Kaan ZENGİNLİ

Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye ekonomisi de zor bir dönemden geçiyor. Yıllardır “faiz-enflasyon-kur” sarmalından çıkmayan ülkemiz, acı reçete ile ekonomik prangalardan kurtulmanın yolunu arıyor. Ekonomi yönetiminin uygulamaya aldığı “düşük faiz-yüksek üretim” stratejisi, enflasyon ve dövizde artışa yol açıyor. Muhalefet tarafında “Faizi artır, dövizi düşür” söylemleri duyulurken; hükûmet, ekonomide kalıcı büyümeye yönelik adımlar atıyor.

"KALICI ÇÖZÜME YÖNELİK ADIM ATILMADI"

Enflasyondan da faizden de tamamıyla kurtulmanın yolunun üretimden geçtiğini söyleyen ekonomist Aydın Eroğlu “Süreyya Serdengeçti ve Durmuş Yılmaz dönemlerinde dahi, krizin kalıcı çözümüne yönelik bir adım atılmadı. Yalnızca para politikası araçları ve açık piyasa işlemleri ile birtakım adımlar atıldı. Sorunun temeline inilmedi. Yüksek faiz ve düşük kur illetine sarıldık durduk. 1994, 2001, 2006 yıllarında yaşanan finansal krizlerin sebebi budur” dedi.

Şimdilerde yapılan ve yapılacak olan reformların üretim ekonomisi yönünde olduğunu söyleyen Eroğlu “Üretimi başarmamız lazım. Arz fazlası oluşması gerekiyor. Ama mevcutta yapılan gibi fason üretim değil. Katma değer üreten, yüksek teknoloji üretimini başarmalıyız. Otomobil sanayiini besleyen ara mal üretimini başarmalıyız. Üretim maliyetlerimizin içinde en önemli etkenlerden olan enerji üretimini başarmalıyız. Enflasyon verimizin yüksek kalmasına neden olan gıda üretimini başarmalıyız” ifadelerini kullandı.

İTHALAT CENNETİ OLMAYALIM

Türkiye’nin yıllardır uygulanan yüksek faiz ve düşük kur politikaları neticesinde cari açık meselesiyle boğuştuğunu söyleyen Eroğlu “Yüksek katma değerli, yüksek teknolojili yerli üretim arzını artıramadan, değerli TL sevdasına kapılmanın yanlış olduğunu söylüyorum. Bu yanlışlığın ülkemizi ithalat cenneti yapacağını, marka ve patentli üretimin artması gerektiğini, bu politikalarla üretimin yurt dışına kaçacağını, sanayicinin üretmeyip ithal edeceğini, günü geldiği zaman bunun yeni krizler çıkaracağını ifade ediyorum. Üretmeyip tükettiğimiz için ve bu tüketimi daha ziyade ithalat ile karşıladığımız için, ülke bir türlü çözülemeyen bir cari açık riski ile yaşamak zorunda kalıyor. Bunun için de sıcak para en önemli finansman kaynağı olarak görülüyor. Uluslararası ya da içerideki konjonktüre göre zaman zaman korkup kaçmasın, kaçarken de ortalığı yıkmasın diyerek, sıcak paraya yüksek faiz ile şirin gözükülmeye çalışılıyor. Bu politika külliyen yanlıştır” açıklamasında bulundu.

TÜKETEN BİR TOPLUMUZ

Yüksek faiz ortamının sürdürülebilir olmadığına işaret eden Eroğlu “Yüksek faizle hiçbir ekonomi kalıcı büyüme içine giremez. Sık sık finansal ve devamında ekonomik krizlere açık olur. Enflasyonu, yüksek faiz yenmez, üretim yener. Yüksek faiz, suni talep daralması oluşturarak geçici olarak enflasyonu düşürür gibi gözükür, üretim ve büyümeyi de vurur. Bu sefer istihdam ve devletin vergi gelirleri bundan nasibini alır. O zaman da devlet vergi silahına sarılır. Mesela akaryakıta ve enerjiye zam gelir. Bu da sanayiciyi vurur. Yurt dışına bakalım; yüksek katma değerli üretimi başaran ABD ve AB ülkeleri çok büyük finansal krizler yaşamalarına rağmen bile hem enflasyonları hem de faizleri düşüyor. Peki aynı durum bizde neden olamıyor? Çünkü biz üreten değil, tüketen bir ekonomiyiz. Marka, patent, yüksek teknolojili ürünleri yerli üretmeyip 10 ayda 20 bin TL’ye elimizdeki ithal telefonları değiştirmeyi yeğliyoruz” diye konuştu.

YATIRIM VE TÜKETİM KREDİLERİ AYRIŞMALI

Yüksek faiz ortamından kurtulmak adına atılan adımlar neticesinde enflasyon artışına göğüs germek gerektiğini ifade eden Aydın Eroğlu şunları söyledi: Bir iki yıl enflasyon hedeflemesinden vazgeçilmelidir. Belki birkaç yıl için ekstra enflasyon artışı göze alınmalıdır. Ama faizler çok daha düşük seviyelere indirilmelidir. Yatırım ve tüketim kredileri ayrıştırılmalıdır. Sadece para politikası değil, maliye, üretim politikaları da kapsamlı bir revizyona tabi tutulmalıdır. Yerli üretimin önündeki engeller kaldırılıp, vergi yükleri azaltılmalıdır. Bu yapılırsa ilk anda, düşen faizin cazibesi kalmayacağı için, kaçacak olan sıcak para sebebiyle kurlar yükselecektir ki, öyle de oluyor. Kurların artması enerji faturamızı kabartacak, bu yüzden cari açık bir süre için ekstra yükselecektir. Kur ve enerji fiyatlarındaki artışlar ithalata dayalı üretim yapımız sebebiyle maliyetleri artıracağından, enflasyon da artacaktır. Birkaç yıl için bu riskler göze alınmalı, bütün bu olumsuz etkenlere rağmen yatırımlar düşük faiz ile fonlanmalıdır. Eğer böyle bir reformist değişimin bir hükûmet politikası olduğu ilan edilirse kısa bir süre sonra, bu kararların uluslararası yatırımcıları da ülkemize çektiği görülecektir. Sonuç olarak hiçbir şey için geç kalınmış değildir ancak süreç daha zorlu yaşanacaktır.

Fuat Oktay: Devlet tüm kurumlarıyla birlikte dimdik ayakta: Enflasyona ezdirmedik ezdirmeyeceğiz! Fuat Oktay: Devlet tüm kurumlarıyla birlikte dimdik ayakta: Enflasyona ezdirmedik ezdirmeyeceğiz! TBMM Genel Kurulu'nda, 2022 yılı bütçe görüşmelerinde konuşan Fuat Oktay; asgari ücretliyi, memuru, işçiyi, emekliyi enflasyona karşı ezdirmediklerini ve ezdirmeyeceklerini belirtti. Oktay, devletin tüm kurumlarıyla birlikte dimdik ayakta olduğunu vurguladı.

Asgari ücretin ardından emekliye yüzde 40 zam geliyor Asgari ücretin ardından emekliye yüzde 40 zam geliyor Asgari ücrete yapılan yüzde 50’lik zam, emekli maaşlarında beklentileri yükseltti. Emeklilere enflasyon farkının yanı sıra ayrıca yüzde 25 oranında zam yapılacağı ve toplam maaş artışının yüzde 40’a yaklaşacağı konuşuluyor.