MURAT ÖZTEKİN

MASUMİYET SAVAŞI
“Parazit” filmiyle Oscar’a uzanan Güney Koreli yönetmen Bong Joon-ho’nun 2009’da çektiği “Ana”,  anne fedakârlığıyla şekillenen sıra dışı bir suç filmi... Eser, cinayetle suçlanıp hapse düşen engelli oğlunun masum olduğunu ispatlamaya çalışan bir annenin mücadelesini mevzu ediniyor. Zekice yazılmış senaryo ve sahici oyunculuklarla tesirli bir dram ortaya çıkıyor.

HER YERİ SARAN ATEŞ
Yönetmen Martin McDonagh’ın “Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri” filmi öldürülen kızı için adalet arayan bir anne üzerine kurulu. Francis McDormand’ın başrolünde olduğu iki Oscar’lı eserde, Mildred adlı kadın, kızının katilleri bir türlü bulunmayınca üç reklam panosu kiralayarak derdini haykırıyor ve kızgın yüreğinin ateşi yanlış yerlere sıçrıyor... Ustalıklı oyunculuklarla dolu eserin kara mizahı da güçlü.

HERKESTEN ANA OLUR MU?
Yönetmen Chris Columbus’un “Omuz Omuza” (1998) filmi de “Anneler Günü” denilince akla ilk gelenlerden... Anna ve Ben, ebeveynleri boşandıktan sonra babaları Luke ve cici anneleri Isabel’le yaşamaya başlarlar... Fotoğrafçı cici anne, kendileriyle çok uyuşamaz ama evin babasının hasta olması durumları değiştirir... Gözyaşı döktürmeye yönelik ajitatif bir film olan “Omuz Omuza”, aileye başka bir taraftan bakıyor...

SAKIN ANNEM DUYMASIN!
Yönetmen Wolfgang Becker’in meşhur “Goodbye Lenin”i de merkezine anne sevgisini koyan filmlerden. Doğu Almanya’daki sıkı komünistlerden biri olan Christiane, komaya girer ve bu esnada “demir perde” yıkılır. Kadın aylar sonra hayata döner ama artık başka bir ülkededir! Oğlu Alex ise annesinin tekrar sağlığı bozulmasın diye sahte bir dünya inşa eder... Eser bir anne oğul hikâyesi anlattığı gibi, Doğu Almanya’nın sefaletini yeni devrin handikaplarıyla birlikte tasvir ediyor.

MERHAMET OYUNU
Çinli yönetmen Lulu Wang’in “Elveda”sı da kanser olan anneleri için bir araya gelen evlatları merkezine alıyor. “Nai Nai” ölmek üzeredir ama hâlinden haberi bile yoktur. Durumu sezdirmeden onu görmek isteyen evlatları ise sahte bir düğün tertiplerler. Ancak bu oyun giderek içinden çıkılması zor bir hâle bürünür... Hem eğlenceli hem de dokunaklı bir eser olan “Elveda” kültürler üzerinden Doğu-Batı kıyaslaması yapıyor.

ANNE ARAYIŞI
Dev Petel ve Nichole Kidman’ı bir araya getiren “Lion” ise iş adamı Saroo Brierley’nin annesini arama çabasının gerçek hikâyesini işliyor. Ağabeyi ile arakçılık yaptığı trende uyuyakalan Saroo, oradan oraya sürüklendikten sonra Avustralyalı bir aileye “evlatlık” olur. Ama küçük adam, ailesini hiç unutmayacak ve onları bulmak için teknolojik imkânları deneyecektir...

ÜÇ KADIN TEK HİKÂYE
Kızını evlatlık verip pişman olan bir anne, aile karşıtı hırslı bir avukat ve çocuk hasretiyle yanıp kavrulan bir kadın... Yönetmen Rodrigo García, “Anneler ve Kızları”nda üç ayrı hikâyeyi “annelik” potasında eritiyor. Amerikan bağımsız sinemasının tipik numunelerinden biri olan eser, dokunaklı ve dingin bir dram sunmasına rağmen “aile” mefhumuna “Batılı” bir çerçeveden bakıyor.

TÜRKİYE’DEN ANNELER
Yönetmen Erol Mintaş “Annemin Şarkısı”nda Doğu’dan İstanbul’a göç etmek mecburiyetinde kalan bir anne ile öğretmen oğluna odaklanıyor. Eserde 90’lı yılların ötekileştirmeci atmosferi yansıtılırken sert politik bir dil seçiliyor. Lütfi Akad’ın “Anneler ve Kızları” da yine İstanbul’da hayata tutunmaya çalışan bir aileyi merkezine alıyor. Ozan Açıktan’ın “Annemin Yarası” filmi ise annesini bulmak için yetimhaneyi terk eden Salih’in hikâyesini mevzu ediniyor.