MURAT ÖZTEKİN

Türk hat sanatını kuran ve “Hattatların Kutbu” diye anılan Şeyh Hamdullah, 500. vefat yılında yâd ediliyor. Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) de “Ölümünün 500. Yılında Şeyh Hamdullah” sergisiyle büyük sanatçının eşsiz eserlerini bir araya getiriyor. Sergide, 15. ve 16. asırdan bugüne gelen nadir el yazması kitaplar, Kur’ân-ı kerim nüshaları, kıtalar ve albümler yer alıyor. Sorularımızı cevaplayan SMM Müdiresi ve sanat tarihçisi Dr. Nazan Ölçer, serginin ve koleksiyonlarının arka planını anlattı...

SABANCI JAPONLARI ÖRNEK ALDI
* Müzenizin yazma eser ve hat koleksiyonu dikkate değer bir birikimi barındırıyor. Bunun arkasında nasıl bir emek var?
Bu şüphesiz Sakıp Bey’in (Sabancı) ilgi ve toplama merakının sonucudur. Bunda belki de yazı sanatına büyük değer veren Japonlarla yaptığı iş birliklerinin yeri vardır. Sakıp Bey malumunuz 1970’lerde de Japon firmalarıyla iş yapıyor, sık sık Japonya’ya gidiyordu. Bana anlattığına göre, uzun bir görüşme yapmayı arzu ettiği bir Japon iş adamına hat eseri götürerek amacına ulaşmış. Sakıp Bey o yaşadıklarını “Birden bütün kapılar önümde açıldı. O kadar iltifat gördüm ki, hat eserinin başına herkes toplandı. Uzun bir görüşme oldu. Ben de o gün dikkatli bir şekilde hat eserleri toplamaya karar verdim” sözleriyle bana anlatmıştı.

* Tabii, yıllarca devam etti bu serüven...
Elbette. Sakıp Bey bir şeye başlayınca titizlikle takip eden bir insandı. O yıllarda hat eseri koleksiyonculuğu Türkiye’de pek rağbet görmüyordu ama kendisi ileri görüşlülükle bu işe gönül verdi. Büyük koleksiyoncularla tanıştı, bazılarından koleksiyonlarını devraldı. Örneğin Şevket Rado’nun koleksiyonunu alması büyük bir şans oldu. Böylece zaman içinde büyük bir koleksiyon meydana geldi. Sakıp Bey hat koleksiyonuyla gurur duyardı.

* Yazma eser toplamak ayrı bir dünya görüşü gerektiriyor diyebilir miyiz?
El yazmaları hem Batı dünyasında hem bizim Doğu’da en büyük değere sahip olan koleksiyonlar. İnsanın bir ilmi tarafı olduğunu gösteriyor. Çünkü anlıyorsunuz ki zamansız eserler topluyorsunuz. Batı’da da eski el yazmaları ve İncil toplayan insanlar meşhurdur. Elbette, kitap koleksiyonculuğu derin bir dünya görüşü ve bilgiyi gerektirir.

* Şimdi özel bir sergiyle, vefatının 500. yılında Şeyh Hamdullah’ı anıyorsunuz. Pandemi döneminde sergi açmak kolay olmasa gerek...
Değerli uzmanlar Prof. Dr. Zeren Tanındı ve Prof. Dr. Muhittin Serin ile birlikte hazırladığımız bu sergiyi büyük bir çerçevede hayal etmiştik. Yurt dışındaki eserleri de Türkiye’ye getirerek daha büyük bir Şeyh Hamdullah sergisi yapacaktık. Fakat ne yazık ki koronavirüs salgını yüzünden dünyadaki diğer kurumlarla iş birliği temasımız ilerleyemedi. Şimdi koleksiyonumuzdakilerin yanı sıra Türkiye’deki bazı eserleri de getirerek, Şeyh Hamdullah’ın gelemeyen eserlerini de dijital yollarla teşhir ederek bu sergiyi açtık. İnşallah salgınlar sona ersin, bu sergiyi gönlümüzün istediği gibi bir dönem sergisiyle tekrar sanatseverlere sunmak nasip olur.

* Peki, Şeyh Hamdullah’ı özel kılan neydi?
Sanatta müthiş bir sentez yapmasıdır. Yazıyı mükemmelleştirerek Osmanlı hat üslubu diye bir ekol meydana getirmesidir. Kurdukları ekollerle anılmak çok az hattata nasip olmuştur. Şeyh Hamdullah onlardan biriydi. Zaten doğduğu yer olan Amasya, o tarihte Semerkant, Buhara, Herat gibi ilim merkezlerinden gelen âlimlerin ve sanatçıların yerleştiği bir yerdi... Şeyh Hamdullah orada eğitim aldı en önemlisi de Şehzade Bayezid’in yakın çevresinde yer aldı. O tahta geçince de Topkapı Sarayı’nda en kıymetli eserlerini oluşturdu. Üslubu bu güne kadar geçerli oldu.

* Büyük sanatçının sarayla kurduğu bağlantı enteresan değil mi?
Sanatkârları her zaman bir himaye güçlendirir; onu himaye edecek, yüreklendirecek ve ona imkân sağlayacak... Tarih boyunca bu, böyle olmuştur. Şairler olsun, müzisyenler olsun, ressamlar olsun baktığımız zaman hepsinin arkasında güçlü bir himaye görülür.

ANLAŞILMASI ZAMAN ALDI
* Peki, eserlerinin kıymetinin anlaşılmasında mazide sıkıntılar yaşandı mı?
Hurufatın değişmesiyle Şeyh Hamdullah’ı genç neslin anlaması zaman aldı. Ancak elbette uzmanlar, Türk ve İslam sanatları eğitimi alanlar değerinin farkındaydı. Nüansları keşfedecek kadar bu yazının üslubuna hâkim olmak, ayrı bir şeydir.

GELENEK GÜÇLÜ DEVAM EDİYOR
* Bir sanat tarihçisi olarak Şeyh Hamdullah’ın izlerini taşıyan hat sanatının günümüzdeki durumunu nasıl yorumluyorsunuz?
“Kur’ân Mekke’de nazil oldu, Kahire’de okundu, İstanbul’da yazıldı” sözü meşhurdur. Bütün İslam dünyası en iyi hattın Osmanlı döneminde yazıldığını kabul eder. Bu geleneğin devamı noktasında çok ümitvârım. Çünkü son derece yetenekli hattatlar yetişiyor. Pek çok üniversitede geleneksel Türk sanatları adı altında bölümler var. Hat sanatı, öğrenci kitlesinin ilgisini çekiyor, çok sayıda eve de giriyor.

BATILI SANATÇILARIN ALAKASINI ÇEKİYOR
* Hattın çağdaş sanata ilham kaynağı olma noktasında, klasik sanatlardaki yenileşme hamlelerine nasıl bakıyorsunuz?
Bir yeniliğe ihtiyacın olup olmadığını söylemek benim haddim değil. Ama hat sanatı pek çok çağdaş sanatçıya ilham vermiştir. Bütün dünyadaki çağdaş sanat fuarlarında, İslam sanatlarına yabancı olan Batılı sanatçıların bile ilgisini çektiğini görüyorum. O yazıyı bilsinler bilmesinler estetik olarak yön çizmekte. Bunun sonsuz bir etki alanı da var. Yazı yazmak bütün kültürlerde değerlidir. Biz de bu sanata sahip olduğumuz için gurur duyalım, gençlerimize de gösterelim. Benimsensin ve yaşatılsın...