Bir babanın feryadı ‘Neredesin ey Zeyd?’
Zeyd bin Hârise henüz çocuk yaşta esir edilir. Babası onu içli şiirlerle ararken, Mekke’de köle olarak satılır. Akılalmaz nimete bakın ki kendisini Âlemlerin Efendisi’nin evinde bulur.
ÖMER ÇETİN ENGİN - Hârise yüksek huzurda... Allahü teâlânın Habibine (sallallahü aleyhi ve sellem) yalvarırcasına hitap ediyor:
- Ey Kureyş kavminin efendisi, ey Abdülmuttalib’in torunu, ey Benî Hâşim soyunun oğlu... Köleniz bulunan oğlumuzun kurtulması için ne kadar para istersen onu verelim, ne olur bu dileğimizi geri çevirme!...
Yıllar boyu ayrı kaldığı oğlu Zeyd için gözyaşı dökmüştür Hârise... Bir anda gelen “Onu Kâbe’de gördük” müjdesiyle sevinçten deliye dönmüş ve Mekke’nin yolunu tutmuştur hemen...
BASKINLA KÖLE YAPILDI
İkinci yazıda buraya tekrar döneceğiz... Şimdi en başa gidelim... Sindire sindire öğrenelim, hissedelim bu ibretlik hayatı... Hazret-i Zeyd (radıyallahü anh) Yemenlidir. Yemen’in o zamanki en muhterem kabilesi olan Kudâa kabilesine mensuptur. Henüz sekiz yaşında iken annesi Su’da ile birlikte akrabalarını ziyârete giderler. Fakat bu yolculukta akıllara durgunluk verecek bir hadise yaşanır. Görünüşte korkunç fakat Allahü teâlânın ihsanını ve bu ihsanı getiren sebepler bakımından hayret vericidir yaşananlar.
NASİBİN BÖYLESİ...
Yolculukta bir kabilenin baskınına uğrarlar. Eşkiyalar Zeyd’i esir alır ve Mekke’ye Sûk-ı Ukâz panayırına getirerek satışa çıkarırlar. Kalbinin burukluğu ve anne baba hasreti. Zeyd bu hâlde iken nereden bilsin gelmiş ve gelecek insanların en üstününe, kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı zat-ı şerîfe kavuşacağını...
Oysa olan bitenler sonunda minik Zeyd’i, Allah’ın Sevgilisi’nin evine kadar götürecektir...
Hazreti Hatice’nin yeğeni Hâkim bin Hizam, Zeyd’i 400 dirheme satın alır ve halasına hediye eder. Annemiz de Peygamber efendimizle evlidirler ve Habibullah’a hediye ederler. Efendimiz çocuğu derhâl azad ederek yanında bulundurur. Zira azad olan Zeyd bin Hârise’nin gidecek yeri yoktur ve Resûlullah’tan daha iyi ona bakacak kimsesi de yoktur. O da seve seve Efendimizin yanında kalır. Öyle güzel muamele görür ki O’na bin canla bağlanır, anne babasından çok sever Kâinatın Serveri’ni...
NEREDE BİR ÇOCUK GÖRSEM!
Bu sırada anne babası evlat hasretiyle yanıp tutuşur hâliyle... Diyar diyar dolaşır, onu ararlar ama nafile... Yemen’den çeşitli ülkelere giden akrabalarına ve tanıdıklarına sıkı sıkı tembih ederek, Zeyd’den bir haber getirmelerini isterler... Dönenlerin yüzlerinde bir müjde ararlar ama yoktur her seferinde. Babası Hârise kalbindeki acıya teselli olması için devrin yüksek belagatli şiirleriyle oğluna seslenir uzaklardan...
Ağladım Zeyd’ime bilmem ne yaptı?
Sağ mı yoksa ona ecel mi çarptı?
Sorma ey gönül beyhude onu!
Bilemezsin mezarı ya ova, ya sarptı.
Zeyd’im, yavrum! gidenin geri döneceğini bilsem âh!
