuf Bahrî Efendi, Süleyman Fevzi Paşa Medresesi'nde 43 sene ders verdiği gibi, bir yandan da Ulu Cami'de vaaz ve irşada bulundu. 1200 (m. 1786) ve 1207 (l 1793) senesindeki zelzeleler neticesinde cami kullanılamaz hale geldi ve 7 sene kapalı kaldıktan sonra Yusuf Bahri Efendî'nin teşebbüsüyle tecdid edildi. Bir Şubat günü Çapanoğlu Süleyman Bey, Yusuf Bahri Efendi'yi Yozgat'a davet etmek üzere birkaç adamını gönderdi. Mevsim kış olması dolayısıyla Yusuf Bahrî Efendi davete hemen icabet etmese de daha sonra Yozgat'a gitti. Çorumluların gönlünü kazanma arzusundaki Çapanoğlu'na zelzelede yıkılan Ulu Cami'yi tamir ettirmesini teklif etti. Bu teklif, Çorumluları da memnun etti ve 1800'de caminin inşasına başlandı. İnşaat, Çapanoğlu Süleyman Bey vefat ettikten sonra oğlu ve Yusuf Bahri Efendi'nin talebesi olan Abdülfettah Bey tarafından tamamlandı. Taş duvarları örüldükten sonra üstü ahşap kubbeyle örtüldü ve 1225 (m. 1819) senesinde ibadete açıldı.
Yusuf Bahrî Efendi'nin Türbesi'nin girişi.
Yusuf Bahrî Efendi'nin Türbesi yakınındaki Ma'di Kereb Türbesi.
Yusuf Bahrî Efendi vefatına yakın iltihaplı bir cilt hastalığına duçar oldu. Bu hastalıktan vefat etti. Kabri, Hıdırlık mevkiinde sahabeden Kereb-i Gazi türbesinin ayakucundadır. Vefatından yaklaşık bir yıl sonra, talebesi Derviş Mehmet Paşa, halihazırdaki türbeyi yaptırdı. Türbenin duvarındaki mermer levhada “Feyz-i Hak‟dan noksan ola mı haşa Sahibü‟l-hayrat Derviş Mehmet Paşa Sene hicrî 1246” tarihi vardır. Sandukasının bir yanında Ya zairen bi-kabrî hel igteberte halî... Bi'l-emsi küntü mislüke, gaden tesiru mislî. (Ey kabrimi ziyaret eden, hâlimden ibret aldın mı? Dün ben senin gibiydim. Yarın sen de benim gibi olacaksın) ibaresi yazılıdır. Sandukanın kıble tarafında da “İza tahayyertüm fi'l-umur, festeinu min ehli'lkubur” (Dünya işlerinde şaşırıp, hayrete düştüğünüz zaman kabir ehlinden yardım isteyiniz) rivayeti yazılıdır. Sandukanın kitabesinde Kehf Suresi'nin “ve kelbuhum basitun zi-ra'ayhi bi'lvasid… (ve köpekleri de ön ayaklarını uzatmış vaziyettedir)” mealindeki 18. ayet-i kerimesi yazılıdır. Bu ayet-i kerime, Yusuf Bahrî Efendi'nin arzusu istikametinde yazılmış olsa gerektir. Nitekim Molla Cami hazretleri, bu ayet-i kerimeden hareket ederek “Men seg-i eshab-ı kehfem.” diye başladığı bir beyitinde mealen “Ey Allah'ın Resulü! Ashab-ı Kehf'in köpeği gibi ben de senin ashabının arasına karışsam da, Cennet'e girsem ne olur? Ashab-ı Kehf'in köpeği Cennet'e girer de, ben nasıl Cehenneme girerim? O Ashab-ı Kehf'in köpeği, ben de senin ashabının köpeğiyim.” demektedir. Bu ayet-i kerimenin sandukaya konulması, bu tevazudan kinayedir.
