MURAT ÖZTEKİN

Prof. Dr. Hüsamettin Koçan “bir dağ başında” sıra dışı hayallerini hakikate dönüştüren bir sanatçı veya savaşçı...  Bir “ağa ailesinin çocuğu” olan Koçan, doğduğu yer olan Bayburt'un Bayraktar köyünde resim yapar gibi bir müze inşa etti. Kimileri destekledi, kimileri burun kıvırdı... Ama yirmi seneyi geride bırakan Baksı Müzesi, Anadolu’yu merkezine alan koleksiyon ve sergileriyle çağdaş sanat dünyasına yeniden gelenekleri hatırlattı... Hüsamettin Koçan şimdi pandemiyle boğuşan sanata, yeni projelerle yeniden Anadolu’yu hatırlatıyor. Biz de kendisi ile atölyesinde buluşarak mazisini ve hayallerini dinliyoruz...

¥ Baksı köyünde nasıl bir çocukluk yaşamıştınız. Sanatçı kişiliğinize nasıl tesir etti o köy?
Benim ailem olan Koçanlılar asırlarca Osmanlının arazisine bakıp asker yetiştiren bir ağa ailesiymiş. Cumhuriyetten sonra feodalite çökmüş, devlet onların gücünü devralmış. Derken bu aileye de yansımış. Bunun yerine bir sıkışma söz konusu olmuş. Biz böyle bir zamanda büyüdük.

¥ Sizin zamanınızda feodaliteden izler kalmış mıydı?
Tabii, benim hayatımda feodalitenin çok etkisi oldu. Feodalitenin bir ahlakı vardır ve çok güçlüdür. Mesela mazlumun yanında olunur, erkek çocuğun güçlü olması için her türlü tedbiri alırlar, kızlar da geri plandadır ama güçlüdür. Öte yandan Anadolu’da yaşınız ne olursa olsun sizi hemen üretime katarlar. Bir de çocuklara çok masal anlatılır. Bütün bunlar sizi mücadele etmeye hazırlar.

¥ Baksı Müzesini ortaya çıkarırken maksadınız sadece bir vefa borcu ödemek miydi?
Bizim gelenekle bir bağlantı problemimiz var. Mesela bazıları “Kilim de neymiş” diyor. Kilim de bir şeydir kardeşim. Ben de bu yüzden günümüz insanının kendi sosyal değerleriyle barışmasını istedim. İnsanın olduğu yere sanat götürmek gibi entelektüel bir endişem vardı. Bunun dışında yetiştiğim kültüre ve önümü açan aileme de bir vefa borcum olduğunu da söylemek lazım. Köy konağı yapayım derken bir müze ortaya çıktı.

¥ Peki, bu bir dönüştürme projesi miydi?
Halkı dönüştürmek isteyenler halkı eziyor. Ancak oradaki kültür ortamına katkıda bulunmak için müze kurdum. Biz insanlara ancak “Hikâyene sahip çık, kendin ol” diyebiliriz.

RESİM YAPAR GİBİ KURDUM MÜZEYİ
¥ Yaptığınız iş o yılların Türkiye’si için oldukça sıra dışıydı. Hem köyden hem de sanat çevrelerinden ne gibi reaksiyonlar aldınız?

Ben müze yapma fikriyle yola çıksaydım, Baksı hayata geçmezdi. Bir resim yapar gibi inşa ettim Baksı’yı... Sanatçılar, çocuklar ve gurbetçiler yaptığım işe çok pozitif baktılar. Esnaf ve eşraf ise şüphe duydu. Bizim modernistlerin bazıları da “Dağ başında müze olur mu, dediler”, müzede halı dokuyan kadınların kılık kıyafetlerine bile taktılar. Ama biz gittiğimiz yerin değerlerine hep saygı duyduk.

¥ Müze kurulduğundan beri 20 sene geride kaldı. Geçen zamana baktığınızda size ve Türkiye’deki sanat ortamlarına katkısı ne oldu?
İnsan modelini çeşitlendirme, geleneğe daha berrak bakma disiplini var artık... Batılı müzeciler de “Baksı, müzecilik açısından ilham veren bir örnektir” diyorlar. Biz insanoğlunun hikâyesini anlatan bir müzeyiz. Biliyor musunuz artık köye geri dönüş başladı. İnsanlar bir öz güven kazandı.