Senden başkasının dönmesini istemem vallah!
Anarım esince rüzgâr, nerede bir çocuk görsem; onu,
Ve doğarken güneş hatırlatıyor seni her sabah.
Feryâd, ciğerparem için binlerce feryâd!
Binerek hayvanıma ararım, hâlim olsa da berbâd.
Ben ve bineğim bilmeyiz ne usanmak ne bıkmak.
İhtimalken oğlum bulunup karşıma çıkmak.
Ne kadar ümid insanı aldatsa da o fânidir nihâyet,
Oğullarım! Kays, Amr, Yezîd, Cebel;
Zeyd’im size emânet.
(devam edecek)
HADÎS-İ ŞERÎF;
Üç oğlu olup da, birine benim adımı vermeyen, cahillik etmiş olur. (Taberani)
KENDİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR - 1
BENİ SARSAN GERÇEK!
- Merhaba delikanlı, oturabilir miyim...
- Tabii amca...
- Seni uzaktan çok düşünceli gördüm... Bir derdi var bu gencin dedim... Rahatsızlık vermedim ya...
- Yok amca... Kimse bana kendim kadar rahatsızlık veremez...
....
Bu çay ocağını yeni bulmuştu. Birkaç haftadır bu tarihî mekânda, çevresindeki yeşillikler içinde az da olsa huzur buluyordu... Düşünceliydi. Hayatın daha bu genç yaşta onu yorduğunu hissediyordu...
Fakat nasıl dalıp gittiyse bu yaşlı adam onu fark etmiş, belki de acımış ve yanına gelmişti...
Önce bir sessizlik oldu... Sonra yaşlı adam yeniden söze girdi...
- Evlat derdini söylemeyen derman bulamaz... Belki bir yardımım dokunur. Anlatmak ister misin...
- Sağ ol amca. Sizin de olmadık şeylerle kafanızı şişirmeyeyim...
- Ben zaten sohbet edecek bir dost arıyorum. Bu yaşa geldim. Vaktim bol evlat. Fakat seni zorlamayayım. Belki dertleşmek istersin diye söyledim.
...
Yaşlı adam çok içten söylemişti bu sözleri. Genç zaten patlayacak gibiydi.
- Yapamıyorum amca... Şu toplumda yaşananları gördükçe nasıl ayak uyduracağım diyorum! Beni bekleyen bir hayat var. Yapmam gerekenler var. Sorumluluklarım var. Geçinmem gerekiyor. Baş edemeyeceğim diye korkuyorum.
- ...
- İnsanlar samimi değil. Maske takıyorlar. Daha korkuncu ben de maske takıyorum. Yoksa onların arasında yerim kalmaz. Kimsenin yüzüne gülemiyorsun. Bunu hemen kullanıyorlar. Bir arkadaşım vardı. Uzun yıllar, çocukluğumdan beri tanışırdık. Geçen gün bir olay oldu, bir anda acımasızca ters döndü... Samimiyetimi kullandığını anladım. Meğer benimle menfaati gereği arkadaşlık yapıyormuş. Bir güzel samimiyet rolü yapmış...
- Bu çok yaralayıcıdır.
- Evet. Böyle olunca da. ‘Samimiyet senin neyine, kullanıldın işte’ diye yedim kendi kendimi. O hâlde maske takmaya mecburdum.
- Sonra ne oldu!
- Bir gerçekle sarsıldım. Ben böyle isem yanımdaki arkadaşlarım da benim gibi olabilir mi? Yani maske takıyor olabilirler mi dedim. O hâlde onlara nasıl güveneceğim! Sonra onları gözlemlemeye başladım. Baktım ki bazı küçük fedakârlıklar yapıp göz boyuyorlar. Sonra daha büyük kazançları için o iyilik yaptıkları insanları kullanıyorlar. Meğerse o iyilikleri bir çeşit yatırımmış! Çıldıracak gibi oldum... Bu size anlattığım içimde kopan fırtınalardan sadece bir tanesi.
- Başka fırtınaların da var o hâlde...