Bursalı Mehmet Tahir, Yusuf Bahrî Efendi için “efadıldan zü'l-cenahayn, edib ve zarif bir zat.” tavsifini kullanmaktadır. Ali İzzet Efendi, onun nükteli konuştuğunu ve hazır cevap olduğunu söyler. Nitekim tasavvuf tahsilinden evvel zamanın ulemasıyla münazara etmek üzere seyahatlere çıkması bu hususîyetinin delilidir. Eserlerinden de anlaşıldığı üzere Yusuf Bahrî Efendi her ilimde mahir cami'ü'l-ulum demeye layık bir âlimdir. Mamafih zamanında ilme ve âlimlere lazım gelen kıymetin gösterilmemesinden şikayet etmektedir. Hatta eserlerinde ilim ehlinin kıymetini bilip hürmet eden başka bir beldeye göç etmek arzusunda olduğunu zaman zaman dile getirmektedir.
Yusuf Bahrî Efendi, hadis ilminde derinleşmesini Allahın bir lutfu olarak görmektedir. Talebesine verdiği icazetnamelerde şöyle nasihatlerde bulunur: “Takva üzere olun. Hadis kitaplarını mütalaa ederken kısaltma yapmayın. Bilmediğiniz bir hususta şerh etme yoluna gitmeyin. Senetlerdeki metin ve isimlerin lafzını tashih hususunda çok dikkatli olun. Hadis ilminde muayyen bir seviyeye geldiğinde, ilmiyle amel ve itikadınıza da dikkat edin. İlim yolunda elinizden gelen bütün gayreti gösterin.”
Kudretli bir şairdir. Bahrî veya Bahriya mahlasıyla şiirler yazmıştır. Elde bir divanı olmayıp, şiirleri dağınık haldedir. Şu mısraları şahsiyetini göstermesi bakımından dikkate değerdir:
Sûfi olan safa ile olsa,
Biz de olurduk aba ile olsa,
Doldururduk cihanı nara ile,
Zikr-i Hakk Hû-yi hâ ile olsa.
1202 Hicri senesinde, Yusuf Bahrî Efendi'nin talebesi Süleyman Feyzi Paşa'nın Çorum'da yaptırdığı 600 ciltlik kitap bulunan Kütüphane. Mutasarrıf Nureddin Bey tarafından yıktırılarak yerine 1913–1914 tarihinde İstiklâl mektebi yaptırıldı.
Çorum Ulu Camii'ne yazdığı tarih kitabesi şöyledir: Sahibu'l-mecmua Bahri fakirin Ulu Camii'n bina ve inşasına inşa ettiği tarihtir: Aferinler ana kim fatih-i ebvab-ı felah Mazhar-ı tevfik-i Hak Hazret-i Abdülfettah Nesl-i pak-i şeref tahiyye-i Abdülcebbar İftiharü'l-ümera fasl-ı miftah. Evhadi'l-fuhema salik-i rah-ı tevhid el-Luma'u'n-nüceba nur-ı ziya-yı misbah, İnnema ya'meru' kavline Hüda'nın tahkik imtisal ile tamam sa'yini kıldı iflah. Şöyle bir mabed-i İslam'ı bina eyledi kim Barekallah deyup eyledi tahsin-i ervah. Men bena lillahi mesciden bena'llahu leh' Ya'ni fi'l-cenneti beyten' verdi tarihe necah. Mescidin başında kırktan birin al bakisini ayağından cennetin nısfi ile kıl ıtrah Ta be-mahşer şema-i hayratının ikadına Bahri ile da'iyan-ı ehl-i salah ehl-i felah Eylesün devlet ü ikbalini Allah mezid. Ta muradınca revah ide mesa ile sabah. Her muradına sena ola akşam ü sabah. Yusuf Bahrî Efendi çok talebe ve halife yetiştirmiştir. Halifelerinden birisi Edirne'de Süleyman Çelebi Mahallesi'nde Şah Kadın Zaviyesi şeyhi ve Kirişhane'de Taş Mektep (Sarı Şeyh Mektebi) muallimi Şeyh el-Hac Mehmed Sadık Efendi'dir. Hicaz'da Yusuf Bahrî Efendi'ye intisap etmiştir. 