MURAT ÖZTEKİN

Tek bir mekânda geçen filmler görsellik bakımından dezavantajlı gibi gözükseler de bazen sıra dışı şeylere kapı aralayabiliyorlar. Sidney Lumet’in ‘12 Kızgın Adamı’ ile Hitchcock Usta’nın ‘Arka Pencere’sinin yanı sıra son yıllarda gördüğümüz ‘Telefon Kulübesi’, ‘Toprak Altında’ ve ‘127 Saat’ bunun çarpıcı örnekleri… Bu hafta gösterime giren, yönetmenliğini Gustav Möller’in üstlendiği ‘Suçlu’ (The Guilty) de yine bizi tek bir mekâna hapsediyor. Ancak bu defa her şey flashback’lerle (geri dönüşlerle) değil diyaloglarla tasvir ediliyor. Dolayısıyla görüntü yönetmenliğine hayal gücünüz oturuyor. Danimarka yapımı gerilim dolu filmde, acil telefon hattında çalışan Asger adlı polis memurunun, hiç tanımadığı bir kadını kurtarmak için yaptığı fedakârlıklar ve bunun neticeleri işleniyor. Eserin oyuncu kadrosunda ise başta Jakob Cedergren olmak üzere Jacob Lohmann, Laura Bro ve Morten Suurballe gibi isimler var.

SESSİZ ÇIĞLIK…
Filmin merkezinde suç işlediği için bizdeki 112 gibi bir acil yardım santralinde sürüldüğü sezdirilen Asger adlı polis memuru var. Üstelik Asger ertesi gün hâkim karşısına çıkacak. Yolda kalanları, soyguna uğrayanları dinleyen polis memuru, bu defa farklı bir telefon alıyor. Hattın karşı tarafında sessizce yardım isteyen bir kadın var. Bilgisayarda ismi Iben olarak çıkan bu kadın, evdeki çocuğuyla konuşuyormuş gibi yaparak hâlini izaha uğraşıyor. Asger anlıyor ki, kadın bir erkek tarafından otomobille kaçırılmakta.

FEDAKÂRLIĞA DEĞER Mİ?
Aslında problemli biri olan Asger, Iben’in çaresiz hâlinin tesirinde kalıyor. Onun kurtarılması için üstüne vazife olmayan işlere girişiyor; devriye polislerini arıyor, ekip arkadaşlarıyla münakaşa ediyor. Ama otoyolda ilerlemekte olan aracı tespit etmek sanıldığı kadar kolay olmuyor. Asger, içerisinde bulunduğu santral odasında zamanla yarışırken kendi hâlini de sorgulamaya başlıyor. İşin rengi ortaya çıkmaya başladıkça Asger’in düşünülenden çok daha büyük bir suçla uğraştığı görülüyor. Ama bu işten alacağı vicdani dersi alıyor!

Tek kişilik muhteşem gösteri
Aslında neredeyse ‘tek kişilik performans’ seyrettiğimiz ‘Suçlu’, dikkatleri çekmek adına zorlu bir teşebbüs. Ancak filmde bunun üstesinden hakkıyla geliniyor; mütemadiyen devam eden gerilimli atmosferde, algılar diri tutuluyor. Bir müddet sonra telefon diyaloglarında geçenleri ‘görmeye’ bile başlıyorsunuz! Filmde hikâyeyi devam ettirmek adına bazı gerçekçi olmayan işlere de kalkışılıyor ama bunlar tolere edilemeyecek şeyler değil. Eseri asıl sırtlayansa oyuncu Jacob Cedergren... Cedergren, değişken ruh hâlindeki karakteri hakkıyla canlandırıyor. Danimarka’nın önümüzdeki yılki Oscar namzeti olan film, bunu başarabilir mi bilmiyorum ama sizi düşünmeye sevk edecek sıkı bir gerilim sunacağını temin ederim.