- İnanın Pasifik gibi!..
(devam edecek)
GÜNÜN SOHBETİ: EHLİ SÜNNET BÜYÜKLERİ
GARİPLERE MERHAMET
➱ Kimseye faydası olmayan, kimseden faydalanamaz.
➱ Birkaç günlük zamanı büyük nimet bilerek, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmaya çalışmalıdır.
➱ Bütün işlerin neticesinin sıhhatli ve faydalı olabilmesi için, iki şart vardır:
Sabır ve ihlas.
➱ İnsanoğlunu şu iki şey mahvetmiştir: İzzet arzusu, fakirlik korkusu.
➱ Allahü teâlâ, bir mümin kulunun dilini, özür dilemek için açtığı zaman, peşinden de, af ve mağfiret kapısını açar.
➱ Şöhreti seven kimse, Allahü teâlâdan korkmaz.
ÇOCUKLARI SEVİNDİRİNİZ
➱ Nice sevinçler vardır ki, sonları keder; nice hüzünler vardır ki, sonları kurtuluştur.
➱ Bir mümin kardeşini, sabahtan akşama kadar incitmeyen kimse, o gün akşama kadar Peygamber Efendimizle yaşamış olur.
➱ Küçük çocukları seviniz, başlarını okşayınız! Onları sevindiriniz ki; Peygamber Efendimizin emrini yerine getirmiş olasınız!
➱ Nerede olursanız olun, ne yaparsanız yapın, Allahü teâlâ sizi görür. Onun için, yasaklanan yerlerde değil, emredilen yerlerde bulunun!
➱ İnsanlar, isteklerine karşı çıkılmadıkça, bulundukları ahlâk üzere halim selimdirler. Karşı çıkılınca, hemen kötü ahlâklı kesiliverirler.
➱ Ömürlerini gaflet içinde geçiren, kulluk vazifesini yapmayıp, ibadetten mahrum kalan asi insanların hâllerine çok acınır.
➱ Günahlara tevbe etmeyi geciktirmek, Allahü teâlâya karşı kibirli olmaktır.
➱ Akıllı kimse hayrı gördüğünde ona tâbi olan, şerri gördüğünde ondan kaçınan kimsedir.
➱ Gariplere merhamet etmek, Resûlullah’ın sünnetidir. Nerede bir garip görsen, ona olan merhametinden dolayı gözyaşların akmalıdır.
PEŞİNDEN GECE GELMEYECEK GÜN
➱ Allahü teâlâdan uzaklaşan kimse, bâtıl yollara sapar.
➱ Güzel ahlâk, Allahü teâlânın takdirine razı olmaktır.
➱ Günahlar gaflet getirir. Gaflet ise, kalbin katılaşmasına sebep olur. Kalbin katılaşması, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştırır. Allahü teâlâdan uzaklık ise, Cehenneme götürür.
➱ Her denizin kenarı, sonu, her günün gecesi vardır. Peşinden gece gelmeyecek gün, kıyamet günüdür.
➱ Edep iki kısımdır: Kalbi temizlemek, uzuvları kötülük yapmaktan ve günah işlemekten korumaktır.
ESHAB-I KİRAM
EBÛ BEKR-İ SIDDÎK (RADIYALLAHÜ ANH) HAZRETLERİNİN KIYMETİ: PEYGAMBER KATINDA EN SEVGİLİ O
Resûlullah “aleyhisselâm” hazretleri buyurdular: Bize her nimeti veren ve iyilik eden kimseye karşılığını verdik. Ebû Bekr’in iyilik ve ikramının karşılığını veremedik. Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretleri kıyamette ona karşılığını verir. Ebû Bekr’in malının fayda verdiği gibi, bir kimsenin malı bana fayda vermedi. Eğer ben halil [dost] ittihâz edici olsa idim [edinse idim], Ebû Bekr’i dost edinirdim. Lakin bilmiş olun, sizin sahibiniz, Allahü teâlâ hazretlerinin dostudur.