1247 (m. 1831) senesinde vefat etti. Bir diğer halifesi Şerbetcizade Hacı Ali Baba'dır. Yusuf Bahrî Efendi'nin bir diğer talebesi Madanzade Mustafa Efendi'nin oğlu Mehmed Hilmi Efendi'dir. Çorum müftülüğü yapmıştır. Hocasının hastalığı sırasında çok hizmet etmiş, bu sebeple hocasının “Evladım, bolluk ve bereket içinde olasın. Sen de, soyundan gelenler de darlık yüzü görmesin. Namın Şam'a kadar ulaşsın.” diye dua ettiği, sonrasında da “Velakin ahir ömründe şehit olacaksın.” buyurduğu anlatılır. hakikaten de Hilmi Efendi çok zengin bir ömür sürmüş; 1261 (m. 1845) senesinde bir isyan sırasında asiler tarafından vurularak katledilmiştir. Kastamonulu Halidî Nakşî şeyhi Ahmed Siyahî de Yusuf Bahrî Efendi'den hadis-i şerif okuyarak hâfız ünvanını almış; sonra Mevlana Halid'den Nakşî hilafeti almıştır. Çorumlu Mehmed Efendi (Muhammed bin Mustafa Şemseddin Ebü'l-Mekarim el-Çorumî) de Yusuf Bahrî Efendi'den hadis-i şerif okuyup icazetname almıştır. Derbendli Muhyiddin Efendi (Muhyiddin Ebü'l-Feyz Hüseyn ez-Zühdî el-Hanefî en-Nakşibendî el Mansurî bin Ömer ed-Derbendî), Yusuf Bahrî Efendi talebelerindendir. Amasyalı Mehmed Efendi, Yusuf Bahri Efendi'den Beydavî ve Buharî icazet almıştır. Damadı Halil İbrahim Efendi ile türbesini yaptıran Derviş Mehmet Paşa da Yusuf Bahri Efendi'nin talebelerindendir.
NASİBİNİ ALDIN
Rivayete göre bir ders esnasında Yusuf Bahrî Efendi'nin bir mevzuda hocasına itirazı vaki oldu. Dersten çıkınca hocası kendisini yanına çağırarak; “Benden nasibini aldın. Bundan sonra Mısır'da Şeyh Murtaza'dan ilim öğrenmeye devam edeceksin.” buyurdu. Yusuf Bahrî Efendi, hazırlığını yapıp, heybesine kitapları doldurarak yola çıktı. Kahire'ye varınca, Şeyh Murtaza'yı arayıp, Cami'ül-Ezher'de ders okuttuğunu öğrenince, oraya gitti. Cami, kapısına kadar dolu idi. Kapının önünde dikilip Murtaza Efendi'yi dinlemeye başladı. O sırada içeriden biri gelip; “Şeyh Murtaza Efendi; “Kapıda duran Yusuf'a omuzundaki heybeyi Nil'e atıp gelmesini söyleyin diyor!” dedi. Yusuf Bahrî Efendi bu ani hitap ile şaşırdı. Nil kenarına giderek, bir kazık çaktı ve heybenin ucuna bir ip bağlayıp, Nil'e attı. İpin ucunu da kazığa bağladı. Sonra tekrar Cami'ül-Ezher'e geldi. Yine biraz önce haber veren zat gelerek; “Hoca sana, kazığı çeksin de gelsin, diyor.” dedi. Yusuf Bahrî Efendi geri dönüp, bağladığı ipi söktü ve heybe Nil sularında kayboldu. Geri dönüp camiye geldiğinde talebeliğe kabul edildi. Böylece bir büyüğe bağlanmak için boş gidilmesi gerektiğini anladı. 