¥ Bu geri dönüş Anadolu’yu sanatsal ortamlarda gündeme getirecektir değil mi?
Elbette. Şimdi bizim köye yakın bir yerde bir kişi evinini müzeye çevirmiş. Malumunuz Eskişehir’de Odunpazarı Modern Müze açıldı. Sanatçı Ahmet Güneştekin de şimdi memleketi olan Batman’a bir müze yapıyor. Biz de başka yeni projelerimizle köye dönüş planlıyoruz. Gurbet festivali yapacağız. Bir de biz “Anadolu Ödülleri” veriyoruz.

¥ Bu “Anadolu Ödülleri”nden biraz bahseder misiniz?
Anadolu'nun üretken hafızasını bugüne taşımak istiyoruz. Çeşitliliğe açık, o derin tecrübeye yeniden sahip çıkmak istiyoruz. Bu sebeple beş dalda ödüller vereceğiz. Anadolu'nun zenginliğini öğrenip, ortak kimliğimizde nasıl bir araya getirileceğini tartışmak lazım. Çünkü Anadolu, sadece ideolojik perspektiften bakıldığı için yetersiz algılandı. Bütün bunları bir kenara bırakıp oradaki üretim derinliğine odaklanmak lazım.

BİR KESİM SANATI DÖNÜŞTÜRÜYOR
Hüsamettin Koçan “Giderek kendini daha çok tekrarladığı ve eleştirilemediği düşünülen çağdaş sanat hakkında fikirleriniz neler?” soruma şu cevabı veriyor: Günümüz sanatı, kesinlikle kendi içerisinde bir tekrara düşmüş durumda ve belirli bir kesimin etkisiyle dönüşüyor. Bunların kendine göre galerileri, müzayedeleri ve alıcıları var. Müzayedelerde renkli ve dekoratif şeyler büyük paralarla satılıyor. Ama ben orijinal olmayan şeylerin yüz yılı aşacağını düşünmüyorum.”

PANDEMİ, SANATI ZENGİNLEŞTİRECEK
¥ “Gelenek”, “Anadolu”, “yerlilik” gibi mefhumlar son zamanlardan daha çok gündemde. Şartlar ve trendler mi bizi yerelliğe itti, yoksa bu bir tefekkürün neticesi mi?

Şimdi kişiler tek başına bir şey yapamayacağına inandırıldı. Global sermaye, “Bir şey yapacaksanız ancak bizimle yaparsınız” fikrini dayattı. Bir global kültür haritası ortaya kondu: Şu tarihte Venedik'te bienal var, şu tarihte Basel’de sanat fuarı... Bu böyle turistik bir harita. Giderek kendini de tekrar ettiği için yenilik de taşımıyor. Bizim belki yerel birikimlerle buna karşı yeni bir söz söyleme şansımız olacak. Birisinin kalkıp kendi yöntemleriyle bütün bu büyük sisteme efelenmesi lazım. Batı’da yapılmış modelleri burada uygulamak iş değil. Biz bu dünyaya karşı özgün değerler üretmek mecburiyetindeyiz. Dünyayı daha iyi taklit ederek bir yere gidemeyiz.

¥ Pandemide sanat faaliyetleri azadı ama sanatsal üretim arttı galiba? Pandeminin sanata yansımaları ne olacak?
Bence artık insanlar büyük gruplara katılmak yerine kendi tercihlerine göre hareket edecek. Tabiat, bizim hayatımızda daha önemli bir yer alacak ve büyük merkezler cazibesini yitirecek. Bu tür kırılma dönemleri sanata da farklı bir soluk getirir. Belki eser sayısı artmaz ama çeşitlilik çoğalır.

¥ Siz de önümüzdeki günlerde Baksı Müzesinde pandemiye odaklanan “Maske/ Çağrışımlar” adlı sergi açıyorsunuz...
Pandemi zamanından oldukça güncel bir nesne olan maskeyi bir kavram olarak ele almak istedik. Bu belki bir bilinç de oluşturacaktır diye düşündük. Kendimizi saklamak için kullandığımız maske şimdi kendimizi koruma aracına dönüşmüş durumda. Yirminin üzerinde sanatçı ve tasarımcı, eserleri ile bu konuyu ele aldı.