Hazret-i Ömer “radıyallahü anh” buyurdular ki, Ebû Bekr bizim seyyidimiz, hayırlımızdır ki, Habîb-i Ekrem hazretlerine cümlemizden sevgilidir.
ZAMANE MÂNİLERİ
Hoş gelmişsin oruç ayı
Sevaptan alalım payı
İftar vakti yaklaşıyor
Ocağa koyalım çayı
BULMACA
Yine geldi, gözler aydın
Sultanıdır o ayların
Cevap: Ramazan
HULKİ ABİ
ADNAN ŞAHİN'DEN RAMAZAN SOFRASI
LEBENİYE ÇORBASI
MALZEMELER
2 yemek kaşığı pirinç
1 su bardağı haşlanmış nohut
1, 5 su bardağı yoğurt
1,5 yemek kaşığı un
Yarım limon suyu
6 su bardağı su, tuz
Üzeri için;
200 g kıyma
1 adet soğan, tuz
½ çay kaşığı karabiber
2 yemek kaşığı tereyağı
1 tatlı kaşığı nane
HAZIRLANIŞI
İlk olarak pirinç bir su bardağı suda pişirilir. Yumuşayınca beş bardak su ile kaynatılır. Nohutları ilave edilir. Bir kâsede un, yoğurt ve limon suyu çırpılır. Çorbadan bir kepçe kâseye alınarak karıştırılır. Bu karışım da çorbanın üzerine yavaşça dökülür ve hızlıca karıştırılır. Bir kıyma, soğan, tuz ve karabiber yoğrularak nohut büyüklüğünde toplar elde edilir. Tereyağında her tarafı eşit şekilde kızartılan köftelere nane eklenir ve pişen çorbayla buluşturulur.
ŞEHZADE KEBABI
MALZEMELER
1 kg kuşbaşı dana eti
4 adet patlıcan
2 yemek kaşığı sıvı yağ
1 adet soğan
4 adet yeşil biber
3 diş sarımsak
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı pul biber
Tuz
1 yemek kaşığı domates salçası
2 su bardağı et suyu
Üzeri için;
2 adet domates
Soğan
Biber
HAZIRLANIŞI
Kuşbaşı dana eti düdüklüye alınır, üzerini geçecek kadar su eklenir. Kapak açık kaynatılıp köpüğü alınır. Kapak kapatılır; buhar çıkınca düğme indirilir, kısık ateşte 8-10 dakika pişirilir. Küp doğranan patlıcanlar tuzlu suda bekletilir. Et süzülür. Patlıcanlar kurulanıp kızartılır.
Soğan pembeleşene kadar kavrulur, biber ve sarımsak eklenir, baharatlanır. Etle karıştırılır. Toprak kaba patlıcanlar yerleştirilir, üzerine etli harç konur. Domates ve biberle süslenerek sos gezdirilir. 190 derecede yaklaşık 30 dakika pişirilir.
HAŞHAŞLI REVANİ
Keki için;
3 adet yumurta
1 su bardağı toz şeker
1 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı süt
1 su bardağı irmik
1 su bardağı un
1 paket vanilin
1 paket kabartma tozu
1 su bardağı mavi haşhaş
Şerbeti için:
1,5 su bardağı toz şeker
3 su bardağı su
Birkaç damla limon suyu
Bir paket krem şanti
1 su bardağı soğuk süt
HAZIRLANIŞI
Yumurta ve şeker köpük köpük olana kadar çırpılır. Sıvı yağ ve sütü eklenerek karıştırılır. İrmik, un, vanilin, kabartma tozu ve haşhaş konulup çırpılır. Yağlanan borcama dökülüp 180 derece ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar pişirilir. Su ve şeker kaynatılarak şerbet hazırlanır. Kaynamaya başladıktan sonra limon suyu damlatılıp beş dakika daha kaynatılıp ocaktan alınır. İlk sıcaklığı çıkan tatlının üzerine ılık şerbet dökülür. Şerbeti tamamen çekince krem şanti yayılır.
