Türk mühendisler keşfetti, dünya peşinde: Susuz çim, hastalıksız ağaç, dayanıklı orman
Üç Türk mühendis, İsveç’te su ihtiyacını yüzde 90 azaltan çim bezi geliştirdi; kızılçam, karaçam gibi altı ağaç türünü hastalıklardan arındırarak klonladı.
Dünyada kuraklık tehdidi büyürken, azalan su kaynakları geleceğin en önemli problemleri arasında… Su tasarrufu sağlayan, toprağı koruyan ve doğal kaynakların daha verimli kullanılmasını mümkün kılan yenilikçi çözümlere olan ihtiyaç ise her geçen gün artıyor. Bu alanda elde edilen yepyeni buluşlar, daha az su tüketimi ile bitki geliştirmeyi mümkün hâle getiriyor. Küresel iklim değişikliği tehditlerine dikkati çekmek için Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 zirvesi öncesi, yüksek ziraat mühendisi Bilge Deniz Kayıran, makine mühendisi Hakan Isak Yılmaz ve Bora Onur Hallaç sürpriz bir başarıya imza attı. Eğitimini yurt dışında tamamlayan mühendisler, İsveç’te şilte bezine çim ve diğer bitki tohumlarını entegre ederek, park ve bahçelerde en çok suya ihtiyaç duyan ürünlerin, daha yüksek tasarrufla kullanılmasına imkân verdi.
GÜNLÜK DEĞİL, HAFTALIK SULAMA
Türk mühendislerin geliştirdiği teknoloji, toprakta 1,5 ila 3 yıl içinde tamamen kaybolan biyobozunur bir şilte bezine özel tohumların yerleştirilmesi esasına dayanıyor. Toprağa serilen örtü, özel kazıklarıyla sabitleniyor ve tek sulamayla tohumlar aktif hâle geliyor. Klasik çim ekiminde günlük sulama yapılırken, Türklerin İsveç’te geliştirdiği Turfquik çim örtüsünü en sıcak mevsimde bile haftada bir defa sulamak yeterli oluyor. Bu, metrekare başına 12 litre su ihtiyacı duyulan bir alanda tüketimin 1,2 litreye kadar düşmesi anlamına geliyor. Doğada kendi kendini tamamen yok eden ve çok kısa sürede hem sağlıklı, hem dengeli, hem de dayanıklı çim elde etmeyi sağlayan örtü, alttan yabani ot çıkmasını da tamamen engelleyerek kimyasal ilaçlama ve harcanan emeğin önüne geçiyor.
Geliştirdikleri yenilikçi çözümü Türkiye’ye taşıyan Bildeniz Tarım Genel Müdürü Bilge Deniz Kayıran, “Her bölgeye uygun şekilde hazırlanan bu doku, beş yıl boyunca kendi kendini sürekli tohumlayabiliyor. Böylece sadece çim değil, diğer bitkilerle de örtüyü çeşitlendirmemiz mümkün. Sonbaharda kırmızı, ilkbaharda sarı ve beyaz çiçekler açıyor. Soğanlı bir bitki olan laleyi bile bu örtüde kullanabiliyoruz. Mezarlıkların üstüne bir defa bu örtü serildiğinde beş yıl hiçbir bakıma ihtiyaç duymadan sürekli çiçekli kalıyor. Kar altında dahi yeşil kalabilen bu yapı, sulama ve bakım zorluğunun yaşandığı şehir peyzajında ve erozyon tehlikesi olan alanlarda kullanılabiliyor. Çim örtüsüyle eğimli arazide erozyonu yüzde 80 oranında önlüyoruz. Bu yöntemle kapladığımız bitkiler, eksi 45 dereceden artı 55 dereceye kadar aşırı iklim şartlarına dayanabiliyor” dedi.
YERLİ KODLA ALTI YENİ AĞAÇ KLONLADI
COP31’de başarılarını dünyaya tanıtmaya hazırlanan mühendisler, AR-GE çalışmaları kapsamında kızılçam, karaçam ve sakız ağacı dâhil olmak üzere altı farklı ürünü de kodlayarak klonlamayı başardı. Dünyada doku kültürü ile yüzde 100 başarıya bir tek kendilerinin ulaştığını dile getiren Kayıran, orman yangın riskini de minimize ettiklerini söyledi. Kayıran, “Yurt dışından gelen veya dışarıda yetiştirilen bitkilerde dokusal hastalıklar baş gösteriyor. Biz doku kültürüyle kızılçam ve karaçam başta olmak üzere bütün çam türlerini kendi laboratuvarımızda kodlayarak klonladık. Bu işlem bitkileri dışarıdan gelebilecek bütün hastalıklara karşı dirençli hâle getiriyor. Akdeniz’deki orman yangınlarının temel sebeplerinden biri ağaçlardaki hastalıklardan kaynaklanan kurumalardır. Ağaç yaş olduğunda ısıyla kolay yanmaz ancak hastalanıp kuruduğunda yüksek ısıyı gördüğü anda tutuşur. Doku kültürüyle geliştirdiğimiz ağaçlar hastalığa kapılmadığı için sürekli yaş ve yeşil kalıyor. Bu da yanma riskini yüzde 80 oranında engelliyor. Ağaç dikildiği andan itibaren bu genetik direnci ömür boyu taşıyor” dedi. Kayıran ayrıca bu ağaçların köklerinin 2,5 ila 3,5 metre derinliğe kadar indiğini, böylece erozyona karşı yüzde 98 koruma sağladığını vurguladı.
ÜLKEMİZİN HİZMETİNE SUNUYORUZ
Orman Genel Müdürlüğü ile koordinasyonu sağlayarak dikim safhasına geldiklerini belirten Kayıran, bu teknolojilerin sadece orman ağaçlarında değil, aşı kalemi ve budama makasıyla dahi hastalık bulaşan narenciye gibi tarım ürünlerinde veya safran gibi değerli bitkilerde uygulanabildiğini söyledi. Kayıran, “Yerli ve millî olarak geliştirdiğimiz bu teknolojiyi ve AR-GE birikimimizi ülkemizin hizmetine sunduk” diye konuştu.