1145 (m. 1732) senesinde doğmuş olan Ebü'l-Feyz Muhammed Murtaza el-Hüseynî el-Hanefî el-Yemenî, Nakşibendî şeyhidir. Aynı zamanda tefsirden hadise, edebiyattan tarihe kadar geniş bir yelpazedeki telifatıyla tanınır. Murtaza Efendi'nin Yusuf Bahrî Efendi'ye verdiği hilafetname bugün Hasan Paşa Kütüphanesi'nde mevcuttur. Yusuf Bahrî Efendi'ye Zebidî de 1200 (m. 1786) senesinde ayrıca bir Nakşi halifeliği vermiştir. Bu hilafetnamedeki silsile İmam Rabbani hazretlerine şöyle ulaşmaktadır: Hayruddin Muhammed Zahid el-Haşimi, Şah Nurullah, Muhammed Ma'sum el-Ömerî, Adem el-Benurî, İmam Rabbanî Ahmed bin Abdulehad el-Farukî. Yusuf Bahrî Efendi, 1196 (m. 1782) ile 1202 (m. 1788) seneleri arasında Murtaza Efendi'nin yanında kaldı. hocasından okuduğu her kitap için ayrı bir icazet aldı. Yusuf Bahri Efendi, Murtaza Efendi'nin sohbetlerinde kemale geldikten sonra, icazet aldı. Hocası onu irşad için memleketine gönderdi. Giderken; “Yusuf, hac zamanı yakındır. Hac farizasını yerine getir de öyle git.” buyurdu. Yusuf Bahrî Efendi hac farizasını yerine getirdikten sonra Hazret-i Peygamber'in kabr-i şeriflerini ziyaret maksadıyla Medine'ye gitti. Ravda-i Mutahherayı ziyaret ederken iç kapısının üstündeki hadis-i şerifi okuyunca, bir vav harfinin fazla olduğunu gördü. Kaldırılmasını vazifelilere söyledi. Bu vaziyeti görüşmek için toplanan ulema; “Bunca senedir hiç kimsenin fazla demediğine, bir Türk hoca gelmiş de fazla diyor.” diyerek Yusuf Bahri Efendi'yi küçümsediler.
Yusuf Bahri Efendi ortalığı yatıştırmak için; “Benim söylediğim hadis-i şerifi yazın, bir de kapının üstündeki hadis-i şerifi yazın. Her ikisini de kapının önüne koyalım. Sabahleyin bakın, benim dediğim gibi çıkmazsa, beni öldürün.” dedi. Denileni yaptılar. Ertesi sabah kağıtlara bakıldığında, Yusuf Bahri Efendi'nin söylediği şekilde yazılı olan kağıdın altına ince bir kalemle; “Sadeka Yusufü'l-Bahrî” yazılmış olarak gördüler. Bunun üzerine Yusuf Bahrî ünvanını kazanan Yusuf Efendi'nin büyüklüğü Medine uleması tarafından kabul edildi. Vaziyet Sultan İkinci Mahmud Han'a intikal edince, padişah, Yusuf Bahrî Efendi'yi İstanbul'a davet etti. Bu davete 1788 senesinde icabet eden Yusuf Bahrî Efendi'ye çok ihsanlarda bulundu.
Eserleri: Yusuf Bahrî Efendi hadis âlimi olarak şöhret bulmakla beraber, telif eserleri ekseri akait ve fıkıh üzerinedir. Bunların ekserisini Çorum'da yazmıştır.
1- Beyanu İ'tikadi Ehli's-Sünne ve'l-Cema'a, 2- Dürrü't-Tahrir fÎ Risaleti Hakki't-tekbir, 3- Risaletu Lamu't-ta'rif, 4- Şerhu Atai'l-Kadirî'lFeyyaz: Kadı İyaz'ın Şifa şerhidir. 5- Şerh-i Hizbi Nevevî.
Yusuf Bahri Efendi'nin kabir taşı.
Hepsinin yazma nüshası mevcuttur. Eski astronomi bilgileri ile irtifa usullerinden bahs eden bir eseri daha olduğu rivayet edilir. Yusuf Bahri Efendi aynı zamanda mahir bir hattat idi. Medrese tahsili zamanından beri kitap istinsah etmiş, Süleyman Fevzi Paşa Medresesi'nde müderris iken de buna devam etmiştir. İstinsah ettiği eserler pek çok olup, elde mevcuttur.