ASİ KADIN SAVRULUYOR
İsveçli yazar Stieg Larsson’ın Millennium romanları sinemanın temel beslenme kaynaklarından. Kitapların şimdiye kadar yapılan dört sinema adaptasyonunda asi kadın kahraman Lisbeth Salander’ın maceraları yer almıştı. Serinin sinema yolculuğu ‘Örümcek Ağındaki Kız’la (The Girl In The Spider’s Web) devam ediyor. Fede Alvarez’in yönettiği filmde, ‘Lisbeth Salander’ rolünde bu defa Rooney Mara yer alıyor. Yıldız oyuncuya Sylvia Hoeks, Claes Bang, Sverrir Gudnason ve Cameron Britton gibi isimler refakat ediyor. Örselenmişlerin kadın kahramanı olan Lisbeth yeniden “adalet” savaşçılığına kalkışıyor.

 

Lisbeth, yeni macerasında Frans Balder adlı bir bilim adamı için çalışıyor. Frans, ABD için dünya üzerindeki bütün nükleer silahlara erişim imkanı sağlayan program yapar. Ama buna pişman olunca Amerikalılardan onu çalması için Lisbeth’i tutar. Hırsızlık işini ustalıkla yapan kahramanımız, verileri teslim edemeden belanın içine çekilir. Bilmediği adamlar elindekileri alır, dairesini ateşe verir ve onu ölüme terk eder. Lisbeth de eski dostu gazeteci Mikael Blomkvist’le birlikte, hem programı ele geçirmek hem de kendisine saldıranları bulmak için harekete geçer. Lisbeth bu arada kendi mazisinin içerisine çekilir.
‘Örümcek Ağındaki Kız’ seyirciye eğlenceli bir hikâye sunmakta zorlanmıyor. Ama filmde orijinal bir şey bulmak zor. İlk üç taksiti İsveç’te uyarlanan seri, yeni filmde Hollywood rüzgârında biraz daha savrulmuşa benziyor. Rahatsız edici sahneler barındıran eserde, itici bir feminizm vurgusu da var.

BU DA HİNDİSTAN KORSANLARI
Türkiye’deki ön yargıları kıran Hint filmleri, beyazperdeye renk katmaya devam ediyor. Bollywood’un şimdiye kadarki en yüksek bütçeli filmlerinden biri olan ‘Hindistan Eşkıyaları’ (Thugs of Hindostan) bu hafta sinemalarda arz-ı endam ediyor. Başrolünde , ‘PK’, ‘3 Aptal’, ‘Süperstar’ gibi filmlerden tanıdığımız Aamir Khan’ın olduğu filmde, Amitabh Bachchan, Katrina Kaif ve Fatima Sana Shaikh de rol aldı. Eğlenceyi yine müzikalle birleştiren eser, 18. asrın sonlarında Hindistan’ın İngiliz İmparatorluğu’nun sömürgesinden çıkma çabasını işliyor. Filmin merkezine de Hindistan’ın bir grup haydutun hikâyesi yerleştiriliyor. ‘Hindistan Eşkıyaları’nın mevzuu şöyle: Khudabaksh Azaad adlı bir haydudun liderlik ettiği grup, bağımsızlık mücadelesine atılır. İngiliz komutan John Clive bu haberi aldığında sinsi bir planı devreye sokar. İngilizler, haydut grubunun içerisindeki Firangi Mallah’ı casusu olarak kullanmaya çalışırlar. Ancak Firangi, yapılan planı anlayınca tarafını seçmek adına zor bir durumla yüzleşir. Eğlenceli film, ‘Karayip Korsanları’ serisini akıllara getiriyor.

 

Sinemanın diğerleri ‘Modern’de
Türk sinemasının az kişiye ulaşan yeni filmleri, İstanbul Modern Sinema’daki  ‘Biz de Varız!’ programında seyircilerle buluşuyor. Önceki gün başlayan ‘Biz de Varız!’ yönetmen ve oyuncuların katılımıyla 16 Aralık’a kadar devam edecek. Değişik ideolojilerden filmleri bir araya getiren faaliyette, ‘Son Çıkış’, ‘Tuzdan Kaide’ ve ‘Anons’ gibi filmler gösteriliyor.

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
¥ Yeşil Rehber
¥ Borç
¥ Hedefim Sensin
¥ Kötülük İçinde

EN ÇOK SEYREDİLENLER
¥ ‘Müslüm’ 367 bin 958
¥ ‘Deliler Fatih’in Fermanı’ 163 bin 367
¥ ‘Çakallarla Dans 5’ 140 bin 410
             *23-25 Kasım Box Office rakamları