MURAT ÖZTEKİN

Yeşilçam’da “Millî Sinema” damarının usta yönetmenlerinden Mesut Uçakan üzerinde uzun zamandır çalıştığı “Suveyda” filmini 10 Eylül’de vizyona koymaya hazırlanıyor. Türkiye’de Tek Parti dönemindeki Arapça yasağı esnasında,  bir çocuğun hafız olmak için Anadolu’da gizli arayışlara girmesini merkezine alan eser, devrin antidemokratik atmosferinin de resmini çiziyor. Biz de Uçakan’la yeni filmi üzerine söyleşiyoruz…

¥ Uzun zamandır verdiğiniz eserlerle Türk sinemasında mesaj olarak genel akışın dışında zülfüyâre dokunan çıkışlarınızı görüyoruz. Sizin için sinema ne demek?
Bir yakarış demek! Her söz ve eylem gibi, her duygu ve düşünce gibi sinema da şüphesiz benim literatürümde aynı kaynağın tadına, rengine, kokusuna bürünmeye memur bir anlatı biçimi. Öyle kaynak ki onsuz hiçbir kelimede, hiçbir kavramda gerçek rengini, kokusunu, anlamını, derinliğini, coşkusunu ve güzelliğini bulamazsınız. Kuşkusuz sinema bir dışavurum. Azze ve Celle’nin Cemal sıfatıyla şekillenen aşkın karelerini arıyorum. Arayışlarımı da karelere yansıtmaya çalışıyorum. Yansıtırken de korkmamaya çalışıyorum.

¥ Yakında gösterime girecek olan “Suveyda” filminizde de, “Harf İnkılabı”  ve “Türkçe Ezan” kararları üzerinden gelişen bir takım Tek Parti devri hadiselerine odaklanıyorsunuz. Nereden çıktı film fikri?
Tarih; geçmiş, bitmiş, çöpe atılacak bir organ değildir. Canlı bir organdır. Hafızamızı oluşturur ve bize yön verir. Ama üstü uzun müddet örtülürse, çürümeye ve kokmaya başlar. Ve hafızamız ne hâle gelir düşünün. Umarım, filmimiz bu çürümeye dikkat çeker ve çoğunlukla klişe cümlelerle düşünen nesiller “neler oluyor” diye sorular sormaya başlarlar. Dönem filmleri çekmeyi seviyorum. Dokunulamayana dokunmayı da seviyorum. Özellikle gençlere farklı ve cesur sözler söylemeyi istiyorum. Bu filmi de gençler için yaptım diyebilirim; yakın tarih hakkında statükonun dışına çıkamamış olan, bilhassa dijital teknolojinin narkozladığı gençlere…

HEMEN TÜKETİLECEK BİR FİLM YAPMADIK
¥ Daha evvel “Kelebekler Sonsuza Uçar”da da aynı devre temas etmiştiniz. “Suveyda”nın nasıl bir hedefi var?

Konunun hakkı ne gerektiriyorsa bütün ciddiyetiyle öyküyü anlatmaya çalıştım. Pandemi nedeniyle fazla beklenti içinde olmak doğru değil ama biz günübirlik tükenilecek bir film yapmadık. Bu filmde en ufak bir hamaset bulamazsınız. Politik eleştiri, toplumsal gözlemler arka planda akarken, ön planda hafız olmaya çalışan çocuğun beyaz bir güvercinle kurduğu dostluk, bir ayetten hareketle kuş dili öğrenme çabaları ilginç metaforlarla çıkar karşımıza. Onca acılarına rağmen taşkınlık yapmamaya özen köylüler bile son derece nahif bir dille çizilmiştir.     

¥ Peki, bir sinemacı olarak Türkiye’nin Tek Parti devrinde yaşanan anti-demok-ratik tatbikatlarla yüzleştiğini düşünüyor musunuz?
Bir nesil bunu kendi arasında sorguladı hep. Ama toplumun geneli dikkate alındığında tabii ki tam olarak yüzleşmedi henüz. Çünkü hâlâ o dönemi yeteri kadar konuşmayı engelleyen durumlar var.  

¥ Ama sinemacılar da döneme odaklanmadı…
Buna çok sebep sayılabilir. Kafalar aynı olduğu için mi, sinemanın politik yönlerine girecek cesarette olanların yokluğundan mı, bunu yapanlar sektörde aforoz edildiğinden mi? Buna siz karar verin.  

¥ Peki, bir film topyekûn yakın tarihi aydınlatmaya yeter mi?
Sinema çok şey yapabilir. Güzellik adına gönüllere bir kıvılcım çakabilir. Bir barut fıçısını ateşleyebilir. Bir film elbette koca bir tarihi anlatamaz ama binlercesine cesaret verebilir.

HER YENİ FİLM BENİ DAHA ÇOK İŞTAHLANDIRIYOR
¥ Bende “Suveyda”yı hayatınızın filmi görüyorsunuz gibi bir his var. Yanılıyor muyum?
Her filmimi hayatımın filmi diye yapıyorum, hepsi benim birer parçam ama daha bu sözü kullanacağım çok film gelecek inşallah.

¥ Mesut Uçakan, 40 seneyi aşkın bir zamandır film yapıyor. Acaba yaptığı işlerden tatmin oldu mu?
Tabii ki olmadı. Sürekli detay düşünen biri için bu çok zor. Her film beni daha çok acıktırıyor.

¥ Daha önce çektiğiniz eserlere dönüp baktığınızda “sert” olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Sertlik yumuşaklık nerede durduğunuza bağlı. Yasaklı alanlarda duruyorsanız, “sakıncalı piyade” iseniz “light kafalar” sizi sert bulacak tabii ki. İsterseniz konunuzu, meselenizi son derece estetik duyarlılıkta anlatın, fark etmiyor.

Sinemada bu hafta | 27 Ağustos Sinemada bu hafta | 27 Ağustos Yönetmenliğini Nia DaCosta’nın yaptığı “Şeker Adam’ın Laneti”, 90’ların korku ikonunu politik olarak elverişli bir zamanda yeniden beyazperdeye getiriyor. Mesaj yüklü eserin, korku tonu zayıfken kendine has bir görselliği mevcut.
Sinemada bu hafta | 20 Ağustos Sinemada bu hafta | 20 Ağustos Lisa Joy, iddialı bir işe kalkıştığı ilk yönetmenlik tecrübesi “Zihin Gezgini”nde sıra dışı bir dedektifin, bir kadının peşinden takıntıyla sürüklenişine odaklanıyor. İklim krizine dair vurguları da olan eser; Hugh Jackman ve Rebecca Ferguson’u başrollerde bir araya getiriyor.